Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: ZULÜM  (Okunma Sayısı 302 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7654



« : Eylül 21, 2008, 06:50:12 ÖS »



            http://img88.imageshack.us/img88/8589/oan17on.jpg
ZULÜM







Kavram Olarak Zulüm
 

'Nûr' maddesinde geçtiği gibi, (c.c.) mutlak olan tek varlıktır. Varlığın ve ışığın kaynağıdır. Nûr bir anlamda varlığı, zulmet (karanlık) ise yokluğu temsil ederler. Nûr (ışık) görmeyi sağlar, yolları aydınlatır, eşyanın nasıl olduğunu anlamamızı temin eder. Karanlık ise bunun karşıtıdır. Karanlık (zulmet) hem yokluktur, hem korkudur. Zulmet insanların yollarını şaşırmalarına sebep olur, karanlıkta onlar ne yapacaklarını bilemezler, karanlık içinde sağa sola yalpa yapıp dururlar.

(c.c.) insanları doğru yola (hidayete) sevketmek için gönderdiği Din’e, ‘Nûr’ (9/Tevbe, 32), bu Din’in kitabı olan Kur’an’a da yine ‘Nûr’ demektedir (5/Mâide, 44-46). Böylece ‘nûr’ İslâm’ın sembolü, ‘zulmet’ ise İslâm’ın dışındaki inançların sembolüdür. Bu bakımdan Kur'an, Tevhid Dinini anlatmak üzere 'nûr' kelimesini devamlı tekil, bâtıl dinleri anlatırken de sürekli olarak 'zulmet' kelimesini 'zulumât-karanlıklar' şeklinde çoğul olarak kullanmaktadır. (Bakınız: Nûr)

Zulüm,  yapısı gereği karanlıkları ifade eder. Bu karanlıklar, inkâr, şirk, isyan gibi şeyler olduğu gibi; haksızlık, işkence ve tecavüz de olabilir. Bunların her biri karanlık gibidir, hakkın yerine konulmamasıdır; aydınlık gibi insana rahatlık veren bir şey değildir.

İnsanların uydurduğu dinler ise karanlıktır, tümüyle zulmet’tir. Bu dinleri icat edenler ve bu bâtıl dinlere uyanlar, devamlı karanlık içerisinde oldukları için, bocalar dururlar, yanlış yollarını bir türlü düzeltemezler.

'ın Dininin ışıklarıyla yola çıkanlar ve bu nûru bir iman ve kimlik olarak kuşananlar, yokluktan ve hayal karanlıklarından gerçeğin aydınlıklarına çıkarlar.

(cc), kendisini 'velî-dost' seçen mü'minleri işte bu zulumâttan (karanlıklardan) nûra (gerçek aydınlığa) çıkarır. İnkârcıların dostu (velîsi) olan tâğut ise, onları nûrdan zulumâta alıp götürür (2/Bakara, 257. Ayrıca bak. 5/Mâide, 16; 14/İbrâhim, 5).
« Son Düzenleme: Eylül 21, 2008, 08:40:34 ÖS Gönderen: egeli » Logged

Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7654



« Yanıtla #1 : Eylül 21, 2008, 06:51:42 ÖS »




                              http://asb7.sitemynet.com/mynet_resimlerim/zulum.jpg
ZULÜM








'ın âyetlerini yalanlayanlar zulumât içerisinde kalmış sağır ve dilsizlerdir (6/En'âm, 39).

Zulumât ile nûr arasındaki fark çok açıktır ve nettir. 'tan gelen hak ile, insanların ona karşılık uydurdukları hayaller bir olmaz.

"Körle gören, yahut karanlıklar (zulumât) ile aydınlık (nûr) bir olur mu?" (13/Ra'd, 16; 35/Fâtır, 20).

Dilleriyle 'inandık' dedikleri halde, kalpleriyle inanmayan, 'ı ve mü'minleri kandırmak isteyen hasta ruhu münâfıkların hali, ateş yakmak isteyen, ama karanlıkta kalan kimsenin durumu gibidir. Karanlıktan aydınlığa çıkmak isterler, ancak ateşleri sönüverince karanlıkta kalırlar. Sonra da o karanlıkta yollarını şaşırırlar, ne yapacaklarını bilemezler, sağa sola çarpar dururlar (2/Bakara, 17-18).

İnsanlara Kitab'ın (Kur'an'ın) gönderilme sebebi, onları zulumâttan nûra çıkarmak içindir (14/İbrâhim, 12; 57/Hadîd, 9). (cc), mü'minleri zulumâttan nûra çıkarmak için onlara rahmet etmekte, melekler onlar için duâ etmektedirler (33/Ahzâb, 43).

Peygamberimizin elçi olarak gönderilme sebebi de budur.
« Son Düzenleme: Eylül 21, 2008, 08:41:50 ÖS Gönderen: egeli » Logged

Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7654



« Yanıtla #2 : Eylül 21, 2008, 06:53:24 ÖS »


            http://img1.blogcu.com/images/i/n/s/insanliginibul/aclik_.gif
ZULÜM








İman edip sâlih amellerde bulunanları karanlıklardan nûra çıkarması için 'ın apaçık âyetlerini size okuyan bir peygamber de gönderdik..." (65/Talâk, 11)

'Zulüm', böylesine karanlık olan yolu, gidişi, anlayışı benimsemektir. 'a ait ilâhlık hakkını başkasına vermektir. Haklının hakkını vermeyip, ona haksızlık yapmaktır. Sapıklığı, isyanı, nefse uyup da azmayı seçmedir. Eldeki servet ve iktidarla şımarıp insanlara baskı uygulamak, onların haklarına ve hürriyetlerine tecâvüz etmektir.       

Zulüm, hakkı yerli yerine koymamak, yer ve zaman, nitelik ve nicelik olarak yanlışlık yapmak ve sapkınlığa düşmek, az veya çok tecâvüzde bulunmaktır. Bu anlamda zulmün karşıtı adâlettir. Adâlet ise, her şeyi yerli yerine koymak, her şeyi yerli yerinde yapmak demektir. (bakınız: Adâlet)

Zulüm, varlık düzeninde bozulmaya  yol açan faaliyettir. Bu bozulmayı da insan yapmaktadır. Toplum ve kâinat dengesini, insan eliyle meydana getirilen zulüm bozmaktadır. ’ın emanetini yüklenen insan, bunun gereğini yerine getirmediği için zâlim ve cahildir (33/Ahzâb,  72). Halbuki o emanet, dengeleri kuran, insana doğru yolu gösteren, insanın uyması gereken ilâhî kurallardır. İnsan, o emaneti yerine getirmediği için, önünü aydınlatan nûr’u ve emin (güvenilir) olma özelliğini kaybeder. Böylece karanlığa yol açtığı ve hakkı yerine getirmediği için zâlim, emanetin gereğini ve kıymetini bilmediği için de câhil olur.
  KAVRAMLAR ANSİKLOPEDİSİ 
« Son Düzenleme: Eylül 21, 2008, 08:46:25 ÖS Gönderen: egeli » Logged

Faruk
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : Eylül 21, 2008, 08:49:41 ÖS »

ZULÜM

Yeryüzündeki her çeşit zulme ve her tipteki zâlimlere karşı çıkmak, İslam Dini’nin en önemli emirlerinden biridir. İslam’ın hâkim olması için de tüm zâlimlere isyan edilmesi şarttır. Bunu gerçekleştirmek için, önce zulüm ve zâlim kavramlarının iyi bilinmesi gerekir.
Zulüm denilince çoğumuzun aklına sadece haksızlık, eziyet, işkence ve benzeri fizikî yaptırımlar gelir. Dilimize Arapça’dan giren bu kelimenin esas anlamlarını en güzel Arapça ile yazılmış Kur’an- Kerim’de buluruz. Dinimizde ve dilimizde bu kelimenin esas anlamı: “Bir şeyi (veya bir hakkı) kendi yerinden başka bir yere koymaktır.” Yani, hak edenin hakkını vermemek, haksıza hak etmediği bir şeyi vermektir. ’ın koyduğu sınırı, haddi tecavüz etmek, tayin ettiği sınırın dışına taşmak zulümdür. İslamî ıstılahta; bir eşyayı veya olayı, şer’î hükmünden başka bir şekilde değerlendirmeye zulüm denir.
Kur’an’da “zulüm”, hepimizin bildiği eziyet, işkence ve haksızlık yanında, esas olarak bu açıkladığımız anlamıyla kullanılır. Bu yüzden;
’ın koyduğu sınırı (hududu) aşanlar zâlimdir.” (Bakara, 229)
’ın yasakladıklarını yaparak, insanlar kendi (nefis)lerine zulmederler.” (Bakara, 35, 131)
“Kâfirleri dost edinmek zulüm; onları dost edinenler zâlimdir.” (Tevbe,  23)  Çünkü,
“Kâfirler (in tümü) zâlimdir.” (Bakara, 254)
“Şirk en büyük zulümdür.” (Lokman, 13)
’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler, zâlimlerin ta kendileridir.” (Maide, 45)
Rasül-i Ekrem (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Zulüm üç türlüdür. Bir zulüm vardır ki, onu affetmez. Bir zulüm vardır ki, onu affeder. Bir zulüm vardır ki, onun mutlaka hesabını sorar. ’ın affetmediği zulüm şirktir. Çünkü ‘şirk, büyük bir zulümdür’ (Lokman, 13) buyurmuştur. ’ın affedeceği zulüm; kulların kendi nefislerine karşı işlediği zulümdür. Rableri ile kendi aralarındaki işlerde (emre itaat ve yasaklardan kaçınmak noktasında) yaptıkları hatalardı.
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: