cengiz_sarsmaz
Burada

Karma: 1
Online
Mesaj Sayısı: 97
|
 |
« : Aralık 03, 2011, 12:18:33 ÖÖ » |
|
http://www.2shared.com/audio/g2C91ain/YUNUS_SURES_74-75_MUSA_AS_VE_H.htmlSESLİ ÇALIŞMA ÜSTTEKİ LİNKTEDİR. Evet yine tarihten bir kesit, tarihe ait bir yorumlara, tarihten bir haber geliyor. Musâ (a.s) ve kardeşi Harun (a.s)’ın ’ın âyetleriyle Firavuna ve Melesine gönderilişi anlatılıyor. Firavuna ve onun Melesine, Firavuna ve onun kullarına, ’ın rubûbiyetini reddederek Fi-ravunun Rabliğini kabullenmiş toplumuna ’ın iki elçisini gönderişi anlatılıyor. ’a karşı, ’ın rubûbiyetine ve ulûhiyetine karşı gönderdiği hayat programına karşı müstekbir davrandılar, eyvallahsız davrandılar ve gerçekten mücrim bir toplum oldular. Peki acaba bu zavallıların Rab’lerine karşı, Rab’lerinin hayatlarına karışmasına karşı, Rab’lerinin kendilerine gönderdiği elçilerine karşı kibirlenip müstekbir davranmalarının sebebi neydi? Nereden alıyorlardı bu gücü? Topluma egemen olan biziz, bize itaat etmek zo-rundasınız, bizi dinlemek, bizim yasalarımızı uygulamak zorundasınız, tanrı biziz, rab biziz, ilâh biziz derken neye dayanıyorlardı bu adam-lar? Dayandıkları, güvendikleri şuydu. Şu anda bu topluma egemen konumda olan bizleriz. Ekonomik ve siyasal yönden hakim konumda olan bizleriz. Herkes bizi dinliyor, herkes bize itaat ediyor. Musâ ve Harun da bizim egemen olduğumuz toplumun üyelerinden ve üstelik bizim ekmeğimizi yemiş, bizim elimizde büyümüş, bizim okullarımızda yetişmiş, bizim yönetimimiz altında yetişmiş birer ferttirler. Bize muhtaç olan birilerine biz nasıl ittiba ederiz? Bizim kölelerimizin içinden çıkan bu insanlara nasıl tâbi olabiliriz? diyorlar ve kibirleniyorlardı. Kibirlenmeleri imanlarına engel oluyordu. Halbuki dün aynı ülkede egemen olanlar Yakub (a.s)’ın çocuklarıydı. Firavun oğullarından önce Mısırda egemen olanlar İsrâil oğullarıydı. Hep egemen olarak kendilerinin kalacağını ve müslümanların hep köle olarak yaratıldıklarını zannediyor ve aldanıyorlardı. Sanki kö-lelik müslümanların değişmez alınyazılarıydı. Halbuki yeryüzünde bu ’ın bir yasasıydı. İmtihan gereği dün Mısıra hakim olan ve tarihinde Mısıra en mutlu günlerini yaşatan Müslümanlar şimdi güçlü Fi-ravun oğullarının egemenliği altında köle bir konuma düşürülmüşlerdi. Ama devran dönecek orada mülkün sahibi olan ve dilediklerine mülkü veren, dilediklerinden onu alan, dilediklerini azîz eden, dilediklerini zelil etme gücüne sahip olan Müslümanlara güç kuvvet verecek ve tekrar Firavun oğullarına galip bir konuma getirecek ve Firavunlar Müslümanlar karşısında ezileceklerdi. Bu ’ın yeryüzünde değişmez yasasıydı. Tarih boyunca bu hep böyle olmuştur. Ama Firavunlar bunu bilmezler. ’ı tanımayan kâfirler ’ın bu yasasından gafildirler. Şu anda topluma egemen ya, şu anda elinde silahı var ya, elinde güç kuvvet var ya ve üstelik kendisinde olanlar Müslümanın elinde yok ya, kâfir buna aldanmaktadır. Müslümanın elinde bıçak bile yokken, Müslümana terk-i silah ettirip, her türlü silahtan yoksun bırakıp kendisinin her türlü teknolojik güce sahip olması, siyasal ve ekonomik güce, askeri güce sahip olması, her türlü imha silahlarına sahip olması kâfiri aldatmakta ve müstekbir davranmaya sevk etmektedir. Madem ki güç bende, madem ki egemenlik bende, o halde benim istediğim gibi hareket edeceksiniz, benim istediğim gibi giyinip soyunacak, benim istediğim gibi bir hayat yaşayacaksınız, değilse size hayat hakkı tanımıyorum diyebilmektedir. Ama bir gün böyle diyen kişinin ya da kişilerin karşısına bir Musâ çıkıyor, bir Musâ gönderiyor ve Onun aracılığıyla bu insanları tanrılık taslamaktan vazgeçip kendisine kul olmaya çağırıyor. Gelin Müslüman olun ve kurtulun, değilse sonunuz geldi diyor. Kendiniz tanrılıktan vazgeçip yaratıcınıza, gerçek egemen olan Rabbinize teslim olduğunuz gibi benim Müslüman kullarımdan da elinizi çekin. Benim kullarıma tanrılık taslamaktan, zorla onları bana kulluktan, benim yasalarıma itaatten çıkarıp kendinize, kendi yasalarınıza kul, köle yapmaktan elinizi çekin. ’ın kutlu elçileri bu şekilde Rab’lerinin mesajıyla gelince alçaklar şaşırıp, apışıp kaldılar
|