Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: İSLAMİ CİHAD NEDİR ?  (Okunma Sayısı 1394 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Faruk
Ziyaretçi
« : Eylül 14, 2008, 06:51:01 ÖÖ »

http://e8.img.v4.skyrock.net/e81/akdeniz69/pics/566289058_small.jpg
İSLAMİ CİHAD NEDİR ?


CİHAD

Cihad; Anlam ve Mâhiyeti ( 1 İNCİ BÖLÜMDÜR)

Cihâd: ‘Cehd’ veya ‘cühd’ kökünden türeyen ‘cihâd’, Kur’an’ın anahtar kavramlarından biridir. Cihad kelimesi Kur’an’da farklı formlarda kırk bir yerde geçmektedir.
Cehd veya cühd, kararlı ve şuurlu bir şekilde gayret etmek, zorluklara karşı çaba göstermek, çalışmak gibi anlamlara gelir.
Aynı kökten türeyen ‘cihad veya mücâhede’ sözlükte, düşmanın saldırısına karşı koymak üzere elinden geleni yapmak, bütün gayreti harcamak demektir.
Bu düşmanın insanın içinde veya dışında olması farketmez. Mü’min, kendine zarar vermek üzere saldıran düşmanlarına karşı koymaya çalışır, onların zararlarını uzaklaştırmada gayretli olur.
Mü’minlerin kararlı ve şuurlu çabalarının bedenle yapılanına ‘cihad’, ruhsal olanına ‘mücâhede’, fikir ve İslâmî ilimlerde yapılanına da ‘ictihad’ denilir.
yolunda gayret göstermek, çaba sarfetmek” anlamlarına gelen ‘cihad’, her üç mânâyı da içerisine almaktadır. yolunda yapılan bütün çalışmalar, ’ın adı yükselsin diye gösterilen gayretler, O’nun dini İslâm’ı savunmak için ortaya konan çabalar tümüyle ‘cihad’ diye nitelendirilir. Bununla birlikte; bedeniyle, organlarıyla, malıyla cihad edene veya mânevî yönünü olgunlaştırmak için çaba sarfedene ‘câhid’ ve ‘mücâhid’, İslâmî hükümleri ortaya koymak için gayret edene de ‘müctehid’ denilmektedir.
Mü’minin, tarafından kendisine emânet olarak verilen bedeni, malı ve zihinsel imkânları yolunda harcaması, İslâm yolunda kullanması cihaddır.
Kelimenin sözlük anlamından da anlaşıldığı gibi ‘cihad’ bir saldırı değil, olabilecek bir saldırıya karşı yapılan bir savunmadır. Bu saldırıyı savabilmek üzere çaba göstermek, çalışmaktır. O bir anlamda insanın mutluluğuna giden yoldaki engelleri kaldırmaktır. Kur’an, “cihad” kavramı ile fiilî savaş olan “kital” kavramını ayrı ayrı kullanmaktadır.[1]


 

[1] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 110-111. Ahmet Kalkan, İslam Akaidi: 332-333. Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

Cihadın Amacı ve Kapsamı: (2.ci bölümdür)

Cihadın gâyesi, toplumdaki fitneyi kaldırmak, zulümleri önlemek, insanlara ’ın adını ulaştırabilmektir. Hak bayrağını yüceltmektir. İnsanları baskılardan ve zulümlerden kurtarmaktır. İslâm ile insanların arasındaki engelleri ortadan kaldırmaktır. Onların rahat bir şekilde İslâm’ı tanımalarına fırsat vermektir.
İslâm savaş realitesini göz ardı etmez. Çünkü savaşın tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Savaş bazen arzu edilmese de kaçınılmaz olur. Müslümanlar asla mal toplamak, toprak ele geçirmek, insanlara hükmetmek, onlara karşı büyüklük taslamak, onları öldürmek, zenginliklerini yağmalamak, insanlardan intikam almak için cihad etmezler. Bunların hiçbiri İslâm’da yoktur. İslâm, savaşı, ekonomik, sosyal ve siyasal hegemonya aracı olmaktan kurtararak insanî hedeflerin gerçekleşmesinde, gerektiği zaman başvurulacak bir metod olarak kabul eder. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da şudur: Başkalarının savaşları özünde profandır. O harpler dünyalık amaçlar uğrunda yapılırken, İslâm’ın cihadı rızâsı için yapılır ve özünde âhirete âit boyut vardır.
Bu anlamda cihad, bir ibâdettir. Çünkü cihad İslâm’ı, yani ’ın insanlar için seçtiği iki dünya saâdetini insanlara taşıma çalışmasıdır. İnsanları zulmün ve tuğyânın karanlıklarından, İslâm’ın aydınlığına bir dâvettir. İnsanlara o nûru ulaştırma faâliyetidir. Bu nedenle cihada bir ‘yürek fethi’ gayreti de denilir. Yani karanlıkta kalan insanların gönüllerini  İslâm’a ve onun güzelliklerine açma çabası.
İslâm dâvetinin amacı insanlardan bazılarının diğerleri üzerinde rableşmesini önlemek, hakların sahiplerine ulaşmasını sağlamak ve onları  huzura, mutluluğa ulaştırmaktır. Ancak bazen insanla bu mutluluk arasına maddî veya mânevî engeller girebilir. Bu engeller kimi zaman fiziksel, kimi zaman düşünsel; bazen bireysel, bazen toplumsal, bazen de kurumsal olabilir. Bu engeller kimi zaman resmî odaklar tarafından tezgâhlanabilir.
Günümüzde insanlık, mesâfelerin ve yerleşim alanlarının yakınlığına, iletişimin son derece artmasına rağmen, bir iletişimsizliği, bir yalnızlığı yaşıyor. Aynı mahalleyi, aynı apartmanı, hatta aynı mekânı paylaşan kişiler arasında bile bir yabancılık söz konusu. Yürekler arasındaki bağlar ve ünsiyet azaldı. Onun yerine kalın duvarlar örüldü.
Cihad faâliyeti, saâdetin ta kendisi olan İslâm’la insanlar arasına, giderek yürekler arasına konulan engelleri, örülen duvarları ortadan kaldırma çalışmasıdır. İnsanları kendi gerçekleriyle, Rablerinden gelen hakla ve bunun sonucu iki dünya mutluluğu ile buluşturma, insanların yüreklerini İlâhî güzelliklere açma gayretidir. Müslümanlar cihad faâliyeti ile insanlığın eskimez değerleri olan İslâm’ın güzelliklerini insanlara, yine onun dilini kullanarak taşırlar. Onlar İslâm’ın getirdiği mutluluğu fiilen tadarak, başka yüreklere de bu dâvâyı götürmek isterler. Bu çalışmayı yapanlar insanı ‘’ın indirdiği bir âyet-kitap’ olarak değerlendirirler. Onların da ‘vahy-i metluv -okunan vahiy-’ olan Kur’an’la buluşmaları için çalışırlar.[1]
Görüldüğü gibi cihadın kapsamı ve hedefi bazılarının sandığı gibi ne saldırı ne de savaştır. Ancak yeri gelince dış düşmana karşı fiilî cihad dediğimiz ‘kıtâl/savaş’ gündeme gelir. Müslümanlara yapılan saldırılara cevap vermek, zâlimlerin zararlarına engel olmak; İslâm’a inananların hem hakkı hem de görevidir. Cihad faâliyeti aynı zamanda insanların kendi istekleriyle müslüman olmalarını sağlayacak bir ortamı da hazırlar.
Kur’an-ı Kerim, cihad ve savaş kavramlarını tamamen “ yolunda cihad” (fî sebîlillâh) şeklinde kullanmaktadır. Öyleyse rızâsının dışına çıkan bir savaş İslâm’ın emrettiği cihad değildir.
Hz. Muhammed (s.a.s.)’in bütün peygamberlik hayatı, bir cihad faâliyetidir. Çünkü onun görevi bir peygamber olarak insanlara ’ın dinini tebliğ etmek, insanların İslâm ile iki dünya saâdetine kavuşmalarını sağlamaktı. Onun bu uğurdaki çabası, gayreti, çektiği sıkıntılar, hedefi ve beklentileri; cihad ibâdetinin boyutlarını gösterir.
Ancak “canla cihad/kıtâl”, İslâm tarihinde ilk defa Peygamberimizin ve müslümanların Medine’ye hicret edip bir toplum ve devlet kurmalarından sonra farz oldu. Bilindiği gibi Mekkeliler, müslümanları İslâm’dan döndürmek için her yolu denediler, başaramayınca onları Mekke’den sürüp çıkardılar. Bununla da kalmayıp onları Medine’de de öldürmek, yok etmek için ordular hazırladılar. Böyle bir ortamda müslümanlara kendilerini savunmak için ‘kıtâl-savaş’ izni verildi. Nefisle/canla cihadın müslümanlara farz kılınış şekli, cihad anlayışını ortaya koymaktadır. Bu konuyu yanlış anlamak isteyenlere de net bir cevap vermektedir.[2]
Müslümanlar savaş istemezler. Ama kendilerine saldırı olursa sabırla direnirler, mallarıyla ve canlarıyla yolunda çaba gösterirler. [3]

 

[1] M. İslamoğlu, Yürek Fethi,  s: 36-43.
[2] Tevbe: 9/12-13; Bakara: 2/216; Hacc: 22/39.
[3] Bakara; 2/190-192; Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 112-114. Ahmet Kalkan, İslam Akaidi: 334-336. Ahmet Kalkan, Kur’an

Cihad Saldırı mıdır? (3.CÜ BÖLÜMDÜR)

İslâm’ın yanlış anlaşılan emirlerinden biri de cihaddır. Özellikle Batılı araştırmacılar cihadın bir saldırı olduğunu, İslâm’ın bu saldırı yoluyla yayıldığını, müslümanların saldırı anlamındaki cihad emrine uyarak başka ülkeleri işgal ettiklerini ısrarlı bir şekilde iddiâ ederler. Müslümanlar sözkonusu olunca, yerli-yersiz ve doğru-yanlış tezler ileri süren Batılılar “cihad”ın müslümanlar tarafından saldırı amacıyla kullanıldığını ve bunu da “holy war” yani “kutsal savaş” şeklinde anladıklarını ileri sürerler.
Cihadın anlamı ve işleyiş şekli yakından incelense, cihada izin verilen şartlara yeniden bakılsa, durumun iddiâ edildiği gibi olmadığı görülecektir. Cihad kavramının karşılığı ‘savaş’ kelimesi değildir. Çünkü ‘cihad’la savaş sözcüğü arasında hem nitelik hem de nicelik farkı vardır. Savaş, salt askerî harekât olup güce dayanır. ‘Cihad’ ise askerî operasyon da dâhil  İlâhî hedefler uğruna gösterilen bütün çabaları içerisine alır. Bu demektir ki cihad; kutsal bir gâye uğruna ortaya konulan her türlü fikrî, fiilî ve kalbî çalışmanın ortak adıdır.
İslâm’a göre; “dinde zorlama yoktur” (Bakara: 2/256). Yani insanlar diledikleri dini seçebilirler. İnandıkları din ne kadar yanlış ve saçma olsa bile, bu konuda zorlama söz konusu olamaz. Çünkü inanma bir gönül işidir. Bir şeyin doğruluğu ve hak oluşu ancak akıl ve kalp ile kabul edilir; silâh zoruyla kimseye bir şey sevdirilemez. Üstelik, (c.c.) insanlara irâde hürriyeti vermiştir. Onlar, hak ile bâtıl arasında seçim yapma hakkına sahiptirler. Bu seçimlerinin sonucu tamamen kendilerini ilgilendirir. Herkes neticesine katlanmak şartıyla bâtılı da seçebilir; kişilerin cehenneme gitme tercih ve özgürlüğü de vardır.
Ancak, bazı insanlar kendi halinde bir din seçmekle kalmayıp başkalarına zorla kendi dinlerini benimsetmeye çalışırlar. Kimileri, insanlar üzerinde hâkimiyet kurmak ister. Kimileri İslâm’ın dâvetinin önünü kesmeye, insanların İslâm’a ulaşmasını engellemeye çalışırlar. Kurdukları tuzak ve düzenlerle insanları kandırmaya, hak yoldan saptırmaya, ’ın indirdiklerini bırakıp zulümle yönetmeye, halkın gönüllerini işgal etmeye çaba gösterirler. Bazıları da, müslümanlara ve onların yaşadıkları yerlere saldırıp topraklarını işgal etmek, insanlarını yönetimleri altına almak isterler. İşte bu gibi durumlarda “cihad” gündeme gelmektedir.
Müslümanlara veya onların yaşadıkları topraklara düşmanları saldırdığı zaman, müslümanlar sessiz mi kalsın? ’ın dinine hakaret edilirken, insanlar zorla veya hile ile İslâm’dan uzaklaştırılırken; müslümanlar hiç bir şey yapmasın mı? Birtakım zâlimler, halka, zayıf bırakılmışlara zulmederken, müslümanlar başlarını kuma mı gömsünler? Güçlüler ve zenginler yeryüzüne istedikleri gibi yön versinler, fitneyi artırsınlar, insanları sömürsünler, onların zenginliklerini yağmalasınlar ama müslümanlar aldırmasınlar mı? ’a kul olmak isteyen nice iyi niyetli insanın önüne şeytanî tuzaklar kurulsun da, müslümanlar kıllarını kıpırdatmasınlar, bu doğru olur mu?
Kaldı ki cihad yalnızca mü’minlerin dış düşmana karşı yaptıkları bir savunma değildir. Cihad, aynı zamanda kişinin kendi nefsinin kötü isteklerine karşı direnmesi, İblisin kandırmalarına karşı koymasıdır. Bu ise mü’minin hayatı boyunca yapması gereken bir ‘mücahâde’dir. Çünkü gerçek müslümanlık, ancak şeytana uymamakla, nefsin kötü emirlerine karşı çıkmakla yerine getirilir. Müslümanların kendilerini, dinlerini ve vatanlarını korumak için onlara farz kılınan cihad emrini yanlış anlayanlar, cihadsız bir İslâm istiyorlar. Onlar, yeryüzünde diledikleri gibi at koşturacaklar, istediklerini yapacaklar, hatta müslümanlara yön vermeye kalkışacaklar, ama müslümanların bir tepkisi olmayacak. Böylesine sessiz, tepkisiz, pısırık bir din istiyorlar.
Şeytan ve onun yardımcıları olduğu ve bazı insanların yeryüzünü ifsat etmeleri, azıp sapmışların çıkardıkları fitne (bozukluk, isyan, kâfirlik) devam ettiği müddetçe, cihad da var olacak, cihada ihtiyaç duyulacaktır. Kıyâmete kadar kıyâm ve cihad ateşi yanmaya devam edecektir. [1]

 

[1] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 111-112. Ahmet Kalkan, İslam Akaidi: 333-334. Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.
« Son Düzenleme: Şubat 22, 2011, 01:03:56 ÖÖ Gönderen: RUMEYSA » Logged
Faruk
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : Eylül 14, 2008, 06:55:08 ÖÖ »

Cihadın Fazileti: (4.NCÜ BÖLÜMDÜR)
 
, kendi yolunda cihad etmeyi emrediyor. Bu yolda canlarıyla ve mallarıyla çalışanları övüyor.[1] yolunda mücâdele eden mücâhidelerin dereceleri, evlerinde oturanlardan daha yücedir.[2] Peygamberlerle beraber yolunda yılmadan, gevşemeden mücâdele eden sabırlı Rabbânîleri sever.[3] yolunda cihad edenler ‘şehid’ olabilirler ama onlar ölmezler, katında diridirler.[4]
Peygamberimiz (sas.) sayısız hadislerinde cihad etmenin, yolunda çaba harcamanın çok sevap olduğunu haber vermektedir:
yolunda cihad ediniz. Çünkü yolundaki cihad, Cennet kapılarından bir kapıdır ki, (cc) onun sebebiyle (mücahidi) hüzün ve kederden korur.”[5]
Ebu Sa’id (ra) anlatıyor; Rasûlüllah (sav)’a bir gün şöyle sordular:
“- Ey ’ın Rasûlü! Insanların en faziletlisi kimdir?” Şu cevabı verdi:
“- yolunda malıyla, canıyla cihad eden mü’min kişi.”       
“- Sonra kim?” diye tekrar soruldu. Bu sefer;
“- Issız köşelerden bir tenhaya korkusuyla çekilip, insanları kendi kötülüklerinden koruyan kimsedir” şeklinde cevap verdi.[6] 
“Kim ki cihad etmeden veya cihad etme arzusunu duymadan ölürse münafıklar gibi ölmüş olur.”[7]
yolunda cihad edenler ‘şehid’ olurlar ve onlar ölmezler, katında diridirler.[8]
Dinimizin müslümanlara farz kıldığı cihadın fazileti ve bu emri yerine getirenlerin katında ulaşacakları yücelikler Kur'an-ı Kerim'de şöyle haber verilmektedir:
" Teâlâ, Cennet'e karşılık müminlerin canlarını ve mallarını satın aldı. Onlar yolunda savaşırlar. Savaş meydanında şehît ve gazi olurlar. 'ın bu öyle bir vâdidir ki, Tevrat'ta da, İncil'de de, Kur'an'da da sabittir. Kim 'tan daha çok vadini yerine getirir? Yaptığınız bu hayırlı alış verişten dolayı sevinin. İşte büyük kurtuluş budur." (et-Tevbe: 9/111)
"Ey mü'minler! Sizi çetin bir azabdan kurtaracak bir ticaret yolu göstereyim mi? O da şudur: 'a ve Rasûlüne iman eder ve yolunda mallarınızla, canlarınızla savaşırsınız. Bir bilseniz bu iş sizin için ne kadar hayırlıdır. Bu takdirde sizin günahlarınızı mağfiret eder, altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn Cennetlerindeki hoş konutlara koyar. İşte büyük kurtuluş budur." (es-Saf: 6/10-12).
Cihadın fazileti hakkında Hz. Peygamber (s.a.s.) de şöyle buyurur:
"Rasûlullah'a:
"-hangi iş daha hayırlıdır?" diye soruldu.
"'a ve Peygamberine iman etmektir." dedi.
"-Sonra hangisi faziletlidir, denildi:
yolunda cihaddır" cevabım verdi sonra
"hangisidir?" sorusuna karşı da:
"-Makbûl olan hac'dır," buyurdu."[9]
Abdullah b. Mes'ud şöyle anlatıyor: "Rasûlullah'a:
-Yâ Rasûlallah, katında hangi iş daha sevimlidir? diye sordum.
–“Vaktinde kılınan namazdır”, dedi.
-Sonra hangisidir? dedim.
“-Anne ve babana iyilik etmendir”, buyurdu.
Sonra hangisidir? sorusuna da:
“-Allah yolunda cihaddır”, cevabını verdi."[10]
Ebû Zerr (r.a.)'den şöyle rivayet edilmiştir:
"-Ya Rasûlallah, hangi amel daha faziletlidir?" dedim.
"'a iman etmek ve onun yolunda savaşmaktır." buyurdu.[11]
Bir adam Peygamberimiz (s.a.s.)'e geldi ve:
"-İnsanların hangisi efdaldir?" diye sordu. Rasûlullah:
"-Allah yolunda malı ve canı ile cihad eden mümin kişidir." buyurdu.[12]
Elde silâh, din ve İslâm diyarı uğrunda hudut boylarında nöbet beklemenin asil bir görev olduğunu ve bunun Teâlâ'yı ziyadesiyle memnun ettiğini bildiren Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
"Hudut ve İslâm diyarının muhafazası için bir gün, bir gece nöbet beklemek, bir ay (nafile olarak) gündüz oruç tutup gece namaz kılmaktan daha hayırlıdır."[13]
"İki çeşit gözü, Cehennem ateşi yakmaz: Biri korkusundan ağlayan göz; diğeri yolunda nöbet beklerken uyumayan göz."[14]
 

 
 
[1] Enfâl: 8/72; Tevbe: 9/41.
[2] Nisâ: 4/95.
[3] Âl-i İmrân: 3/146.
[4] Bakara: 2/154; Âl-i İmrân: 3/169.
[5] A. bin Hanbel, 5/214.
[6] Müslim, İmâre 122, 123, 127, Hadis no: 1888, 3/1503; Ebu Davud, Cihad 5, Hadis no: 2485, 3/5;  Ibni Mace, Fiten 3, Hadis no: 3978, 2/1316;  Buharí, Cihad 2; Nesâí, Zekât74, 5/62; Tirmizí, F. Cihad.
[7] Müslim, İmare 158, Hadis no: 1910, 3/1517;  Ebu Davud, Cihad 18, Hadis no: 2502, 3/10; Nesâí, Cihad2, 6/7.
[8] Bakara: 2/154; Âli İmran: 3/169; Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 114-115. Ahmet Kalkan, İslam Akaidi: 336-337. Ahmet Kalkan, Kur’an Kavramları.
[9] Buhâri, İman: 18.
[10] Buhârî, Cihad: 1.
[11] Riyâzü's-Sâlihîn: 2/531.
[12] Buhârî, Cihad. 2.
[13] Müslim, İmâre: 163; Tirmizî, Cihad: 2.
[14] Tirmizî, Fezâilü'l-Cihad:

Cihadsız Hayat, Yaşanmamış Demektir(5.nci bölümdür)
 
Arapça "cihad" kelimesi bir amaca ulaşmak için kişinin elinden gelen çabayı sarfetmesi anlamına gelir. "(Kutsal) Savaş" ile eş anlamlı değildir, bundan daha geniş bir anlamı vardır ve her tür çabayı içerir. Mücâhid ise her zaman idealini elde etmeye çalışan, onu dili ile, kalemi ile tebliğ eden ve onun yolunda tüm kalbi ve bedeni ile çalışan kimsedir. Kısacası o, tüm gücünü ve kaynaklarını bu ideali elde etmek için harcar ve ona karşı çıkan tüm güçlerle savaşır; o kadar ki hayatını bile bu yolda fedâ etmekten kaçınmaz. Böyle bir kimsenin çabası ve gayreti teknik olarak cihaddır. Buna karşı, bir müslüman tüm bunları 'ın ortaya koyduğu hayat biçimini hâkim kılmak ve O'nun kelâmını yüceltmek için belli ahlâkî sınırlamalar dâhilinde, yolunda yapmak zorundadır. Müslüman cihad ederken bundan başka bir gâyeye sahip olmamalıdır. İşte bu şekilde, müslümanın cihadının "kâfirleri ortadan kaldırmak için açılmış genel bir savaş" olmadığı açığa kavuşur.[1]
Cihad, İslâm'ın yükselmesi, korunması ve yayılması için her türlü çalışmada bulunmak, uğraşmak, gayret sarfetmek ve bu yolda sıcak ve soğuk savaşa girmektir. Daha açık bir ifâde ile (c.c.) tarafından kullarına verilmiş olan bedenî, malî ve zihnî kuvvetleri yolunda kullanmak, o yolda feda etmektir. İnsanın maddî-mânevî bütün varlığını yolunda ortaya koyarak Hakk'ın düşmanlarını ortadan kaldırmak için savaşması "cihad"dır.
İslâm'da cihad farzdır. Teâlâ bu konuda şöyle buyuruyor:
"Hoşunuza gitmese de düşmanla savaşmak üzerinize farz kılındı." (Bakara: 2/216).
"Herhangi bir fitne kalmayıncaya ve din yalnız 'ın oluncaya kadar onlarla çarpışın." (Bakara: 2/193).
"'a ve âhiret gününe inanmayan kişilerle savaşınız." (Tevbe: 9/29).
"Sizinle toptan savaştıkları gibi siz de müşriklerle savaşınız. " (Tevbe: 9/36).
Hz. Peygamber (s.a.s.) de: "Cihad kıyâmete kadar devam edecek bir farzdır"[2] buyurmuştur.
Yalnız, bu farz bazı hallerde farz-ı ayın; bazı hallerde ise farz-ı kifâyedir. Müslümanlar içinden sadece bir grup cihadın gâyesini gerçekleştirebiliyor, müslümanların yurt, mal, ırz, nâmus ve haysiyetlerini düşmanlara karşı koruyabiliyorsa o takdirde cihad farz-ı kifâye olmuş olur ve diğer müslümanların üzerinden sorumluluk kalkar. Şayet fert fert gücü yeten her müslümanın düşmana karşı koyma gereği varsa o zaman farz-ı ayın olur; herkesin bizzat cihâd etmesi icab eder.
Cihâdın gâyesi, yeryüzünden fitneyi kaldırmak ve hakkı yüceltmektir. İslâm'da savaş, intikam, öldürme yağma, baskı ve zulüm yapmak için değil: bunları ortadan kaldırmak için yapılır. Müslüman olmayanları zorla İslâm'a sokmak yoktur. Cihad'dan maksat, insanları baskılardan kurtarmak, İslâm'ın yüce gerçeklerini onlara duyurmak ve kendi rızâlarıyla müslüman olabilecekleri ortamları hazırlamaktır.
İslâm'ın gayesi toprak ele geçirmek değildir. O yalnız bir bölge ve kıta ile yetinmez. İslâm bütün dünyanın saâdet ve refahını düşünür. Bütün insanlığa, kendisinin beşerî sistemlerden ve diğer dinlerden daha üstün âlemşumul/evrensel bir din olduğunu göstermek ister. Bu yüce maksadı gerçekleştirmek için müslümanların bütün güçlerini seferber eder. İşte bu bitmeyen cehd ve uğraşmaya, büyük bir enerji ile çalışma işine ve meşrû bütün yollara başvurma gayretine cihad denir. Yeryüzünde zorbalar, bâtılın ve fitnenin devamını isteyenler, şirk ve müşrikler ile küfür sistemleri var oldukça, onların yeryüzünde yayacakları kötülüklerine karşı bir emniyet olan cihad da devam edecektir. Bu bakımdan cihadın İslâm'da önemli bir yeri vardır. Hz. Peygamber, kendisine hangi amelin daha faziletli olduğu sorulduğunda, "İman ve yolunda cihad"[3] buyurarak cihadın imandan hemen sonra geldiğine, imanın cihadla varlığını sürdüreceğine işaret etmişlerdir. Ayrıca yolunda savaşanları, gâzîlik ve şehidlik rütbesine erenleri öven ve onlar için büyük nimetler ve dereceler bulunduğunu haber veren birçok âyet ve hadis vardır.
Müslümanlar savaşı istemezler. Ama savaş vukû bulunca sabır ve metanetle savaşırlar. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.): "Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz. Fakat düşmanla karşı karşıya gelirseniz sabrediniz, direniniz.”[4] buyurmuştur. Müslümanlar savaş anında 'a güvenir ve 'ın kendileriyle beraber olduğunu bilirler. Onun şu buyruğunu hiç akıllarından çıkarmazlar.
"Ey peygamber; sana da sana tâbi olan müminlere de yeter." (el-Enfâl: 8/64)
İslâmiyet'e göre cihad, bize harp açanlara[5] verdikleri sözü tutmayıp tekrar dinimize saldıranlara[6], 'a ve ahiret gününe inanmayarak, ve Peygamberin haram kıldığı şeyleri haram kabul etmeyenlere karşı[7], yeryüzünde fitneyi söküp atmak ve 'ın dinini hâkim kılmak[8] gayesi ile meşrû kılınmıştır.
Müslümanlar savaş için düşman memleketine girip bir şehri veya bir kaleyi muhasara ettikleri zaman, önce onları İslâm'a davet ederler. Kabul ederlerse kendileriyle savaşmazlar. Şayet İslâm'ı kabul etmezlerse İslâm devletine cizye vergisi vermesini isterler. Verirlerse mal ve can güvenliğini elde ederler. Bunu da kabul etmezlerse geriye savaşmak kalır.
Bu durumda cihad için şu şartlar gerekir:
a- Düşman, İslam'a girmeleri için yapılan çağrıyı yahut cizye vermeyi reddetmiş olmalıdır.
b- Müslümanlarla düşman arasında herhangi bir anlaşma sözkonusu olmamaktır.
c- Müslümanlarda cihad için gerekli askerî güç siyasî otorite bulunmalıdır.
Bütün bu hususlar bir araya geldiğinde cihadın farziyeti gerçekleşir. O zaman düşmanla yapılacak savaşta şehirler yakılabilir, insanlar öldürülebilir ve düşmanın savaş gücü her şekilde zayıflatılmaya çalışılır. Yalnız kadın, çocuk, kötürüm, yaşlı ve körler öldürülmez. Barış, İslam devleti için uygun olduğu zaman yapılabilir. Düşmana hiç bir şekilde silâh vb. savunma vasıtası satılamaz. Bir müslüman topluluğu kâfirlere emân verirse, bunlarla, yeryüzünde fesat çıkarma ve İslâm'a saldırma durumu hariç, savaşılmaz. Cihad, bizzat sıcak bir savaş olacağı gibi normal şartlarda mal, dil ve kalple de yapılabilir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
“Müminler ve Rasûlüne iman ederler, sonra da şüpheye düşmezler. Hak yolunda malları ve canları ile cihad ederler. İşte sadakat sahibi kimseler bunlardır." (el-Hucûrât: 49/15)
Hz. Peygamber (s.a.s.) ise şöyle buyurmuşlardır:
"Müşriklerle mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad ediniz. benden evvel hiç bir ümmete bir nebi göndermemiştir ki, ümmet içinde kendisine yardımcı olan havârîlere, yerleştirdiği geleneklere göre hareket eden arkadaşlara ve emirlerine itaat eden dostlara sahip olmamış olsun. Sonra bunları bir nesil takip eder. Onlar yapmadıklarını söyler, emredilmeyen işleri yaparlar. Bunlarla eli ile fiilen mücadele eden mümindir, dili ile mücadele eden mümindir kalbi ile mücahede eden mümindir. Bunun dışında kalanların hardal tanesi kadar da olsa imanları yoktur"[9]
"Şüphesiz ki mümin kılıcı ve dili ile cihad eder."[10]
İslâmiyet'in ilk devrelerinde müminlere İslâm düşmanlarına karşı yumuşak davranmaları, eziyetlerine katlanmaları müdafaa kasdıyla da olsa karşılık vermemeleri; sadece öğüt vererek İslâm'a davet yolunu takip etmeleri emredilmiştir. Bir ayet-i kerimede, "Siz, şimdilik, onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedin, hoş görün. Şüphesiz ki her şeye kâdirdir." (el-Bakara: 2/109) buyurulmuştur. Çünkü o zaman müslümanlar sayı ve imkân bakımından son derece zayıftı. Düşmana karşı koyacak güçleri yoktu. Müslümanların adedi ve kuvveti biraz daha çoğalınca kendilerine ve akidelerine karşı direnenlerle savaşmalarına izin verildi. Müslümanlar büsbütün güçlenip düşmanları mağlup edecek seviyeye gelince de cihad müsaadesi verildi. "Artık saldırıya uğrayan müminlere zulme uğratıldıkları için cihad etme izni verildi..." (el-Hacc: 22/39). Bu izin Medine döneminde olmuştur.
Ayrıca Teâlâ'nın " uğrunda gereği gibi cihad edin." (el-Hacc: 22/79), buyruğuyla, müslümanların nasıl davranması gerektiği belirlenmiştir. "Müminler ancak 'a ve Peygamberine iman eden, sonra şüpheye düşmeyen; uğrunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır." (el Hucurât: 49/15) ayetinden de cihadın mal ve canla yapılacağını öğreniyoruz. Cihad konusundaki diğer ayet ve hadisler de göz önüne alındığında, cihadın başlıca şu çeşitlere ayrıldığını görürüz[11]:

 
 
[1] Mevdûdi, Tefhimu’l Kur’an, 2/218.
[2] Ebû Davûd, Cihad, 33.
[3] Tecrîd-î Sarîh Tercümesi, 7/445.
[4] Buharî, Cihad: 112, 156, Müslim, Cihad: 19, 20; Ebû Davud, Cihad: 89.
[5] el-Bakara: 2/190.
[6] et-Tevbe: 9/12-13.
[7] et-Tevbe: 9/29.
[8] el-Bakara: 2/19.
[9] Müslim, İman: 20.
[10] İbn Hanbel, Müsned: 6/387.
Logged
Sade
Hep Burda
*****

Karma: 13
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3094



« Yanıtla #2 : Eylül 14, 2008, 12:20:53 ÖS »

 
Logged

Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7646



E-Posta
« Yanıtla #3 : Eylül 14, 2008, 12:54:12 ÖS »

 .Güzel bir aydınlatma ve paylaşım.Emeğine sağlık.
Logged

güliçkimi
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : Temmuz 25, 2009, 09:47:14 ÖÖ »


 
    Süperrrr   çok güzel  anlatmışsınız  abi,  ellerinize   yüreğinize  sağlık.

   
Logged
güliçkimi
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : Temmuz 25, 2009, 09:51:19 ÖÖ »

Hz. Muhammed (s.a.s.)’in bütün peygamberlik hayatı, bir cihad faâliyetidir. Çünkü onun görevi bir peygamber olarak insanlara ’ın dinini tebliğ etmek, insanların İslâm ile iki dünya saâdetine kavuşmalarını sağlamaktı. Onun bu uğurdaki çabası, gayreti, çektiği sıkıntılar, hedefi ve beklentileri; cihad ibâdetinin boyutlarını gösterir.
Ancak “canla cihad/kıtâl”, İslâm tarihinde ilk defa Peygamberimizin ve müslümanların Medine’ye hicret edip bir toplum ve devlet kurmalarından sonra farz oldu. Bilindiği gibi Mekkeliler, müslümanları İslâm’dan döndürmek için her yolu denediler, başaramayınca onları Mekke’den sürüp çıkardılar. Bununla da kalmayıp onları Medine’de de öldürmek, yok etmek için ordular hazırladılar. Böyle bir ortamda müslümanlara kendilerini savunmak için ‘kıtâl-savaş’ izni verildi. Nefisle/canla cihadın müslümanlara farz kılınış şekli, cihad anlayışını ortaya koymaktadır. Bu konuyu yanlış anlamak isteyenlere de net bir cevap vermektedir.[2]
Müslümanlar savaş istemezler. Ama kendilerine saldırı olursa sabırla direnirler, mallarıyla ve canlarıyla yolunda çaba gösterirler. [3]

 
 



 
Logged
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5958



« Yanıtla #6 : Temmuz 25, 2009, 01:19:19 ÖS »

 
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: