Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: İskilipli Atıf Hocaya iade-i itibarı verilsin  (Okunma Sayısı 485 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
*ümmühani*
Moderatör
Hep Burda
****

Karma: 6
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 514


Ahdimi taşır,akan her damla..


« : Ağustos 26, 2009, 07:23:05 ÖS »

      İskilipli Atıf Hocaya iade-i itibarı verilsin

25 Ağustos 1925 tarihinde başlatılan şapka kanunu neticesinde yüzlerce İslam âlimi Şapka giymeyi reddettiği için acımasızca idam edilmişti.


Haksız yere büyük bir zulme uğrayan İskilipli Atıf Hoca için ise şimdi iade-i itibar bekleniyor. Vakit'e konuşan vatandaşlar, Nazım Hikmet gibi isimlere iade-i itibarını veren TBMM'nin bugün kimsenin dikkate almadığı bir kanun nedeniyle idam edilen İskilipli Atıf Hoca gibi isimlere de iade-i itibarını vermesini istiyor

Cumhuriyet tarihinin en büyük zulümlerinden biri olan 'Şapka Devrimi', lanetle anılıyor. 25 Ağustos 1925 tarihinde başlatılan sözde devrim neticesinde yüzlerce İslam âlimi Şapka giymeyi reddettiği için acımasızca idam edilmişti.

ATATÜRK, KASTAMONU'DAN BAŞLATTI
Şapka Kanunu'nun kabul edilmesi 2 aşamalı olmuştu. 25 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu'ya giden Atatürk, burada yaptığı konuşmada Şapka'yı övmüş ve sonra da 25 Kasım 1925'de bunu kanunlaştırmıştı. Atatürk'ün 25 Ağustos'ta yaptığı konuşma, Şapka zulmünün başlangıcı olmuştu. Çünkü Atatürk, burada yaptığı konuşmada Şapka giymeyenlerin cezalandırılacağını da ilan etmişti. Atatürk, slindeki Panama şapkasıyla Kastamonululara hitaben yaptığı konuşmada, “Uygar ve milletlerarası kıyafet, bizim için, çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir” demiş ve “Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve tabiatıyla bunları tamamlamak üzere başta siper-i şemsli serpuş. Bu serpuşun adına şapka denir. Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frak gibi, işte şapkamız!.. İsterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak için, gerekirse bazı kurbanlar da verelim” diyerek sonraki süreçte meydana gelecek zulümleri işaret etmişti.

“EPEY ADAM ASTILAR, SAYISINI BİLMİYORUZ”
Şapka Kanunu'nun çıkmasından sonra ise tüm yurtta CHP zihniyeti, şapka giymeyen Müslüman avına çıkmıştı. İnsanlara zorla şapka giydirilmiş, karşı koyanlar tartaklanmış ve gözaltına alınmış, ısrar eden yüzlerce kişi ise sadece şapka giymediği için, 'Şapka Kanunu'na muhalefet'ten idam edilmişti. Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde bakanlık yapan Dr. Rıza Nur ise bu süreci şöyle anlatıyordu; “Bir kanunla fesi yasak edip, şapka giydirdiler. Sivas'ta, Erzurum'da, ötede beride halk şapkaya karşı çıktı. Derhal Kel Ali'nin riyâsetinde bir İstiklâl Mahkemesi dolaştırıldı. Epeyce adam astılar. Sayısını bilmiyoruz. Halk yıldı... İş bitti. Asılan bir Hoca'ya pek acırım. Adını hatırlamıyorum (İskilipli Atıf Hoca). Zavallı, kanundan evvel şapka aleyhine bir risâle neşretmiş, hem de bunu Maarif Vekâleti'nin izniyle neşretmiş... Adamcağızı Ankara İstiklâl Mahkemesi'ne çektiler. 'Ben bunu kanundan bir yıl evvel neşrettim. Maarif Vekâleti resmen izin verdi' dedi. Ama, dinlemediler, astılar. Yahu, madem ki bu asılıyor, ona izin veren Maarif Vekili'ni de assanız ya!”

İSKİLİPLİ ATIF HOCAYA İDAMI ESNASINDA HAKARET ETTİLER, CESEDİNE ŞAPKA GİYDİRDİLER
Şapka Kanununa muhalefetten idam edilen İskilipli Atıf Hoca'nın idamını detayları ile anlatan Bakan Nur, bu idamı gerçekleştiren Üç Ali'lerin zulmünü de aktarıyordu. Bakan Rıza Nur; “Burada daha feci bir şey olmuş. Kel Ali, bu esnada baş cellât gibiydi. Muavini de Kılıç Ali... Kılıç Ali habis bir şey!.. Onun bir merakı vardı; mahkûm ettiği adamların asılmasında da bulunurdu... Bu hünerini seyretmek ona zevk veriyordu. Bu Hoca'nın asılmasında, Hoca'nın boynuna ip geçirilirken, Kılıç Ali de başına bir şapka geçirmiş, 'Giy domuz!' demiş ve küfürler etmiş!.. Zavallı böyle ölmüş ve böyle saatlerce teşhir etmişler.” Rıza Nur, bu süreçte, Yahudilerin büyük kazançlar elde ettiğini dile getirerek; “Milyonlarca lira hârice aktı, gitti. Bundan da Yahudiler istifade ettiler. İtalya ve Fransa'da mevcut yeni ve eski şapkaları milyonla memlekete soktular. İki-üç frank kıymeti olan bu şapkalar, en aşağı on liraya (120 franka) satıldı. Bunların çoğu zımpara kâğıdı ile temizlenmiş şapkalardı” diyordu.

ATIF HOCANIN İADE-İ İTİBARI GERİ VERİLSİN
Haksız yere büyük bir zulme uğrayan İskilipli Atıf Hoca için ise şimdi iade-i itibar bekleniyor. Vatandaşlar, Nazım Hikmet gibi isimlere iade-i itibarını veren TBMM'nin bugün kimsenin dikkate almadığı bir kanun nedeniyle idam edilen İskilipli Atıf Hoca gibi isimlere de iade-i itibarını vermesini istiyor. Sivil Toplum Örgütü yöneticisi Mahmut Temelli; “TBMM, Nazım Hikmet gibi isimlere iade-i itibarını veriyorsa elbette İskilipli Atıf Hoca'ya da çoktan vermiş olmalıydı. Hocanın böyle bir itibara ihtiyacı yoktur elbette. O, vardığı yerde gerekli itibarı görüyor. Fakat bu iade-i itibara biz ihtiyaç duyuyoruz. Bu utancı TBMM daha fazla yaşamamalı” derken iş kadını Rukiye Şimşek'te; “Halen yürürlükte olan yasalarımıza göre şapka kanunu geçerli. Buna rağmen TBMM'de ki vekillerimiz dahil kimse bu yasayı uygulamıyor. O halde ya yasanın gerekleri uygulansın ya da İskilipli Atıf Hoca başta olmak üzere bu yasadan mağdur olanlara iade i itibar verilsin” diye konuştu. Üniversite öğrencisi Yunus Taş ise; “Meclis bir an önce bu çağdışı ayıptan kurtulmalı ve mağdurlara da hakları iade edilmeli. İade-i itibarları geri verilmeli ve tarih önünde onlardan özür dilemeli. Başta İskilipli Atıf Hoca olmak üzere şehitlerimizin böyle bir şeye ihtiyacı yok ama TBMM, kendi onuru için bunu yapmalı” dedi.

MUSTAFA R. ÖZGÜR - VAKİT
Logged
iqra
Ara Sıra Uğrar
*

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29


İslamıyaşamaktandeğil;hergünniyetetmektenyoruldum!


« Yanıtla #1 : Ağustos 28, 2009, 01:22:50 ÖÖ »

ASIL İADEYİ İTİBAR ALLAH KATINDA OLANDIR. KENDİ ADLARINA VEYA MİLLETE MAL EDEREK YÖNETENLERDEN İADEYİ İTİBAR BEKLEMENİN VE ONLARIN İADEYİ İTİBARI VERMESİNİN VEYA VERMEMSİNİN NE ÖNEMİ OLAİBLİR Kİ? GERÇEKTEN DÜNYADA BİR ADALET VE İADEYİ İTİBAR BEKLİYORSAK BU ALLAH ADINA YÖNETEN VE BU DÜZLEMDE ADELETİ SAĞLACAĞINI TEMİN EDENLERDEN OLMALI DİYE DÜŞÜNÜYORUM AMA YİNEDE İSKİLİPLİ ATIF HOCAMIZ GİBİ AZİZ BİR ALİMİ HATIRLATTIĞINIZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM. ALLAH RUHUNU ŞAD, GÜNAHLARINI AFF ETSİN.
Logged
iqra
Ara Sıra Uğrar
*

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29


İslamıyaşamaktandeğil;hergünniyetetmektenyoruldum!


« Yanıtla #2 : Ağustos 28, 2009, 01:25:59 ÖÖ »

BU BAĞLAMDA O DÖNEMDEKİ OLAYLARIN GNEEL BİR TASVİRİNİ KISMEN ANLAMAK İÇİNDE AŞAĞIDAKİ YAZIYI OKUYAİBLİRSİNİZ.


5000 idam gerçekleştiren travma

Dengir Mir Mehmet Fırat'ın, "Türk toplumu bir travma yaşamıştır. Bir gecede kıyafetlerini, dillerini değiştirmeleri istenmiştir. Dini yaşama biçimleri ortadan kaldırılmıştır" sözleri Kemalistleri kızdırdı. Yapılan devrimlerin travma olmadığını savunanlar İstiklâl Mahkemeleri'nin kurduğu darağaçlarında asılan 5 bin insanın mahkeme zabıtlarını neden açıklayamıyorlar!
25.06.2008 04:48
Vakit gazetesinden ERTUĞRUL CESUR'un haberi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat'ın, "Türk toplumu bir travma yaşamıştır. Bir gecede kıyafetlerini, dillerini değiştirmeleri istenmiştir. Dini yaşama biçimleri ortadan kaldırılmıştır" sözleri dogmatist Kemalistleri kızdırırken; Vakit'e konuşan tarihçiler, "İstiklal Mahkemeleri ve irtica tartışmalarıyla geçen yakın tarihimizle yüzleşmek zorundayız. Bu tartışma topluma 'psikolojik terapi' etkisi yapacaktır" dediler.
"AMAÇ GEÇMİŞLE BAĞI KOPARMAKTI"
Türkiye Yazarlar Birliği Onursal Başkanı Mehmet Doğan, Fırat'a gösterilen tepkinin dogmatizm olduğunu kaydederek, "Türkiye'de bir tür Atatürk kültü oluşturuldu ve dogmatist bir taassupla yakın tarihe ilişkin en ufak bir tartışmaya izin verilmiyor. Travma tıp dilinde, 'kırılma' demektir. Kemalist devrimler de tarihimizde geçmişle bağımızı koparan bir kırılma etkisi yapmıştır ki amaçlanan da budur. Ancak Türkiye'de din adına birtakım saçma sapan sözler bile ciddiye alınıp tartışılırken bu kırılmaya ilişkin en ufak bir tartışmaya tahammül edilemiyor. Sayın Fırat'a gösterilen tepki Türkiye'de düşünce özgürlüğünün olmadığının son örneğidir. Bu tavır nedeniyle en çok bilmemiz gereken yakın tarihimiz hakkında en az bilgiye sahibiz. Hollandalı tarihçi Eric Jan Zürcher'in dediği gibi Ortodoks Kemalist tarih anlayışı gittikçe katılaşıyor. Ancak yaşananları sonsuza dek gizlemeleri mümkün olmayacak. Travma olmadı da İstiklal Mahkemeleri niçin kuruldu, İskilipli Atıf'ın, Mevlevi İbrahim Hakkı Efendi'nin ve binlerce insanın başına gelenler nedendi?" dedi.
"ŞAPKA İÇİN ADAM ÖLDÜRÜLDÜ, Bu DEMOKRASİ Mİ"
Osmanlı Araştırma Vakfı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akgündüz de Fırat'ın sözlerinin gerçekleri yansıttığını, ancak AK Parti aleyhinde devam eden süreçte Anayasa Mahkemesi'ni etkilemek için apaçık gerçeklerin speküle edildiğini söyledi. Akgündüz, dünyanın hiçbir yerinde Kemalistlerin kafasındaki gibi bir "Mustafa Kemal" imajı olmadığını kaydederek, "Türkiye'de de eğer 5816 sayılı kanun olmasa insanlar farklı görüşlerini daha rahat ifade edebilirler. Bana bir TV kanalında sorulmuştu; 'Atatürk'ü seviyor musun' diye. Ben sunucuya, 'Bu soruyu sormaya senin hukuken hakkın yok, benim de gerçek düşüncelerimi söylemeye hakkım yok' dedim. Türkiye'de işadamı yeşil sermaye suçlamasından, siyasetçi partisinin kapatılmasından, öğrenci okuldan atılmaktan, yazar hapsedilmekten korkuyor. Travma sözü az bile. Kendisini Batıya beğendirmek için insanlara zorla şapka giydirmek isteyen bir zihniyete demokrasi mi diyeceğiz" diye konuştu.
DEVRİMLER HALKA RAĞMEN YAPILDI
Türkiye'deki dönüşümün kitlelerin çıkışından kaynaklanmadığını belirten Prof. Dr. Şerif Mardin de "Türkiye'de Din ve Siyaset" adlı kitabında devrimler için şu tesbitlerde bulunuyor: "Türk devrimi, Fransız devrimi gibi kitlelerce desteklenen bir hareket değildi; Türk devriminin ilk aşaması olan Türk Bağımsızlık Savaşı, nefret edilen bir işgalciye karşı direnişi temsil ettiği sürece alt sınıflardan epey destek gördü. Oysa devrimcilerin sivil amaçları yani Türkiye'nin politik ve toplumsal modernleşmesi halkın talepleriyle paralelleştirilmiş değildi. Türkiye'deki dönüşüm kitlelerin çıkışından kaynaklanmadı. Konu daha da kuşkucu bir bakışla ele alınsa ve kitle katılımı kitlelerin seçkinler tarafından harekete geçirilişi olarak görülse bile devrim bir kitle görüntüsü olarak nitelenemez."
DEVRİMİN AMACI TRAVMADIR
Prof. Dr. Doğu Ergil ise, "Bütün devrimler travma yaratır. Sadece bizim devrimle ilgili değil ki bu. Zaten devrim de travma yaratmak için yapılır. Yani eski rejimi yeni bir rejimle değiştirmektir. Bu zaten yeterince travmatiktir. Amacı da; sarsarak toplumu değiştirmektir. Ancak bizde devrimin sonucuna, ne kadar başarılı olup olmadığına bakmaktansa devrimin kendisini kutsallaştırıyoruz. Ve onu tartışılmaz kılıyoruz. Halbuki her devrimin, ne kadar başarılı olduğuyla ölçülmesi lazım. Yapılıp yapılmamasıyla değil, biz şimdi hiç konuşturmuyoruz. Yani devrimin üzerimizde yaratmış olduğu travma konuşulamayarak devam ediyor." dedi.
"ADETA TOPLUMUN KİMYASI BOZULDU"
Genç Birikim Genel Yayın Yönetmeni ve Tarihçi Ali Kaçar da, travmadan da ziyade toplumun kimyasının bozulduğunu kaydetti. Kaçar, "Adına devrim dedikleri şeyler ülkede geri dönüş meydana getirdi. Saltanatın kaldırılmasından itibaren insanlara 'Kelleler kopartılacaktır' denilerek korku salındı. Devrimler, halkın iradesini yansıtan değil, aksine tepeden inmeci bir zihniyetle yapıldı. Adeta toplumun kimyası bozuldu. Bir gecede telgraf çekilip medreseler kapatıldı. Ülke tamamen Batıya bütünüyle bağımlı hale getirilen bir sisteme dönüştürüldü" diye konuştu.
"HER DEVRİM, TEHLİKELİ VE SANCILIDIR"
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Necmettin Tozlu ise, "Bütün devrimler sarsıcıdır. Hiçbir devrim normal değildir. Sarsmak demek insanlar üzerinde ruhen ve fiziken geleceğe ilişkin tereddütler ve tehlikeli bakışlar oluşturmaktır. Bu bütün devrimler için geçerlidir. 'Travma yaratmadı' demek fazla mantıklı değil, fazla bilimsel değil." dedi.
KÜLTÜR BİRİKİMİ YOK EDİLDİ
"Yanlış Cumhuriyet" adlı kitabında 1928 yılında çıkarılan Harf Kanunu'na değinen Araştırmacı Sevan Nişanyan, Harf devrimiyle okuma yazma oranının düştüğüne dikkat çekerek, "Harf devrimini izleyen yıllarda gazete satışlarında görülen ve yaklaşık yirmi yıl boyunca telafi edilemeyen düşüş ise, harf devriminin okur-yazarlık oranını artırmak şöyle dursun, azaltmış olabileceği ihtimalini akıllara getirmektedir" şeklinde yaşanılanları özetliyor.
İSTİKLAL MAHKEMELERİ GERÇEĞİ
Devrimlerin temelini güçlendirmek ve devrim karşıtlarını sindirmek için kurulan İstiklal Mahkemeleri ise yaşananların travmadan daha öte bir durumda olduğunu gösteriyor. Prof. Dr. Ergün Aybars da "İstiklal Mahkemeleri" kitabının önsözünde İstiklal Mahkemelerini şöyle anlatıyor: "İstiklal savaşında asker kaçakları, casus, bozguncu, vatana ihanet suçlularını yargılamak, iç güvenliği sağlamak amacıyla kurulmuş bulunan 14 İstiklal Mahkemesi ve Cumhuriyet'in ilanından sonra Türk inkılabının gerçekleşmesini sağlamak için kurulan 3 İstiklal Mahkemesi'nin görevleri ve etkileri görülmeden 1919-1927 yılları arasındaki dönemi açıklamak mümkün değildir."
İBRAHİM HAKKI EFENDİ'NİN MEZARI AÇTIRILDI
İstiklal Mahkemelerinin nasıl bir zulüm makinesi olduğuna çarpıcı bir örnek de Mevlevi İbrahim Hakkı Efendi'nin başına gelenler. Erzurum'dan Erzincan'a gelen İstiklal Mahkemesi, burada da darağaçları kurdu.  Sultan Abdülhamid ve Sultan Reşad dönemlerinde sarayda vaizlik yapan İbrahim Hakkı Efendi, Milli Mücadele yıllarında bizzat faaliyette bulunmuş ve yerleştirilmek istenen rejimi daha 1921 yılında fark ederek, dindar insanları uyarmıştı. Sırf bu yüzden İstiklal Mahkemesi, İbrahim Hakkı Efendi'ye gıyabında idam cezası verdi. Fakat Erzincan'da olmadığı için bu ceza infaz edilemedi. İbrahim Efendi, hakkındaki idam kararı haberini aldığı günün ertesi sabahı namazını kılarken ruhunu teslim etti. Çocukları babalarının vefatını Şark İstiklal Mahkemesi'ne bildirdiler. Ölüm haberinin doğru olup olmadığını araştırmak için köye gelen Müfreze, İbrahim Hakkı Efendi'nin yaşadığı Kemah ilçesine bağlı Müşekrek Köyü'ne gelip merhumun kabrini açtırdı.
İSKİLİPLİ ATIF HOCA NİÇİN İDAM EDİLDİ?
1925-26 yılları, 'devrim karşıtı eylemlere' karşı kurulan İstiklal Mahkemelerinin ölüm makinesi gibi çalıştığı bir dönemdi. İskilipli Muhammed Atıf Hoca'nın idamı da bu dönemde gerçekleşti. Hoca, 1924 yılında, batıcılığı eleştiren "Frenk Mukallitliği ve Şapka" isimli küçük bir risale yazdı. O günlerde Maarif Vekâleti tarafından takdirle karşılanan Hoca, kitabın yayımlanmasından 1.5 yıl sonra çıkarılan şapka kanunu sonrasında kanuna direnenlerin, davranışlarını bu kitaba dayandırmaları üzerine tutuklanarak, sorgulandı. Kitap, kanundan 1.5 yıl önce yazıldığı için Giresun İstiklal Mahkemesi Hoca'yı suçsuz buldu, ancak komiserlik serbest bırakmadı. Ardından başkanlığını, şimdiki Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'ün dedesi Kel Ali lakaplı Ali Çetinkaya'nın yaptığı Ankara İstiklal Mahkemesi olaya el koydu ve göstermelik bir muhakemeden sonra Hoca 4 Şubat 1926'da idam edildi.
Logged
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9771



WWW
« Yanıtla #3 : Ağustos 28, 2009, 01:31:11 ÖÖ »



Ama hala bu dönemin özlemiyle yananlar var
blogcu sayfamda başaörtüsü hakkında bir yazı yazmıştım
ve bu yazımdan dolayı bir kişi yorumunda beni istiklal mahkemelerine yollamıştı

« Son Düzenleme: Ağustos 28, 2009, 04:29:46 ÖS Gönderen: RUMEYSA » Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
cade
Ara Sıra Uğrar
*

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 21


« Yanıtla #4 : Ekim 09, 2009, 09:39:49 ÖS »

işte ümmete örnek insan modeli,,,,  kıskanılacak ve imrenilecek insan bunlar .. . bunlar yaşanmasaydı bizler nasıl tanıyacaktık izzetli yaşamı ??
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: