Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: İskilipli Atıf Hoca “Mahkeme-i Kübra’da hesaplaşacağız”  (Okunma Sayısı 632 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7671



« : Ağustos 26, 2009, 11:51:10 ÖÖ »

http://www.islamvehayat.com/resimler/haberler/267/2894.jpg
İskilipli Atıf Hoca “Mahkeme-i Kübra’da hesaplaşacağız”


Şapka Kanunu'na muhalefet ettiği gerekçesiyleİstiklal Mahkemeleri'nce idama mahkûm edilen İskilipli Atıf Hoca’nın son sözü, “Mahkeme-i Kübra’da hesaplaşırız” oldu.   

25/08/2009

Sözü hiç evirip çevirmeden söylemeliyim ki, Türkiye’de tarih spekülatörleri var. Özellikle yakın tarihe ilişkin farklı görüşler bu çerçevede yaygara malzemesi yapılıyor.

Bu da yakın tarihin analitik tahlilinin yapılmasını engelliyor. Dolayısıyla her şey bir korku kuşağının içinde kalıyor.

Buna rağmen bugünkü yazımı, vaktiyle şapka yüzünden asılan İskilipli Atıf Hoca konusuna tahsis edeceğim.

Çünkü 04 Şubat tarihi Atıf Hoca’nın idam yıldönümüydü. Bu konu önemlidir, zira yakın tarihe ilişkin korku kuşağının en koyu tonunda kaybolmuş konulardan biridir.

Bugüne kadar da sadece spekülatif amaçların malzemesi olarak kullanılmıştır.
Bilindiği gibi, Kemal Atatürk 24 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu’ya elinde Panama şapkasıyla gitmiş,

Kastamonululara hitaben yaptığı konuşmada, “...Uygar ve milletlerarası kıyafet, bizim için, çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir” demişti, “onu giyeceğiz.

Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve tabiatıyla bunları tamamlamak üzere başta siper-i şemsli serpuş.
Bu serpuşun adına şapka denir. Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frak gibi, işte şapkamız!..

İsterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak için, gerekirse bazı kurbanlar da verelim...”
(K. Z. Gençosman, Atatürk Ansiklopedisi, İstanbul 1981, X, 67)
Anlaşılacağı gibi, bu iş, “kurban” vermeyi göze aldıracak kadar önemliydi. İskilipli Atıf Hoca da maalesef “kurbanlar”dan biri olacaktı.

İskilip’in Tophane Köyü’nde dünyaya geldiği için “İskilipli” ünvanını kullanan Atıf Hoca, sıradan bir “molla” değil,

İstanbul gibi bir ilim merkezinde medrese eğitimini tamamladıktan sonra Daru’l-fünununa (üniversite) girip İlahiyat Fakültesi’nden mezun olmuş bir aydındı.
Zaten “sıradan” olsaydı, olabilseydi kimse ona ilişmeyecek, ömrünü sehpada yitirmeyecek, başı yastıkta bitirecekti.

Fakat “önder” kimliği peşini bırakmadı. 31 Mart Olayı’nda (13 Nisan 1909) Sinop’a sürüldü.

Oradan Sungurlu’ya sevk edildi. Nihayet “bir yanlışlık” olduğu söylenerek serbest bırakıldı.

İzmir’in işgaline ilk tepkiyi gösterenler arasındaydı. Kurduğu “İslâm Teal-i Cemiyeti” vasıtasıyla Anadolu’nun toparlanmasına yardımcı oldu.

İrşatlarıyla Anadolu’nun yüreğini diri tutmaya çalıştı.

Nihayet Cumhuriyetin ilanı ve “Şapka İktisası Hakkında Kanun”un TBMM’nde kabulü...

Kemal Atatürk’ün Kastamonu gezisinde söylediklerinden ilham alan Bakanlar Kurulu, 2413 numaralı kararname ile

devlet memurlarına şapka giyme mecburiyeti getirdi (02 Eylül 1925). Ardından Konya Milletvekili Refik Bey ve arkadaşları 15 Kasım 1925 tarihinde şapka dışında
başlık giyilemeyeceğine ilişkin kanun teklifini TBMM’ye verdiler.

Bursa Milletvekili Nureddin Paşa, tasarının Teşkilatı Esasiye Kanunu’na (anayasa) aykırı olduğunu ileri sürdüyse de dikkate alınmadı ve
671 sayılı “Şapka İktisası Hakkında Kanun” 25 Kasım 1925’te kabul edildi. 28.11.1925 günü 230 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Şapka Kanunu, başta Erzurum olmak üzere Rize, Sivas, Maraş, Giresun, Kırşehir, Kayseri, Tokat, Amasya, Trabzon ve Gümüşhane’de protestolarla karşılanmıştı.

Çoğu dini duyarlılıktan gelen ve kendiliğinden gelişen muhalefet, öteden beri yönetimin “makbul”
saymadığı etkin bazı kişilerin kışkırtmasına bağlandı. Onlardan pek çoğu İstiklal Mahkemeleri’nde yargılandı,
bazıları ağır hapis cezalarına, bazıları ise
idam cezasına çarptırıldı.

Direnişin en şiddetli olduğu yer ise Trabzon’un hocalarıyla meşhur ilçesi Of’tu. Of, Hamidiye Kruvazörü tarafından bombalandı. (Bizim uşakların bombardıman altında,

“Atma Hamidiye atma, şapka da giyeceğuz, vergi de vereceğuz” diye ağlaştıkları rivayet edilir.)

Bu arada Atıf Hoca da şapka devrimi’nden bir buçuk sene önce yayınladığı “Frenk Mukallitliği ve Şapka” isimli kitabından dolayı tutuklanmıştı.

(26 Aralık 1925) Giresun İstiklal Mahkemesi’ne sevk edildi. İstiklal Mahkemeleri’nin astığı astık kestiği kestikti.
Daha ziyade muhaliflere gözdağı vermekte kullanılıyor, bu yüzden de cezalar çok acımasız oluyordu. Buna rağmen, Giresun İstiklal Mahkemesi, Atıf Hoca’ya takipsizlik verdi.

Atıf Hoca İstanbul’a döndü. Ancak 26 Aralık 1925’te arkadaşları ile beraber tekrar tutuklanarak Ankara’ya sevk edildi ve

Ankara İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmaya başlandı. Bu kez isnat edilen suç, “halkı kanunlara karşı kışkırtmak”tı.
Oysa Hoca şapka aleyhine hiçbir gösteriye katılmamıştı.

Meşhur Kılıç Ali’nin (nam-ı diğer Kel Ali) reislik ettiği Ankara İstiklal Mahkemesi Savcısı, Hoca için 3 yıl hapis cezası istiyordu.

Fakat mahkeme iki gün içinde idam cezası verdi.

Atıf Hoca, ne hikmetse savunma yapmaya gerek görmemişti. Hüküm 4 Şubat 1926 sabahı infaz edildi. Atıf Hoca’nın son sözü,

“Mahkeme-i Kübra’da hesaplaşırız” oldu. rahmet eylesin.

(Yavuz Bahadıroğlu)
Logged

*ümmühani*
Moderatör
Hep Burda
****

Karma: 6
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 514


Ahdimi taşır,akan her damla..


« Yanıtla #1 : Ağustos 26, 2009, 03:01:23 ÖS »

razı olsun paylaşım için...
Kastamonuda bu aralar bu ınkılabı kutluyorlar... 

Atıf Hocadan razı olsun...Mekanını Cennet eylesin..çok kurban verdi bu dava.. Mahkeme-i kubrada hesabımız......
Logged
kasım hadi
özel üye
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 140



« Yanıtla #2 : Ağustos 26, 2009, 04:01:01 ÖS »

iskilipte 2yıl kaldım.benim zamanımda rahmetlinin kızı halen yaşıyordu.öldü ise ALLAH onada rahmet eylesin.
ben bu olayı ilk duydugumda kanım donmuştu.
ama mollanın dedigi gibi mahkemeyi kübrada nasıl olsa hesaplaşacagız.şimdi suçsuz yere asılanada,o masumu asanlarada oradalar.acaba kim kazandı,kim kaybetti?
selametle
Logged

güliçkimi
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : Ağustos 26, 2009, 04:13:36 ÖS »

 
Logged
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9771



WWW
« Yanıtla #4 : Ağustos 26, 2009, 04:30:23 ÖS »

http://www.davetci.com/d_biyografi/foto_iatifhoca.jpg
İskilipli Atıf Hoca “Mahkeme-i Kübra’da hesaplaşacağız”
Bolu’lu Nizamettin Saraç bey anlatıyor: “Zannedersem 1926 veya 27 seneleriydi. O sıralarda vazifem icabı Ankara’da bulunuyordum. Genç olmama rağmen İstiklal mahkemelerini takip için verilen vesikalardan birini elde etmiştim. ununla imkan buldukça celseleri (duruşmaları) takip ediyordum. Bir tesadüf eseri olarak Atıf Hocanın muhakemesinde de bulundum. Muhakemeyi reis sıfatıyla Kel Ali adıyla maruf Ali Çetinkaya yürütüyordu. Büyük bir hışımla hocaya dönerek: “Sen şapka aleyhinde bulunmuşsun!” dedi.

Hoca sakin ve vakur (ağırbaşlı) bir tavırla: “Evet efendim. Şapka kanunu çıkmadan iki sene önce, şapkanın bir Müslüman kisvesi (giysisi) olmadığına dair bir risale yazmıştım.”dedi. Kel Ali: “Şimdi ne yapıyorsun?” diye sordu. Hoca: “Kanunlara itaat ediyorum” cevabını verdi. Bunun üzerine Kel Ali hiddetle bağırarak: “Sen bilmiyor musun ki şapka da bezdir, fes de bezdir” deyince hoca sükunetle: “Evet biliyorum, ancak hey’et-i hakimin (hakim heyetinin) arkasındaki bayrak da bezdir, lütfen o bezi kaldırınız da yerine bir İngiliz bayrağı asınız.” karşılığını verdi. Kel Ali hiddetlenmişti. “Ne diyorsun ?”diye bağırdı. Hoca:“Şapka bir alamettir, adet ile alamet arasındaki farkı düşünerek o risaleyi yazmıştım.” dedi. Bunun üzerine celse tatil olundu ve savunmasını yapmak için mahkeme bir gün sonrasına ertelendi.”
İSTİKLAL MAHKEMELERİ
İstiklal mahkemeleri yargılamaları bana Karakuşi mahkeme fıkrasını hatırlatır: “Bir hırsız Kadı Karakuş’a gelir ve hırsızlık için girdiği evin sahibini şikâyet eder: “Kadı Efendi, evin penceresi çürükmüş; kaçarken düştüm ve kolum kırıldı” der. Ev sahibi, “pencereyi ben yapmadım, marangoz yaptı” diyerek, işin içinden sıyrılır. Marangoz, “pencereyi takarken, gözüme falanca kadının elbisesi ilişmişti” der. Kadın, elbiseyi boyayanı suçlar. Boyacı herhangi bir mazeret bulamayınca, Karakuş boyacının idamına karar verir. Ne var ki, boyacının boyu idam sehpasından uzun olduğu için yerine daha kısa boylu bir boyacı bulunur ve hüküm infaz edilir.”

Sadece şu husus bile İstiklal mahkemelerinin yargılamasının ne kadar gülünç olduğuna yeter; Ankara İstiklal mahkemesi azalarından sadece Rize mebusu Ali bey ile, savcı Necip Ali bey hukuk öğrenimi görmüştü. Reis Kel Ali(Çetinkaya) ve diğer azalar Kılıç Ali ile Reşid Galip beyler asker kökenli idiler.

Zaten bunun çok da önemi yoktu. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun “Milli Mücadele Anıları” adlı eserindeki İstiklal mahkemeleri hakkındaki şu ifadesi çok şeyi açıklıyor: "Mübalağasız denilebilir ki, bunlardan her biri kendi başına bir Büyük Millet Meclisi, kendi başına birer diktatördü
.”
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5661



« Yanıtla #5 : Ağustos 26, 2009, 09:49:27 ÖS »

 
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: