Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: İnfak ve Yetimler  (Okunma Sayısı 238 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
güliçkimi
Ziyaretçi
« : Ağustos 12, 2009, 12:15:49 ÖS »

         İnfak ve Yetimler

       «Bir de sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "Afv etmek. İşte size âyetlerini böylece açıklar. Olur ki dünyâ hususunda da, âhıret hususunda da iyice düşünüp öğüd alasınız.

      " Bir de Sana yetimleri sorarlar. De ki: "Onları ıslâh eylemek, yararlı bir hâle getirmek çok hayırlıdır. Şâyed kendileriyle bir arada yaşarsanız onlar sizin kardeşlerinizdir. bir işin salahına çalışanlarla, fesadına çalışanları bir tutmaz. Eğer dilese idi sizi muhakkak zahmete sokardı. Muhakkak ki her şeye mutlak gâlibdir, her işinde hüküm ve hikmet sahibidir'» (Bakara Sûresi: 220)

       Cenâb-ı Hak Teâlâ Hazretleri, neyi infak edeceklerini soranlara da afvı infak edin buyuruyor. Afv, kolaylık, zorluğu kolaylaşdırmak demekdir. Buna göre mânâ: «Kolay geleni ve elde olanı infak et, infakı zor gelmeyeni infak et» demekdir. Mala göre infak, infakı kolay olan maldan infak et demek olur. Cehd ise infakı zor olanı infak demekdir.

      Ömer İbnü'l-Hattab -radıyallahu anh- anlatıyor: «Bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize, elimizden olanlardan tasadduk etmekliğimizi emretti. Bu da yanımda mal bulunduğu bir güne rastladı. Kendi kendime dedim ki: "Bari bu gün Ebû Bekir'i geçeyim." Ve elimde verilebilecek ne varsa yarısını tasadduk etdim. Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- sordu :

— Evine ne bırakdın?

— Elimdekinin yarısını, dedim. Ebû Bekir'e :

— Sen evine ne bırakdm? diye sorunca Ebû Bekir :

'ı ve Resulünü bırakdım, diye cevâb verdi.

Ben de kendi kendime : "Bundan sonra hiç bir işde seninle yarışmam yâ Ebâ Bekir," dedim. Sonra Nebiyy-i Ekrem bize dönüp :

— Aranızdaki fark, söylediklerinizin arasındaki fark kadardır, buyurdular.

Yine âyet-i celîlede buyurulduğu veçhile yetimlerle meşgul olup onların ıslâhına çalışmak yüksek ahlâk sahibi kimselerin ahlâkındandır. Bunun bilhassa yetimle meşgul olup onu ıslâha çalışana daha büyük fâidesi vardır. Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-:

— Kim yetimin başını şefkat ve merhametle okşarsa elinin değdiği her bir saçı adedince hasene kazanır, buyurmuşdur.

Hadîs-i Şerîfde buyurulmuşdur ki: «Üç zümre vardır ki kıyamet gününde arşın gölgesi altındadır:

Birincisi: Kocası ölüp de yetimleri kalan, sonra başkaları tarafından istendiği halde varmayıp: "Şu yetimler ve ben ölmedikçe vallahi bunları yetiştirinceye kadar bunlara bakacağım” diyen kadın.

ikincisi: Zengin olup da yemek yapan ve yaptığı güzel yemeğe yetim ve miskinleri çağıran ve yediren kimse.

Üçüncüsü : Sıla-i rahmi ihmâl etmeyen. Ayrıca bu kimselerin rızıkları artar, ömürleri uzatılır, kıyamet gününde de arşın gölgesi altında olurlar.»

       Yetimin vasisi bulunan kişi, yetimi, kendi çocuğunu nasıl terbiye ediyorsa öyle terbiye edecektir. Kıyamet gününde bundan sorumludur. Onun durumunu düzeltecektir. Terbiye etme : tehdîd,  menfaatlerini kısma, ihsan ve iyilik gibi çeşitli şekillerde olabilir. Zira insanlar kabiliyet bakımından farklıdır. Bazıları, kabalık ve sertlikle terbiye edilir, yumuşak ve iyilik bunları bozar. Bazıları da aksinedir.
    Cenâb-ı , kulların yapmış olduğu kötülüklerin, ölçüsüne göre had ve ta'zir cezaları koymuştur. Hür ve soylu insanların terbiyesi sultanlara, (devlet idarecilerine) köleler ve çocukların terbiyesi de efendiler ve babalara âiddir. Bunlar, terbiyeden sorumlu ve bunu yerine getirmelerinden dolayı da me'cûr olacaklardır.

Teâlâ şöyle buyurmuştur :

«Ey îman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem âteşinden kendinizi ve ailenizi koruyun.» (Tahrim sûresi: 6)

Hadîs-i Şerifte:

— «Hepiniz çobansınız, emriniz altında bulunanlardan mes'ulsûnuz.» buyurulmuştur.

(alıntı)

Bakara Sûresi Tefsiri: s. 277-280
Logged
güliçkimi
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : Ağustos 12, 2009, 12:37:06 ÖS »

Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

«Akrabalarına, biçârelere, yolda kalmışlara, sende hakları olan iyiliği edâ et ve malını isrâf ile dağıtma!..»
(İsrâ Sûresi; 26)

«Neyi ve kime infak edeceklerini sana soruyorlar, onlara de ki: hayıra dair ne infâk ederseniz ananıza, babanıza, akrabanıza, yetimlere, biçârelere, yolda kalmışlara verin. Hayır namıyle ne işlerseniz onu bilir.» (Bakara Sûresi; 215)

«Yâhud açlık gününde akrabadan bir yetim yahud yerde sürünen bir biçâreyi doyurmak ve imân edip de birbirine sabır ile, merhametle tavsiyede bulunanlardan olmak işte sağ tarafa geçecek olanlar bunları yapanlardır.» (Beled Sûresi; 14-18)

     İslâmı sâir dinlerden ayıran cihetlerden biri de fukarâ ve bîçâreler hakkında muâveneti muhtelif nevilerle ayırmasıdır.
Bunların bir kısmı vâcibdir ki, terki haramdır. Bir kısmı şerîatin rağbet ettiği şeylerdendir ki yapanlar ecir alır. Bir kısmı da ukûbettir ki şeriâtın tâ'yin ettiği ahvalde müslümanlar üzerine edâsı farzdır.

   Hâlik-ı Hakîm, beşer rûhunun güzel şeylere karşı bahil (cimri) kıymetsiz şeyler için semîh (cömerd) bir fıtratda olduğunu pek iyi biliyordu. Bunun için durmayıp âyet üstüne âyet indiriyor. Harîs ve mâ'lul ruhları yola getirmek maksadıyle ehl-i tevhîde vasiyette bulunuyordu. Ellerindeki malın en kıymetlileri üzerinde fukarânın, bîçâregânın, dulların, öksüzlerin, babaların, akrabanın... evet hepsinin muayyen bir hakkı olduğunu hatırlarına getiriyordu.

       Cenâb-ı , rezzakdır. Erbab-ı servetin nesi varsa erbab-ı istihkaka noksansız olarak tevzi' edilmek üzere kendilerine ilâhî hazineden verilmiş emânetten başka bir şey değildir,» diyordu.

Ayet-i Celilelerde de şöyle buyuruluyor:

«Hangi şeyi infak ederseniz yerine başkasını verir, O rezzakların en hayırlısıdır.» (Sebe Sûresi; 39)

«İnfâk edin ki h
akkınızda hayırlı olsun, kim nefsinin hırsından, azâde kalırsa, işte felâh bulacak onlardır.» (Teğabûn Sûresi;16)

«Allah'ın sizleri vekil edip üzerinde tasarruf ettirdiği mallarınızdan infakda bulunun, şüphe yoktur ki içinizden îmân ve infak edenler için büyük ecir vardır.» (Hadlid Sûresi; 7)

«Sonra ümmetin içinde öyleleri var ki, 'a ve âhiret gününe inanır ve infâk ettiği şeyleri 'a yaklaşmak ve Resûlullah'ın şefaatine mazhar olmak için vesile bilir. Şüphesiz o sadakalar kendileri için yakınlaşmak vesilesidir. onları rahmete dâhil edecektir. Gafûr'dur. Rahim'dir.» (Tevbe Sûresi: 99)

       İşte farz olan bu malî ibâdet sâyesinde İslâm, fukarâyı, bîçâreleri, yetimleri, dulları, yolda kalmışları servet sâhiplerinin malından ehemmiyetli bir surette ve tam hakkâniyet ve tevâzün üzere hissedar ediyor.

Hulâsa, İslâmın birr ü ihsan fazlı, insan zümreleri arasında vücudu, yaradılış kanunu îcâbından olan servet fırkalarının körüklediği kin, hased ve ihtiras ateşlerinden sîneleri kurtarmak içindir.


Hadis-i Şerifte:

«Nefsiniz için istediğiniz bir hayrı, diğer insanlar için de istemedikçe, tam mü'min olamazsınız...»
buyurulmaktadır.(alıntı)
                                                   

Logged
Faruk
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : Ağustos 12, 2009, 12:41:51 ÖS »

بســـم الله الرحمن الرحيم
-Ey iman edenler, hiç bir alış-verişin, hiç bir dostluğun ve hiç bir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kâfirler... Onlar zulmedenlerdir.
(BAKARA/254)
-Mallarını yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. , dilediğine kat kat arttırır. (ihsanı) bol olandır, bilendir.
(BAKARA/261)
-Mallarını yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa  kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri katındadır, onlara korku  yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
(BAKARA/262)
İnfak Nedir?
İnfak bir insanın sahip olduğu malını ve imkanlarını yolunda kullanması demektir. . Bir insanın hiçbir gelecek endişesi duymadan, "ihtiyacından arta kalanı"nı (Bakara Suresi, 219) yolunda harcamasının karşılığında, ahirette bu kişiye cenneti, dünyada ise harcadık larının yerine bir başkasını vermeyi vaat eder.
De ki: "şüphesiz benim Rabbim, kullarından rızkı dilediğine genişletip yayar ve ona kısar da. Her neyi infak ederseniz, O (), yerine bir başkasını verir; O, rızk verenlerin en hayırlısıdır." (Sebe Suresi,39)
" kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler;
kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler. (Fatır
Suresi, 29)

                     
Logged
taha
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 185


« Yanıtla #3 : Ağustos 12, 2009, 10:57:35 ÖS »

De ki: "Afv etmek. İşte size âyetlerini böylece açıklar. Olur ki dünyâ hususunda da, âhıret hususunda da iyice düşünüp öğüd alasınız.


             Afv  etmek  infak mıdır?   Ben bunu  duymamıştım..
                        
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: