Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: İNCELEDİĞİMİZ TARİKATLARDA ARACILAR  (Okunma Sayısı 640 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9894



WWW
« : Eylül 15, 2011, 12:08:19 ÖÖ »

http://a2.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/307894_10150799072255394_343549880393_20690030_1804049571_n.jpg
İNCELEDİĞİMİZ TARİKATLARDA ARACILAR


’ı tanımlamada sıkıntı yoktur. Sıkıntı, ile ilişkilerde ortaya çıkar. Teâlâ şöyle buyurur: “Şurası bir gerçek ki, insanı yaratan biziz. Ona şahdamarından da yakın olduğumuzdan biz, içinin ona ne fısıldadığını biliriz.” (Kaf 50/16)

Kullarım sana beni sorarlarsa, ben onlara yakınım.Bana dua edince, dua edenin duasına karşılık veririm. Onlar da bana karşılık versinler; bana güvensinler.Belki olgunlaşırlar.” (Bakara 2/186)

İncelediğimiz tarikatların her birinde, ’ın insana şah damarından yakın olduğuna ve içten geçen her şeyi bildiğine inanılır. Hıristiyanlara göre de insanlara yakındır (1) ve her şeyi bilir (2) , insanların yüreklerinin derinliklerine iner (3) . Taoistlere göre de her şeyi açıkça görür ve bütün işlerde insanlarla beraberdir (4). Bunlara rağmen, ile insanlar arasına aracılar konur. İncelediğimiz tarikatlarda aracı yapılanlar şunlardır:

1 Hakîkati Muhammediye

Bu tarikatlara göre Hakîkati Muhammediye varoluşun başlangıcıdır. Onunla , aynı gerçeğin ön ve arka yüzleridir. ’tan başka hiçbir şey yokken ilk defa hakîkati Muhammediye var olmuş, bütün yaratıklar ondan ve onun için yaratılmıştır. O, bütün peygamberlerin ve velilerin ledünnî ve bâtınî bilgileri aldıkları kaynaktır (5).

Hakîkati Muhammediye; Katoliklerdeki İsa inancı ile Taoistlerdeki Te inancının karışımı gibidir. Kimi Hıristiyanlar “İsa ’tır” derler. Hakikati Muhammediye inancında da “Muhammed ’tır” anlamına gelen sözler söylenir.

2 İnsanı Kâmil

İncelediğimiz tarikatlarda insanı kâmil Muhammed’dir. Ama onun tarihi şahsiyeti değil, Adem balçık

halindeyken peygamber olan Muhammed, yani Hakikati Muhammediyedir. İnsanı kâmil, varlığın ve hilkatin gayesidir. Zira ilâhî irade ancak onun aracılığıyla gerçekleşir. Eğer insanı kâmil olmasa bilinemezdi.İnsanı kâmil, maddîmanevi bütün kemâl mertebelerini kapsar. Onun kalbi Arş’a, benliği Kürsü’ye, makamı Sidrei müntehâya, aklı Kâlemi a’lâ’ya, nefsi Levhi mahfûz’a, tabiatı anâsırı erbaaya bağlantılıdır (6) ”. Birçok kimse insanı kâmil terimini, olgun ve örnek insan diye algılar ama tarikatlar, bu terimle Katoliklerdeki Kilise inancına benzer bir inanç oluşturmuşlardır. Kilise, nasıl yaşayan İsa ise, onlara göre İnsanı Kamil de yaşayan Hakikati Muhammediye’dir. Her tarikat kendi şeyhini insanı

kâmil bilir. Derler ki: “İnsanı kâmil âlemde daima vardır, birden fazla olmaz. İnsanı kâmil için mülkte, melekûtta ve ceberûtta hiçbir şey gizli değildir. O eşyayı ve eşyanın hikmetini olduğu gibi bilir...” “Bu

hakikat, her devirde değişen isim ve suretlerde peygamber veya veli olarak ortaya çıkar (7)

Mülkte tasarruf” ’a ait yetkileri kullanma demektir.Melekût da mülk anlamınadır, ama yalnız ’a ait mülk demektir (Cool . Ceberût da mana âlemine ve göklere hakimiyet anlamlarına gelir (9) .

Tarikatlar insanları sınıflara ayırırlar. Sırlarını bilenlere havass’ulhavas, az bilenlere havas, diğerlerine avam derler. Bildiklerini iddia ettikleri sırlar, tamamen hayal ürünü şeylerdir. Kendilerini, din büyükleri ve ile ilişkide göstererek farklılıklarını vurgulamaya çalışırlar. Teâlâ şöyle buyurur:

’a karşı yalan uydurandan veya kendine bir şey vahyedilmediği halde ‘Bana vahiy gelir’ diyenden, bir de; ‘’ın indirdiği gibi ben de indireceğim’ diyenden daha zalimi kim olabilir? Bu zalimleri can çekişirlerken bir görsen!.. Melekler ellerini uzatır şöyle derler: “Verin bakalım canlarınızı! Siz, ’a karşı gerçek dışı şeyler söylerdiniz, kendinizi onun âyetlerinden yukarı bir yerde görürdünüz. Ona karşılık bugün alçaltıcı bir cezaya çarptırılacaksınız. Bakın bize teker teker geldiniz; tıpkı sizi ilk defa yarattığımız gibi. Size yaptığımız ikramları arkanızda bıraktınız. Yanınızda şefaatçilerinizi de göremiyoruz; onların size eşlik edeceğini umuyordunuz. Bakın, aranızdaki bağlar tümüyle kopmuş. Umut besledikleriniz sizden ayrılıp gitmişler.” (En’am 6/93–94)
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9894



WWW
« Yanıtla #1 : Eylül 15, 2011, 12:15:30 ÖÖ »

http://www.islamdenizi.net/wp-content/uploads/2010/02/abdulbaki_seyda_gavs.jpg
İNCELEDİĞİMİZ TARİKATLARDA ARACILAR


3 Kutb’ul İrşad

İmam Rabbânî’ye göre (10) Kutb’ulirşad son derece az bulunur. Uzun zamanlar ve asırlar geçtikten sonra ortaya çıkar, hidayet ve zuhurunun nuru ile karanlık cihanı aydınlatır. Onun irşadı bütün cihana yaygındır. Arştan yeryüzünün merkezine kadar her kime rüşt, hidayet, iman ve marifet ulaşırsa onun yolundan ulaşır ve ondan alınır. Onun aracılığı olmadan bu devlet kimseye nasip olmaz. Onun nuru, mesela büyük okyanus gibi cihanı kaplamıştır da bu denizde hiçbir hareket meydana gelmemiştir, sanki donmuş gibi durmaktadır. Ona yönelen ve samimiyetle inanan yahut onun yöneldiği

talibin yönelme sırasındasanki kalbinden bir pencere açılır ve bu yoldan, yöneliş ve samimiyeti nispetinde nasip alır ve doyar. İnkâr ettiği için değil de onu tanımadığı, bilmediği için (doğrudan) ’ın zikri ile meşgul olan ve gönlünü ’a yönelten kimse de  tıpkı o kutba yönelenler gibi ondan istifade ederler; ancak birinci durumdaki istifade daha ziyadedir. “Kutbu inkar eden yahut ondan rahatsız olan kimselere gelince, ’ı zikir ile meşgul olsalar bile gerçek rüşd ve hidayetten mahrum olurlar. Onu inkâr ve rahatsız etmek kişinin feyz yolunu tıkar, kutub onu faydalandırmamayı, ona zarar vermeyi istemese bile o gerçek hidayetten uzak kalır. Onda bulunan, ancak rüşt ve hidayetin görünüşüdür (suretidir). Manadan uzak, içi boş suretin faydası da azdır. O kutbu seven ve ona içten inanan kimseler, ona gönülleriyle yönelmeseler, ’ı zikir ile meşgul olmasalar dahi, yalnızca sevgileri sebebi ile rüşt ve hidayetin nuru onlara ulaşır (11).

Demek ki, Kutb’ul irşad denen şahsı inkâr eden, ’ın zikri ile meşgul olsa dahi gerçek rüşt ve hidayetten mahrum kalırken, onu seven ve ona içten inanan, ’ın zikri ile meşgul olmasa bile rüşt ve hidayetin nuruna kavuşuyor. Bunlar, açıkça ’a iftiradır. Teâlâ şöyle buyuruyor:

’a karşı yalan uydurandan daha zalimi kimdir? Onlar Rablerinin huzuruna çıkarılacaklar ve hallerine tanık olanlar şöyle diyeceklerdir: ‘İşte bunlar, Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir’. Bilin ki ’ın laneti o zalimlerin üzerindedir. Onlar ’ın yoluna engel koyar, geri çevirmeye çalışırlar. Onlar ahireti göz ardı eden kimselerdir. Bunlar yeryüzünde ’ı aciz bırakacak değillerdir. ’tan başka dostları da yoktur. Azapları ikiye katlanacaktır. Onlar gerçekleri, ne işitmeye ne de görmeye tahammül edebilirler. Onlar değerlerini yitirmiş kimselerdir. Uydurdukları şeyler de kaybolup gidecektir. Hiç şüphesiz ahirette en çok kayba uğrayacak olanlar bunlar olacaktır. İnanan ve iyi işler yapanlar ve Rablerine içten boyun eğip başka bir arayışa girmeyenler var ya, işte onlar cennetliklerdir; orada temelli kalacaklardır. Bu iki kesimin durumu, hem kör hem sağır olan ile görmesi ve işitmesi iyi olan kimsenin durumu gibidir. Bunlar hiç eşit olabilirler mi? Artık bilgilerinizi gözden geçirmeyecek misiniz?” (Hûd 11/18–24)

4 Rical’ulGayb

Bunlar, kimliklerini gizlediğine inanılan ve kutup, gavs, evtâd, revâsî, nukebâ ve nucebâ adı verilen kimselerdir. Bu terimler şu anlamlarda kullanılmıştır:

5 Kutup

En büyük velî bilinir. Tarikatçılara göre, erenlerin başı ve ’ın izniyle kâinatta tasarruf sahibidir. Yani evreni yönetmede yetki sahibidir.

6 Gavs

Tarikatçıların darda kalınca sığındıkları ve yardım istedikleri kutuptur. Darda kalan sûfiler, “Yetiş ya Gavs!” diye gavsa sığınırlar. Gavs olarak bilinenler, esmâ ve Sıfâtı ilahî mazharı sayılırlar. Yani ’ın isim ve sıfatlarının onların şahsında ortaya çıktığına inanırlar. Abdülkadir Geylânî, “Gavsı azam = en büyük gavs” lakabıyla ünlüdür.

7 Revâsî

Dağlar, evtâd direkler anlamına gelir. Onlara göre felaket zamanında kullar evtâda, evtâd da revâsîye yönelir. Revâsîyi Kutup idare eder. Kutuptan sonra gelen iki kişiye “imâmân” derler. Bunlardan
birine “imamı yemîn”, diğerine “imamı yesâr” adı verilir. İmamı yemîn (sağdaki imam) kutbun hükümlerine, imamı yesâr (soldaki imam) da hakikatine mazhar sayılır. Yani biri kutbun kararlarını, diğeri de gerçek yönünü bilir, derler. Kutup ölünce yerine imamı yesâr geçer. Kutup ile iki imam, üçleri oluşturur. Bunlardan başka, sayıları sekiz veya kırk olan “nücebâ” ile sayıları on veya üç yüz olan “nukebâ” bulunduğu ve onların insanların iç dünyalarından haberdar olduğu kabul edilir (12) .

Bunlar, Kur’ân’ın, küfür ve şirk sayarak yasakladığı şeylerdir. Müslümanlar, namazın her rekâtında “Yalnız sana kul olur ve yalnız senden yardım isteriz” (Fatiha 1/5) diyerek zihinlerini canlı tutarlar ki, bu hale düşmesinler.
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9894



WWW
« Yanıtla #2 : Eylül 15, 2011, 12:21:34 ÖÖ »

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/sufi.jpg
İNCELEDİĞİMİZ TARİKATLARDA ARACILAR


8 Tarikat Şeyhi

Tarikatta şeyh her şeydir. O, hem insanı kâmildir ve Hakikati Muhammediyeyi temsil eder; hem kutup, hem de gavstır. Mürit, ile bitecek işin, ancak şeyhin araya girmesi ile olacağına inanır (13) . Tarikatta mürid, nefsini öldürme adına çok alçaltılır. Derler ki, “Şeyhe karşı mürit, yıkayıcı önündeki ölü gibi olur (14) .” müşahhas yani elle tutulan ve gözle görülen bir varlık değildir. Tarikata göre onu kavramak için kulun zihnen ve manen yoğunlaşmasını sağlayacak müşahhas (somut) bir şeye ihtiyaç görülür. Tasavvufta bu obje ’ın en mükemmel tecellilerinin mazharı sayılan “insânı kâmil” konumundaki şeyhtir. Yani müridin ’a gereği gibi kul olması için önce şeyhe kul olması ve kulluk eğitiminden geçmesi istenir. Bunu sağlamak için râbıta gerekli görülmüştür. “....Sâlik önce insanı kâmil olan şeyhe, ardından Rasûl’e, onun ardından ’a kalbini bağlamalı ve bu suretle huzuri kalbe erip fena fillâh’a varmalıdır” derler. Çünkü râbıtayı ile murâKâbeye varmak için yaparlar (15) . Onlara göre; “murâKâbe ve teveccühe devam eden kişiye vezaret, yani bakanlık verilir. Buna sahip olan, mülk ve melekûtta kolayca tasarrufa (hâşâ ’ın yetkilerini kullanmaya) başlar; hatırlardan geçen işlere vâkıf olur. Gönülleri hidayet nuruyla aydınlatmak da onun için mümkündür (16) ”. Tarikatçılara göre; “şeyhin bakışı kalp hastalıklarına şifadır. Yüzünü göstermesi, manevi hastalıkları giderir. O, anlatılan olgunlukların sahibi, vaktin imamı, zamanın halifesidir. Kutuplar, bedeller onun makamları sayesinde yetişip yaşarlar. Evtâd, nücebâ, onun kemalât denizinden akıp gelen bir katredir. Onun irşadı güneş misalidir. Kendi istemeden her şeye feyzini yağdırır... (17) ”. Râbıta yapan mürit, şeyhinin dışında her şeyden ilgisini kesmek ve kalbinde yalnız ona yer vermek zorundadır (18) . O, şeyhin suretini alnının ortasında hayal eder, sonra onu kalbinin ortasına indirir, kendini yok, şeyhini var bilir (19) . Biri doğuda, biri batıda da olsa, şeyhin ruhaniyeti onu râbıta ile terbiye eder ve ’a ulaştırır (20) .

Tarikatçılara göre hakiki şeyh, müritle arasında vasıtadır. Ondan yüz çevirmek ’tan yüz çevirmektir (21) . Mürit inanır ki, şeyhini nerede düşünse, ruhaniyeti orada hazır olur. Yine inanır ki, şeyhin ruhani tasarrufları ’ın tasarruflarıdır (22) . İncelediğimiz tarikatlarda Şeyh, tümüyle ’ın yerine konur. Kilisede de papaz öyledir. Bu şirkten ’a sığınmak gerekir. Bu tarikatlara göre “Mürit şeyhinin kendisine emrettiği şeyi yapmakta acele etmeli, onu derhal yerine getirmelidir. Hiçbir tevil ve tehir yoluna sapmamalıdır. Zira tevil ve tehir yol kesicilerin en büyüğüdür (23) .”

“Sâlik, mürşidinin yanında ve uzağında daima onun rızasını elde edeceği yolda yürümeğe bakmalıdır. Mürşidinin nelerden hoşlanacağını anlamak ve ona göre çalışmak zorundadır (24) .”

İslamla uzaktan yakından alakası olmayan iddialarını şöyle sürdürürler: “Mürşidler Teâlâ’nın bulunduğu oturumda bulunurlar, dolayısıyla Teâlâ’yı zikirle elde edilecek fayda, bu zatları görmekle aynen elde edilir. ’ın Elçisine tam uymayı, bu kâmil şeyhin sevgisi ile bir tutmak gerekir (24) .” Bunlar hiçbir delile dayanmadan bazı kimselere kul olmaktır. Teâlâ şöyle buyurur:

ile kendi aralarına koydukları öyle şeylere kul olurlar ki, onun hakkında hiç bir delil indirmemiştir. Onunla ilgili kendilerinin de bir bilgisi yoktur. O zalimlerin yardımcısı olmaz.” (Hacc 22/71)

Sonuç olarak Kur’ân’da “ من دون الله = ’ın dûnundan” ifadesinin geçtiği yerlerin büyük bir bölümü, aracı sayılan tanrılara yakıştırılan yer anlaşılır. Yukarıdaki iddialar, o aracıların ne gibi hayali yetkilerle donatıldığını göstermektedir.

Prof.Dr.Abdulaziz Bayındır.
Kur’ân Işığında Aracılık ve Şirk


(1)Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, par. 206.
(2) Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, par. 208.
(3) Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, par. 2766.
(4) Tümer, Küçük, a.g.e . s. 63.
(5) Mehmet DEMİRCİ, “Hakikati Muhammediye”, DİA, c. XV, s. 17 91 80.
(6) Hasan Kâmil YILMAZ, İnsânı Kâmil, Altınoluk Mecmuası, Temmuz 1996, sayı, 125; s. 31.
Arş: Tüm âlemi kuşatan, insan aklının kavrayamayacağı en yüksek kat, gökler, Cennet, Sidre ve Kürsü hep onun altında düşünülür. Kürsü: ’ın kudret ve hakimiyetinin sembolü. Sidrei müntehâ: Yedi kat göğün üstünde bir makam, Cennet’ülme’vâ onun yanındadır. Kâlemi a’lâ: İlahi bilgilerin yazıldığı en yüksek kâlem. Levhi mahfûz: ’ın ilminin, kainatta olmuş ve olacak şeylerin yazılı olduğu levha. Anâsırı erbaa: Maddi âlemin kendisindenmeydana geldiğine inanılan toprak, su, hava ve ateş.
(7) Hasan Kâmil YILMAZ, a.g.e, s. 31.
(Cool Rağıb elİsfahânî,
Müfredât, ( مل ك ) maddesi.
(9) Şemseddin Sami, Kâmûsi Türkî, Dersaadet جبر ) , 1317 ) maddesi.
(10) İncelediğimiz tarikatların tamamı İmam Rabbânî’ye büyük önem verir ve onun Mektubat’ını önemli kaynaklardan görürler. Bu sebeple bu konuyu onun kitabından alıyoruz.
(11) İmam Rabbânî, elMektûbât, Arapça nüsha, tarih ve yer yok, c. I, s. 254, 260. mektubun son bölümü. Yukarıdaki tercüme için bkz. Hayreddin Karaman, İmamı Rabbani ve İslam Tasavvufu, İstanbul, 1992, s. 219220.
(12) Hasan Kamil YILMAZ, Ricalü'lGayb Gayb Erenleri, Altınoluk Mecmuası, Aralık 1995.
(13) Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, (Mütercim: Abdulkadir AKÇİÇEK), İstanbul, 1396/1976. s.172.
(14)Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 173.
(15) Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 268.
(16) Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 268.
(17)Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 238.
(18) Sadık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri I, s. 3940.
(19) Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 239242.
(20) Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 239242.
(21) Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 244.
(22) Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 239242.
(23) Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 172, 173.
(24) Sadık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri I, s. 4142. Metin sadeleştirilmiştir.
(25) Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 235.

Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
*****

Karma: 0
Online Online

Mesaj Sayısı: 1217



« Yanıtla #3 : Eylül 15, 2011, 12:16:40 ÖS »

                 Selamün  Aleykuım
       Kardeşim islamın hassas kıldığı noktların tesbiti hakkındaki çalışmlarınızdan dolayı sizi tebrik ederim.
       cc yar ve yardımcınız olsun.Selam ve dua ile kalınız.
Logged
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9894



WWW
« Yanıtla #4 : Aralık 29, 2011, 01:12:16 ÖÖ »

Aracılar Koyarak Şahdamarınızı KesmeyinizLQ | HQ
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5731



« Yanıtla #5 : Aralık 31, 2011, 04:35:00 ÖS »

Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: