|
RUMEYSA
|
 |
« Yanıtla #2 : Eylül 15, 2011, 12:21:34 ÖÖ » |
|
 İNCELEDİĞİMİZ TARİKATLARDA ARACILAR 8 Tarikat Şeyhi
Tarikatta şeyh her şeydir. O, hem insanı kâmildir ve Hakikati Muhammediyeyi temsil eder; hem kutup, hem de gavstır. Mürit, ile bitecek işin, ancak şeyhin araya girmesi ile olacağına inanır (13) . Tarikatta mürid, nefsini öldürme adına çok alçaltılır. Derler ki, “Şeyhe karşı mürit, yıkayıcı önündeki ölü gibi olur (14) .” müşahhas yani elle tutulan ve gözle görülen bir varlık değildir. Tarikata göre onu kavramak için kulun zihnen ve manen yoğunlaşmasını sağlayacak müşahhas (somut) bir şeye ihtiyaç görülür. Tasavvufta bu obje ’ın en mükemmel tecellilerinin mazharı sayılan “insânı kâmil” konumundaki şeyhtir. Yani müridin ’a gereği gibi kul olması için önce şeyhe kul olması ve kulluk eğitiminden geçmesi istenir. Bunu sağlamak için râbıta gerekli görülmüştür. “....Sâlik önce insanı kâmil olan şeyhe, ardından Rasûl’e, onun ardından ’a kalbini bağlamalı ve bu suretle huzuri kalbe erip fena fillâh’a varmalıdır” derler. Çünkü râbıtayı ile murâKâbeye varmak için yaparlar (15) . Onlara göre; “murâKâbe ve teveccühe devam eden kişiye vezaret, yani bakanlık verilir. Buna sahip olan, mülk ve melekûtta kolayca tasarrufa (hâşâ ’ın yetkilerini kullanmaya) başlar; hatırlardan geçen işlere vâkıf olur. Gönülleri hidayet nuruyla aydınlatmak da onun için mümkündür (16) ”. Tarikatçılara göre; “şeyhin bakışı kalp hastalıklarına şifadır. Yüzünü göstermesi, manevi hastalıkları giderir. O, anlatılan olgunlukların sahibi, vaktin imamı, zamanın halifesidir. Kutuplar, bedeller onun makamları sayesinde yetişip yaşarlar. Evtâd, nücebâ, onun kemalât denizinden akıp gelen bir katredir. Onun irşadı güneş misalidir. Kendi istemeden her şeye feyzini yağdırır... (17) ”. Râbıta yapan mürit, şeyhinin dışında her şeyden ilgisini kesmek ve kalbinde yalnız ona yer vermek zorundadır (18) . O, şeyhin suretini alnının ortasında hayal eder, sonra onu kalbinin ortasına indirir, kendini yok, şeyhini var bilir (19) . Biri doğuda, biri batıda da olsa, şeyhin ruhaniyeti onu râbıta ile terbiye eder ve ’a ulaştırır (20) .
Tarikatçılara göre hakiki şeyh, müritle arasında vasıtadır. Ondan yüz çevirmek ’tan yüz çevirmektir (21) . Mürit inanır ki, şeyhini nerede düşünse, ruhaniyeti orada hazır olur. Yine inanır ki, şeyhin ruhani tasarrufları ’ın tasarruflarıdır (22) . İncelediğimiz tarikatlarda Şeyh, tümüyle ’ın yerine konur. Kilisede de papaz öyledir. Bu şirkten ’a sığınmak gerekir. Bu tarikatlara göre “Mürit şeyhinin kendisine emrettiği şeyi yapmakta acele etmeli, onu derhal yerine getirmelidir. Hiçbir tevil ve tehir yoluna sapmamalıdır. Zira tevil ve tehir yol kesicilerin en büyüğüdür (23) .”
“Sâlik, mürşidinin yanında ve uzağında daima onun rızasını elde edeceği yolda yürümeğe bakmalıdır. Mürşidinin nelerden hoşlanacağını anlamak ve ona göre çalışmak zorundadır (24) .”
İslamla uzaktan yakından alakası olmayan iddialarını şöyle sürdürürler: “Mürşidler Teâlâ’nın bulunduğu oturumda bulunurlar, dolayısıyla Teâlâ’yı zikirle elde edilecek fayda, bu zatları görmekle aynen elde edilir. ’ın Elçisine tam uymayı, bu kâmil şeyhin sevgisi ile bir tutmak gerekir (24) .” Bunlar hiçbir delile dayanmadan bazı kimselere kul olmaktır. Teâlâ şöyle buyurur:
“ ile kendi aralarına koydukları öyle şeylere kul olurlar ki, onun hakkında hiç bir delil indirmemiştir. Onunla ilgili kendilerinin de bir bilgisi yoktur. O zalimlerin yardımcısı olmaz.” (Hacc 22/71)
Sonuç olarak Kur’ân’da “ من دون الله = ’ın dûnundan” ifadesinin geçtiği yerlerin büyük bir bölümü, aracı sayılan tanrılara yakıştırılan yer anlaşılır. Yukarıdaki iddialar, o aracıların ne gibi hayali yetkilerle donatıldığını göstermektedir.
Prof.Dr.Abdulaziz Bayındır. Kur’ân Işığında Aracılık ve Şirk (1)Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, par. 206. (2) Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, par. 208. (3) Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, par. 2766. (4) Tümer, Küçük, a.g.e . s. 63. (5) Mehmet DEMİRCİ, “Hakikati Muhammediye”, DİA, c. XV, s. 17 91 80. (6) Hasan Kâmil YILMAZ, İnsânı Kâmil, Altınoluk Mecmuası, Temmuz 1996, sayı, 125; s. 31. Arş: Tüm âlemi kuşatan, insan aklının kavrayamayacağı en yüksek kat, gökler, Cennet, Sidre ve Kürsü hep onun altında düşünülür. Kürsü: ’ın kudret ve hakimiyetinin sembolü. Sidrei müntehâ: Yedi kat göğün üstünde bir makam, Cennet’ülme’vâ onun yanındadır. Kâlemi a’lâ: İlahi bilgilerin yazıldığı en yüksek kâlem. Levhi mahfûz: ’ın ilminin, kainatta olmuş ve olacak şeylerin yazılı olduğu levha. Anâsırı erbaa: Maddi âlemin kendisindenmeydana geldiğine inanılan toprak, su, hava ve ateş. (7) Hasan Kâmil YILMAZ, a.g.e, s. 31. ( Rağıb elİsfahânî, Müfredât, ( مل ك ) maddesi. (9) Şemseddin Sami, Kâmûsi Türkî, Dersaadet جبر ) , 1317 ) maddesi. (10) İncelediğimiz tarikatların tamamı İmam Rabbânî’ye büyük önem verir ve onun Mektubat’ını önemli kaynaklardan görürler. Bu sebeple bu konuyu onun kitabından alıyoruz. (11) İmam Rabbânî, elMektûbât, Arapça nüsha, tarih ve yer yok, c. I, s. 254, 260. mektubun son bölümü. Yukarıdaki tercüme için bkz. Hayreddin Karaman, İmamı Rabbani ve İslam Tasavvufu, İstanbul, 1992, s. 219220. (12) Hasan Kamil YILMAZ, Ricalü'lGayb Gayb Erenleri, Altınoluk Mecmuası, Aralık 1995. (13) Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, (Mütercim: Abdulkadir AKÇİÇEK), İstanbul, 1396/1976. s.172. (14)Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 173. (15) Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 268. (16) Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 268. (17)Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 238. (18) Sadık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri I, s. 3940. (19) Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 239242. (20) Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 239242. (21) Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 244. (22) Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 239242. (23) Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 172, 173. (24) Sadık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri I, s. 4142. Metin sadeleştirilmiştir. (25) Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 235.
|