Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
   
Karma: 6
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 1080
|
 |
« : Mart 15, 2010, 02:08:18 ÖÖ » |
|
Veli Çoğulu evliya. Dost. Koruyucu. Yardımcı. Destekçi. Malik. İşlerin yürütücüsü. Rab, mabud. Şefaati ve şefkati, koruyuculuğu umulan. Hakim, mutasarrıf. Kumandan, hükümdar. . Veli kelimesi Kur'ân'da hem hem de diğer varlıklar için kullanılır. 'ın esmâü'l-hüsnâsından biri de el-Veliy'dir. Kelime için kullanıldığında dost, yardımcı, işleri yürüten anlamlarını belirtir. 'ın velilik niteliği çeşitli âyetlerde dile getirilir. Buna göre , iman edenleri karanlıklardan aydınlığa çıkaran (el-Bakara, 2/257), mülkünde, kudret ve yüceliğinde ortağı olmayan ve korumanın kaynağı olan (el-İsra, 17/111, Kehf, 18/26), rahmetini yayan, dostunu yücelten (eş-Şûrâ, 42/28), göklerin ve yerin yaratıcısı (el-En'am, 6/14), Kitab'ı indiren, barışseverleri kollayıp gözeten (el-A'râf, 7/196), yalnız dünyada değil, ölümle bizi bırakıp gidenlerin ardından da bizi kucaklayan sonsuz vefalı (Yûsuf, 12/101) bir velidir. Kur'ân'da mü'minler için kullanıldığında ise iki anlama gelir. Bunlardan ilki, işlerini 'ın gördüğü, kendisine bırakmadığı kimse anlamıdır. "O salih kimselere velilik eder, işlerini yönetir" (el-'râf, 7/196) âyetindeki velilik bu anlamdadır. Diğer anlam ise, 'a ibadet ve taat işini üstlenen kimseyi dile getirir. Bu anlamda her mü'min ve müttaki insan velidir, bunlara korku yoktur, üzülmeyeceklerdir de ( Yûnus, 10/62-63). Diğer bir âyette bu anlamdaki veli ayrıntılı biçimde açıklanır: "... 'a, âhiret gününe, meleklere, Kitab'a ve peygamberlere inandı; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlarsa, dilencilere ve boyunduruk altında bulunan (köle ve esir)lere harcadı; namazı kıldı, zekatı verdi. Andlaşma yaptıkları zaman andlaşmalarını yerine getirenler; sıkıntı hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte doğru olanlar onlardır, müttakiler de onlardır" (el-Bakara, 2/177). Kur'ân'a göre velilik ve veli edinme, mü'minin ilişkilerinin yönünü belirler. Gerçek, değişmez ve mutlak veli 'tır (Âli İmran, 3/68; Şûrâ, 42/9). Velilik yalnız 'a özgüdür (Kehf, 18/44). Mü'minlerin velisi ancak 'tır (Mâide, 5/55). Bu nedenle mü'minler 'ı veli edinmelidirler (Şûrâ, 42/6). Mü'minlerin 'tan başka velileri de vardır. Bunlar melekler (Fussilet, 41/31), Resûlü ve diğer mü'minlerdir (Mâide, 5/55). Kur'ân, mü'minlerin kimleri veli edinmemeleri gerektiğini de açıklar. Örneğin, mü'minler şeytanı veli edinemezler. Onu veli edinen tam bir hüsrana gömülür (Nisâ, 4/119). Şeytanı veli edinenler, hesap gününde onun dışında bir dost bulamazlar (Nahl, 16/63). Şeytanlar kâfirlerin velisidirler (A'râf, 7/27). Şeytanlar, mü'minleri, gerçek veli olan 'tan uzak düşürmek için kendi evliyasına sürekli gizli direktifler verirler (En'âm, 6/121). Öyleyse mü'minler şeytanı hayat sahnesinden silmelidirler (Nisâ, 4/76). Mü'minler küfre batan kişileri de veli edinemezler (Âlu İmrân, 3/28). Edinirlerse, izzet yerine zillete düşerler (Nisa, 4/28). Yahudiler ve Hristiyanlar da mü'minlerin veli edinemeyecekleri kimselerdir. Bunlar, mü'minlerin dinlerini eğlence ve alay konusu edinirler (Mâide, 5/51). İmana karşı küfrü seviyorlarsa, mü'minler baba ve kardeşlerini bile veli edinemezler (Tevbe, 9/23). İlk mutasavvıflar, tasavvufi anlamdaki veliyi, Kur'ân'daki iki kullanımdan yola çıkarak, 'ı dost edinen ve O'nun tarafından dost edinilerek korunan kişi olarak tanımladılar. Tasavvuf düşüncesinin gelişmesine paralel olarak veli kelimesine yüklenen anlam da değişti. Buna göre , velileri bütün kötülüklerden korumakla kalmıyor, bütün dualarını kabul ediyor, ona diğer mü'minlerde bulunmayan olağanüstü güç ve nitelikler de (keramet) bağışlıyordu. Mutasavvıflara göre veli olabilmenin temel şartı, dinin emir ve yasaklarına kesin biçimde uymaktır. Bunun yanı sıra fazladan ibadet, sürekli zikir, riyazet, mücahede ve murakebe ile nefsi eğitmek, arıtmak gerekir. Bu şartları yerine getiren mutasavvıf, eğer dilerse velilik makamına ulaşır. Tasavvuf ile felsefe arasındaki ilk ilişkileri başlatan Hâkim Tirmizî'den (ö. 908) sonra velilik kavramı daha da büyük bir değişime uğradı. Tirmizî'ye göre âyetlerini ve peygamberliğin kanıtlarını kıyamete kadar ortaya koymaya devam edecektir, bu iş için de velilerini seçmiştir. Evliya, yalnız 'ın âyetlerinin ve Hz. Muhammed'in doğruluğunu kanıtlamakla kalmayacak, 'ın iradesi ve kanunları da yine bu kişiler aracılığı ile gerçekleşecektir. Başka bir deyişle evliya, adına evrenin düzenini sağlayacak ve onu yönetecektir. Yağmurun yağması, otların bitmesi bile veliler nedeniyle olacak, mü'minler onların yardımıyla kâfirlere karşı üstünlük sağlayacaklardır. Tirmizî'nin getirdiği velilik anlayışı İbn Arabî (ö.1249) tarafından geliştirilerek sistemleştirildi. İbn Arabî'ye göre veliliğin temel şartı marifettir (bilgi). ile bağıntısını anlamasını ve o tek Hakikat'le (Gerçeklik) aslî birliğini kavramasını sağlayacak bilgiye sahip olan bir insan velidir. Veliler tanınmaktan kaçınırlar, sıradan insanların ayıplamasına da, övgüsüne de önem vermezler. Kalblerini yalnız doldurur. O'nunla görür, O'nunla duyarlar. Kendi varlıklarını, benliklerini unutup gitmişlerdir. Tirmizî'nin getirdiği, İbn Arabi'nin geliştirip sistemleştirdiği ve mutasavvıfların büyük çoğunluğu tarafından benimsenen bu yeni anlayış, dünyanın manevî yönetimini üstlenen bir veliler örgütünü de içerir. Ricâlu'l-Gayb, Ricâlu'llah, Merdân-ı Huda, Gayb Erenleri, Hükumet-i Sûfiye gibi çeşitli adlarla anılan bu yönetici veliler aşağıdan yukarıya doğru Ahyar (Hayırlılar), Abdal ya da Büdela, Ebrar (İyiler), Evtad (Direkler) Nükeba (Denetçiler) ve Kutub ya da Gavs biçiminde sıralanırlar. (Yönetici velileri farklı biçimlerde adlandırarak sıralayan mutasavvıflar da vardır. Bunlardan birisine göre de veliler hiyerarşisi şöyle sıralanır: ( Recebiyun, Müfredun, Asaib, Nükeba, Nüceba, Abdal, Efrad, Evtad, İmaman ve Kutub.) Sürekli halkın işlerini gözetleyen Ahyar üçyüz; halka yardım eden, onların yükünü taşıyan Abdal kırk; dünyanın yedi kıtasını yöneten Ebrar yedi; dünyanın doğu, batı, güney ve kuzeyinin yönetim sorumluları olan Evtad dört; Ahyan denetleyen Nükeba üç veliden oluşur. Bütün bu veliler Kutub ya da Gavs denilen velinin yönetiminde, emrindedirler. Birbirleriyle sürekli haberleşerek yönetim görevlerini yerine getirirler. Velilerin kendi veliliklerini bilip bilemeyecekleri, mutasavvıflar arasında tartışma konusu oldu. Mutasavvıf yazarlar bu tartışmayı aktardıktan sonra, büyük sufilerin ortak görüşünün velinin kendi veliliğini bileceği yolunda olduğunu belirtir ve bu bilgiye kaynaklık eden kimi belirti ve işaretler sıralarlar. Kişinin tarafından günahlardan korunması, 'ın çeşitli bağışlarda bulunması, dualarının kabul edilmesi, kendisine ism-i azamın ( 'ın en büyük ismi) öğretilmesi bunlar arasında yer alır. Bununla birlikte mutasavvıf yazarlar dörtbin gizli (mektum) velinin varlığından da söz ederler ki, bunlar hiçbir şeyin farkında değildirler. Diğer insanların ilgisini çekmeyecek kadar sıradandırlar, hatta varlıkları ile yoklukları bile fark edilemez. Mutasavvıflara göre velilerin diğer insanlar tarafından tanınması, son derece güç, hatta imkânsızdır. Gerçi keramet ayırdedici bir özellik olarak kabul edilebilirse de, mü'min olmayan insanların da keramet benzeri birtakım olağanüstü olayları gerçekleştirmeleri (istidrac), sorunu çözümsüz bırakır. Bu nedenle, Kelâbâzî'nin deyişiyle keramet, zühd ve ibadet gibi görünüşe ilişkin özellikler velilerin asıl özellikleri değildir. , veliliğin belirti ve işaretlerini veli kullarının sırlarında meydana getirir ve ile ruhunda bunları bulan kimseden başkası bilemez. Kuşeyrî ise, oldukça belirsiz üç velilik işaretinden söz eder: Uğraşı iledir, kaçışı 'adır, bütün dert ve düşüncesi 'tır. Hem mutasavvıfların büyük bir bölümü, hem de halk arasında velilerin öldükten sonra da tasarrufta bulunduğu, kerametlerini sürdürdüğü yaygın bir inançtır. Bu nedenle veli kabul edilen kişilerin yatır da denilen mezarları ziyaret yerleri durumuna getirilmiştir. Buralarda onlar için adaklar adanmakta, kurbanlar kesilmekte ve isteklerinin yerine getirilmesi dilenmektedir. Oysa bu inanç ve davranış, Kur'ân'ın üzerinde en çok durduğu, İslâm inancının temelini oluşturan tevhid ilkesine ters düşmektedir. Bilgisizlikten kaynaklanan bu inanç ve davranış, Kur'ân'ın hiç bağışlanmayacak bir suç olduğunu bildirdiği 'a ortak koşma (şirk) anlamı taşımaktadır. (Ayrıca bkz. Velayet, Keramet, Seyrü Süluk, Tasavvuf ve Tarikat maddeleri.) Ahmet ÖZALP
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Yakup
|
 |
« Yanıtla #1 : Mart 15, 2010, 11:50:07 ÖÖ » |
|
Kur'ân, mü'minlerin kimleri veli edinmemeleri gerektiğini de açıklar. Örneğin, mü'minler şeytanı veli edinemezler. Onu veli edinen tam bir hüsrana gömülür (Nisâ, 4/119). Şeytanı veli edinenler, hesap gününde onun dışında bir dost bulamazlar (Nahl, 16/63). Şeytanlar kâfirlerin velisidirler (A'râf, 7/27). Şeytanlar, mü'minleri, gerçek veli olan 'tan uzak düşürmek için kendi evliyasına sürekli gizli direktifler verirler (En'âm, 6/121). Öyleyse mü'minler şeytanı hayat sahnesinden silmelidirler (Nisâ, 4/76). Mü'minler küfre batan kişileri de veli edinemezler (Âlu İmrân, 3/28). Edinirlerse, izzet yerine zillete düşerler (Nisa, 4/28). Yahudiler ve Hristiyanlar da mü'minlerin veli edinemeyecekleri kimselerdir. Bunlar, mü'minlerin dinlerini eğlence ve alay konusu edinirler (Mâide, 5/51). İmana karşı küfrü seviyorlarsa, mü'minler baba ve kardeşlerini bile veli edinemezler (Tevbe, 9/23). 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
RUMEYSA
|
 |
« Yanıtla #2 : Mart 15, 2010, 05:55:54 ÖS » |
|
2. İslam'da Veli veya Evliya
a) Gerçek Veli Allahtır
Kur'an-ı Kerim'in bir çok ayetinde 'ın müminlerin velisi ve yardımcısı olduğunu görmekteyiz:
«Bizim velimiz sensin öyleyse bizi bağışla, bizi esirge, sen bağışlayanların en hayırlısısın.» (A'raf, 7/155)
«Allah iman edenlerin velisidir.» (Bakara, 2/257)
«Allah müminlerin velisidir.» (Al-i İmran, 3/68)
«Göklerin ve yerin mülkü 'ındır, diriltir ve öldürür. Sizin 'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur. » (Tevbe, 9/116)
Bu ayetlerin sayısını çoğaltmak mümkün. Ayrıca aynı konudaki şu ayetlere bakılabilir: 6/51, 70, 9/74, 13/37, 29/22, 32/4, 42/31 vd.
Buradaki veli kavramı; 'ın dost, koruyan, kollayıcı, yardımcı, yakın, sahip manalarına gelmektedir. Bu nedenle müslümanların yalnızca 'ı veli edinmeleri gerekmektedir.
|
|
|
|
|
Logged
|
YUMUŞAK BAŞLI İSEM KİM DEMİŞ UYSAL KOYUNUM.KESİLİR BELKİ FAKAT ÇEKMEYE GELMEZ BOYNUM (M.AKİF ERSOY) 
|
|
|
|
RUMEYSA
|
 |
« Yanıtla #3 : Mart 15, 2010, 05:57:40 ÖS » |
|
b) 'tan Başka Veli Edinmemek Gerektiği
«Onların 'ın dışında kendilerine yardım edecek velileri yoktur.» (Şura, 42/46)
«Yoksa O'nun dışında bir takım veliler mi edindiler, işte , veli olan O'dur. Ölü olanları da diriltir. Her şeye güç yetiren O'dur.» (Şura, 42/9)
«Haberin olsun halis (katıksız) olan din yalnızca 'ındır, O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler): 'Biz bunlara bizi 'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.' Hiç şüphesiz kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten yalancı kafir olan kimseyi hidayete eriştirmez.» (Zümer, 39/3)
Ayrıca kafirlerin (3/28, 4/139, 4/144,3/28), Yahudi ve Hıristiyanlar'ın (5/51, 5/57, 5/81), şeytanların (4/7, 7/27,18/50)ve zalimlerin (45/19,60/1) veli ve yardımcı olamayacakları müminlere bildirilmektedir.
|
|
|
|
|
Logged
|
YUMUŞAK BAŞLI İSEM KİM DEMİŞ UYSAL KOYUNUM.KESİLİR BELKİ FAKAT ÇEKMEYE GELMEZ BOYNUM (M.AKİF ERSOY) 
|
|
|
|
RUMEYSA
|
 |
« Yanıtla #4 : Mart 15, 2010, 05:59:52 ÖS » |
|
c) İnsan Vasfı Olarak Veli
«İyi bilin ki 'ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar 'a inanmış ve muttaki olmuşlardır.» (Yunus, 10/62-63)
«Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler, iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler. 'a ve rasulüne itaat ederler, işte 'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır.» (Tevbe, 9/71)
'ın dostları olduğu gibi şeytanın da dostları vardır. 'ın velilerine korku ve üzüntünün olmadığını, onların muttakiler olduğunu görüyoruz.
«Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyi olmak demek değildir. Asıl iyilik; 'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan, O'nun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve kölelere mal veren, namaz kılan, zekat veren ve ahidleştiklerinde ahitlerine vefa gösterenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir, işte onlar doğru olanlardır. Müttakiler de onlardır.» (Bakara, 2/177)
Bu ayette takva sahibinin yani velinin özellikleri sıralanmaktadır. Takva iman ve davranışlardır, islam'ın yaşanması hayata geçirilmesidir. Kur'an'ın rasulün hayatıyla örnek davranışlar haline, yaşayan Kur'an haline gelmesidir. Burada da görüldüğü gibi Kur'an'dan insan davranışlarına bir yön vermesi ve hedef göstermesinin müşahhas örneklerinin anlatıldığına şahit oluyoruz.
İnsan tek boyutlu bir varlık değildir. O çevresiyle, birlikte yaşadığı insanlarla ve yaratıcısı ile sürekli bir ilişkiler bütünü içerisinde inanç ve hareketler sergilemektedir. Buna inanma ve salih amel de diyebiliriz. Kur'an bize bunun yolunu göstermektedir. Mümin ve müslüman olmanın, veli olmanın yolu Kur'an ve sünnete uygun yaşamaktan geçer. Kur'an takva sahibi olmamızı istiyor. Hatta daha da ileri giderek gerçek müminlerin takva sahiplerine önderler olmasını öneriyor. Bu da yaşanan hayata yön verip islam'a uygun bir şekilde örneklik yapmakla mümkündür. 'ın dostlarının kerameti, ihsanı, takvası, Kur'an'ı yaşanan bir hayat haline getirmesidir. Bazılarının anladığı gibi kainata tasarrufta bulunma, dualara icabet etme, öldüklerinde geri kalanları mezardan idare etme, mezarları üzerinde kubbeler inşa edilme şeklinde değildir.
Maalesef bu anlayış diğer dinlerde olduğu gibi müslümanlarda da genel olarak yaygınlık kazanmıştır. Oysa risaletlerin hepsinde 'ın dini böyle bir uygulamayı reddetmekte, tamamen dışlamakta ve muttaki müminlerden başka evliya tanımamaktadır.
Kur'an bu konuda peygamberimize şöyle buyurmaktadır:
«De ki: Ben kendime 'ın dilediğinden başka ne bir yarar, ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbette çok hayır elde ederdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.» (A'raf, 7/196)
Yine Kur'an'da insanların kalplerine tasarrufta bulunmak, hakka meyletmeyen kimselerin kalplerine imanı yerleştirmek ve buna benzer hususlarda peygamberlere bile yetki verilmediği (27/80, 35/22-24) halde bir takım insanlara takva adına Kur'an dışı ilahi sıfatlar vermek islam'ı bilmemek ve yahutta bile bile düşmanlık etmek demektir.
Kur'an-ı Kerim, peygamberlerin bile sahip olduğu bütün kudret, azamet, üstünlük ve şerefin 'a itaat edip tamamıyla onun hükümlerini uygulamaya ve kendisine ayet ayet indirileni kaldırıp haktan yüz çevirir, 'ın kelamını değiştirmeye kalkar ve kendi sözlerini ona ilave edecek olursa; başkası üzerinde hiç bir üstünlüğe sahip olamayacağı geniş bir şekilde açıklanmıştır.
«Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyarsan, o takdirde sen, mutlaka zalimlerden olursun.» (Bakara, 2/145)
«Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki 'tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı olmaz.» (Bakara, 2/120)
«De ki: Onu kendi tarafımdan değiştirmek benim için imkansızdır. Ben sadece bana vahyolunana uyarım. Şayet ben Rabbime karşı gelirsem büyük bir günün azabından korkarım.» (Yunus, 10/15)
Kur'an'da açıklanan bu tür ayetlerin hepsi Rasulullah'ın herhangi bir muhalefeti, sapması veya ayetleri gizlemesinden korkulduğu için indirilmemiştir. Bu ayetlerin indirilmesinden maksat insanlara, peygamberin 'a olan yakınlığının sebebinin peygamberin -haşa- ile bazı ortak sıfatlara sahip olması veya akrabalık -oğul gibi- bağlı olmadığını göstermektedir. Böylece peygamberin özelliğinin, uyarıcı, müjdeleyici olması ve 'ın hükümlerine kayıtsız şartsız bağlanması olduğu açıklanmaktadır.
|
|
|
|
|
Logged
|
YUMUŞAK BAŞLI İSEM KİM DEMİŞ UYSAL KOYUNUM.KESİLİR BELKİ FAKAT ÇEKMEYE GELMEZ BOYNUM (M.AKİF ERSOY) 
|
|
|
|
RUMEYSA
|
 |
« Yanıtla #5 : Mart 15, 2010, 06:01:45 ÖS » |
|
3. Sonuç
Veli olmak eşyanın tabiatını tersine döndürmek suretiyle değil, bilakis eşyanın tabiatı gereğince, sünnetullahın açığa çıkması, fıtratın gelişmesi ve 'ın razı edilmesiyle mümkün olmaktadır.
katında yalnızca takva ile insanlar birbirlerinden ileride olabilmektedirler. Bu da azabından korunma ve rızasını kazanmak ile mümkündür. Kim 'a onun bildirdiği gibi inanır ve salih amel işlerse, işte kurtulanlar yalnız bunlar olacaklardır.
Peygamberlerin hepsi 'ın veli kullarıdır. Onlar 'ı razı etmişler, tevhidi hayatlarında uygulamışlar ve en güzel şahitler olmuşlardır. Müminlerde 'ın veli kullarıdır. inanan ve salih amel işleyen kullarını veli (dost) edinmektedir. Velinin büyüklüğü buraya kadardır. Bunun üzerinde bir büyüklük 'ın belirlediğine göre kulları için söz konusu değildir.
Müslümanlar da ayrıca birbirinin velisidirler. Birbirine yardım eden, bağışlayan, malından yediren, koruyan, kollayan insanlardır. Muhacir ve ensarın birbirlerini veli kabul etmeleri, peygamberi veli kabul etmeleri ve uygulamaları ile elimizdeki sağlam bilgiler bizler için örnek teşkil etmektedirler.
İslam akaidinde bazı dini çevrelerde bilinen anlamda kişilere kutsallık izafe edilerek, hatta onları insanlık vasıflarının da üzerine çıkarmak gibi hayali tipler icat etmek anlayışına yer yoktur. Kur'an'da net bir şekilde açıklanan evliya'nın diğer insanlardan farkı; beşer tabiatının üzerine çıkması, fevkaledelikler göstermesi veya günahları bağışlaması değil, tevhidi bir inanca sahip olması, münkerden kaçınması ve marufu emretmesi, her türlü şirke, zulme, haksızlığa karşı tavır sahibi olmasıdır. [Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 11 - Şubat 1992]
|
|
|
|
|
Logged
|
YUMUŞAK BAŞLI İSEM KİM DEMİŞ UYSAL KOYUNUM.KESİLİR BELKİ FAKAT ÇEKMEYE GELMEZ BOYNUM (M.AKİF ERSOY) 
|
|
|
|
güliçkimi
|
 |
« Yanıtla #6 : Mart 17, 2010, 10:44:11 ÖS » |
|
 veli
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
ruveyda
|
 |
« Yanıtla #7 : Nisan 18, 2010, 07:50:03 ÖS » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|