selvi
Süper Moderatör
Hep Burda
   
Karma: 5
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 2190
|
 |
« : Ocak 21, 2012, 02:25:44 ÖÖ » |
|
 Sadece kelime-i şahadet yeter mi? KELİME-i şahadet getiren herkesi Müslüman kabul ederiz. Bunu belgelemek için de nüfus kimliğimizde "Dini" hanesine "İslam" yazdırırız.
Peki, bunlar yeterli midir Müslüman sayılmak için? Evet, yeterlidir, yeterlidir de gerçek ve sadık bir mümin sayılabilmek için başka şeyler de gerekir.
İşte bu yazıda Kuran-ı Kerim penceresinden müminin bazı özelliklerini sayacağız. Ta ki kendisini terazinin bir kefesine, Kuran'ın kurallarını da diğer kefeye koyup değerlendirebilsin. Başkasının onayına gerek kalmadan "ahlak ve tavırlar" açısından nasıl bir mümin olduğumuza kendimiz şahadet etmiş oluruz böylece.
* * *
1- Müslüman affetmeyi sever. Öfkesine hákim olur. Öfkesini yutar. İnsanların kabahatini görmezden gelir (Ali İmran, 134). Bu tavrıyla da Yüce 'ın mağfiretini arzular (Nur, 22).
2- Müslüman boş sözden ve hareketlerden uzak kalır. Doğru olan da bu değil mi? Dünya ve ahirette fayda sağlamayacak söz, tavır ve hareketlerin ne faydası olabilir ki (Müminun, 3).
3- Müslüman, cahillerin sataşmasına muhatap olunca selam selametle der ve geçer (Furkan, 63). Cevap vermeye yeltenmez, sataşmalardan etkilenmez. Potaya girmez.
4- Müslüman, 'a verdiği sözünde durur (Azhab, 23). Gayrimüslimle bile bir anlaşma yaparsa anlaşmasına ihanet etmez. Sözüne ve ahdinde sadıktır.
5- Müslüman, ölçülü bir sesle konuşur. Alçak bir sesle hitap eder. Vakur insana yakışan bir hitapla hitabede bulunur (Lokman, 19).
6- Müslüman kötülüğe kötülükle değil, iyilikle muamele eder. Affetmeyi sever. Kötülüklere güzellikle karşılık vermek bir fazilettir (Fussilet, 34).
7- Müslüman diğer Müslümanları kardeş olarak kabul eder. Müminler ancak kardeş olabilirler (Hucurat, 10). Bir Müslüman diğeriyle alay etmez. Küçük görmez. Aşağılamaz, ona kötü lakaplar takmaz (Hümeze, 1).
8- Müslüman hayatını doğru bir çizgide götürür. İstikamet onun için vazgeçilmez bir ilkedir. Peygamberin bile dosdoğru hareket etme konusunda ayet aldığını bilir (Hud, 112). Kuran-ı Kerim'in istediği anlamı da doğru dürüst yapar.
9- Müslüman haramlardan kaçınır. Yüce 'ın emirlerine uyar (Meryem, 65).
10- Müslümanlar başka din mensuplarının İslam'a yönelik tahrikleri karşısında vakur davranırlar. Akıllıca hareket ederler. Telaşlanmazlar. Kendilerine güvenirler (A'raf, 199; Maide, 13).
11- Müslüman, ailesine ve çevresine ibadet etmeyi ve namaz kılmayı teşvik eder (Taha, 132). Peygamberin ilk yaptığı ibadetin Hz. Hatice ve Hz. Ali ile beraber namaz kılmak olduğunu unutmaz. Hz. Ali ve Hz. Ömer'in camide namaz kılarken veya namaza hazırlanırken şehit edildiklerini hatırlar. Onların camiye ve namaza bağlılıklarını kendisi için ölçü alır.
12- Müslüman bozguncu değil, yapıcıdır. Tahrip etmez, tamir eder (A'raf, 56).
13- Müslüman başkasının namusuna, iffetine saldırmaz. Dil uzatmaz, küfretmez. Kuran-ı Kerim'deki en sert cezalardan birinin, namuslu kadınlara iftira etmek olduğunu unutmaz (Nur, 11-25).
14- Müslüman zina etmez. Zinaya götürecek yollardan ve ortamlardan uzak durur (İsra, 32), zinanın bir zulüm olduğunu bilir.
15- Müslüman, kendisini zinaya davet edenin şeytanın ve nefsin bir eseri olduğunu bilir. Bu davete boyun eğdiğinde kendisinin de bu dairenin bir çarkı haline dönüşeceğini bilir ve uzak durur. İffeti tercih eder.
16- Müslüman, 'a yalvarır. Sürekli 'ı anar, her an Yüce 'la beraber olur. Yanlış bir iş yaptığında hemen kendine gelir. Kendini günahların ve isyanın oyununa kaptırmaz. Herkes yokken, herkes uzak ve her şey uzakken, 'ın yakın olduğunu bilir. Bir an bile 'tan gafil olmaz. Yüksek sesle veya kısık sesle 'ı anar. Bakındığı her yerde ve anda Rabbini anar (A'raf, 40, 205; Ali İmran, 135).
17- Müslüman sadece 'a dayanır. Fatiha'da okuduğu gibi yalnızca yaradıcısından ister. İnsanlara iyilik yaparken de onlardan gelecek karşılığı beklemez. Bunun manevi karşılığını da dünyada değil ahirette bekler.
18- Müslüman, Müslüman'ın gıybetini yapmaz. Aleyhinde konuşmaz, çekiştirmez. Aleyhinde konuşanı susturur veya en azından o ortamı terk eder.
19- Müslüman küfretmez. Hakaret etmez, ağır söz söylemez, kendini büyük görmez. Mütevazı davranır. Herkesi kendinden daha çok cennete yakın hisseder.
Bu maddelerde yazılanlar bile kelime-i şahadet getirmekle işin bitmediğini anlatmaya yeter sanırım.Nihat
Hatipoğlu
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ocak 22, 2012, 06:06:50 ÖS Gönderen: RUMEYSA »
|
Logged
|
|
|
|
Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
   
Karma: 0
Online
Mesaj Sayısı: 1217
|
 |
« Yanıtla #1 : Ocak 22, 2012, 05:04:30 ÖS » |
|
 Sadece kelime-i şahadet yeter mi? Müminin Davası Özveri İster Bugün inkara dayalı felsefe ve görüşlerin karşısında güçlü bir dava vardır. Bu, müminlerin davasıdır. Dünyadaki zulmü durduracak, insanlığa barış ve huzur getirecek olan İslam Birliği davasıdır. 'ın vaadi ve Peygamberimiz (sav)'in vasiyeti olan İslam ahlakının yeryüzü hakimiyeti davasıdır. Bütün Müslümanların sıkı sıkıya sarılması gereken bu dava, dev bir idealdir. Davası olmayan, heyecanı ve ideali olmayan bir hareket mutlaka kaybeder. Küfrün, batıl da olsa bir davası vardır. İslam aleminin birleşerek, Nebevi buyruğunda olduğu gibi, dev bir topluluk oluşturması ise çok büyük bir davadır. Müslüman pasif, dini anlatmada çekimser, İslam Birliği idealine ve 'ın vaadine inancı zayıf bir yapıda olmamalıdır. Bu ideal, inanan her insanı motive etmeli; insana heyecan ve mücadele azmi vermelidir. İman sahipleri, her zaman doğruyu işaret eden vicdanlarının sesini dinlerler. Ancak din, insanın sadece kendi içinde yaşaması gereken bir olgu değildir. “Dini herkes kendi vicdanında yaşamalıdır" yaygın görüşüyle dini bir yerlere hapsetme düşüncesi, Kur'an'dan habersiz olan ya da ’tan yüz çevirerek yaşayan kişilere ait çarpık bir iddiadır.
'ın emridir; her iman sahibi insan, Rabb'inin nimetini durmaksızın anlatmakla, iyiliği emredip kötülükten sakındırmakla ve “yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar” fikir mücadelesi yapmakla sorumludur. 'ın buyruğu doğrultusunda iyi, doğru ve güzel olanı insanlara anlatmak, tavsiye etmek; işte müminin asıl görevi, asıl işi, asıl davası budur. Ancak 'ın sünneti ve imtihanıdır; fikir mücadelesi içindeki samimi müminler her dönemde çeşitli baskı, engelleme ve iftiralarla karşılaşırlar. Müminlere dayanaksız iftiralar atılır, çok çirkin iddialar öne sürülür ve her devirde bunlara inanan vicdanı zayıf insanlar olur. Diğer Müslümanlar bu iftiralara inanıp inanmamakla ve korktukları için İslam'ı yaymaktan kaçınıp kaçınmadıklarıyla sınanırlar.
Samimi müminler, her dönemde ’a olan imanları ve yalnızca O'nun rızasını kazanmayı amaç edinmeleri nedeniyle, aldıkları tepkilerden asla korkmaz, örnek bir cesaret ortaya koyarlar. Dini yayma faaliyetlerinde samimi ve cesurdurlar. Din ahlakını yaşamayanların yaptıkları baskılar, eziyetler, attıkları iftiralar müminleri korkutmaz aksine daha da şevklendirir ve motive eder. Yaşadığımız ahir zamanda Müslümanlar arasında yaygın bir korku görüyoruz. Bu yüzden İslam'ı anlatmayı, İslam'a hizmeti ve dolayısıyla davayı bırakıyorlar. Kimi kaçıyor, kimi saklanıyor, kimi susuyor, kimi hakkın tam aksi yönde konuşuyor, kimi inkarın asıl kaynağı olan Darwinizm’in ,laiklik , demokrasi ,tarikat,parti ve diğer batılı kurumların,hatta efendilerinin reklamını yapmaya başlıyor. Yaşadıkları korku yüzünden her biri farklı davranış sergiliyor, Müslümanlardan ayrı saflarda yer alıyor. Müslümanlar umutsuzluğu, ürkekliği, teslimiyetçiliği ve korkaklığı bırakmalıdır; korkulacak tek güç Yüce ’tır. Küresel güç edebiyatı yapan ve Müslümanları pasifize etmeye çalışanlar kurum ve kuruluşlara itibar edilmemelidirler. İslam alemini dayanaksız "öcü"lerle korkutmaya çalışanlar, şeytanın görevlendirdiği kişilerdir. Korku damarı şu an daha da şiddetlenmiş durumdadır. Çünkü Müslümanlar, geçmişte sadece insanlar arasında, daha yakın zamanlarda ise gazetelerde haber oluyorlardı. Ancak bugün internette, radyo ve televizyonlarda daha yaygın şekilde haber olabiliyorlar. Bu nedenle korkunun şiddeti daha da fazladır. Onun içindir ki kınayıcının kınamasından korkmadan, tepki alacağından çekinmeden, samimi olarak İslam’ı savunan insanların sayısı azdır. Bu Dava İman Davasıdır Müminin davası iman davasıdır; bu dava Peygamberimiz (sav)'in, sahabelerin davasıdır. Bu dava 'ın davasıdır. Bu davada bir insanı kurtarmak için her şey feda edilir. Bu davada benlik olmaz bu davada nefsin arzu ve tutkuları olmaz; insanın kendi zevkleri olmaz. Bu dava özveri ister. Bu dava insanı ve imanını kurtarmaktır. Kaldı ki imanını kurtarmak, insanı ölümden kurtarmaktan binlerce kat daha büyük ve değerlidir. Bu, kutsal ve yüce bir davadır. Dava sahibi de olsa insan acizdir. Ancak 'a güvenip-dayanarak yaratılışı ve yeniden dirilişi kanıtlayarak insanların imanını kurtarmak için mücadele eden her bir mümin, bin nefer kuvvetindedir. Engellemek için önüne set de kurulsa, kurtulacak olan yalnızca bir kişi bile olsa mümin, seve seve Kur'an'a davet eder. Yeter ki o bir kişi sonsuz azaptan kurtulsun... Müminler Kur'an ahlakını yaygınlaştırmak için hakkı, hakikati, güzelliği var güçleriyle anlatırlar. Peygamberimiz (sav) İslam'ın hakimiyeti konusunda şöyle buyurur: "Muhakkak ki, bu iş (bu dinin hakimiyeti) gece ve gündüzün ulaştığı yerlere ulaşacaktır. ne bir kerpiç ev ne de bir keçe çadır bırakmayacak; azizi aziz ederek, zelili zelil ederek, bu dini ona dahil edecektir. 'ın bu işte aziz edeceği İslâm'dır. 'ın bu işte zelil edeceği küfürdür." (Ahmet b. Hanbel - Taberani - İbni Hibban) İnkarcılar, müminlerin gücünü kırmak için onları dağıtmaya çalışsalar da müminler dağılmazlar aksine dağıtırlar. Kur'an ahlakının hakimiyetine engel olan küfrü dağıtırlar. Fitne yeryüzünden kalkmadan, din 'ın olmadan, İslam ahlakı dünyaya hakim olmadan davadan vazgeçmezler. Onlar, kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: " bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir. (Ali İmran Suresi, 173) ALINTI
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ocak 22, 2012, 06:09:25 ÖS Gönderen: RUMEYSA »
|
Logged
|
|
|
|
bahtım
Burada

Karma: 0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 99
|
 |
« Yanıtla #2 : Ocak 30, 2012, 01:34:33 ÖÖ » |
|
Bugün inkara dayalı felsefe ve görüşlerin karşısında güçlü bir dava vardır. Bu, müminlerin davasıdır. Dünyadaki zulmü durduracak, insanlığa barış ve huzur getirecek olan İslam Birliği davasıdır. 'ın vaadi ve Peygamberimiz (sav)'in vasiyeti olan İslam ahlakının yeryüzü hakimiyeti davasıdır. Bütün Müslümanların sıkı sıkıya sarılması gereken bu dava, dev bir idealdir. Davası olmayan, heyecanı ve ideali olmayan bir hareket mutlaka kaybeder. Küfrün, batıl da olsa bir davası vardır. İslam aleminin birleşerek, Nebevi buyruğunda olduğu gibi, dev bir topluluk oluşturması ise çok büyük bir davadır. Müslüman pasif, dini anlatmada çekimser, İslam Birliği idealine ve 'ın vaadine inancı zayıf bir yapıda olmamalıdır. Bu ideal, inanan her insanı motive etmeli; insana heyecan ve mücadele azmi vermelidir. İman sahipleri, her zaman doğruyu işaret eden vicdanlarının sesini dinlerler. Ancak din, insanın sadece kendi içinde yaşaması gereken bir olgu değildir. “Dini herkes kendi vicdanında yaşamalıdır" yaygın görüşüyle dini bir yerlere hapsetme düşüncesi, Kur'an'dan habersiz olan ya da ’tan yüz çevirerek yaşayan kişilere ait çarpık bir iddiadır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
   
Karma: 0
Online
Mesaj Sayısı: 1217
|
 |
« Yanıtla #3 : Ocak 31, 2012, 02:39:57 ÖS » |
|
La İlahe İllallah’ın Manası Ve Gereği La İlahe İllallah’ın manası: Tek ilah’tan başka kulluk edilecek başka bir ilah yoktur. O tek olan ilah da, şeriki olmayan yüce ’tır. Çünkü ibadete layık olan, ancak O’dur. Bu kelimenin gereği, ’ın (c.c.) dışındaki bütün sahte ilahları reddetmektir. Zira (c.c.) dışındaki mabutların ilahlık iddiası batıldır. Çünkü O’ndan başka bir şey ibadete (dua edilmeye, emir ve yasak koymaya, nizam tespit etmeye) layık değildir. “ ’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi şirk (ortak) koşmayın...” (Nisa: 4/36) “Kim tağutu inkar edip ’a iman ederse, muhakkak kopması mümkün olmayan sağlam bir kulpa (La İlahe İllallah’a) yapışmış olur. işitendir, bilendir.” (Bakara: 2/256) “... Biz her ümmete, yalnız ’a kulluk etmeleri ve tağuttan da sakınmaları için Rasul gönderdik.” (Nahl: 16/36) Rasulullah (s.a.v.) “Kim La İlahe İllallah der ve ’tan başka tapınılanları reddederse malı ve kanı haram olur...” (Müslim, İman: 8.) Bütün rasullerin kavimlerini davet ettikleri söz şudur: “... Ey kavmim! ’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur...” (A’raf: 7/59) Rasulullah (s.a.v.) Kureyş müşriklerine: “La ilahe illallah” deyiniz, dediğinde müşriklerin cevabı;
“İlahları tek bir ilah mı kıldı? Gerçekten bu çok acaip bir şey” (Sa’d: 38/5) demek olmuştur.Kelime-i Şehadet’in genel manası ’ın (c.c.) dışında ibadet edilenleri reddeder ve batıl kılar. Yani tağutu red ve ’a (c.c.) iman etmeyi gerektirir. Tağutu reddetmek, ’ın (c.c.) emir ve yasağına ters düşen emirlerde bulunan kişi ve kurumları, hevayı ve şeytanı reddetmektir. “La ilahe illallah” ın manasıyla birlikte gereğini de yerine getirmek, ibadette ’ı (c.c.) birleyerek O’na benzer tutulanları terketmektir. Kul, “La ilahe illallah” dediğinde; ibadette ’ı (c.c.) birlediğini, ’tan (c.c.) başkalarına,partilere, putlara, kabirlere, evliyalara ve salihlere ibadet etmenin batıl olduğunu ilan eder. “La ilahe illallah” ın gereği, ’tan (c.c.) başka ibadete layık ilah olmadığını, yaratıcı, kudret sahibi ve her şeye kadir olanın (c.c.) olduğunu kabul etmek, ’tan (c.c.) başka hiç kimsenin hakimiyet hakkı olmadığına inanmaktır. Çünkü hakimiyet yalnız ’a (c.c.) aittir. Kim, “La ilahe illallah” ı bu şekilde inanarak açıklarsa mutlak olarak tevhidin hakkını vermiş olur.
’a (c.c.) yaklaşmak için ölülere kurban kesen, türbelere yardımda bulunan, kabirlerin etrafını tavaf eden ve adak adayanlar, ’ın (c.c.) yaratıcı ve her şeyin sahibi olduğuna inansalar bile, ilk Arap müşrikleri gibi ’a (c.c.) şirk koşmuş olurlar. Mekke müşrikleri, kabirlere ve putlara tapmadıklarını söylüyor fakat uygulamada aksini yapıyorlardı. Onlar yaratıcı ve rızık verici olduğuna inanmadıkları halde, sırf kendilerini ’a (c.c.) daha çok yaklaştırsınlar diye salih olduğuna inandıkları bazı kişilere ibadet ediyorlardı. Bunlar, Arap lisanının ehli olan bir kavim oldukları için “La ilahe illallah” ın putları tapmayı reddettiğini ve sadece lafzi bir mana taşımadığını anlıyorlardı. Bundan dolayıdır ki bu kelimeden nefret ederek uzaklaştılar ve şöyle dediler: “... İlahları tek bir ilah mı kıldı? Şüphesiz bu çok acaip bir şey...” (Sa’d: 38/5) Mekke müşrikleri, “La ilahe illallah”ın ’ın (c.c.) dışında ibadet edilen her şeyi reddetmek, ibadette sadece ’ı (c.c.) birleme manasına geldiğini çok iyi biliyorlardı. Şayet müşrikler “La ilahe illallah” dedikleri halde putlara ibadet etmeye devam etselerdi, kendi içlerinde çelişkiye düşerek bundan rahatsız olurlardı. Günümüzde “La ilahe illallah” demelerine rağmen bir çok ibadeti :
’tan (c.c.) başkalarına,partilere, putlara, kabirlere, evliyalara ve salihlere ibadet etmenin batıl olduğunu ilan eder. Sonuç olarak: Kim bu kelimeyi, manasını bilerek söyler, gereğiyle amel edip açık ve gizli şirkten kaçınırsa, ibadeti tam bir itikatla yalnız ’a (c.c.) has kılıp bununla amel ederse, işte o gerçek bir mümindir. Kim “La ilahe illallah” deyip inanmadığı halde zahiren amel ederse, o da münafıktır. Kim bu kelimeyi diliyle söyler fakat onu bozacak amellerden birini işler ve ’a (c.c.) şirk koşarsa o da müşriktir.
“La ilahe illallah” kelimesinden kastedilen; manasını bilip bu mananın gerektirdiği şekilde ’a (c.c.) ibadet etmektir. İbadet, muamelat ve bütün meselelerde ’ın (c.c.) hükümlerini kabul edip, beşeri kanunları reddetmek, insan ve cin şeytanlarının revaca çıkardığı bütün hurafeleri ve bidatleri ortadan kaldırmak bu kelimenin ameli gereklerindendir. “Yoksa onların dinden ’ın izin vermediği bir şeyi kendileri için din gösteren ortakları mı vardır?” (Şura: 42/21) “... Eğer siz onlara itaat ederseniz, muhakkak ki müşrikler olursunuz...” (En’am: 6/121) “... Onlar ’ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve Meryemoğlu Mesih’i Rabler edindiler.” (Tevbe: 9/31) Nebi (s.a.v.) bu ayeti kerimeyi okudu. Bunun üzerine Adiyy b. Hatem Rasulullah’a (s.a.v.) dedi ki: “Muhakkak onlar, onlara ibadet etmiyorlar ki. Rasulullah (s.a.v.): “Onlar ’ın helal kıldığı bir şeyi haram, haram kıldığı bir şeyi helal kıldıkları zaman onlara itaat etmiyorlar mı?” dedi. Adiyy b. Hatim: “Evet,” deyince, Rasulullah (s.a.v.):
“ ’tan başkalarına itaat etmekle alimlerini rabler edindiler. Aynı olaylar bu ümmetin içinde de vuku bulmaktadır. Bu ise en büyük şirk olup, “La ilahe illallah” ın manasını ortadan kaldırır.” Bu kelimeyi söyleyen bir kimsenin, beşeri kanunlarla muhakeme olmayı da reddetmesi gerekir. Çünkü sadece ’ın kitabıyla hükmolunmak, onun dışında kalan beşeri sistemleri terketmek vaciptir. “... Eğer bir şeyde ihtilafa düşerseniz onu ’a ve Rasulü’ne götürün.” (Nisa: 4/59) “Herhangi bir şey hakkında anlaşmazlığa düşerseniz, onun hakkında hüküm vermek hakkı ’ındır. İşte benim Rabbim olan O’dur...” (Şura: 26/10)
(c.c.) kendi indirdiği şeriatle hükmetmeyenler hakkında kafir, fasık, zalim diye hüküm vermiştir. ’ın (c.c.) indirdiğinin dışında hüküm veren kişide iman yoktur. “La ilahe illallah” müslümanların yaşamlarının her yönüne hakim olması gereken bir hayat nizamıdır. Bazılarının zannetikleri gibi, sadece manasını anlamadan gereğiyle amel etmeden, sabah ve akşam virdlerinde bereket için tekrar edilen bir söyleyişten ibaret değildir.
Abdurrahman b. Hasan
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
|