|
RUMEYSA
|
 |
« : Şubat 20, 2010, 04:25:06 ÖÖ » |
|
 RESULULLAH (S.A.V)'in Kız Torunları... Ümmü Gülsüm
Ümmü Gülsüm -radıyALLAHu anha- Rasulullah'ın İkinci Kız Torunu Ümmü Gülsüm radıyALLAHu anhâ Rasûlullah sallALLAHu aleyhi vesellemefendimizin ikinci kız torunu... Fikir ve düşüncelerini gayet açık venet bir şekilde ortaya koymasıyla meşhur... Kendine güvenli, kuvvetlikişiliğe sahip bir iman eri... Hak ve hakîkati güzel bir üslûblakimseden çekinmeden söyleyen bir hanımefendi... Hz. Ömer (r.a.)'inâilesi... O, Medine'de doğdu. Annesi, nübüvvet bahçesinin gülü Hazreti Fâtıma(r.anhâ)'dır. Babası, savaş meydanlarının kahramanı, ALLAH'ın arslanıdiye tanınan Hz. Ali (r.a.)'dir. Küçük yavrunun adını Resûl-i Ekrem(s.a.) efendimiz koydu. Onun için duâ etti. Babası seferden döndüğündeyavrusuna Ümmü Gülsüm adının dedesi tarafından verildiğini duyunca çoksevindi. Eşini tebrik etti. Nur parçası kızını da sevgiyle bağrınabastı. Ümmü Gülsüm, Hasan ve Hüseyin'den sonra mutlu yuvanın üçüncü çocuğuidi. Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimizin Hz. Fâtıma'dan ilk kız torunuidi. Vefat eden teyzelerinin adının yaşatılması niyetiyle Hz. Fâtımaannemiz kız kardeşlerinden birinin adının verilmesini istiyordu.Babacığına arzetti ve Ümmü Gülsüm adı verildi. Gün geçtikçe büyüyen,gelişen küçük yavru on yaşlarına gelmişti. Henüz çocuk yaşta olmasınarağmen çok güzel konuşurdu. Düşüncelerini anlaşılan bir bir ifadeyleaçık ve net olarak aktarabilirdi. Kendine güvenli bir kişiliğesahipti. O henüz hayatının ilk baharını yaşarken dedeciği İki Cihan Güneşiefendimizin rahatsızlığını gördü. Kısa zamanda dünyadan ayrılışınınacılarını gönlüne gömdü. Onun tebessümlerinden, iltifatlarından ayrıkalmanın üzüntüsüyle büyüdü. Çok kısa aralıklarla anneciği Hz. Fâtıma(r.anhâ)'nın da âhırete göç etmesiyle kendi içine kapandı. BabacığıHz. Ali (r.a.) ona öksüzlük acısını unutturabilmek için bir anneşefkati, sevgisi ve sıcaklığını göstermek üzere elinden gelen gayretigösterdi. Onun bilgi, görgü, beceri, hizmet ve muhabbet gibi ahlâkîüstünlüklerle donanması için çalıştı. Karşılıklı baba-kız olarak ilmî,fikrî, samîmî ve sevgi dolu sohbetler yaptı.Ümmü Gülsüm gençlik çağına girmişti. Onun güzel ahlâkı, olgunluğu vesahip olduğu diğer faziletler, bilgisi, görgüsü, becerisi ve güzelkonuşması yakınlarının dikkatini çekmekteydi. Yaş itibariyle küçükolmasına rağmen onunla evlenme teklifleri gelmeye başladı. Hz. Ömer(r.a.) o dönemde müminlerin emiri idi. İki Cihan Güneşi Efendimizekızı Hz. Hafsa'yı vererek yakın akraba olmuştu. Fakat bir arzusu dahavardı ki, ona neseben de akraba olmak istiyordu. Resûl-i Ekrem (s.a.)efendimiz hayatta iken bu isteğini gerçekleştirememişti. Halifeolduğunda bir gün Hz. Ali'ye: "Yâ Ali! Ümmü Gülsümü bana nikâhla"dedi. O da: "Yaşı küçüktür." diye mazeret gösterdi. Hz. Ömer iseteklifinde ısrar etti ve: "Yâ Ali! Benim bu evliliği istemektekimaksadım, Peygamber soyuna katılmaktan başka bir şey değildir. ALLAH'ayemin olsun ki onun sohbetini benim kadar arzulayan dünyada hiç kimseyoktur." dedi.Hz. Ali (r.a.) düşünceli bir vaziyette evine geldi. Durumu kızıylaistişâre etti ve onun da rızasıyla Ümmü Gülsüm'ü Hz. Ömer (r.a.)'enikâhladı. Sonra Ashâb-ı kiram mescide toplandı. Müminlerin emiri birhitâbede bulundu ve bir kez daha Resûlullah ile akrabalık bağıkurmaktan duyduğu mutluluğu belirterek evliliğini ilân etti. Oradabulunan ashâb-ı kiram bu evliliği tebrik ettiler. Hayır ve seâdettemennisinde bulundular. Ümmü Gülsüm (r.anhâ) mü'minlerin emiri Hz. Ömer (r.a.)'in evindeitaatlı, hizmetli, vefakâr bir aile olarak yaşamağa başladı. Birgünkocasının haberi olmadan Rum meliki Hirakl'in zevcesine postacı ilebir hediye gönderdi. Hirakl'in hanımı da karşılık olarak ona birteşekkür mektubu yazdı ve: "Bu hediye, müslümanların halîfesininhanımı ve Peygamberlerinin torununun hediyesidir." diyerekiltifatlarda bulundu. Ayrıca hediye olarak kıymetli bir gerdanlıkgönderdi. Postacı Medine'ye dönünce Hz. Ömer (r.a.) hediyeleri alıpyanında alıkoydu. Hanımı Ümmü Gülsüm'ün yaptığına üzüldü. Onunlakonuşup yanlış hareket edildiğini söyledi. Kendinden habersiz böylebir iş yapmasını hoş karşılamadı. Müslümanları mescide toplayıp bilgi verdi. Bütün ayrıntılarıyla olayıortaya koydu. Bu hediyenin Ümmü Gülsüm'e verilip verilmemesi konusundaistişarelerde bulundu. Ashabın verilmesi fikri ağır basmasına rağmenHz. Ömer (r.a.) şöyle dedi: "Sözlerinizde haklısınız. Fakat elçimüslümanların elçisi, postacı onların postacısıdır." dedi ve hediyeninbeytülmâle verilmesini istedi. Ailesinin de gönlünü hoş etmek içinkendine ait maldan bir miktar parayı hanımına verdi. Bu olay nefse ağır gelmesine rağmen Ümmü Gülsüm (r.anhâ) nefsinefırsat vermedi. "Ene"sine boyun eğmedi. Enâniyetini ayaklar altınaaldı ve kocasının görüşlerini kabul ederek "Saliha kadın = olgun birhanım" olma sorumluluğunu yerine getirdi. İtaatkâr ve kanaatkar birhanımefendi olarak hiç itiraz etmedi. Ümmü Gülsüm (r.anhâ)'nın Hz. Ömer (r.a.)'dan Zeyd adında bir oğlu,Rukıyye adında bir kızı oldu. Bir anne olarak o, yavrularınınyetişmesi konusunda çok titiz davrandı. Kendileri gibi sağlam birimana, ahlâka, kuvvetli görüş ve kişiliğe sâhip olmaları için gayretetti. Onları son derece mütevâzî ve fakat hakkı söyleme konusunda atakve cesur davranmak gibi özelliklere sâhip olarak yetiştirdi. Hz. Ömer (r.a.) mecûsi bir köle olan Ebû Lü'lü tarafından şehitedilince Ümmü Gülsüm (r.anhâ) dul kaldı. Babacığı Hz. Ali (r.a.)kızının iddet müddeti dolunca onu kardeşi Ca'fer (r.a.)'ın oğlu Avn'enikâhladı. Yumuşak huylu ve ince kalbli bir insan olan Avn İbni Ca'ferile mutlu günler geçirdi. Fakat Avn'inde vefatıyla bu mutluluk kısasürdü. Ümmü Gülsüm (r.anhâ) afif bir hayatın en güzel örneklerini vererekyaşadı. Siyâdet (Peygamberin soyundan gelme) şerefini ömrü boyuncakorudu. Musibetler, ibtilâlar ardarda geldi. Fakat o hiç bir zamanmetânetini kaybetmedi. Babacığı Hz. Ali (r.a.) zehirli kılıçlayaralandı. Onun çektiği acılara üzülürken bir kaç gün içinde zehirintesiriyle dünyasını değiştirme gibi çetin imtihanlara maruz kaldı.Daha sonra kardeşi Hz. Hüseyin'in şehâdet olayı baş gösterinceüzüntüsünden âdeta eridi. İçinin ızdırabını elem dolu duygularınıifadelere dökmeğe başladı. Kûfe halkına şöyle seslendi: "Ey Kûfe halkı! Ey vefasızlar, siz ey yardım ederiz deyip de yardımetmeyenler!.. Artık göz yaşı dinmez, feryatlar kesilmez. "Sizyeminlerinizi aranızda hile edinerek o ipliğini sağlamca eğirdiktensonra bozan kadın"a benziyorsunuz. (Nahl sûresi: 92)Siz çok gürleyip yağmur yağdırmayan bir bulut gibisiniz. Hüseyin'idavet edip düşmanlara jurnal etmekten başka ne yaptınız? Siz, işeyaramayan bir toprak gibisiniz. Ne kötü iş yaptınız? Öyle kirli bir işyaptınız ki yıkamakla ebediyyen temizlenemezsiniz. "Siz risâlet madeni, cennetliklerin efendisi ve gideceğiniz yolda sizeışık tutan bir Peygamberin neslini katlettiniz. Bu, temizlenebilecekbir leke değil ki... "Artık ne yapılsa faydası yok. "Yemin olsun ki çok çirkin bir şeyyaptınız, Az kalsın ondan dolayı gökler çatlayacak, yer yarılacak vedağlar parçalanıp yere düşecekti." (Meryem sûresi: 89 - 90)"Siz biliyor musunuz kimin kanını akıttınız?.. "Elbette âhiret azâbıdünyadakinden daha şiddetlidir. Hem de onlar ALLAH'ın azâbındankurtulamayacaklar." (Fussılet suresi: 16) "Bu, kül içinde kalmış ateş bakıyyesidir artık. Asla hafifealınmamalı. ALLAH (c.c.) hepimizin yaptıklarını görücüdür." dedi.Ümmü Gülsüm (r.anhâ) gönlünün ızdırabını, elem ve kederini beliğ birifâde ile bu şekilde bir hitabe ile ortaya koydu. Bu konuşmayıyaptıktan sonra oradan ayrıldı. Ömrünün geri kalan kısmını acılarıgönlüne gömerek Medine-i Münevvere'de geçirdi. Gün geçtikçe bedencezayıflayan o nâzenîn Ab0dullah İbni Ca'fer (r.a.)'ın nikâhı altındaiken fânî hayata gözlerini kapadı. Cenâze namazını Abdullah İbni Ömer(r.a.) kıldırdı. Rûhu şen, kabr-i gülşen olsun. Cenâb-ı Hakşefaâtlerine nâil eylesin.
Amin
|