Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: RESULÜ SEVMEK  (Okunma Sayısı 184 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
*****

Karma: 6
Online Online

Mesaj Sayısı: 1074



« : Temmuz 02, 2009, 12:10:48 ÖS »

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
 
Resulü Sevmeden, Ona Uymadan, Takibçisi Olmadan Hiç Kimse 'ın Dostluğunu Kazanamaz
 
Şanı büyük mealen buyuruyor ki:

“De ki: “Eğer siz 'ı seviyorsanız bana uyun! da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. çok affedici ve çok merhamet sahibidir.” (Ali İmran: 31)
Hasan-ı Basri (r.a) buyuruyor ki:
“Bir millet 'ı sevdiğini iddia etmiş, onlara imtihan maksadıyla şu ayet indirilmiş:
“Kim Resule uyarsa, onu sever.”
Evet, anlaşılıyor ki, Resulü sevmeden, ona uymadan, takibçisi Olmadan hiç kimse 'ın dostluğunu kazanamaz…”
Çok kişi bunun aksini düşünür ve itikad ederler. Halbuki ise, 'ın dostluğundan uzak kimselerdir bu kişiler. Yahudi ve Hıristiyanlar da 'ın dostu olduklarını iddia ederler. O'nun sevgili kulları olduklarını ileri sürerler.
Şanı yüce olan , bunlara şöyle cevap veriyor mealen:
“Yahudi ve Hıristiyanlar “Biz 'ın oğulları ve sevgilileriyiz, dediler. Öyleyse günahlarınızdan ötürü size niçin azab ediyor. Siz sadece 'ın yarattığı insanlarsınız, de. dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Göklerin ve yerin ve her ikisinin arasında bulunanların hükümranlığı 'ındır. Dönüş ancak O'nadır.” (Maide: 18)
Başka ayetlerde de bu konu üzerinde durulmaktadır:
“Cennete ancak Yahudi ve Hıristiyan olanlar girecek” dediler; bu onların boş kuruntularıdır. Ey Resul! Sen de de ki: “Sözünüz doğru ise delillerinizi getirin. Hayır öyle değil; iyilik Rabbinin katındadır. Onlara hiçbir korku yoktur, onlar asla mahzun da olmazlar.” (Bakara: 111, 112).
Puta tapıcı oldukları halde, Araplar Mekke'de kaldıkları ve Kabe'ye yakın oldukları için, 'ın dostu ve yakını olduklarını ileri sürerlerdi ve kendilerine hiçbir faydası olmayan bu durumlarından ötürü başkalarına karşı üstünlük taslamaya çalışırlardı.
Kur'anda onların bu budalaca böbürlenmelerine karşılık şöyle buyurmaktadır mealen:
“Ayetlerim size okunurdu. Fakat siz büyüklük taslayıp gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz.” (Müminun: 66)
“Hani o küfre sapanlar / kâfirler , seni bir yere kapamak veya öldürmek, yahut da sürmek için hile ve tuzak kuruyorlardı. onlar düzen kurarken düzenlerini boşa çıkarıyordu ( da karşılığında tuzak kuruyordu). düzen ve tuzak kuranların (tuzaklarına karşılık verenlerin) en hayırlısıdır.
Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman “İşittik, işittik; istesek biz de aynını söyleyebiliriz. Bu sadece eskilerin bir masalıdır.” derler”. (Enfal: 30, 31)
Bu ayetlerle, müşriklerin, yani 'a ortak koşanların, dostları ve evinin gerçekten komşuları olmadıkları beyan ediliyor. Gerçek dostların, 'dan gereği gibi korkanlar olduğu ifade ediliyor.
İtibar edilebilir hadis kitaplarımızdan Buhari ve Müslim'de, Ömer bin Abdülaziz'den şöyle naklolunmaktadır:
'ın Resulünden duydum. O dedi ki:
“Doğrusu, falan soy benim dostlarım değildir. Benim gerçek dostlarım ve salih müminlerdir.”
Bu hadis-i Şerif 'ın şu yüce buyruğuna uygun düşmektedir:
“Bilin ki , kendi Resulünün dostudur; bundan sonra da Cebrail, salih müminler ve melekler onun yardımcısıdır.” (Tahrim: 4)
Salih müminler, takva sahibi olup 'ın dostluğunu kazanan gerçek bahtiyarlardır. Bunlar arasında, Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali (r.a.) ve ağaç altında 'ın Resulüne biad edenleri zikretmek gerekir. Bu biada katılanların sayısı bin dörtyüze yakındır ve hepsi de cennetliktir.
Nitekim 'ın Resulü buyurmuşlardır:
“Ağaç altında biad edenlerin hiç biri cehenneme girmeyecek.”
Bu hadise benzer bir de hadis-i kudsi vardır:
“Benim dostlarım nerede olurlarsa olsunlar ve ne hal üzere bulunurlarsa bulunsunlar takvadan ayrılmazlar.”
İnkarcılardan öyleleri vardır ki, 'ın dostu olduklarını söylerler. Gerçekte ise, bu dostluktan fersah fersah uzaklardadırlar. Tersine, 'ın düşmanlığını kazanmışlardır.
Münafıklar da böyledir. Zahirde Müslüman olduklarını iddia ettikleri halde, 'dan başka ibadete layık ilah yoktur, tevhid kelimesini söylerler. Fakat gerçekte, içlerinden bunun aksine inanmışlardır. Mesela, içlerinden;
ın resulünün itaatkar bir melek olması gerekir, yahut Hz. Muhammed sadece ümmilere, gönderilmiş bir peygamberdir ve kitap ehline gönderilmemiştir.” dedikleri halde, dışlarında itikadlarını saklarlar. Yahudi ve Hıristiyanlar böyle olan topluluklardır. Sözleri şudur:
“O insanların sadece avam kısmına elçi olarak gönderilmiştir, 'ın veli kullarına değil. Zira velilerin elçilere ihtiyaçları yoktur. Onların tanrıya gidecekleri özel yolları vardır. Nitekim, kendine has bir yoldan 'a giden Hızır'ın da Musa'ya ihtiyacı yoktu.”
Gene:
“Biz de muhtaç olduğumuz bilgileri doğrudan doğruya 'dan alırız” iğrenç sözlerini tekrarlar dururlar.
Veyahut da şöyle söylerler:
“Peygamber, ancak zahiri anlamda yasaklar koyan bir din getirmiştir. Biz bu konuda ona hak vermekteyiz. Ama batını gerçeklere gelince, işte peygamber bu gerçeklerle birlikte gelmemiştir, onun için de batını alemin gerçeklerini bilmez. Bilse de, onun bildiği kadar biz de biliriz. Çünkü, biz, bizimle arasında hiçbir vasıta olmadan, bu gerçekleri ilham yoluyla almaktayız.”
Bu sapıklardan bir kısmı da der ki:
“Sufiler çok yüksek bir derecede bulundukları için peygambere ihtiyaçları yoktur. Zaten peygamber de bunlar için gönderilmemiştir.”
Bir takımları şöyle söylemektedir:
“Sufilere batın ilminde indirilen vahiy, peygambere miraç gecesinde bile yapılmamıştır. Sufilerin derecesi, risalet derecesinden aşağıda değildir.”
Şu her biri iğrenç küfür taşıyan sözleri dinlemek bile insanı çileden çıkarır.
Bu sapık günahkarlar, aşırı bilgisizlikleri sebebiyle, İsra'nın Mekke'de vuku bulduğunu bile bilmezler. Halbuki, miracın Mekke'de başladığını bizzat Kur'an bildirmektedir:
“Kulu Muhammed'i gecenin bir kısmında Mescid-i Haram'dan, kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için çevresini kutsal kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren 'ın şanı ne yücedir.”
"Suffe", Medine'de Resulünün mescidinin sol bitişiğindedir. Yoksul ve kimsesiz garipler oraya yerleşirlerdi. Peygamberin emriyle Medine'ye hicret edenlerden oturacak mesken bulamayanlar, kendilerine bir ev buluncaya kadar mescidin suffe bölümüne yerleşirlerdi. Suffe ehli sayılı ve belli kimselerden teşekkül etmiyordu. Bazan azalır, bazen de çoğalırlardı. Müslümanlardan biri gelip orada konaklar, yer bulunca da oradan ayrılırlardı.
Suffe ehlinin ilimde ve dinde hiçbir üstünlükleri yoktu. Onlar da diğer Müslümanlar gibi 'a ve Resulüne inanmış, ard niyetsiz Müslümanlardı. Onların içinden sonradan dinden dönenler bile olmuştur. Müslüman olduk diyerek Mekke'ye gelen İrniyn kabilesinden karın ağrısına tutulmuşlara şehrin kenarında yer ve çadır verilmiş; bozulan barsaklarını düzeltmek için, kendilerine deve sütü içmeleri Resulü tarafından emredilmiş, gerekli bütün ihtimam gösterilmiş olmasına rağmen, iyileştikten sonra Resulünün çobanını öldürüp develerini de sürüp götürmüşlerdi. 'ın Resulü de bu hain mürtedleri yakalatıp idam ettirmişti.
Bu olayların hikayeleri, Suffe ehlinin hayatları, Buhari ve Müslimde Enes Bin Malik'den naklen tespit edilmiştir.
İşte yukarıda naklettiğimiz olayın kahramanları da ehli Suffe'dir. Onlar da garip sayılmış, kendilerine barınak verilmiş, yardım edilmiş, fakat, onlar buna mukabil hırsızlık yapmışlardır. Resul çobanını öldürüp develerini yağma etmişler, hasılı dinden çıkmışlardı.
Elbette ki, ehl-i suffe içinde bunlar gibi sapıklar bulunduğu gibi, Sa'd bin Ebu Vakkas gibi Ebu Hureyre gibi seçkin müminler de bulunmaktaydı.
Ensar'ın bütünü, hicret edenlerin en büyüklerinden olan Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Abdurrahman bin Avf, Ebu Ebeyde bin Cerrah ve daha bir çok benzeri ehl-i suffeden değillerdir. Hatta bir rivayete göre, Muğire bin Şube'nin hizmetçisi bile Suffe ehli arasında bulunuyordu. 'ın Resulü bu hizmetçi hakkında;
“Bu köle yediden biridir” dediği de doğru değildir.
Ebu Nuaym bu resul sözünün doğru olduğunu Hülye'de kaydetmişse de, sahib-i selahiyet ilim adamlarının ittifakıyla bunun doğru olmadığı açık bir biçimde anlaşılmıştır. Tıpkı bu hadis gibi, böyle konularda ifade edilen daha bir çok hadisin de uydurma olduğu ortaya konmuştur. Mesela:
- Veliler, ebdal, nukaba, nüceba, evtad ve akdeb hakkında, Resule atfedilen haberler uydurmadır.
- Üçler, dörtler, yediler, onikiler, kırklar, yetmişler, üçyüzler, üçyüzonüçler gibi guruplanmâlar da uydurmadır.
- Kutb'un bir kişi olduğuna dair söylenen haberler de uydurmadır.
Selefden salih olanlardan hiç biri “Ebdal” dışında kalan hiçbir ifade kullanmamıştır. Onlara “Ebdal” dışındaki hiçbir sıfat isminden bahs etmemişlerdir.
Müsned adlı kitabda, Hz. Ali'den yapılan bir rivayette “Kırklar Şam'da bulunur” sözü de uydurmadır, sahih değildir. Çünkü, hem Hz. Ali, hem de onun ashab-ı kiramdan olan arkadaşları, hem Muaviye'den, hem de onun Şam'daki yoldaşlarından çok daha fazla üstündürler. 'ın gerçek dostlarını Hz. Ali'nin yanında değil de, Muaviye'nin yanında aramak, olacak şey değildir.
Buhari ve Müslim'de Ebu Said'den yapılan bir rivayete göre, 'ın Resulü buyurmuştur ki:
“Müslümanlar birbirinden ayrıldığında bir kısım kimseler dinden çıkar. İki taraftan daha haklı olanı onları katleder.”
Burada işaret edilen dinden çıkma olayının kahramanları Haricilerdir. Hz. Ali'nin zamanında bunlar baş kaldırdılar ve ortalığı adamakıllı karıştırdılar. Bu karıştırıcılıkları İslam dini için tehlikeli boyutlara ulaşınca da, Hz. Ali kılıç kullanmak zorunda kaldı.
Resulünden nakledilen hadis Hz. Ali'nin haklı olduğunu göstermektedir. Onun için, Ebdal'ın Muaviye yoldaşları arasında değil de, Hz. Ali ve arkadaşları yanında bulunması çok daha uygun bir hükümdür.
Bunu teyid eden bir olay geçmiştir. Resulün yanında. Şairlerden biri;
Aşk canavarı ciğerimi ısırdı gerçekten,
Bu yara için ne tabib var, ne de bir efsuncu,
Ancak çok şiddetli bir bağlılıkla bağlandığım bir dost var
Beni efsunlayıp tedavi eden odur.
Mısralarını söylediği zaman, Resulünün vecde gelip sırtındaki hırkasını yere düşürdüğünü bildiren rivayetler de bütünüyle yalandır. Bundan daha yalan olanı, Resulünün bu olayda elbiselerini parça parça yırtıp üzerinden attığını, Cebrail'in de bu parçalardan herbirini alıp arşın altına astığı rivayetidir.
Bu ve benzeri rivayetlerin gerçek değerini ilim erbabı çok iyi bilir.
Hz. Ömer'den nakledilen:
Resulü Ebu Bekir'le konuşuyordu. Ben onların arasında hiçbir şey bilmeyen bir zenci gibi idim” sözü de tamamen yalandır.
Bizim bunları nakledişimizdeki maksad; 'ın Resulünün risaletini genel bir kaide içinde kabul edip ikrar edenle, bunun aksine itikad edenlerin arasındaki farkı belirtmektir.
İkinci tipler, yani münafıklar, münafık oldukları halde 'ın dostu olduklarını iddia ederler. Böyle bir iddia kupkuru bir iddiadır, sadece aldatmaya matuf bir politikadır.
Nitekim, Yahudi ve Hıristiyanlar da, kendilerinin tanrı dostları olduklarını iddia ediyorlar, Resulünün Resul olduğunu, fakat kendileri gibi ehl-i kitap dinlilere gönderilmediğini ileri sürüyorlar. Onun için Hz. Muhammed aleyhisselama uymanın onlar için bir mecburiyet olmadığını, çünkü ondan çok daha önce kendilerine peygamber gönderildiğini kabul ediyorlar.
İşte bunlar ve bunlara benzer kimseler, dostu olduklarını ileri sürerler ama, kendilerini küfrün iğrenç bataklıklarından bile kurtaramamışlardır.
'ın dostları, ancak 'ın Kur'anda tanımlamasını yaptığı ve “Veli Kullarım” dediği mümin kimselerdir.
Kur'an buyuruyor ki:
“Haberiniz olsun! 'ın dostlarına hiçbir korku yoktur, onlar asla mahzun da olmazlar. Onlar 'a gereği gibi iman etmiş ve O'na karşı gelmekten de kesinlikle kaçınmışlardır.” (Yunus: 62)

                                                    İBNİ TEYMİYYE  FARK 'DA YAZDI

Logged

güliçkimi
Moderatör
Hep Burda
****

Karma: 17
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3177



« Yanıtla #1 : Temmuz 02, 2009, 01:43:13 ÖS »

            Ama SENİ SEVİYORUM EFENDİM...
biliyorum,yüreğimin duvarları kapkara... siyah noktalar çepeçevre sarmalamış dört yanı,ama SENİ ÖZLÜYORUM EFENDİM...
gözyaşlarım hak etmiyor sevgini,yüzüm yok SANA bakmaya,..
ama bu gözler hasretinle kanıyor EFENDİM...
SEN doğarken güneş gibi kainata,ben yoktum,göremedim gelişini...
hazreti AMİNE'nın bağrındaki o güneş ,O NUR SENDİN..
gelişini müjdeleyen melekler ,geldin diye tebessüm eden ARŞ,birbirlerine doğusunu haber veren yıldızlar..o parlak yıldızlardan bir tane ben olsaydım EFENDİM..
KISRA'nın sarayında yıkılan sütunların her birine bir darbede ben vursaydım..
gelişini müjdeleyen kuvvetli bir rüzgarda ben olsaydım..
SAVE gölünü kurutan bir nebze AŞKTA ben olsaydım..
sesleseydim kainada,"AHMET'ın yıldızı doğdu "deseydım...
O YILDIZ doğduğundan beri sönük kaldı bütün yıldızlar..
EFENDİM! sahralarda bastığın kum tanecikleri olsaydım da,mübarek ayaklarının altında yandıkça yansaydım..
canım feda olsun SANA EFENDİM,ruhum feda olsun SANA..
layık değilim biliyorum,layık değilim SENİ yazmaya,ama SENİ SEVİYORUM EFENDİM..
ayağına batan bir tek dikene dahi kalbi incinen o iman dolu erlerden ,o aslan parçası yüreklerden biride ben olsaydım...
SANA canıyla,malıyla,ve butün hayatıyla tabi olan o yiğitlerin,o iman dolu abidelerin imanından bir katrede ben olsaydım..
MUS'ap bin UMEYR misali,sancağı sağ elime alsaydım,kopunca sağ elim,onu sol elime alsaydım,o da kopunca sancağı başimla gövdem arasına sıkıştırsaydım...

bir SÜMEYYE olsaydım,imanını iki devenin halatları ucuna teslim etmeyen SÜMEYYE...
bir BİLAL olsaydım,kızgın kumların üzerinde,karnında onlarca kaya,kırbaçlar yeğdıkça vucuduna,yinede"ALLAH-U EHAD"diyen bir BİLAL!.
BİR yasir olsaydım ,paslı mızrakların hedefi olsaydı sinem yinede,

"LA İLAHE İLLALLAH" nidalarıyla haykırsaydım..
EFENDİM! biliyorum layık değilim SENİ özlemeye,SENİ sevmeye,
SENİ yazmaya..(alıntı)

        Rabbim gönüllerimize Efendimizin (s.a.v) sevgisini, muhabbetini versin. Onun sünnetlerinden, gösterdiği yoldan ayırtmasın.






               

« Son Düzenleme: Temmuz 02, 2009, 02:20:46 ÖS Gönderen: güliçkimi » Logged

KUKULİ
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 211


« Yanıtla #2 : Temmuz 02, 2009, 05:47:33 ÖS »

 
Logged
güliçkimi
Moderatör
Hep Burda
****

Karma: 17
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3177



« Yanıtla #3 : Temmuz 02, 2009, 09:51:36 ÖS »

Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül ;
Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül !

Vaktidir ağlayan gözlerimin içine gül !
Ey kupkuru çölleri çennete çeviren gül !

   
    “Ümmetim içinde beni en çok sevenler; benden sonra gelip de bana iman eden,beni görmedikleri halde mushafta yazılı olanları aynen kabul eden kimselerdir.” (Hadis-i şerif)

      Bir kez doğ içimize de isterse kaybolsun dolunaylar, güneşler... Gir
gözümüze de bir nefes, isterse silinsin tûtyâlar, sürmeler... İlham
olup ak gönlümüze bir anda, isterse yitirilsin uçtan uca naatler ve
gazeller, beyitler ve dizeler uçtan uca yitirilsin isterse...

    Gel efendim, dostluğuna muhtacız; umutsuz ve çaresiz bırakma
çaresizlerini. Gel yeter ki, hakkımızda verilecek her hükme razı olalım. Gel ey, bitir bitmeyen hasretini içimizde!

Gel ey, onsuz mutluluk bulamadığımız!..
Gel ey, kendisine layık olamadığımız!..
Gel benim efendim, bir kez olsun dokun yüreğime, yüreğime dokun bir
kez olsun...
Yüreğim kanıyor efendim, kanıyor yüreğim!..
Çığlık çığlığa beşeriyet, çiğnenmiş reyhanlar misali hep seni arıyor.
Uyandır zindanlara koyduğumuz Yusufî sevdalarımızı efendim. Uyandır
bahtını üftadelerinin...
Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtın uyanmaz mı?
                                    (alıntı)
Logged

dağaste
Sağlam Forumcu
****

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 286


« Yanıtla #4 : Temmuz 03, 2009, 12:15:19 ÖÖ »

Gel ey, onsuz mutluluk bulamadığımız!..
Gel ey, kendisine layık olamadığımız!..
Gel benim efendim, bir kez olsun dokun yüreğime, yüreğime dokun bir
kez olsun...
Yüreğim kanıyor efendim, kanıyor yüreğim!..

Logged
zuğaskani
Burada
**

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 72


« Yanıtla #5 : Temmuz 03, 2009, 03:01:49 ÖÖ »

 
Logged
sevaçkimi
Burada
**

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 92


« Yanıtla #6 : Temmuz 03, 2009, 08:54:46 ÖÖ »

    Mükemmel bir kalem anlatımı, Faruk Bey, güliçkimi ve diğer kardeşlerim razı olsun.Yüreğimde Medine fırtınası estirdiniz..
Logged
pukuyiçkimi
küçük moderatör
Buraya bağlanmış.
****

Karma: 6
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 157


« Yanıtla #7 : Temmuz 03, 2009, 10:44:19 ÖÖ »

       Faruk amca , senin için  büyüklerin bölümüne geldim  annem, babama okurken dinledim çok güzel yazmışsınız.  Bak bende  sana bir şiir getirdim  beğenecen mİ?
       Sizde yazdığım peygamberimize mektubu kendi bölümümüze koyacam  misafirimiz olursan okursun inşallah.

         http://www.islamafaki.com/richedit/upload/2k7cdfc86c8d.gif
RESULÜ SEVMEK

Anlatamam seni Ya Resullullah
 

              ANLATAMAM SENİ YA RESÛLALLAH


[/I][BLOCKQUOTE]
      Dediler bana -Bu dünya O var diye yaratıldı-
      Geldim dünyaya, açtım gözlerimi, aradı bu gözler seni
      Ama sen yoktun...
       Haber göndermişsin
      -Kardeşlerime selam olsun- demişsin...
       Seni göremeyen kardeşlerine selam
       Senden gelen selama can kurban Ya Resûlallah. '      
http://www.islamafaki.com/richedit/upload/2k7cdfc86c8d.gif
RESULÜ SEVMEK

Anlatamam seni Ya Resullullah
 
Sen ki eşsiz tebessümüyle kalpleri anahtarsız açan,
Sen ki dört mevsim açan gül,
Sen ki bir yavrucağın kuşu ölmüş diye taziyeye giden ince gönül,
Sen ki harbe en önde giden korkusuz cengaver.
Çocukların bile fikrini soran büyük düşünür,
İsmi la yazılacak kadar şereflisin.
'http://www.islamafaki.com/richedit/upload/2k7cdfc86c8d.gif
RESULÜ SEVMEK

Anlatamam seni Ya Resullullah
 
      Bir hayvan ölüsünden herkes uzaklaşırken
     Onun güzel dişlerini görecek göz vardı sende...
     Selam vermeyi çok sevmene rağmen
     Tembellik yapana bunu layık görmeyecek kadar,
           çalışkandın sen
'http://www.islamafaki.com/richedit/upload/2k7cdfc86c8d.gif
RESULÜ SEVMEK

Anlatamam seni Ya Resullullah
 
Çocuklarla oyun oynayan alçak gönüllü sevgi güneşi,
İki kurbanlığın oğlu olarak asildin sen.
Can düşmanlarının malını emanet ettiği,
Sözüne güvendiği emindin sen

Hz. Yusuf tan güzel, tüm insanlar içinde özeldin sen
İnci dişlerinin arasından çıkanlarla kimsenin incinmediği yürektin sen.

Sen yürüyünce dağlar erirdi, mahlûkat selam verirdi sana,
İftira atanlar üzünce seni melekler öperdi yanaklarından
http://www.islamafaki.com/richedit/upload/2k7cdfc86c8d.gif
RESULÜ SEVMEK

Anlatamam seni Ya Resullullah
Münkirler ağlatınca Amine yoktu ki kucaklasın seni?
Abdullah görmedi nasıl cezalandırsın kafirleri?
Ama Rabbin vardı, alemleri senin için yaratan Rabbin...
Miraca çıkardı seni, sevgiliyi görmek herşeye değerdi.
'http://www.islamafaki.com/richedit/upload/2k7cdfc86c8d.gif
RESULÜ SEVMEK

Anlatamam seni Ya Resullullah
 
Bahiranın bahçesindeki kuruyu yeşerten sevgili !
Gel ey nebi.
Gönlümün bozkırları seni bekler.
Seni sevmek her ruhun yiyeceği, içeceği,
İlahi aşkın gıdası seni sevmekten geçer.
Benim sevgim nedir ki?
Ayçiçeğinin güneşe olan sevgisi...
Önemli olan güneşin, ayçiçeğine ışık göndermesi.
Sana öylesine muhtacım ki...
Ölesine muhtaç.
'http://www.islamafaki.com/richedit/upload/2k7cdfc86c8d.gif
RESULÜ SEVMEK

Anlatamam seni Ya Resullullah
Şair:
Ferda Mirace Can


Hepinizi çokkkkkkkkkkkk seviyorum.
Logged

dağaste
Sağlam Forumcu
****

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 286


« Yanıtla #8 : Temmuz 13, 2009, 03:05:32 ÖÖ »


RESULÜ SEVMEK

Anlatamam seni Ya Resullullah
Münkirler ağlatınca Amine yoktu ki kucaklasın seni?
Abdullah görmedi nasıl cezalandırsın kafirleri?
Ama Rabbin vardı, alemleri senin için yaratan Rabbin...
Miraca çıkardı seni, sevgiliyi görmek herşeye değerdi.
'http://www.islamafaki.com/richedit/upload/2k7cdfc86c8d.gif
RESULÜ SEVMEK

Logged
Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
*****

Karma: 6
Online Online

Mesaj Sayısı: 1074



« Yanıtla #9 : Temmuz 13, 2009, 03:18:12 ÖÖ »

                              selamün aleykum
          Gel ey nebi.
Gönlümün bozkırları seni bekler.
Seni sevmek her ruhun yiyeceği, içeceği,
İlahi aşkın gıdası seni sevmekten geçer.
Benim sevgim nedir ki?
Ayçiçeğinin güneşe olan sevgisi...
Önemli olan güneşin, ayçiçeğine ışık göndermesi.
Sana öylesine muhtacım ki...
Ölesine muhtaç.

Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: