Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: RASULULLAH'IN DİLİNDEN  (Okunma Sayısı 376 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
selvi
Süper Moderatör
Hep Burda
*****

Karma: 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2190


« : Eylül 24, 2011, 11:03:46 ÖS »

http://img.webme.com/pic/r/resimiks/p6.jpg
RASULULLAH'IN DİLİNDEN


Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor; Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki:


“Ümmetimin hepsi affa mazhar olacaktır, günahı alenî işleyenler hariç. Kişinin geceleyin işlediği kötü bir ameli, örtmüştür. Ama sabah olunca o: ‘Ey falan, bu gece ben şu şu işleri yaptım!’ Der. Böylece o, geceleyin kendini örtmüş olduğu halde, sabahleyin, üzerindeki ’ın örtüsünü açar. İşte bu, günahı alenî işlemenin bir çeşididir.”
(Buhari, Kitabu’l Edeb, s. 1510, h. 6069/1; Müslim, Kitabu’l Zühd, c. 9, s. 345-346, h. 52.)

Açıklama

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bu hadisi şerifte, bu ümmetten herkesin ilahi affa mazhar olacağını, bu umumi aftan, sadece günahını aşikar yapıp ilan edenlerin hariç kalacağını ifade etmektedir.

Hadisi şerifin aslında geçen “mucahir” kelimesi: “Günahını izhar eden, ’ın üzerine çektiği örtüyü kaldırıp günahını başkasına anlatan.” diye tarif edilmiştir.

Dikkat edilirse burada, insanın günah işlemesi birinci günah, gizli işlediği bir günahı, ona buna anlatıp açığa çıkarmak da ikinci bir günahtır.

Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) başka hadislerinde de açık bir dille, dünyada günahını açığa vurmayıp gizleyen kimsenin günahını, kıyamet günü -u Zülcelal’in de gizleyeceğini belirtmiştir. Bu hadis-i şeriflerden birinde şöyle buyurmuştur:

“Kim, dünyada günahını gizlerse, -u Teala da, kıyamette o günahı herkesten saklar.” (Müslim)

İnsan işlediği günahın itirafını, sadece -u Zülcelal’e yapmalıdır. Halini yalnız ve bizzat O’na arz etmelidir. Bu, onu geçmiş günahın kirinden arındırıp affa mazhar kıldığı gibi günahını halka itirafın getireceği affedilmeme gibi büyük bir zarardan da alıkoyar.

Günahını insanlara açmanın büyük suç oluşu, günahın alenileşip toplumu ifsat etmesindendir. Açıkta işlenen günahlar veya gizli işlenen bir günahın açıkça söylenmesi, başkalarını da tahrik eder, günahı cazip hale getirir. Böylece, günahlar günah olarak algılanmamaya, toplumca normalleşmeye başlar.

İşte, bu bozulmaya sebep olan herkes, kendi katkısı kadar, (celle celaluhu) katında sorumlu tutulacaktır. Hadisi şeriften de anlaşılacağı üzere, günahı alenileştiren kimseler, ilahi aftan yararlanamayacak olan kimselerdir.

-u Zülcelâl hepimizi, günahlardan uzak duran ve affedilen kullarından eylesin. (Âmin)
Logged



Eğer yürüdüğünüz bir yolda hiç engel yoksa, o yol sizi hiçbir yere götürmez.
Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
*****

Karma: 0
Online Online

Mesaj Sayısı: 1217



« Yanıtla #1 : Eylül 25, 2011, 06:21:40 ÖÖ »


RASULULLAH’A SALATU SELAM GETİRME
  Peygamberimize Salat Ve Selam Getirmek
Bu bölümdeki bir ayet ve onbir hadis-i şeriften 'ın ve meleklerin bile peygamberlerin şerefini yücelttiklerini, bizim de salevat getirmemiz gerektiğini, Peygambere kim bir salevât getirirse 'tan on misli merhamet elde edeceğini, kıyamette peygambere en yakın olanların ona fazla salevât getirenlerin olduğunu, en faziletli gün olan Cuma günü salevât getirmenin faziletli olduğunu ve tüm getirilen salevâtların peygamberimiz (s.a.v.) kendisine ulaştırıldığını, yanında ismi anıldığı halde peygamberimize salevât getirmeyen kimsenin yüzünün yere sürtüleceğini, peygamberimizin kabrini bayram yerine çevirmememiz gerektiğini, nerede olursak olalım getireceğimiz salevâtın ona hemen ulaştırılacağını ve ulaştırılan bu salevâtın ruhu iade edilerek bizzat peygamberimiz tarafından alınacağını, gerçek cimri kimsenin salevât getirilmesi gereken anlarda salevât getirmeyen kimse olduğunu, dua edileceği zaman önce 'a hamdedip sonra salevât getirip sonra dua edilmesi gerektiğini, salât ve selâmın ne olduğunu öğreneceğiz.
" ve melekleri peygambere salat etmekte, yani onun şeref ve şanını yüceltip makamını yükseltmektedir. Melekler de dua edip bağışlanmasını dilemekteler ve yüksek derecelere yükseltilmesini isterler. Ey inananlar! Siz de O'na dua ederek derecesinin yükseltilmesini isteyin. Onu hayırla yad edin, kendinizi O'nun rehberliğine tam bir teslimiyetle terkedin." (Ahzab: 33/56)
Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir:
“Kim bana bir defa salâtü selâm getirirse, bu sebeple Teâlâ da ona on misli merhamet eder.”[2]
İbni Mes’ûd radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Kıyâmet gününde insanların bana en yakın olanları, bana en çok salât ü selâm getirenleridir.”[3]

* Zümer: 39/75 ve Mü’min: 40/7'de de 'ın melekleri Rablerini hamd ile tesbih ederler denerek bizlerin de önceki bölümde 'a hamdetmemizin gereği vurgulandığı gibi, burada da peygamberi sevmemiz ve ona salevat getirmemiz tavsiye ediliyor. Al-i İmran: 3/31'de belirtildiği gibi eğer peygamberi seviyorsak, Ahzab: 33/56 gereği ona salevat getirmeliyiz.
Logged
Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
*****

Karma: 0
Online Online

Mesaj Sayısı: 1217



« Yanıtla #2 : Eylül 25, 2011, 06:29:58 ÖÖ »

Ebû Muhammed Kâ‘b İbni Ucre radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir gün Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem yanımıza gelmişti. Kendisine:
– Yâ Resûlallah! Sana nasıl selâm vereceğimizi öğrendik, sana nasıl salavât getireceğiz? diye sorduk. O da şöyle buyurdu:
– “Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ salleyte alâ âli İbrâhîm, inneke hamîdün mecîd. Allâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ bârekte alâ âli İbrâhîm, inneke hamîdün mecîd: ım! İbrâhim’in âline rahmet ettiğin gibi Muhammed’e ve âline de rahmet et. Şüphesiz sen övülmeye lâyık ve yücesin. ım! İbrâhim’in âline hayır ve bereket lutfettiğin gibi Muhammed’e ve âline de hayır ve bereket ihsan et. Şüphesiz sen övülmeye lâyık ve yücesinEbû Mes‘ûd el–Bedrî radıyallahu anh şöyle dedi:
Biz Sa‘d İbni Ubâde radıyallahu anh ile birlikte otururken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yanımıza geldi. Beşîr İbni Sa‘d ona:
– Yâ Resûlallah! Teâlâ sana salavât getirmemizi emretti. Sana nasıl salâtü selâm getireceğiz? diye sordu.
Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sükût buyurdu. Sükûtun uzaması sebebiyle biz içimizden, keşke sormasaydı, diye geçirdik. Sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
– “Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ salleyte alâ âli İbrâhîm, ve bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ bârekte alâ âli İbrâhîm, inneke hamîdün mecîd: ım! İbrâhim’in âline rahmet ettiğin gibi Muhammed’e ve âline de rahmet et. ım! İbrâhim’in âline hayır ve bereket lutfettiğin gibi Muhammed’e ve âline de hayır ve bereket ihsan et. Şüphesiz sen övülmeye lâyık ve yücesin, deyiniz. Selâm ise bildiğiniz gibidir.”[15]
Ebû Humeyd es–Sâ‘idî radıyallahu anh şöyle dedi:
Ashâb–ı kirâm:

– Yâ Resûlallah! Sana nasıl salavât getireceğiz? diye sordular. Şöyle buyurdu:
– “Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ ezvâcihî ve zürriyyetihî kemâ salleyte alâ İbrâhîm, ve bârik alâ Muhammedin ve alâ ezvâcihî ve zürriyyetihî kemâ bârekte alâ İbrâhîm, inneke hamîdün mecîd: ım! İbrâhim’in âline rahmet ettiğin gibi Muhammed’e, hanımlarına ve zürriyetine de rahmet et. İbrâhim’e hayır ve bereket lutfettiğin gibi Muhammed’e, hanımlarına ve zürriyetine de hayır ve bereket ihsan et. Şüphesiz sen övülmeye lâyık ve yücesin, deyiniz.”
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: