Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Nikahla şaka olmaz  (Okunma Sayısı 525 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
selvi
Süper Moderatör
Hep Burda
*****

Karma: 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2190


« : Ocak 13, 2012, 09:18:21 ÖS »

http://img19.imageshack.us/img19/2525/siirdenizi3011.gif
Nikahla şaka olmaz


Dilaver SELVİ


İman konusunda olduğu gibi, hanımını boşama mevzusu da şaka kabul etmez. Bir mümin şakadan da olsa, “Ben dinden çıktım!” diyemez. İman esaslarını şakayla da olsa inkar edemez, küçümseyemez, alaya alamaz. Bunlardan her zaman sakınmalı ve diline sahip olmalıdır. Çünkü bu işlerin şakası da ciddi kabul edilir. Yapanın hemen tövbe edip imanını tazelemesi gerekir.
   
    Aynı şekilde bir erkek hanımına karşı kullanacağı boşama sözlerine de dikkat etmeli. Erkek, şakadan da olsa hanımına “Seni boşadım” şeklinde bir hitapta bulunamaz; bulunursa sözü ciddiye alınır, boşanma gerçekleşir. Bir kimse boşama niyeti olmadan gayri ciddi bir şekilde hanımını boşasa, Hanefi ve Şafii mezhebine göre bu geçerlidir. Örneğin, bir kadın şaka olsun diye kocasına, “Beni boşa” derse kocası da aynı şekilde şaka olarak, “Seni boşadım” diye cevap verse boşanma meydana gelir. Çünkü o, boşamayı istemiyor ve razı değilse de, bu sözü bilerek ve isteyerek söylemiştir.
   
    Konu ile ilgili Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Üç şeyin şakası da ciddisi de ciddidir; nikah, boşama ve “rici talak”ta yani yeni nikah olmadan dönülebilecek boşamada eşine dönmek.” Demek ki bir koca, şakadan da olsa hanımına boşama sözlerini kullanmamalıdır. Bir kadını, kocasının “Seni boşadım veya boşamak istiyorum” sözü çok incitir. Koca ailesini bu şekilde şakadan da olsa incitmesin diye boşamanın şakası da ciddi kabul edilmiştir. Burada gönül ve sevgi koruma altına alınmıştır. Bir de erkek hanımını gerçekten boşadığı halde, sonradan, “Ben şakadan boşadım” diyerek bunu kötüye kullanmasın diye, şakadan boşama sözleri geçerli kabul edilmiştir.
   
    Nikah iki dudağın arasında mı?
   
    Bazıları İslam’da boşanma şekline itiraz ederek der ki: “Dinde kadının boşanma konusunda hiçbir yetkisi ve tercihi yok. Bu konudaki bütün yetki erkekte olup hüküm onun iki dudağı arasındadır. Erkek istediği zaman bir kadını, ‘Seni boşadım!’ cümlesiyle boşayıp bir anda evin dışına bırakabiliyor. Bir yuva bir kelimeye kurban edilir mi?” Esasında mesele hiç de böyle değildir. Evet, dinimizde ailenin reisi erkektir; boşama yetkisi ondadır, fakat bu reis keyfince yaşayan ve boşayan biri değildir.
   
    Aile reisi önce yüce ’a karşı sorumludur. Yuva ona emanet edilmiştir. Bu reis Müslüman, akıllı, buluğa ermiş, adalet sahibi; ailesine şefkat gösterecek, sahip çıkacak kadar dengeli ve bu emaneti taşıyacak durumda olmalıdır. Onun adına kimse hanımını boşama yetkisine sahip değildir. Sadece kendisi birine boşama için vekalet verirse, o zaman ikinci şahsın hükmü geçerli olur. Bu da yine kendi tasarrufudur. Peygamber Efendimiz (s.a.v), “Boşama hakkı, kadına sahip olana aittir” buyurmuştur.
   
    Sonra, bir yuvanın kurulması ve bozulması da bir hukuka bağlanmıştır. Bu işin sınırları yüce ve Rasulü (s.a.v) tarafından belirlenmiştir. Onları çiğneyen, haddi aşan haram işler, zulüm eder, zalim olur. Zalim, tövbe etmezse hesabını yüce görür.
   
    Nikahta niyet ebedi beraberliktir
   
    Gerekli olduğu ve şartlar zorladığı zaman usulünce boşanmaya kimse bir şey diyemez. Boşanma hakkının üç olması da olası bir hatayı gidermek içindir. Eğer bir erkek yersiz ve yanlış bir boşama yapmışsa, iş hemen bitmez, yuva tamamen dağılmaz, geri dönme hakkını kullanır, yuva devam eder.
    Dinimizde, belirli bir vakitte boşanmak niyetiyle evlenmek yasaktır. Belirli bir gün veya ay için nikah kıymak haramdır. Yani günlük, gecelik, aylık şeklinde süreli bir nikah yoktur. Nikahta niyet, ebediyen bu beraberliğin devam etmesidir. Yani Müslüman bir erkek veya kadın, evlenirken ölümden sonra ahirette de eşiyle -inşallah- cennette beraber olmaya niyet eder.
   
    Kadın boşama hakkına sahip olabilir mi?
   
    Kadının boşanma hakkı tamamen elinden alınmış ve yolu tıkanmış değildir. Kadın şu yollarla boşanma hakkını elde eder: İlk olarak nikah esnasında veya daha sonra boşama hakkını isteyebilir. Koca da kabul ederse, kadının hakime gitmeden boşama hakkı olur. Kadın bu hakkı, eşinden alacağı mehrine sayabileceği gibi, hiç karşılıksız da alabilir. Erkek bu hakkı, süreli veya süresiz verebilir. İkinci olarak kadın bir bedel vererek kocanın kendisini boşamasını isteyebilir. Koca kabul ederse, boşanma gerçekleşir. Üçüncü olarak da zaruri durumlarda kadın boşanmak için mahkemeye gidip hakime müracaat edebilir. Bu yol her zaman açıktır; gerektiği zaman kullanılabilir.
    Kadın, yuvasındaki aşırı zulüm ve geçimsizliği ailesi ve hakemlerle çözemezse, durum hakime yani mahkemeye intikal eder. Hakim ya problemi çözer, hayat normale döner ya da usulünce nikahı fesheder. Mahkemenin boşama kararı ile boşanma gerçekleşir ve erkek bir hakkını kullanmış olur.
    Şunu da hatırlatalım ki, bir kadının, sebepsiz ve yersiz bir şekilde kocasından boşanmayı istemesi tehlikelidir. Rasulü (s.a.v) bu konuda kadınları şöyle uyarmıştır: “Hangi kadın bir sıkıntı içinde değilken gereksiz yere kocasından boşanmayı isterse, ona cennetin kokusu haramdır.” Aynı şekilde sırf nefsinin keyfi için hanımını boşayıp mağdur eden erkekler de lanetlenmiştir. Herkesin haline şahit olarak yüce yeter.
   
    Eğer, sabır çok tatlı bir şey olsaydı elçisine sadece “Sabret” derdi. Oysa Rab Teala ona; “Sabır acıdır. Ama sen sabret” diye buyurmuştur.

    Salih B. Beşir El Mürri (k.s)

Logged



Eğer yürüdüğünüz bir yolda hiç engel yoksa, o yol sizi hiçbir yere götürmez.
Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
*****

Karma: 0
Online Online

Mesaj Sayısı: 1217



« Yanıtla #1 : Ocak 13, 2012, 10:00:02 ÖS »

"İman etmedikçe müşrik/putperest kadınlarla nikâhlanmayın/evlenmeyin. Beğenseniz bile, müşrik bir kadından, imanlı bir câriye kesinlikle daha hayırlıdır/iyidir. İman etmedikçe müşrik/putperest erkekleri de (kızlarınızla) nikâhlamayın/evlendirmeyin. Beğenseniz bile, müşrik bir kişiden mü'min bir köle kesinlikle daha hayırlıdır. Onlar (müşrikler) cehenneme çağırır. ise, izni (ve yardımı) ile cennete ve mağfirete çağırır. , düşünüp anlasınlar diye âyetlerini insanlara açıklar." (2/Bakara, 221)
Nikâh; Anlam ve Mâhiyeti“

Nikâh” sözlükte, akit yani anlaşma yapmak demektir. Bundan amaç evlenmedir. İslâm'a göre birbirleriyle evlenmeleri yasak olmayan erkekle kadının beraber hayat sürdürmek ve çocuk yetiştirmek için yaptıkları bir akittir/anlaşmadır.
Nikâh, evlilikle beraber meşrû cinsel ilişkiyi de içerisine alan bir akittir, bir beraberliktir. Nikâhlanma, nikâh yapma, yani evlenme insan için fıtrî (yaratılışa uygun) bir faâliyettir. Tıpkı konuşma, yeme-içme, giyinme ve benzeri işler gibidir. İlk insan Hz. Âdem’den bugüne kadar insan nikâh olayını tanımaktadır. Çünkü evlenme, hem kişinin maddî ve mânevî olarak korunması, ihtiyaçlarının karşılanması; hem de neslin devam etmesi için gereklidir. Çünkü nikâhsızlık temiz yaratılışa uymamaktadır.
İslâm’da Nikâh İbâdeti: İslâm’a göre nikâh, kadın ve erkek arasında yapılan çok önemli ve hayatî bir anlaşmadır. Bu akitle beraber bir aile yuvası kurulur, eşler beraber yaşamaya başlar, eşlerde bulunan pek çok özellik kaynaşır, yeni nesiller bu yolla meydana gelir. Ailedeki beraberlik, ne işyeri beraberliğine, ne okul arkadaşlığına, ne de asker arkadaşlığına benzer. İki karşı cins hayatlarını, sevgilerini, varlıklarını, eksik ve mükemmel yönlerini, sahip oldukları güzellikleri, ellerindeki imkânları, duygularını ve isteklerini paylaşırlar. Ortaklaşa bir aile yuvası kurar, beraberce hayat sürdürürler, hem de yeni nesiller yetiştirirler.
Nikâh, yalnızca neslin devamını sağlayan veya cinsel arzuları doyurup gideren bir olay değildir. Nikâh bunlarla beraber daha önemli işlevi olan toplumsal bir kurum oluşturmaktır. Nikâhta, insanlar için çok bereketli ve faydalı başka amaçlar da vardır. İnsan, yaratılışı gereği yalnız yaşayamaz. Zâten “insan” kelimesi de ünsiyet kuran, başkalarıyla beraber yaşayan anlamındadır. Her insanın ana-babaya, aile kurumuna, sevgiye, ilgiye, konuşmaya, alış-veriş yapmaya, hatta kimi zaman diğer insanlarla mücâdele etmeye ihtiyacı vardır. Kişi, bazı insanların yardımına muhtaç olduğu gibi, hayatını ve duygularını başkalarıyla bölüşmeye, hatta başkalarına yardım etme arzusuna bile ihtiyacı vardır. Bunun ilk örneğini ailede buluyoruz.
İnsanların ön önemli özelliklerinden birisi de organize olmalarıdır. Yani bir arada yaşayıp toplum oluşturmalarıdır. Fertler aileleri, aileler kabileleri, kabileler/sülâleler kavimleri, kavimler de insanlık ailesini meydana getirir. Bu toplumların en küçük birimi ailedir. Kur’ân-ı Kerim’de insanların bir erkekle bir kadından yaratıldığı, sonra da kabileler ve kavimler haline getirildikleri açıklanmaktadır (49/Hucurât, 13).
(c.c.), evlenen eşler arasındaki sevgiyi ve birbirlerine olan merhameti “âyet” olarak nitelemektedir: “Kaynaşmanız (sükûnete ve tatmine ermeniz) için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp da aranızda sevgi ve merhamet kılması da O’nun âyetlerinden, (varlığı ve birliğinin) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için âyetler/ibretler vardır.” (30/Rûm, 21). Öyleyse evlilikte öncelikli amaç nesil yetiştirmedir, yalnızca cinsel doyum değildir. İnsanın rahat edebileceği, huzur duyabileceği bir ortama ihtiyacı vardır. Aile içerisinde bu huzur ve rahatlığı kişi eşinde bulabilir. Kur’an bunu “sükûnet” bulma diye tanımlıyor. Bu kelime hem huzuru, hem de bir yerde rahat edip kalmayı ifade etmektedir.
Nikâh bu huzura kapı açmaktadır. Bu huzur, yalnızca gece rahatı veya diğer maddî ihtiyaçların karşılanması değildir. Bu aynı zamanda duyguların, arzuların, hedeflerin, sevgilerin ve yeteneklerin paylaşılmasından, karşılıklı merhamet ahlâkının işletilmesinden, başkası adına yapılan fedakârlıktan doğan bir huzurdur. İslâm evlenmeyi yüceltiyor, tavsiye ediyor, evliliğin şartlarını ortaya koyuyor ama bunu “nikâh” akdine bağlıyor. Yani evlilik mutlaka “ağır/kuvvetli bir akit olan” (4/Nisâ, 21) nikâhla başlayabilir. Nikâh, evliliğe adım atmak ve bunu insanlara duyurmak; aynı zamanda evlilik sorumluluğunu yüklenmektir. Çünkü yapılan evlilik akdinde (anlaşmasında) evliliğe ait, aileye ilişkin görevleri yüklenme şartı vardır.
İslâm, nikâh dışı bütün beraberlikleri gayrı meşrû saymakta ve haram demektedir. Evlilik dışı ilişkiler İslâm’a göre iffetsizlik ve hayâsızlıktır. Zinâ haram olduğu gibi, zinâya götüren sebepler de haramdır. Nikâh olmaksızın evlilik öncesi cinsel ilişkiler, dost hayatı (anlaşarak zinâ etmek); bir ihtiyacı karşılama değil, nefsin/hevânın arzusuna uyup suç işlemektir. Şüphesiz ’a ve O’nun koyduğu ölçülere inanan mü’minler, imanlı gençler bu noktada duyarlı olurlar.
Nikâhın Önemi: Evlilik, yaratılışın gereği bir duygudur. Her insanın buna ihtiyacı vardır. Hayatın güzel bir şekilde devam etmesi buna bağlıdır. Aile kurumunu koruyan toplumların birçok yönden daha sağlıklı olduğu, bu toplumlarda yetişen insanın daha kaliteli, sosyal ilişkilerde daha düzeyli olduğu ve özellikle çocukların daha huzurlu ve nitelikli yetiştiği bilinmektedir.
Ailesi çöken toplumlar, her açıdan çökmeye mahkûmdur. Aileyi oluşturan ve yücelten de nikâh bağıdır. Nikâh sosyal bir faydadır. Nesiller bu yolla çoğalır, devam eder. İnsan türü aileyle korunur. Nesiler, ancak nikâh akdi ile korunmaya alınır. İslâm’ın amaçlarından biri de nesli korumaktır. Kişiyi aile daha iyi eğitip terbiye eder. Her toplum kendi kültürünü aile kurumunda yeni nesillere daha iyi öğretir.
Fuhuş (gayrı meşrû ilişkiler) birçok bedensel ve ruhsal hastalıklara yol açar. Bunu aile hayatı azaltabilir. Kişi aile hayatıyla ruhsal huzura kavuşur. Başkasını sevmenin, çocuk yetiştirmenin, onlara fedakârlık yapmanın, beraberce hayatın güçlüklerine katlanmanın, birçok şeyi birlikte paylaşmanın zevkini yaşayabilir. Babalık şefkati, analık merhameti ancak aile hayatıyla tadılabilir. Analık kurumunun yüceliğini düşünürsek bunu daha iyi anlarız. İslâm’da anaya, analık kurumuna ve anaya iyilik etmeye ne denli önem verildiğini düşünürsek aile kavramını daha iyi anlamış oluruz.
Nikâhla beraber insanın hayatında önemli değişiklikler olur. Kişinin sorumluluğu artar, hayatını ve sevgisini paylaşabileceği bir insanla yaşamaya başlar. Bölüşmeyi, sevmeyi, merhamet etmeyi, iyilik yapmayı, cömertliği öğrenir. İnsanlarla beraber yaşamayı ve onlarla geçinmeyi bilir. Ancak aile hayatı insana bu anlayışı uygun bir şekilde verebilir. Nikâhla beraber insan, bir zorluğun bir güçlüğün altına girer, sorumluluğu artar; bu bilinen bir şeydir. Bütün evliliklerin de çok güzel ve huzurlu olduğu söylenemez. Ancak bunlar aile kurumunun, nikâhın önemini azaltmaz. Şüphesiz nikâhın verdiği lezzet, getirdiği acıdan kat kat fazladır.
Nikâh; Evlenme, kocaya gitme, cinsî temasta bulunma, evlenmeleri yasak olmayan bir erkekle bir kadın arasında yapılan ve müşterek hayat ve nesli sürdürmek için bir bağ meydana getiren akittir.
Tarih boyunca, çeşitli milletlerde ve hukuk sistemlerindeki evlilik anlayışı ve tatbikatı aynı olmamıştır. ilâhî vahye dayanan semavî dinlerde erkekle kadının ortak bir yuva kurması ancak nikâh akdiyle mümkün kılınmıştır. Nikâh akdi eşlerin veya temsilcilerinin serbest irâdesiyle oluşur.Ahmet KALKAN ( iSLAM ALİMİ)

Logged
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9894



WWW
« Yanıtla #2 : Ocak 21, 2012, 10:56:18 ÖS »

İMAN VE NİKAHLA ŞAKA OLMAZ

Bu şaka ile karışık söylediğimiz sözlerin sebebiyle elimizin altından uçup giden iki mühim nimettir. Şakası da ciddi,ciddisi de ciddi olan İman ve nikahtır.

Bize bahşedilen en büyük nimet iman nimetidir. Bu büyük nimeti korumak , muhafaza etmek ve son nefese taşımak en mühim işimiz , amacımız olmalıdır. İman Rabbimize şükrünü eda etmek zorunda olduğumuz nimetlerin birincisidir. Gönlümüzdeki imanımıza ne kadar şükretsek azdır. Hz . İbrahim’ in babasına , peygamberimizin amcasına nasip etmediğini bize nasip etti.. Mahlukatın nefesleri sayınca şükrolsun.

Bize lütfedilen nimetlerden birisi de ailedir. Aile değerlerini kaybeden toplumlar özünü kaybeder. Bu yapıyı dinamik ve sağlam tutmanın en güzel yollarından biri, aile bireyleri arasındaki muhabbeti diri tutmaktır. Bunun yolu İslami prensiplerin dışına çıkmadan yaşamak ve yaşatmaktır.

Her nimetin bir sahibi, lütfedicisi olduğu gibi birde nimetin verildiği , verildiği ölçüde sorumlu tutulduğu şahıslar vardır. Aile tarafımıza lütfedilen bir nimetse , onun sorumlusu da o ailenin reisidir. Aile reisi önce yüce ’a karşı sorumludur. Yuva ona emanet edilmiştir. Bu reis Müslüman, akıllı, buluğa ermiş, adalet sahibi; ailesine şefkat gösterecek, sahip çıkacak kadar dengeli ve bu emaneti taşıyacak durumda olmalıdır. Bunun için aile reisi aile içi muhabbeti diri tutmanın yollarını aramalıdır. Bunun için efendiler efendisinin yolundan gidip onun mübarek sözlerine kulak vermelidir. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde, “Erkek hanımına, hanım da beyine sevgiyle baktıklarında Cenab-ı Hak da onlara rahmet nazarıyla bakar. Eşi hanımının elinden tuttuğunda ise, her ikisinin günahları parmaklarının arasından dökülür gider” buyurur. (Süyûtî, Câmiü’s-Sağîr)

“Ben de şaka yaparım, fakat doğru konuşurum.”

Bütün hayatımızı katı bir ciddiyet içinde geçirmemiz tabiî ki bizden istenmiyor. Gülmeyen ,tebessüm etmeyen çehrelerin sahipleri gibi onlara yakın olanlar da mutlu olamazlar, iç huzuru , neşesi duyamazlar. Ama tam tersi bütün gününü , zamanını şen şakrak neşe içinde geçirmek gafleti de olmaması gereken üsluptur. Mutlaka bunun bir orta yolu vardır. Her şeyde rehberimiz olan Efendimiz (sav) bunda da bize örnek teşkil etmiştir.

Peygamber efendimiz de şakalaşır, “Ben de şaka yaparım, fakat doğru konuşurum”  buyururdu. Yabancı ile, tanıdıklarla, çocuklarla, ihtiyar kadınlarla ve mahrem kadınlarla şaka yapardı. Ailesine karşı da, insanların en zarifi idi. Âişe validemiz ile yarış etti. Bir seferinde Hazret-i Âişe, başka seferde de Server-i âlem geçti. Müslüman’ın hanımı ile oynaması, günah değil, sevaptır. Çünkü hadis-i şerifte, “Hanımı ile şakalaşanı ü Teâlâ sever, ikisine de sevap verir, rızıklarını artırır” buyruldu.

Bir defasında, yaşlı bir kadına, “Cennete kocakarı girmez” buyurunca, kadıncağız üzülür. Bunun üzerine kadına, tebessümle; “Sen o zaman genç olursun” buyurur. Binek isteyen yaşlı bir kadına da “Sana bir deve yavrusu vereyim, ona binersin” buyurunca kadın; “Deve yavrusu beni nasıl götürsün?” der. Tebessümle ona; “Her deve başka bir devenin yavrusudur” buyurur.

Ümmü Eymen isimli bir kadın gelir, ben falancanın hanımıyım, sizi kocam davet ediyor, der. Ona da, “Şu gözünde beyazlık olan adamın karısı mısın?” buyurunca; kadın, hayır onun gözünde bir şey yok, der. Kadına tebessümle, “Gözünde beyazlık olmayan insan yoktur” buyurur.

Haneyi saadette bir gün Hazret-i Âişe, Sevde validemize şu bulamaç aşını yemezsen yüzüne sürerim der, o da yemeyince yüzüne sürerken aralarında oturan Resulullah efendimiz, Hazret-i Sevde’yi siper etmeye çalışır. Hazret-i Âişe de kendi yüzüne sürer, Resulullah onlara bakıp gülümser. Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:“Münakaşa etmeyen, haklı olsa da, kimseyi incitmeyen, şaka veya güldürmek için, yalan söylemeyen, iyi huylu olan Müslüman Cennete girer.” [Tirmizi] Hanım evliyalardan Rabia hatun, “Günah olmayan işlerde, gönül almak için şakalaşmak mürüvvettendir” buyurdu.

Şakanın da bir ölçüsü vardır.

İnsanları güldürmek için yalan söyleyenlere yazıklar olsun. Görüldüğü gibi Efendiler efendisinin hayatında latifenin de ayrı bir yeri var. Onun latifelerinde yalan yok. İncitme yok. İnsanları alaya alma, onları küçük düşürme, korkutma yok.

Büyükler buyurmuş ki: Her şeyin tohumu vardır. Düşmanlığın tohumu da şaka ve alaydır. Ey oğul, az şaka yap, fazlası, insanın değerlerini giderir ve kötüleri, aleyhine cesaretlendirir. Şakayı tamamen terk etmek de dostların buğzetmesine ve samimiyetinin kesilmesine yol açar. Bir iş yaparken içine bıkkınlık gelir, ağırlık çökerse o zaman o yaptığın şeyi, bir müddet terk et, kendini dinlendir, azıcık şakalaş, bu suretle kendine neşe getir. Fakat şakalaşmayı o derece ayarla ki, yemeğe atılan tuz gibi olsun. Yani yemeğe atılan tuz, çok olunca yemeğin lezzetini nasıl giderirse, şaka da öyledir. Azı karar, çoğu zarar. Çok az olursa gönlümüzün neşesi yerine gelmez. Şaka, gönüldeki donukluğu ve o işe karşı doğan bıkkınlığı giderecek kadar olmalı.

Şakada da edebi muhafaza etmeli. Mesela hoca, talebesine, ana baba evladına şaka yaparsa, talebe ve evlat, bu samimiyeti suiistimal etmemelidir.
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: