|
RUMEYSA
|
 |
« : Temmuz 08, 2008, 02:47:17 ÖÖ » |
|
Hz. Ali Dönemi (656-661)
Hz. Ali, Peygamberimiz (sav)'in amcası Ebu Talib'in oğludur. Tarihi kaynaklarda belirtildiği üzere, Hz. Muhammed (sav)'in yanında büyümüş, onun eğitiminden geçerek yetişmiştir.
Hz. Ali'nin öne çıkan üç önemli özelliği cesaret, ilim ve güzel konuşmadır. Onun, İslam toplumunun en alim kişilerinden biri olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Sevgili Peygamber Efendimiz (sav)'in ifadesiyle Hz. Ali "İlim beldesinin kapısı"dır. Daha çocukluğundan itibaren Resulullah (sav)'in yanında bulunmuş, Kuran'ı ondan öğrenmiş, onun katipliğini yapmıştır. Peygamberimiz (sav)'in vefatına kadar onun yanından ayrılmamıştır. Böylelikle dini konular üzerinde yüksek bir ilim düzeyine erişmiştir. Bunun için, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman'ın ilk danıştığı kimseler arasındadır. Halife olmasının ardından Müslümanların bilgi ve ilim sahibi olmaları için okul kurmuştur. Eğitime büyük önem vermiştir. Hz. Ali'nin şehid edilmesiyle birlikte İslam'ın en parlak dönemlerinden biri olan Dört Halife Dönemi sona ermiştir.
|
|
|
|
|
Logged
|
Bismillahirrahmanirrahim 48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı (Tevbe suresi-48).
|
|
|
|
Faruk
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #1 : Aralık 28, 2009, 08:36:47 ÖÖ » |
|
ALİ İBN EBİ TÂLİB Resulullah'ın amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebû Talib, annesi Kureyş'ten Fâtıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalib'tir. Künyesi Ebu'ı Hasan ve Ebû Tûrab (toprağın babası), lâkabı Haydar; ünvanı Emîru'l-Mü'minin'dir. Ayrıca ' 'ın Arslanı' ünvanıyla da anılır. Hz. Ali küçük yaşından beri Resulullah'ın yanında büyüdü. On yaşında İslâm'ı kabul ettiği bilinmektedir. Hz. Hatice'den sonra müslümanlığı ilk kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Hatice'yi bir gün ibadet ederken gören Hz. Ali'ye Peygamberimiz şirkin kötülüğünü, tevhidin manasını anlattığında Hz. Ali hemen müslüman olmuştu. Mekke döneminde her zaman Resulullah'ın yanındaydı. Kâbe'deki putları kırmasını şöyle anlatır: "Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamıyacağımı anladı, omuzumdan indi, beni omuzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufukları tutacak sanıyordum. Kâbe'nin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan ittim. Put düştü, parça parça oldu. Resulullah'ın omuzlarından indim. İkimiz geri döndük." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384 Peygamberimiz (s.a.s.) Hz. Ali'ye buyurdu: " Ya Ali, altıyüzbin koyun mu istersin, yahut altıyüzbin altın mı veya altıyüzbin nasihat mı istersin ? " Hz. Ali dedi: "Altıyüzbin nasihat isterim." Peygamberimiz buyurdu: "Şu altı nasihate uyarsan altıyüzbin nasihata uymuş olursun: 1. Herkes nafilelerle meşgul olurken sen farzları ifa et. Yani farzlardaki rükünleri, vacipleri sünnetleri, müstehapları ifa et. 2. Herkes dünya ile meşgul olurken sen 'u Teâlâ'yı hatırla. İslâm'a uygun yaşa; İslâm'a uygun kazan; İslâm'a uygun harca. 3. Herkes birbirinin ayıbını araştırırken sen kendi ayıplarını ara. Kendi ayıplarınla meşgul ol. 4. Herkes dünyayı imar ederken sen dinini imar et, zinetlendir. 5. Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını gözetirken sen Hakk'ın rızasını gözet; hakka yaklaştırıcı sebep ve vasıtaları ara.İ 6. Herkes çok amel işlerken sen amelinin çok olmasına değil, ihlaslı olmasına dikkat et." Hz. Ali buyurdu: "Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz, kıymetinden neler kaybettiğini anlarsınız." "İnsanın yaslanıp Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsız Cennet'e girmesinden daha hayırlıdır. " "Kul ümidini yalnız Rabbi'ne bağlamalı ve yalnız günahları kendini korkutmalıdır. " "Cahil, bilmediğini sormaktan utanmasın. Âlim, içinden çıkamayacağı bir meselede en iyisini 'u Teâlâ bilir' demekten sakınmasın." "Sizin için korktuğum şeylerin en başında, nefsinin isteğine uymak ve uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alıkoyar; ikincisi ise ahireti unutturur. " "Amellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkını verebilmek, her halde 'u Teâlâ'yı hatırlayabilmek, kardeşine bol bol ikramda bulunabilmektir. " "Takva, hataya devamı bırakmak; aldanmamaktır . " "Kalpler, kaplara benzer. Hayırlı olanı, hayırla dolu olanıdır." "Bana bir harf öğretenin kölesi olurum. " Hz. Ali bu ümmetin en ileri gelenlerinden biri olarak İslâm'ın bize kadar gelmesinde büyük rolü olan sahabelerdendir .ALINTI
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
VuSLaT
özel üye
Buraya bağlanmış.
 
Karma: 1
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 212
|
 |
« Yanıtla #2 : Aralık 28, 2009, 10:30:43 ÖS » |
|
ALLAH c.c razı olsun,emeğinize sağlık..... Herkes dünya ile meşgul olurken sen 'u Teâlâ'yı hatırla. İslâm'a uygun yaşa; İslâm'a uygun kazan; İslâm'a uygun harca.....
|
|
|
|
|
Logged
|
Sabret Can; üzülme sevmeyen gitsin.... Niçin ağlarsın? Duâ et RABBİM seni terketmesin.... İşte O terkederse sen gerçekten bitersin..!
|
|
|
kapta
Ara Sıra Uğrar
Karma: 0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 1
|
 |
« Yanıtla #3 : Ocak 22, 2010, 09:03:18 ÖS » |
|
ALLAH c.c razı olsun,emeğinize sağlık..... Herkes dünya ile meşgul olurken sen 'u Teâlâ'yı hatırla. İslâm'a uygun yaşa; İslâm'a uygun kazan; İslâm'a uygun harca..... çok doğruu.çok isabetli.olması gereken.bunu bilelim ve uygulayalım o zaman kazananlardan olaaz. razı olsun sizden
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
   
Karma: 0
Online
Mesaj Sayısı: 995
|
 |
« Yanıtla #5 : Kasım 13, 2011, 07:00:21 ÖS » |
|
<Bir Hikâye Hazreti Ali ve Bir Hristiyan Hazret-i Ali (r.a.) 'ın halifeliği zamanında Kufe'de zırhı kayboldu. O zırh, bir müddet sonra bir Hristiyan'ın yanında ortaya çıktı. Hazret-i Ali (r.a.) onu hakimin huzuruna götürdü. - Bu zırh benim malımdır. Onu ne sattım, ne de birine bağışladım. Şimdi onu, bu adamın yanında buldum, diye iddia etti. Hakim: - Halife iddiasını söyledi, sen ne dersin? diye Hıristiyan'a sordu. O, bu zırhın, kendi malı olduğunu, aynı zamanda halifenin sözünü de yalanlamadığını, söyledi. Hakim Hazret-i Ali (r.a.) 'na dönerek; - Sen iddia ettin, bu şahıs ise inkar ediyor. Bu durumda iddian için şahit getirmen lazım, dedi. Hazret-i Ali (r.a.) güldü ve - Hakim doğru söylüyor, şimdi şahit getirmem gerek, fakat hiç bir şahidim yok, dedi. Hakim, iddia edenin şahidinin olmamasına dayanarak, hrıstiyan'ın lehine karar verdi. O da zırhı aldı ve gitti. Fakat, zırhın, kimin malı olduğunu daha iyi bilen Hristiyan' ın, bir kaç adım yürüdükten sonra vicdanı uyandı ve geri dönerek, - Böylesine bir hükümet ve davranış şekli alelade insanların keyfi hükümlerinden değil, ancak peygamberlerin hükümet tarzıdır, dedi ve - 'Zırh Ali'nindir' diye itiraf etti. Kısa bir zaman sonra, onu, müslüman olarak Hazret-i Ali (r.a.) 'ın sancağı altında, Nehrivan harbinde, savaşırken gördüler.
  
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
|
ruveyda
|
 |
« Yanıtla #7 : Kasım 20, 2011, 11:53:32 ÖS » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|