|
Yakup
|
 |
« : Temmuz 12, 2009, 11:29:57 ÖS » |
|
- Ubade İbnu's-Sâmit el-Ensarî (radıyallahu anh) hazretleri demiştir ki: "Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: "Kim 'tan başka ilâh olmadığına 'ın bir ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed'in onun kulu ve Resûlu (elçisi) olduğuna, keza Hz. İsâ'nın da 'ın kulu ve elçisi olup, Hz. Meryem'e attığı bir kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak olduğuna şehâdet ederse, her ne amel üzere olursa olsun onu cennetine koyacaktır."[Buhârî, Enbiya: 47; Müslim, İmân: 46, (28); Tirmizî, İmân: 17, (2640)] Müslim'in bir başka rivayetinde şöyle buyrulmuştur: -"Kim 'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in 'ın elçisi olduğuna şehâdet ederse ona ateşi haram kılacaktır."[İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/197] AÇIKLAMA:İmana müteallik en câmi hadislerden biri budur. Hadiste İslâm inancının temel prensipleri beyan edilmekten başka belli başlı batıl inançlar da reddedilmiş olmaktadır:1- Hz. Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'in risâleti: Bu İslâm inancının birinci akidesi sayılabilir. Zira tevhid'e yani 'ın birliği inancına İslâm dışında da rastlanabilir.2- Tevhid inancı: Hz. Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'in peygamberliğine inancın en zarûri gereği Tevhîd'dir. Yâni kâinatı yaratan, tedbir ve terbiye eden Bir'dir. Herçeşit yardımcıdan, ortaktan müstağnîdir. Tevhid inancına prensip olarak başka dinlerde ve hatta felsefî sistemlerde bile rastlanabilir. Ancak İslâm'daki mutlak ve saf tevhid inancı başka hiçbir sistemde yoktur. Mutlak tevhid inancı iddia eden Yahudiler bile, Müslümanlardan çok farklıdır: Öncelikle Yahudileri düşünen onları kayıran millî bir ilâh düşüncesi galebe çalar. İslâm ulûhiyete milliyet izâfe etmez. âlemlerin Rabbi'dir: Her millet, her canlı, her cansız bu "âlemler"e dahildir ve onun bir parçasıdır. Hayrı ve şerri, güzeli ve çirkini, ateşi ve soğuğu, arzı ve semâyı büyüğü ve küçüğü yaratan O'dur, tanzîm eden, terbiye eden O'dur.Sonra Yahudiler, "Üzeyr 'ın oğludur" diyerek (Tevbe: 9/30) kaba bir üslubla tevhîdden uzaklaşırlar, iddia ettikleri vahdaniyet inançlarını lekelerler.3- Bu hadiste, İslâm inancının üçüncü ana rüknü olan âhiret inancı da ifade edilmekedir: "Cennet haktır, cehennem haktır."4- Hz. İsa'nın şahsiyeti: O'nun babasız yaratılışı, Yahudilerin Hz. Meryem'e iftiralarına sebep olurken Hıristiyanların da, O'nun babasının olduğunu iddia etmelerine sebep olmuştur. Bir tarafta tefrit bir tarafta ifrat.İslâm, Hz. İsâ (aleyhisselam)'nın yaratılan bir kul olduğunu te'yid ederek, hem Yahudilerin zina iftirasını reddeder, hem de O'na " 'ın oğlu" diyerek ifrata giden Hıristiyanları.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Yakup
|
 |
« Yanıtla #1 : Temmuz 12, 2009, 11:31:20 ÖS » |
|
Bu hadiste görüldüğü üzere, Hz. İsa (aleyhisselâm) 'ın bir kelimesidir, yani "ol!" demesiyle oluvermiştir. Yâ-Sin suresinin 82. ayetinde ifade edildiği üzere birşeyin olmasını dileyince "ol!" der, o şey hemen olur. O şeyin olması için "ol" emrinden başka bir sebebe ihtiyacı yoktur. Normalde herşey yine irâde-i ilâhî ile cereyan etmekte ise de bir kısım sebeplere bağlanmıştır. Aslında müsebbeb dediğimiz neticenin hâsıl olması için sebep zarurî değildir. , müsebbeb'i, sebep perdesi olmadan da yaratır. Fakat, bu imtihan âleminde vukuâta her seferinde bir sebep perdesi koymak âdetullah'tır, ilâhî kanundur. Cenâb-ı Hak bu kanuna bağlı olmadığını Kur'ân-ı Kerîm'de muhtelif âyetlerde ifade etmiştir.İşte Hz. İsa (aleyhisselâm) bunun müşahhas bir örneğini teşkil eder. Hz. Meryem'de tecelli eden "ol!" emri ile Hz. İsa (aleyhisselâm) babasız olarak yaratılmıştır.Hz. İsa (aleyhisselâm) için " 'tan bir ruh" denmesini de, "Ruh Rabbim'in emrindendir" (İsra: 17/85) âyeti ışığında anlamak gerekir. Çünkü ruh'un yaratılışı "ol!" emrinin tecellisiyle olmaktadır, sebep perdesi yoktur. Hz. İsâ (aleyhisselâm)'nın yaratılışı için de diğer insanların tâbi kılındığı sebep çerçevesinin haricine çıkılarak "ol!" emrinin tecellisi haber verilmiş olunca " 'ın Meryem'e üfürdüğü bir ruh" tâbiri uygun düşer. Nevevî'nin kaydettiği üzere, İslâm âlimleri, Hz. İsâ (aleyhisselâm)'ın Ruhullah veya Kelimetullah diye 'a izafesi'nin sâdece teşrif yâni Hz. İsâ'nın şerefini belirtmek gayesi güttüğünü belirtmişlerdir. Nitekim başka ayetlerde Nâkatullah ( 'ın devesi) ve Beytullah ( 'ın evi) tâbirleriyle deve ve ev teşrîf için 'a izâfe edilmişlerdir. Binâenaleyh, bu tabirlerle Hz. İsâ (aleyhisselâm)'nın teşrîfi, O'nun ilahlaştırılmasına veya 'ın bir parçası sayılmasına Kur'ânî bir delîl teşkîl etmez. Aksi takdirde bu izafetten hareketle kâinatı da 'ın bir parçası görmek gerekir. Çünkü herşey 'ındır, O'na izâfe edilebilir.5- Hadisin diğer bir hükmü, imanlı olarak kabre girildiği takdirde, büyük günah işlemiş bile olsa, kulun ebedî olarak cehennemde kalmayıp, az da olsa yaptığı hayır sebebiyle cennete gideceği inancıdır. Bu ifâdede büyük günah işleyenler hakkında ileri sürülen ifrat ve tefrit fikirler reddedilmiş olmakta, Ehl-i Sünnet inancına esaslı bir açıklık ve delil getirilmektedir."Her ne amel üzere olursa olsun onu cennetine koyacaktır" ifadesini Nevevî "Netice olarak" diye tevil eder. Yâni, "yaptığı kötülüklerin cezasını çektikten sonra, neticede cennete girecektir" demek oluyor.[İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/198-199]
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Faruk
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #2 : Temmuz 13, 2009, 01:47:53 ÖÖ » |
|
selamün aleykum Cibril Hadisi
(Kulluk Makamı)
Cebrail'in (a.s.) bir Arabi kıyafetinde bürünerek 'ın Rasûlüne (s.a.v), İslam, imam ve ihsan hakkında sorular sorduğu rivayet edilmiştir. Bunun gerçek olduğunu, 'ın Rasûlü (s.a.v) bir sahih hadislerinde şöyle anlatmaktadır: "Cebrail bana "İslamdan haber ver, nedir İslam?" diye sorduğunda, şöyle cevap verdim: "- 'tan başka kulluk (ibadet) yapılacak bir mabud , merci bulunmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve Rasulu olduğuna iman etmen, - Ramazan orcunu tutman, - Namaz kılman, - Zekat vermen ve - Gücün varsa Hac yapmandır" Cebrail'in "İman nedir?"sorusuna ise şu cevabı verdim: " 'a, - Meleklerine, - Kitaplarına, - Peygamberlerine, - Ahiret gününe (Öldükten sonra yeniden dirilmeye), - Kadere, hayrın da şerrin de yaratıcısının olduğuna inanmandır (iman etmendir) " En son olarak Cebrail (a.s) "İhsan nedir?" diye sormuştur. Buna 'ın Rasûlu (s.a.v) şu cevabı vermiştir: "Sanki 'ı görüyormuşsun gibi O'na itaatla kulluk etmendir. Zira sen onu görmüyorsan da, O'nun seni gördüğünü bilmelisin" Hadisin sonunda buyurmuştur ki: "Bu gelen Cebrail'dir ve size dininizi öğretmek için bana sorular sormuş, cevaplarını istemiştir. Kendisi için değil, sizin içindir bu cevaplar" (Buhari, İman: 1; Müslim, İman: 1.) Zikredilenlerin nakledilenlerin hepsini dinden saymış ve din çerçevesinde açıklamıştır bunları.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|