|
Yakup
|
 |
« : Şubat 17, 2010, 12:20:03 ÖS » |
|
Vesile, kendisiyle bir amaca ulaşmak için yapılan yakınlaştırıcı ameldir. Birçok müfessir vesileyi yakınlık diye yorumlamıştır. Diğer bir ifadeyle vesile, yaklaşma vasıtası, katında yakınlık kazandırıcı, sevaba nail kılıcı hususlardır. O halde katında yakınlık kazandırıcı her güzel iş, O'na bağlılığı pekiştiren her amel vesilenin konusuna dahildir.
Vesile, Kur'an-ı Kerim'de iki ayette geçmektedir:
"Ey inananlar, 'tan sakının, O'na vesile arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz" (5/Maide, 35).
"O yalvardıkları da, onların ( 'a) en yakın olan(lar)ı da Rabb'lerine yaklaşmak için vesile ararlar. O'nun merhametini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı, cidden korkunçtur" (17/İsra, 57).
Bu ayet-i kerimelere göre insanların 'a yakın diye yarar umdukları, şefaat bekledikleri, hatta dua ile yönelip yalvardıkları varlıklar bile O'na yaklaşmak için vesile aramaktadırlar. O halde vesile salih amel yapmaktır. Yoksa yakınlık kursun diye ile kendimiz arasında aracılar bulmak değildir.
Maide Suresi 35. ayette vesile arama'ya yapılan çağrının hemen ardından gelen " yolunda cihad" bu kavramın en iyi tefsiridir. Yani yolunda her tür gayret, vesilenin kapsamına girmektedir. Mü'minleri kendisinden sakınmaya davet eden Teala takva'nın vesilelerini/yollarını da bu ve benzeri bir çok ayette göstermiştir.
Mü'mini mü'min yapan, 'a dost ve yakın yapan mücerred iman değildir. Bizi müslüman yapan, 'tan layıkıyla korkmak, Kur'an ahlakına göre eylemlerimizi biçimlendirmek, kötü işlere, münkere bulaşmamak, iyiliği yaygınlaştırmaktır. 'tan sakınmak (takva) da soyut bir vicdan işi değildir. Muttaki olmak, eldeki tüm olanaklarla O'na yaklaşma vesileleri (yolları) aramaktan geçer. Her fırsatta yapılacak salih ameller ile olan yakınlığımızın teminatıdır.
'a yaklaşmak, yakın olmak fiziksel değildir. Zaten insana şahdamarından daha yakındır. O halde söz konusu yakınlık manevi ve değer açısından yakınlıktır. dua ve isteklere cevap verme bakımından da insana yakındır. Nerede olursak olalım bizi işitir. O halde dua ve istekte bulunurken de aracı koymak anlamsızdır:
"Kullarım, sana benden sorar(lar)sa (söyle): Ben (onlara) yakınım. Bana dua ettiği zaman onun duasına karşılık veririm. O halde onlar da bana yönelsinler, bana inansınlar ki, doğru yolu bulalar" (2/Bakara, 186)[ 7/56, 11/61, 34/50]
ile insanlar arasında zaman açısından da uzaklık yoktur:
" 'a göre, şu kimselerin tevbesi makbuldür ki, cahillikle bir kötülük yapıp hemen ardından dönerler. İşte onların tevbesini kabul eder. bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" (4/Nisa, 17)[2/214, 4/77, 11/64-81, 14/44, 21/109, 42/17, 61/3, 63/10, 72/25]
İnsanlara katında ne zenginlik, 'ne evlat çokluğu bir yakınlık sağlamaz. katında yakınlık sağlayıcı vesile, inanıp salih amel işlemektir. Sebe Suresi 37. ayette şöyle buyrulmaktadır:
"Ne mallarınız, ne de evlatlarınız size katımızda bir yakınlık sağlamaz. Ancak inanıp faydalı iş yapanlar başka. Onlara yaptıklarının kat kat fazlası mükafat vardır ve onlar saraylarda güven içindedirler"[ 3/45, 5/27, 9/99, 11/6, 46/28, 56/11, 83/21-28, 96/39]
Burada tasavvuf erbabının vesile ve kurbet kavramları üzerinde yaptıkları tahriften söz etmeden geçmek doğru olmaz. Tasavvuf felsefesine göre, 'a yaklaşmak için vesile olarak şeyhin eteğine yapışmak gerekir. Bu aşamadan sonra, fena fi'r-resul (Peygamberde yok olmak) ve fena fi'llah ( 'da yok olmak, O'na ulaşmak) aşamaları gelmekte ve artık yeni bir aşamadan söz edilmemektedir.
Peki bir mekana mı sahiptir ki, O'na ulaşma çabası içerisine girilmekte, bu boş amaç için de şeyh, vesile ittihaz edilmektedir? Şüphesiz mekansal ve zamansal olarak insana uzak değildir. O halde O'na takva ile yaklaşmak yerine, O'nda yok olmak idealini kendisine yol olarak seçenler ciddi bir değer bulanıklığına neden olmaktadırlar. O'na yaklaşmak için salih amelden başka bir vesile ittihaz etmek yanlıştır (39/Zümer, 3).
Fecr-Kuran İklimi
|