|
güliçkimi
Ziyaretçi
|
 |
« : Ocak 29, 2010, 12:52:47 ÖÖ » |
|
Velî kelimesi, sözlük anlamlarına uygun olarak, bir kimsenin veya bir topluluğun menfaatleri ve elde etmek istedikleri amaçlar doğrultusunda her türlü işlerini üzerine alan ve bu konularda tam bir tasarruf hakkına sahip olan idareci, hâkim otorite, koruyucu, gözetici, mâlik, yardımcı, sırdaş ve dost anlamlarında kullanılan bir kavramdır.
Toplumda, halk arasında “velî” ve bu kelimenin çoğulu olan “evliyâ” kelimesi, ne lügat mânâsı, ne de Kur’an’da kullanıldığı anlam ile değil; daha çok bu kelimenin mânâsının tarihî süreç içerisinde kaydırılmasıyla oluşan şekliyle kullanılmaktadır. Geleneksel anlamda velî ve evliyâ; benliğini ’ta yok etmek sûretiyle birtakım üstün vasıflar kazanarak hârikulâde şeyler gösterebilen büyük insan anlamında kullanılmaktadır. Hatta daha da ileri gidilerek, adına kâinatın idaresini düzenlemeye yetkili kişiler olarak algılanmaktadır.
’ın Veli Oluşu
’ın Sıfatı Olarak el-Velî: ’ın vasfı olarak el-Velî: “Yardım eden, kâinatın ve mahlûkların işlerini tekeffül eden, koruyan, sahip çıkan, seven, yardım eden” diye tanımlanır. Birine yardımcı olmak, onun işini üzerine almak, şüphe yok ki, sevgi ile yakından ilgilidir. “Velî”nin “dost, seven” anlamları dikkat çeker; Kur’an’ın da bazı kullanışları bu mânâyı desteklemektedir. Meselâ: “ , mü’minlerin velîsidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır” (2/Bakara, 257) âyetinin tefsirinde el-Beydavî: “Onları seven ve işlerini deruhde eden” anlamını vermektedir. Birçok âyette Velî ve Nasîr (yardım eden) vasıfları yan yana birbirine atfedilmiş olarak zikrolunmuşlardır. Bu, az da olsa bu kelimeler arasında bir farklılığı gerektirir.
Bu vasfın Kur’an’da geçtiği muhtevâlara göz atmak faydalı olacaktır. 42/Şûrâ, 28’de ’ın kullarını gözettiği ve O’nun nimetleri sıralandıktan sonra, ancak O’nun hamde lâyık Velî olduğu bildirilir. ’tan başka Velî aramanın boşuna olduğu bildirildikten sonra, ancak O’nun hamde lâyık Velî olduğu belirtilir, “halbuki, Velî ancak ’tır” (42/Şûrâ, 9) denir. Kavminin buzağıya tapmasından sonra, ’ın rahmet ve bağışlamasını isteyen Hz. Mûsâ, niyazında, umduğu rahmeti “Sensin bizim Velîmiz!” (7/A’râf, 155) diye belirtir. Melekler, kendilerine tapma iddiasında olanlardan teberrî edip kaçınırken 'a hitâben: “Seni tenzih ederiz, Sensin bizim Velîmiz” (34/Sebe’, 41) derler. Müşriklerin velî edindiği putların aczleri belirtildikten sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in lisanından: “Benim Velî’m Kitabı indiren ’tır; O, iyilere sahip çıkar (dost edinir -yetevellâ-)” (7/A’râf, 196) dediği nakledilir. ’ın kendisine vermiş olduğu nimetlere şükreden Hz. Yûsuf: “Dünyada ve âhirette benim Velîm (yardımcım ve işimi deruhde eden) Sensin” (12/Yûsuf, 101) der. , mü’minlerin (2/Bakara, 257; 3/Âl-i İmrân, 68), muttakîlerin (45/Câsiye, 19) velîsidir. “Sizin velîniz, ancak ’tır, Rasûlüdür ve iman edenlerdir.” (5/Mâide, 55)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
güliçkimi
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #1 : Ocak 29, 2010, 12:56:06 ÖÖ » |
|
[JUSTIFY] [/JUSTIFY] [JUSTIFY] [/JUSTIFY] Kimlerin Velîsidir?
, mü’minlerin velîsidir, yardımcı ve dostudur (2/Bakara, 257; 3/Âl-i İmrân, 68). Mü’minler rablerine hakkıyla iman ettikten sonra O’nun râzı olacağı sâlih amel işlerler. Bundan dolayı da onlara velî olur (6 En’âm, 127). sâlih kimselerin velîsi/dostudur. “Benim velîm, Kitab’ı indiren ’tır. O sâlih insanları velî/dost edinir (onları gözetip korur).” (7/A’râf, 196). müttakîlerin de dostudur. Dünya hayatında kendilerini ’a muhtaç saymayan ve O’nun rabliğine saygı duymayan zâlimler birbirlerinin velîsidirler. Bazıları farklı zannetseler de aslında kulların hiç biri, ’tan müstağnî kalamaz (O’na muhtaç olmaksızın yaşayamaz). Zâlimler özellikle zulüm ve günah işlerinde karşılıklı dostturlar. Buna karşın , kendisine karşı kulluk ve sorumluluk bilinci duyan, O’ndan hakkıyla korkup sakınan takvâ sahibi kullarının dostudur, velîsidir (45/Câsiye, 19). İnsanlar için eşsiz, benzersiz ve sonsuz velîdir. İnsanlar ’tan başka mutlak velî/dost ve yardımcı bulamazlar (9/Tevbe, 116; 6/En’âm, 70; 18/Kehf, 26; 29/Ankebût, 22). “ , mü’minlerin düşmanlarını çok iyi bilir. onlara velî/dost olarak da yeter, yardımcı olarak da.” (4/Nisâ, 45).
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
güliçkimi
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #2 : Ocak 29, 2010, 12:58:10 ÖÖ » |
|
Bazı Kimselere Dost Değildir:
(c.c.) mutlak anlamda velîdir, dost ve yardımcıdır. Ancak bu velâyet, insanlar açısından sınırlı bir velîliktir. Kur’an’ın haber verdiğine göre, kullardan bazıları ’ın “velîliğini” kaybederler. Onlar kendi yanlış seçimleri ve yaptıkları kötü ameller yüzünden bu ilâhî dostluğu elde edemezler. , dalâlette olanların velîsi değildir. Bazıları ’ın gönderdiği elçilere ve onların hak dâvetlerine rağmen sapıklıkta direnirler. bu kimseleri kendi sapıklıkları ile baş başa bırakır, onların başka bir velîsi de olmaz (42/Şûrâ, 44; 17/İsrâ, 97). , kendisine karşı kulluk etme noktasında büyüklük taslayan müstekbirlerin velîsi değildir (4/Nisâ, 173; 45/Câsiye, 7-10). , kötülük yapanların, fenalıkta bulunanların dostu ve yardımcısı değildir (4/Nisâ, 123). ’tan gelen hakkı ve dini inkâr eden kâfirler, ’ın dostluğunu kaybederler ve lânete uğrarlar (48/Fetih, 22; 33/Ahzâb, 64-65). Kendilerine hakkı bâtıldan ayıran bir ilim, hak bir dâvet geldikten sonra hevâ ve heveslerine (tutku ve arzularına) uyanlar ’tan başka dost ve velî bulamazlar (2/Bakara, 120; 13/Ra’d, 37). , iman nimetinden sonra inkâra sapan ve dinde iki yüzlü davranan münâfıkların dostu (velîsi) değildir. Onlar yeryüzünde kendileri için bir yardımcı da bulamazlar (9/Tevbe, 74; 33/Ahzâb, 17). , inkâr ederek ya da şirk koşarak hak dinden yüz çeviren, ’ın indirdikleriyle hükmetmeyen ve yeryüzünde haksızlık yapan zâlimlerin velîsi değildir. Zâlimler ancak birbirlerinin velîsi/dostudurlar (42/Şûrâ, 8; 11/Hûd, 20). , zâlimlere meyledenlere, onları onaylayan, ya da destek olanlara da dostluk göstermez: “Sakın zulmedenlere en ufak bir meyil duymayın, aksi halde size ateş dokunur. Sizin ’tan başka velîleriniz yoktur. Sonra, ( tarafından da) size yardım edilmez.” (11/Hûd, 113) (3)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
güliçkimi
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #3 : Ocak 29, 2010, 01:01:39 ÖÖ » |
|
Tâğutları Velî/Dost Edinmek: “ iman edenlerin velîsi (dostu ve yardımcısı)dır. Onları küfrün karanlıklarından (kurtarıp iman) nûr(un)a çıkarır. Küfredenlerin dostları ise tâğuttur. O da onları (insanî fıtratları olan İslâm’ın) nûrundan (ayırıp) karanlıklara çıkarır. İşte onlar ateş ashâbıdır (cehennemliktir). Onlar orada (bir daha çıkmamak üzere) ebedî kalıcıdırlar.” (2/Bakara, 257) Zulumât, yani karanlıklar, gözlerin eşyayı idrâk ve onun varlığını tespite engel olduğu için küfre örnek olarak zikredilmiştir. Zira aynı şekilde küfür de kalp gözlerinin imanın hakikatini ve kendi akıl ve ruh sağlığını idrâke engel teşkil etmektedir. Bu sebeple , kullarına kendisinin mü’minlerin velîsi olduğunu, onlara imanın hakikatini, yollarını ve kaynaklarını, delillerini gösterdiğini, onları hidâyete erdirdiğini, küfrü gerektiren şeyleri giderip kalp gözlerinden karanlık perdelerini kaldırarak kendilerini şüpheleri giderecek delillere muvaffak kıldığını haber verir. Sonra, vahdâniyetini inkâr eden küfür ehlinden de haber vererek; onların velîlerinin, yardımcı ve savunucularının, ’ı bırakarak tapındıkları putlar ve kendisine şirk koştukları kimselerden ibaret tâğutlar olduğunu ve bu tâğutların onları iman nurundan çıkararak basîretlerini kör edip iman ışığının hakikatlerini, delil ve yollarını görmelerine engel olan küfrün şüphe karanlıklarına iteceklerini ifade ederek tâğutların velî edinilmemesini tâlim buyurmaktadır. Tâğutlar, itikatlarına uygun olarak insanları sırât-ı müstakîmden çıkarır, karanlıklara çekerler. Çünkü onlar aydınlıkta iş yapmak istemezler. Her tuttuklarını, aksine ve tersine sürüklerler. Devamlı karanlığa, gidilmedik çıkmaz sokaklara giderler. Akıl, mantık ve ilmi sevmezler; düşünceyi suç sayarlar, tefekküre giden yolları tıkarlar, fikirleri ve irâdeleri ifsâd eder, ahlâkları bozar, ardına taktıkları kimseleri, içinden çıkılmaz belâlara sürüklerler. 'a iman etmeyen kâfirler, tâğutlara küfür bile etseler, yani hiçbir kulpa yapışmayıp kendi kendilerine kalmak isteseler bile, yeni tâğutların tasallutundan kurtulamayacak, her durumda tâğutlara takılmaya mecbur olacaklardır. Çünkü insanın toplumsuz, emirsiz, yasaksız yaşaması mümkün olmadığından ’ın teklifini, ’ın emirlerini dinlemeyenler, kesinlikle tâğutların emirlerine mahkûm olacaklardır. İşte bu sebeple Teâlâ, mü’minlerden, kendisini inkâr eden ve imanın hakikatini idrâke engel olan, dost edinmek sûretiyle peşinden gidenleri küfrün karanlıklarına çekecek olan tâğutu velî edinmemelerini istemektedir. Çünkü tâğutun velîlerinin kâfirler olduğunun haber verilmesi, mü’minlerin ’ın koyduğu hudûdu aşan, kendilerini veya düzenlerini ’ın nizamına alternatif olarak sunan tâğutları velî/dost kabul etmesi, aklın ve mantığın da mümkün görmeyeceği bir çelişkidir. Çünkü “ , bir insanın göğüs boşluğunda iki kalp yaratmamıştır.” (3/Ahzâb, 4). Kişi ya ’ı ve ’ı sevenleri, tarafından sevilenleri dost kabul edecek; ya da tâğutları dost kabul ederek ’ın dostluğunu, yani mü’minliği kaybedecektir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Yakup
|
 |
« Yanıtla #4 : Ocak 30, 2010, 02:17:05 ÖÖ » |
|
“Benim Velî’m Kitabı indiren ’tır; O, iyilere sahip çıkar (dost edinir -yetevellâ-)” (7/A’râf, 196) dediği nakledilir. ’ın kendisine vermiş olduğu nimetlere şükreden Hz. Yûsuf: “Dünyada ve âhirette benim Velîm (yardımcım ve işimi deruhde eden) Sensin” (12/Yûsuf, 101) der. , mü’minlerin (2/Bakara, 257; 3/Âl-i İmrân, 68), muttakîlerin (45/Câsiye, 19) velîsidir. “Sizin velîniz, ancak ’tır, Rasûlüdür ve iman edenlerdir.” (5/Mâide, 55)      
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
ruveyda
|
 |
« Yanıtla #5 : Şubat 14, 2010, 06:38:00 ÖS » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|