Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Var olma sebebidir hüznün gereği  (Okunma Sayısı 278 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9894



WWW
« : Nisan 04, 2011, 01:15:06 ÖÖ »

http://ilahiask.files.wordpress.com/2007/03/srlsklamve7.jpg
Var olma sebebidir hüznün gereği


"Biz göğü, yeri ve bu ikisi arasında olanları oyun olsun diye yaratmadık."
(Enbiya suresi- 16)

"Göğü, yeri ve bu ikisi arasında olanları boşuna yaratmadık."
(Sad suresi- 27)

Sizi boş yere yarattığımızı mı sandınız? (Müminun-115)


Cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. (Zariyat-56)   


'ın varlığına ve her alanda tek hâkimiyet sahibi olduğuna iman edenler kendi varlıklarının yaratılmış olmasının yanında bunun sebeplerine de iman ederler. Yani 'a inanıp, ilmine inanıp, hâkimiyetine inanıp bizi var eden o gücün bir maksadının olup-olmadığı üzerine düşünmemek, ciddi olmamak aslında imana tam olarak sahip olamamaktır.
Sorgulamadan iman etmek bu yüzden yetersizdir ya da eksiktir. Sorguladıkça iman perçinleşir, sorguladıkça imanın hikmetleri ve gerekleri öğrenilir. Sorgulama aşamasından geçmiş bir iman ancak nüfus cüzdanından dışarıya çıkabilmiş bir imandır.

'ın bizden istediği birşeyler olduğunu zaten bize kitaplar ve elçiler gönderdiği bilgisini aldıktan sonra akledebiliriz. Yani , var edip bırakmıyor ve bize talimatlar veriyor. Biz talimatları unutuyoruz, elçiler gönderip hatırlatıyor.

O zaman şuraya varıyoruz ki varsa, görev var, sorumluluk var...

Ve idrak ediyoruz ki 'ın yüklediği misyon ile dünyanın, kulların, ilahlık taslayanların bize yüklediği misyonlar çatışıyor.

Kur'an'dan ve Hz.Muhammed'ten öğrenebileceğimiz bireysel ve toplumsal görevlerimiz kesinlikle bu dünyanın patronları ile çatışacaktır. İşte bu noktada 'La İlahe İllallah' sloganı ile 'a inananlar, itaat edenler yani kul olanlar ve 'a karşı ilahlık taslayanlar arasındaki savaşın startı veriliyor. İşte buna da “İslam Davası” deniliyor.


Peki, 'a inanmanın bizi mecbur kıldığı bu mücadele-savaş-direniş yolu karşısında gelecek-rahatlık-lüks-dünya peşine düşebilir miyiz? Hayır, ya 'ın gösterdiği yolu seçeceğiz ya da 'ın talimatlarını göz ardı edip mücadeleyi bırakıp rahatımıza bakacağız.
Ya bize en güzel örneklik olan 'ın elçisini- Resulullah'ı izleyecek, gecemizi gündüzümüzü  bir insan daha kazanmaya, zalime karşı durmaya, batıl ideolojileri 'ın boyasıyla boyanarak reddetmeye adayacağız.
Ya da bu dünyaya gönderiliş  amacımızı unutup zevke sefaya dalacak, kendimize rahat birer taht hazırlamak için çalışacak bunu başardıktan sonra da tadını çıkaracağız.

Eğer birinci yolu seçecek yani Resulullah'ı örnek alacak olursak kimse kusura bakmasın ama rahatı unutacağız.

Kalbimizde hep bir sıkıntı hep bir acı duracak. Yüreğimiz her zaman dert ile tasa ile boğuşacak.
Evet, bize bu acıyı yaşamayı şart kılıyor.

Örnek verecek olursak ne yaparsak yapalım bir yerlerde 'ın insanlığa sunduğu imtihan yolunun çıkış kılavuzu ile tanışmamış bir insan kalmayacak mı?

Her zaman katedilmesi gereken bir yol, her zaman koşmamız gereken bir parkur, her zaman aşılması gereken engeller yani kısacası her zaman 'ın varılmasını istediği bir hedef bulunacaktır. İman edip bu sorumluluğun farkına varan bir insan eğer imanında ciddiyse bu yükün altında yanar. Yandıkça köz olur, közleştikçe koşar, koşar, koşar... Yüreğinde köz taşıyan bir insanı kim yerine oturtabilir.


İman ateşi ile yanan yürek yerinde duramaz. Durdukça daha çok yandığını hissedecek ve her durduğu dakikayı pişmanlık ile hüzün ile acı ile hatırlayacaktır...
Müslümanın kalbi ömrünün sonuna kadar 'ın yüklediği misyonun endişesi ile atar. Bu misyon hüznü, yüreğin yanmasını yani acıyı  getirecektir.

'a olan imanınızı  test etmek istiyorsanız gözlerinizi mavi gökyüzüne kaldırıp bir düşünün... O acıyı hissediyor musunuz? Yüreğinizdeki koz halen yanıyor mu? Görevinizi yerine getirip-getirmediğiniz düşüncesi sizi terletiyor, ağlatıyor, yüzünüzden o hüzün ve boşa geçen zamanlarınızın pişmanlığı eksik olmuyor mu?
Eğer öyleyse iman ile olan muhataplığınız sürmektedir.

Bu hüznü iliklerine kadar hisseden hayatımızın pusulası Hz.Muhammed'e selam olsun.

(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!
(Kur'an - Şu'ara 3)


Cihad Kayaduman




Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5731



« Yanıtla #1 : Nisan 23, 2011, 07:46:12 ÖS »

Kalbimizde hep bir sıkıntı hep bir acı duracak. Yüreğimiz her zaman dert ile tasa ile boğuşacak.
Evet, bize bu acıyı yaşamayı şart kılıyor.

Örnek verecek olursak ne yaparsak yapalım bir yerlerde 'ın insanlığa sunduğu imtihan yolunun çıkış kılavuzu ile tanışmamış bir insan kalmayacak mı?

Her zaman katedilmesi gereken bir yol, her zaman koşmamız gereken bir parkur, her zaman aşılması gereken engeller yani kısacası her zaman 'ın varılmasını istediği bir hedef bulunacaktır. İman edip bu sorumluluğun farkına varan bir insan eğer imanında ciddiyse bu yükün altında yanar. Yandıkça köz olur, közleştikçe koşar, koşar, koşar... Yüreğinde köz taşıyan bir insanı kim yerine oturtabilir.


İman ateşi ile yanan yürek yerinde duramaz. Durdukça daha çok yandığını hissedecek ve her durduğu dakikayı pişmanlık ile hüzün ile acı ile hatırlayacaktır...
Müslümanın kalbi ömrünün sonuna kadar 'ın yüklediği misyonun endişesi ile atar. Bu misyon hüznü, yüreğin yanmasını yani acıyı  getirecektir.
         http://www.resimvadisi.com/data/media/318/0000resgalsevgiask2055az7mk.jpg
Var olma sebebidir hüznün gereği
                        
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: