Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Türban tartışmaları: Asla masum değildir tetikte olmak gerekir  (Okunma Sayısı 114 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9894



WWW
« : Ekim 11, 2010, 10:43:23 ÖS »

http://erolbaba.com/resources/4536453.jpg
Türban tartışmaları: Asla masum değildir tetikte olmak gerekir


Türban tartışmaları: Asla masum değildir tetikte olmak gerekir
Referandumda yüzde 58 Evet çıkmasından sonra alevlenen türban tartışmasının siyasi bir tezgâh olduğunu düşünüyorum.
Türkiye'de ne zaman Kemalist zihniyete aykırı bir siyasi gelişme olsa, hemen laiklik merkezli bir tartışma başlatılır.
2007 Genel Seçimleri'nden sonra yaşananları hatırlayın: AKP büyük bir başarı kazanmış, Abdullah Gül de Cumhurbaşkanı olmuştu.
Artık Prof. Ergun Özbudun ve arkadaşlarının hazırladığı demokratik anayasayı gündeme getirebilirdi.
Bu arada birkaç gelişme oldu:
http://www.sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg
Türban tartışmaları: Asla masum değildir tetikte olmak gerekir
PKK saldırıya geçti, birçok şehit verildi... Başbakan Erdoğan, Başkan Bush'tan yardım istemek zorunda kaldı.
http://www.sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg
Türban tartışmaları: Asla masum değildir tetikte olmak gerekir
Aydın Doğan ve şürekâsı elindeki gazete ve TV'leri kullanarak, "mahalle baskısı", "ılımlı İslam" ve "Malezya" saçmalıklarıyla AKP'yi töhmet altında bırakmaya çalıştı.
http://www.sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg
Türban tartışmaları: Asla masum değildir tetikte olmak gerekir
İşte tam o dönemde Devlet Bahçeli, "Velev ki" diyerek Kemalistlerin eline koz veren Başbakan'a çağrıda bulundu: "Türbana üniversitede özgürlük sağlayan Anayasa değişikliğini Meclis'e getir; destekleyelim."
AKP ise ikinci hatasını yaptı: Tabanından güçlü ve acil bir baskı gelmemesine rağmen, değişikliği Meclis'e sundu.
(Halbuki hiç olmazsa, öneriyi MHP'nin getirmesini sağlayabilirdi.)

* * *

Bu süreç, kapatma davası açılmasıyla ve AKP'nin Anayasa Mahkemesi tarafından "laiklik karşıtı eylemlerin odağı" olarak yaftalanmasıyla son buldu.
O arada Türkiye'yi demokratikleşmeye götürecek "Özbudun Anayasası" çoktan rafa kalkmıştı.
MHP'nin "özgürlükçü" tutumunun ise bir yalandan ibaret olduğu ortaya çıkmıştı.
Milletvekili ve parti yöneticisi Deniz Bölükbaşı gerçeği ağzından kaçırıvermişti: "AKP'ye tuzak kurduk, onlar da düştü..."

* * *

Gelelim bugüne...
Kemalist bürokrasi ve yandaşları ne zaman zora düşse, irtifa kaybetse, "laikliği" ve "şeriat öcüsünü" yardıma çağırır:
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı, Serbest Fırka'yı böyle kapattılar... Demokrat Parti'ye karşı darbe yaparken bir bahaneleri de buydu...
12 Eylül (1980) ve 28 Şubat (1997) darbesinde de, 27 Nisan (2007) e-muhtırasında da laiklik ve şeriat başroldeydi.
İşte bu yüzden, eğer medyada türban tartışması başlamışsa, tetikte olacaksınız. "Ne oluyoruz" diye soracaksınız!
Çünkü bu durum asla kendiliğinden bir gelişmenin sonucu değildir. Ardında mutlaka ama mutlaka aport bekleyen Kemalist bürokrasi ile onun yandaşları yer alır.
Örneğin Alevilerin en az yüzde 80'i, Sünni düşmanlığı bağlamında, türban yasağının sürmesini isterken, CHP Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun türban çıkışı samimi olabilir mi? Olamaz!
Bence CHP'nin asıl yapmak istediği, AKP'yi bu "sonu belirsiz oyuna" çekmeye çalışmaktan ibaret. O kadar!


* * *

"Yine mi aynı oyun, bıkmadılar mı" diyeceksiniz...

Evet, yine aynı oyun çünkü ellerinde başka araç yok.
"Otoriter laiklik"
kavramı çevresinde bir araya gelmiş bir gruptan söz ediyoruz.
Ekonomide, dış politikada, hatta kültürde bile aralarında uyuşmazlık olabilir. Ancak "dindar düşmanlığı" ve "asker seviciliği" konularında hemfikirler. Bunun da ortak noktası laiklik.
Türbanı ve dolaysıyla laikliği yeniden tartışmaya açmalarını bir başka sebebi daha var: Bilhassa Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na seçilecek olan hukukçuların, Kemalist olmasını sağlamak...
Ilımlı ve demokrat hukukçuları korkutmaya çalışıyorlar.

Adını koymadan, "Kemalist hukukçulara oy vermezseniz, şeriatçılar kurulu ele geçirir" propagandası yapıyorlar.
Ne demiştim size?

Laiklik, Türkiye siyasetindeki İsviçre çakısıdır.

Farklı işler için kullanılır.
 
 
 
EMRE AKÖZ
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9894



WWW
« Yanıtla #1 : Ekim 11, 2010, 11:09:44 ÖS »

  http://i197.photobucket.com/albums/aa107/mazlumder/HAFTALIK%20EY/00101.jpg
Türban tartışmaları: Asla masum değildir tetikte olmak gerekir


"Mahalle Baskısı" yahut HOŞGÖRÜNÜN BÖYLESİ(*)
                        M. Selami ÇEKMEGİL
         Bu yazıyı, -fikir yönü de olan- usta sporcu Hakan Şükür kardeşimizin gül çağrısına karşı yürütülen kampanya davet etti.
        Geçmişte Sayın Başbakanlardan  Tansu Çiller bir ateistle veya sayın İlhan Selçuk Bey gibi tariki belli bir yazarla, saygılı bir biçimde görüşse, görüş alsa, destek istese, kimse bunu garipsemez, ayıplamaz ve kınamazdı. Ama aynı sayın başbakan, dinle ilgili yönü ile bilinen bir kişi, doğru veya yanlış dini espri taşıyan bir tarik mensubuyla, diyelim Fethullah Gülen hocaefendiyle, hem de TMKT için -zımnen onu itham eder bir üslup içinde dahi- görüşerek kendine çekmek istediğinde, politik destek aradığında kıyameti koparmışlar; haber ajansları haber  yapmışlar,
televizyon ve gazeteler manşetler atarak, bazı fıkra yazarlarının hakaretleri adeta ayyuka çıkmıştı. İşin garibi hiç kimse de “Bunda ne var; Fethullah Hoca ile İlhan Selçuk arasındaki fark din yanlısı olmakla toplumsal din karşıtı olmak arasındaki fark kadardır’ dememişti. İkisi de bu ülke vatandaşı olarak, hiç değilse nazariyede, benzeri yükümlülükler altında olduğu halde Sayın Başbakan Tansu Çiller’in birisiyle görüşmesi, hatta onlarca benzeri ile teşriki mesai etmesi zihnen tabii karşılanırken, diğeri ile, hatta dıştan bir üslupla olsun diyalog kurmaya yönelmesi neden bu kadar gürültü çıkarmıştı ben anlamamıştım(!). (*)


        Bir züppe oğlanla bir hoppa kız okudukları yüksek okulun –hatta nerdeyse lisenin – bahçesinde, herkesin ortasında alenen aşk yapsalar, başı takkeli hademe de dahil herkes onların “hür ilişkisinin” teminatı ve bekçisi olur. Böyle bir manzarayı tasvip etmeyenlere düşen, en çok, olsa olsa, başını çevirip oradan uzaklaşmak olabilir. Kimsenin onları rahatsız etmeye, eleştirmeye, yan gözle bakmaya hakkı yoktur. Ama bir güzelce kızımız  beyaz başörtüsüyle okula gitmek istese, seçkinci aydınlarımız ülkenin müesseselerini meşgul eder; yazarlar kalemlerini kınından çekerek ona yönlendirirler. Sanki Anayasa ayaklar altına alınmış, Lassa fabrikası kapanmış da binlerce işçi işsiz kalmış; borsa işlemez hale gelmiş; bankalar kapanmış, iflas etmiş gibi dehşete kapılırlar... Bossa fabrikası, üretimini durdurduğu zaman böylesine bir gürültü gündeme girmiş miydi hatırlamıyorum.


        Yine geçmişte kendine bir başka bayanla hakaret edilmesine tahammül edemeyen bir bayan, susması için vaad edilen imkanları da teperek, eski kocasının da dahil olduğu büyük boyutlu bir yolsuzluğu (İSKİ) ortaya çıkarmıştı da, -Engin Ardıç ve benzeri bir-iki yazar dışında- özellikle seçkinciler, neredeyse herkes, ortamı karıştıran bu bayanın anasından emdiği sütün burnundan getirilmesini az görmüş; onun kıskançlık sebebiyle o çirkinliği ortaya çıkardığını eleştirerek böyle yanlış bir şeyin başka bayanlarca da yapılmaması için bir ibret tablosu oluşturulmasını arzu eetmişlerdi. Yaptığının toplum için faydasını örtmek şöyle dursun, onun toplumun huzurunu bozan, yüksek makamlıların üzerine düşmüş kuşkuları artıran bir muzır kişi olduğu düşüncesiyle, bu kuşkunun azalması için işin boyutunun büyütülmemesi gerektiğini izah etme yarışına girmişlerdi.


        Bir bayanla bir bay nikahsız ilişkiye girseler, hatta çocuk yapsalar,  kanun nazarında masum addedilirler. Yasaya göre suç işlemiş değildirler. Kanun, icabında tüm devlet mekanizmasını, tabii olarak, onların birlikteliğine yönelen hakaretamiz eleştirilere karşı bekçiliğe görevlendirmiştir. Kimse onlara zani veya zaniye anlamında dahi bir şey deme imkanına sahip değildir. Ama bu çift, birlikteliklerini “dini açıdan”(!) meşruiyet zeminine oturtmak istese; adını ve mevzuatta ayrıca yer verilmesini anlamadığım  “imam nikahi” denen, yazısız” nikah” sözleşmesine bağlamaya yönelse, yasa, bu sözleşmeyi tanımadığı gibi bir de onlara ayrıca ceza verilmesini emrediyor.


        Mesela, Hürriyet gazetesinin 14 Aralık tarihli bir nüshasının 25. sayfası bunu çok güzel resimlendirmişti. Gazetenin haberine göre, sinema ve sahne “sanatçı”sı sayın Hülya Avşar’ın, bir işadamı ile -basında uzun süre gıbta ile izledikleri-birliktelikleri için, halkın telakkileri doğrultusunda bir meşruiyet aramaya yönelip, “imam nikahı” diye bir mutabakat beyanını deklare etmeye meyletmesi üzerine haklarında soruşturma açılmış ve savcılıkta ifade vermişlerdi. Yine o gazetenin haberine göre, sayın Hülya Avşar verdiği ifadesinde –ceza yemekten kurtulmak için olsa gerek– böyle bir “imam nikahı” iddiasını kabul etmemiş ve reddetmişti. Yani yasanın onaylar gözüktüğü “nikahsız” görüntüyü yeğlemişti.


        Demek oluyor ki, toplum huzurunda ve kamu vicdanında, yerleşik kanaate göre nikahsız ve zina olan bir eylem, yasaya göre korunması gereken bir hürriyetken, bu birliktelik toplum açısından ”imam nikahı” diye meşruiyet arayan bir irade mutabakatının açıklanmasına yönelince yasal açıdan suça dönüşüyor.


        Yasaları ya da topluma egemen zihniyeti tenkit ve tahlil her kişinin tabii hakkı olmakla birlikte ben bu yazıda böyle bir tenkit ve tahlile yönelmeyeceğim. Bu uzun ve ayrı bir yazı konusu olabilecek ciddiyette bir husustur. Sadece, algıladığım şekliyle manzarayı sergilemekle yetineceğim. Ancak bütün bu vakıa ve görüntülerin bizi düşündürmesi gerektiği kanısında olduğumu açıklamak ve hoşgörünün böylesini sergilemek istiyorum.   

Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5731



« Yanıtla #2 : Ekim 13, 2010, 05:03:02 ÖS »

Mesela, Hürriyet gazetesinin 14 Aralık tarihli bir nüshasının 25. sayfası bunu çok güzel resimlendirmişti. Gazetenin haberine göre, sinema ve sahne “sanatçı”sı sayın Hülya Avşar’ın, bir işadamı ile -basında uzun süre gıbta ile izledikleri-birliktelikleri için, halkın telakkileri doğrultusunda bir meşruiyet aramaya yönelip, “imam nikahı” diye bir mutabakat beyanını deklare etmeye meyletmesi üzerine haklarında soruşturma açılmış ve savcılıkta ifade vermişlerdi. Yine o gazetenin haberine göre, sayın Hülya Avşar verdiği ifadesinde –ceza yemekten kurtulmak için olsa gerek– böyle bir “imam nikahı” iddiasını kabul etmemiş ve reddetmişti. Yani yasanın onaylar gözüktüğü “nikahsız” görüntüyü yeğlemişti.
yuhhhhhhhhhh yaniiii ne dıyelım ki
« Son Düzenleme: Ekim 13, 2010, 05:04:10 ÖS Gönderen: ruveyda » Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: