Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1] 2   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Şimdiki tarikat liderlerinin şirkleri  (Okunma Sayısı 5851 defa)
0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
mhmet7
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 133


E-Posta
« : Ağustos 11, 2012, 04:08:24 ÖÖ »

MAHMUT EFENDİNİN KUR’ANA AYKIRI GÖRÜŞLERİ


İstanbul Fatih de bulunan İsmail ağa çematin lideri olan Mahmut efendi tıpkı diğer tarikat şeyhleri gibi kitaplarında insanları küfrün şirkin karanlığına davet etmektedir. Bu cemat mensupları tarafında zamanın en büyük gavsı, evliyası olarak inanılan biri konumunda. Şimdi Mahmut efendi olarak bilinen bu şahsiyetin kurana aykırı inançlarını aktaralım kendi kitaplarında.
ŞAHI NAKŞİBEND’İN BÜTÜN DÜNYAYI AYAĞINDAKİ TIRNAĞI GİBİ HERŞEYİNİ GÖRME ŞİRKİ


Bütün büyük velilere çivi denir. Bunlar kainatın çivisidir. Kainatı bunlar tutuyor. Bunlar olmasa kainat yerle bir olacaktır. Çünkü Mürşid: Ruhun babasıdır. Tazim hakkı onundur.

Şah-ı Nağşibend Hazretleri’nin bir müridi vardı. Hızır aleyhisselam ona göründü. O da hiç onun tarafına bakmadı. Ve benim hızırım orada dedi. İkinci kez tekrar göründü, yine tarafına bakmadı, üçüncü defa pazarda göründü ve Hızır (aleyhisselam) onu kucakladı ve bazı kelimeler söyledi.

Mürid, Şah-ı Nağşibend Hazretleri’nin yanına geldiği zaman ona dedi ki ’’ Pazarda görüştünüz ’’ Evliyaullah ile bacak atılır mı ? Onlarla müsabakaya girilirmi ?
Şah-ı Nağşibend Hazretleri, onların karşılaşıp konuştuklarını nasıl bildi ? Evliyaullah ile başa çıkılırmı ? Onlar büyük adam. Bizim bilemeyeceğimiz kadar büyük Şah-ı Nağşibend Hazretleri.
Bütün dünya bana tırnağım  üstü gibidir. Buyurmuştur.
Dünya onlara tırnak gibi olunca o dünyada bir şey olur da onlara görünmez mi ? Ya Rabbi ! Onları bizden, bizi onlardan hepimizi Sen’den ve Habib’inden ayırma . Mahmud usta osmanoğlu, İrşadü’l Müridin sayfa 167 Yasin yayınları

Bütün insanlar ve canlıların görmesi tamamen belirli bir sınır cercevesinde dir. İnsanın görmesi ile ın görmesini kıyas etmek mümkün değil. Bizim görmemiz bir sınır çecevesinde dir.ama ın görmesi sınırsızdır. Bütün dünya benim tırnak üstüm gibidir sözü şunu gösteriyor. Şahı Nakşibendi bütün dünyadaki olup biten her şeyi çok rahat bir şekilde göre bilir. Bu inanç bunu gösteriyor evliya diye nitelenen insanlar baş parmaklarını nasıl net bir şekilde göre biliyorlarsa aynı netlikle  bütün dünyada olup biten her şeyi göre biliyorlar. Böyle bir inancı ortaya koyduğunuz vakit allah’ın görme sıfatını tan başkasına vermiş olursunuz. Bütün kainata olup biten her şeyi sınırsızca sadece cc görür.
Gaybın anahtarları O’nun Katındadır, O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır. (En’am Suresi, 59)

“Sizin ’tan başka taptıklarınız, ’ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca ’ındır. O, Kendisi’nden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf Suresi, 40)
 
“Belki kendilerine yardımları do­ku­nur diye Alla­h’ın berisinden tanrı­lar edindi­ler. Ama onların yar­dıma güçleri yetmez. Oysaki kendi­leri onlar için hazır as­kerdirler. “ (Yasin 74-75)
Kendilerine dayanak olsun diye, ’ın berisinden tanrılar edindiler. Tam tersi; onlar bunların ibadetlerini tanıma­yacak ve bunlara düşman olacaklardır. (Meryem /81-82)


ÖLÜLERDEN YARDIM İSTEMESİ


“İşlerinizde ne yapacağınızı şaşırdığınızda kabir ehlinden yardım isteyiniz.” (Mahmut USTAOSMANOĞLU başkanlığında bir heyet, Ruhu’l-Furkan Tefsiri, İstanbul 1992, c. II, 82.)

“Bir veli ölünce ruhu, kınından çıkmış kılınç gibi olur.” (Ruhu’l-Furkan, c. II, s. 67)

CEVAP:

Ölmüş insanlardan yardım istenileceğini söyleyen Mahmut efendi açıkça bu söylemiyle insanları küfre şirke davet etmektedir. cc dururken ın öldürdüğü insanlardan yardım istemeyi meşru gören bir insanın Kur’anla sorgulanması gerekir. Neden tan yardım isteyin ibaresi yokta ın öldürdüğü insanlardan yardım isteniliyor. Yani cc bunu caiz görseydi neden Kur’anda açık bir şekilde bunu bildirmemiştir.
 
« Son Düzenleme: Ağustos 11, 2012, 04:47:49 ÖÖ Gönderen: mhmet7 » Logged
mhmet7
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 133


E-Posta
« Yanıtla #1 : Ağustos 11, 2012, 04:09:19 ÖÖ »

BÜYÜK ŞİRKLERDEN BİR TANE DAHA

 
 
Necmeddin-i Kübra ise şeyhin selam vermesini beklemeye koyuldu. Ayaktayken ona bir hal geldi. Gördü ki ,kıyamet kopmuş, orada cehennem orada cehennem, insanları tutup tutup ateşe atıyorlar. O ateşin etrafında bir tepe var . Bir şahıs da o tepenin üzerinde oturmuş . Her kim o şahsı göstererek . Ben bu zata bağlıyım derse onu bırakıyorlar. Cehenneme atmıyorlar .
Derken birden Necmeddin-i Kübra’yı (kuddise sirruh)  da tutup  çekiyorlar . O ’’ Ben de o zata bağlıyım ’’ diyor. Bunun üzerine onu bırakıyorlar . Necmeddin –i Kübra o tepenin üzerine çıkıyor, bakıyorki o zat  Şeyh Ruzbehan’dır. Huzuruna gidip, ayaklarına kapanıyor.
Şeyh efendi : Bir daha hakikat ehlini inkar etmeyesin diyor ve onun ensesine kuvvetli bir sille vuruyor. Necmeddin’i Kübra yere düşüyor, yere düşünce gözlerini acıyor bakıyorki şeyh Efendi namazını tamamlamış selam vermiş, Necmeddin-i küra , şeyh efendiye yaklaştı, O’na hürmet etti, Şeyh efendi manada olduğu gibi açıktan  da ensesine bir sille attı ve daha önce söylediği sözü  tekrarladı. Necmeddin Kübra  kendini büyük görme !  o an, maneviyat ulularını beğenmeme hastalığı Necmeddin’i Kübranın içinden çıkıp gitti.
 
Şeyh Efendi ona : Geri dön ! Şeyh Ammar’ın hizmetine gir  dedi. Şeyh  Ammar’a verilmek  üzere bir mektup yazdı, Necmeddin-i Kübra  ile gönderdi.
 
Mektup da şunlar yazılı idi. ’’ Her ne kadar bakırın varsa, bana gönder, onları halis altın edeyim, yine sana yollayım.’’  Mahmud usta osmanoğlu, İrşadü’l Müridin sayfa 183 Yasin yayınları
 
 
RABITA İNANCI


RABITA NEDİR  ?

 
Rabıta,bir müridin, mürşid-i kamilinin ruhaniyetiyle beraber, suretini kalp gözünün önüne getirerek hayal etmesi ve kalbiyle ondan yardım istemesinden ibarettir. Çünkü mürşit,yetiştirme ,yardım etme,feyiz verme,kemale erdirme ve tebliğ duyurma da Efendiz in vekilidir. İşte bu mana ,için ve uğrunda şeyhe karşı olan tam bir muhabbetten ibarettir. Zira Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Selem) bizimle ’u Teala arasında vasıta olduğu gibi,mürşit de bizimle efendimiz ( Sallallahu Aleyhi ve Selem) arasında vesiledir. Ve o bizi hak yola ve -u Tealanın zikrine irşat edendir. Ona karşı olan bu sevgi vacip olan bir iştir. Çünkü ’’ yolunda sevmek ve yolunda buğzetmek vaciptir.’’ (Ruhu’l-Furkan, c. II, s. 64)
 
 
İkinci edep rabıta edebidir. Bunun kemale (en üstün derecesi) iki gözün arasında olan hayal hazinesi  ile  mürşidin ruhaniyetinin yüzüne hatta gözünün arasına bakmaktır. Zira orası feyiz kaynağıdır. Ondan sonra mürşide karşı kendini alçaltarak,son derece tevazu ilFe yalvarmak ve onu Mevla ile kendi arana vesile kılmak üzere ,mürşidinin ruhaniyetinin hayal hazinesine girip oradan kalbine ve derinliklerine yavaş yavaş indiğini düşünüp seninde peşinde yavaş yavaş oraya oraya aktığını ve indiğini hayal ederek ,şeyhini kendi nefsinden geçinceye kadar hayal gözünden kaybetmeyesin.
Zira kalbin derinliğine son yoktur ve seyr-i ilallah (Arşın  üstüne kadar olan manevi yürüyüş) kalp den hasıl olur.. Eğer cemi vukuf  (kalbin bütün yönelişleri) bu rabıtayla olsa , kalbin derinliklerine inmek daha süratli olur. (Ruhu’l-Furkan, c. II, s. 79)
 
“Rabıta bir müridin, mürşid-i kâmilinin ruhâniyetiyle beraber, suretini kalp gözünün önüne getirerek hayal etmesi ve kalbiyle ondan yardım istemesinden ibarettir. (Ruhu’l-furkan, c,II, s.64.)
       İnabeden, rabıtadan gayrisi zelillik sayıldı. Kulu ’ın  rızasına kavuşturmaya inabe, rabıta en büyük sebeptir. Başka sebepler aramak zelilliktir, gereksizdir, boşunadır. Mamud Ustaosmanoğlu Sohbetler Sayfa 336-Siraç Kitabevi, İstanbul-1995
 
MÜRŞİDİN ALLAHIN SIFATLARIYLA
SIFATLANMASI  ŞİRKİ (ACIK BİR ŞİRK)

 
Üçüncü yol Müşahede ( Hazretlerini görür gibi olma) Makamına ulaşmış ve sıfatı zatla tahakkuk.( Allahu teala Hazretlerinin öz zatına ait sıfatların mahzarı,tecelli ettiği,parladığı bir yer haline gelmiş) olan bir şeyhe rabıta etmektir.Çünkü onu görmek ı hatırlamaktır. . (Ruhu’l-furkan, c,II, s.67.)
MAHMUT EFENDİNİN ŞEYHİNİ İLAHLAŞTIRMASI

 
Benim şeyhim ismi Abdullahdır.O bu alemde gavsı azam makamındadır. Ben bu cihanda ondan başkasını bilmem varımı cismimi,canımı ( her şeyimi ) ona feda ettim.sende her şeyini feda etki Hakka gidelim Cemali Ba kemale erelim. (Ruhu’l-furkan, c,II, s.86.)
 

ŞEYHE BAĞLANMADAN ALLAH’A ULAŞILMAYACAĞI İFTİRASI
 
Eğer sen , bir şeyhe bağlanmadan bin sene kendi başına ’a kavuşmak için inleyip dursan, böylece O Mevla Tealayı bulman mümkün değildir. Sen , o padişahlar padişahı olan Mevla Tealayı, onun aynası mesabesinde olan kamil insandan gözet. O kamil insanın gönlüne girerek, Mevlaya varan yolu bul. Hemen onlara gönül bağlayıp ( rabıta edip) Hakka gidelim. (Ruhu’l-furkan, c,II, s.81.)
 
VELİLERİN LEVHİ MAHFUZU GÖRMELERİ

 
Diğer bir tasavvufî tevile göre: Levh-i Mahfuz’a, ruhaniyeti (manevi ta­rafı) nefsanî kirlerden temizlenmiş olanlardan başkası vakıf (haberdar) olamaz. Ona ancak melekler ve melekânî (meleklere ait) sıfatları takınan büyük veliler muttalî olabilir.  Ruh’ul-Furkan Tefsiri  cilt 1 – Mahmud Ustaosmanoğlu, sayfa 18 sirac Kitabevi, İstanbul-1991
 

ALLAH’A ULAŞMA YOLU ANCAK ŞEYHLERE KÖLELİK YAPMAKLA MÜMKÜNDÜR.
 
Bir mürid mürşidi için niye emrediyor, niçin yasaklıyor ? derse mürid olamaz. Çünkü inat ediyor, inatla bu iş olmaz. Mahmud usta osmanoğlu, İrşadü’l Müridin sayfa 171 Yasin yayınları
 
 
 
Nitekim İsmail Hakkı Bursevi  (kuddise sirruh) buyurduki:
 
Talebe akıl ve şeriat ölçüsüne göre, hacasından hoş olmayan bir hal görse bile, işlerine sözlerine , hal ve hareketine asla itiraz etmemelidir. Onda gördüğü o daranışı kerih görüp hocasının bu konuda cahil olduğu , hata ettiği gibi su-, zanlarda bulunmamalıdır. Akside hatayı kendi göz ve idrakinde aramalıdır. Mahmud usta osmanoğlu, İrşadü’l Müridin sayfa 173 Yasin yayınları
 
 
Yedinci kat semadan yerin altına düşmek, kalp erbabının mürşitlerin kalplerinden düşmekten hayırlıdır. Ve bu şöyle izah edilir: Çünkü ehlullahın nazarından düşmek, Hakk’ın nazarından düşmeye sebep olduğundan batın ashabının kalbinden düşmek, helak olmanın  başıdır. Mahmud usta osmanoğlu, İrşadü’l Müridin sayfa 173Yasin yayınları
 
 

               70 BİN KELİME’İ TEVHİD LE CENNETİ GARANTİ ALTINA ALMAK
(ÖLÜYE CENNETE GİRME SİGORTASI)

Bir rivayete şöyle gelir: ’’ Bir insan ölse, arkasında 70 bin kelime-i tevhid okunulup ruhuna bağışlanılsa, cehennemde bile olsa tevhidin hürmetine çıkarılır. ’’
Meşayıhtan bir zat bunu duyunca, acaba sağlam kaynaklı mı dır diye tereddüt etti. 70 bin kere kelime-i tevhid  dedi, kimsenin ruhuna bağışlamadı.
 
Bir gün davetli olarak gitmiş olduğu yemek ziyafetinde idi. Davetliler arasında bir çocuk da vardı. Herkes yemeğe başladı çocuk daha yiyecekti ki aniden kaşığını bıraktı ağlamaya başladı. O zat sordu ? ’’ Oğlum ne oldu ? ‘’ Çocuk : ’’ Efendim kısa bir süre önce annem vefat etmişti bir an onun yeri gösterildi bana, cehennemde  idi alevler içersinde yanıyordu. Buna üzüldüm ’’ dedi. Bunun üzerine şeyh efendi bundan evel okuduğu  yetmiş bin kelime-i tevhidi çocuğun annesinin ruhuna hediye etti. Bir süre sonra çocuk sevinçle tebessüm etmeye başladı. Şeyh efendi yine sordu ’’ Oğlum şimdi ne oldu ? Çocuk Efendim meleklerin annemi cehennemden çıkarıp cennete koyduklarını müşahede ettim. Dedi. Böylece şeyh efendinin de rivayetinin sıhatli olup olmadığı hakkındaki tereddüdü zail oldu. Mahmud usta osmanoğlu, İrşadü’l Müridin sayfa 97-98 Yasin yayınları
 

MÜRŞİDİN HUZURUNA GİTME BİD’ATLERİ
 
Mürşidinin huzuruna gitmeden evvel uyulması gereken edepler sırasıyla şöyle dir.
 
1)   Abdest alınır
2)   Bütün günahlar için on beş defa yahut daha fazla istiğfarda bulunur.
3)   Fatiha ve ihlas şerif sureleri okunup mürşidin ruhaniyetine hediye edilir.
4)   Yolda rabıta üzere olmalı,sağa sola bakmadan mümkün olduğu müdetçe nazar ber- kadem (ayakları üzerine bakılarak ) yürümelidir. Geçmiş zamanlarda müridler camiye,tekke yahut başka bir yere gidecekleri zaman, yanındaki ihvanları ile gidecekleri yere kadar konuşmadan rabıta üzere yürümeye sözleşirlerdi. Sizlerde mümkün oldukça böyle yapmaya gayret ediniz. Dinimizin haram kıldığı giyim tarzlarını sergileyen vitrinleri , afişleri Adem’e (aleyhiselama) yasak edilen meyve gibi biliniz iltifat etmeyiniz ta ki harama düşmeyesiniz.
5)   Hanım ihvanlarımızda yürüşlerine dikkat etmeli. Tesettürlerinin şerefini muhafaza etikleri halde, halde rabıta üzere son derece  vakur ve edepli yürümelidirler. Tesettürlü hanımların içerisinde, kopuklar nasıl yürüyorsa öyle yürüyenler vardır. Şunu unutmayınız tesettür İslam’ın temsil eder. Sayfa 192 Mahmud usta osmanoğlu, İrşadü’l Müridin sayfa 192 Yasin yayınları
 
 
ALLAH’ TAN ERİMEK

 
Kul, Mevla ile sütle şeker (in durumu) gibidir. Bu nasıl olacak? Şeker sütte eridiği gibi, kul da Mevlanın varlığında eriyecek,kul fena-fillah makamına erişecek. Mahmud usta osmanoğlu, İrşadü’l Müridin sayfa 65-66 Yasin yayınları
DUA EDERKEN ALLAH TAN BAŞKASINDAN İSTEME ŞİRKİ

 
Rabıta ve murakabe de tevazu üzere Teala dan yardım ve O nun dostlarından da himmet isteyeceksiniz. Bu, dilencilik tevazuluk işidir. Kibir kafanı kaldırdın mı olmaz.  Rabıta esnasında süt dökmüş kedi gibi boyun bükük isteyeceksin. Ya Rabbi  sana kavuşmak  istiyorum maksudum matlubum sensin, bu dostunun vesilesiyle beni zatına kavuştur. Rabıta edilen zata da Ey Rabbimin dostu ey Rabbimin sevgilisi  elimden tutun, bu tarikata ehil eyleyin, evlatlığa kabul edin Rabbime kavuşmam için  vesilem olsun denilerek himmet istenir. Mahmud usta osmanoğlu, İrşadü’l Müridin sayfa 60Yasin yayınları
Logged
mhmet7
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 133


E-Posta
« Yanıtla #2 : Ağustos 11, 2012, 04:10:59 ÖÖ »

http://www.saklanangercekler.com/wp-content/uploads/%C3%B6mer-%C3%B6ng%C3%BCt.jpg
Şimdiki tarikat liderlerinin şirkleri
KENDİSİNİN ALLAH OLDUĞUNU SÖYLÜYOR.

 
Hazret-i ’ı Kimi insanların duyması, Kimi insanların bilmesi, kimi insanların bulması için. ’’ Gerçek Mürşit Hazret-i ’tır ’’ Kitabını okuması lazımdır.
 
Özüm , sözüm yine ’tır. Bunu duyurmak için içimizdeki duyguyu bu kitap ta belirtiyoruz.
 
Seyyid-i Kainat Sebeb-i mevcudat sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz’i de Kimi insanların duyması kimi insanların bilmesi, Kimi insanların da bulması için.
 
’’ Nur-i Muhammedi’’ kitabını okuması lazımdır. Resul-i kitabını okuması lazımdır. Rasul-i Ekrem- sallallahu aleyhi ve selem- Efendimiz Hazret-i ’ın nuru, alemlerin gurur ve sürurudur. Biz onu böyle tanıyoruz..Ömer Öngüt Nur-i Muhammedi sayfa 11 Hakikat yayıncılık
 

YAZDIĞI KİTAB’IN KUTSALLAŞTIRILMASI
 
Tasavvufumuzun haricinden bir ilim var bu kitapta, gizli sırlar var. Bu kitap sırf bir nurdur. Bu nur bize arada verildi. Ve bu kitabı ilk okuduğum zaman şükür secdesine kapandım. Bu fakire bahşettiği nimete göz yaşlarıyla şükrettim.
Şayet ben bunu açıklamadan, açmadan gidersem ah derim. Gözlerim açık gider.
Ömer Öngüt Nur-i Muhammedi sayfa 9 Hakikat yayıncılık
 

HZ PEYGAMBERİN HAYATTA OLDUĞUNU SÖYLEMESİ
 
’’ İşlerinizde sıkıştığınız zaman kabir ehlinden yardım isteyiniz.’’ (Keşfül-hafa)
 
Ruhu serapa nur olduğundan daima uyanıktı  ve uyumakla abdesti bozulmazdı. Bu da ancak -u Teala’ın ruhaniyetle, kutsi ruhla desteklediği kullarda olur, başkasında tecelli etmez. İşte bu Hadis-i şerif onun hayatı ile vefatı arasında hiçbir fark olmadığına delalet eder.. Resullah sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz’in hayatta olduğunu böylece öğrenmiş oluyoruz. Ömer Öngüt Nur-i Muhammedi sayfa 145 Hakikat yayıncılık
 

“ALLAH’IN VELİLERİN İÇİNE GİRMESİ” KÜFRÜ

 
’’ Mümin kulun kalbi, Rahman olan ’ın arşıdır’’
 
Arşurahman nasıl olur ? perdeyi kaldır O var. Amma O perdenin altında.
Demek ki: Bütün mükevvenatı bir insanda sığdırmasında onun için bir güçlük yokmuş. Peki bütün alemi bir insana nasıl sığdırıyor ? Hazret-i o kalbe tecelli ettiği zaman o kişiden zerre kalmaz, O olur. Bütün alemleri onda dürmüş olur. Şu kadar var ki, onda zerre kalmayacak .
Ali Havas- kuddise sırruh – Hazretleri buyuruyorlar ki :
’’ Hatta ne kadar veli gelmiş ve gelecek ise bunların hepsi feyizlerini ve medetlerini bu iki zattan almaktadırlar.’’
 
Aslında hep . Onu ona vermiş, onu ona vermiş, o kadar. -u Teala bu büyük zatlara bu sırrı buyurmuş. Kime ne verdiğini onlara bildirmiştir. Hatemün- nebi’den bütün kainat alıyor. Hatemül- veliden bütün insanlık alıyor. Aslında Hazret-i ’tan başka hiç bir şey yoktur. Onlar ise birer perde den ibarettir. O nasıl tecelli ederse öyle olur. Bütün kainat almıyor,kainata oradan veriyor. Yani -u Teala o perdenin altında veriyor. Doğrudan doğruya -u Teala’nın vermesidir, o perdede ise O var. O sığdığı zaman ‘ ondan başkası yok zaten, Artık onda ne elbise, ne de maskenin hükmü olur. Ömer Öngüt Nur-i Muhammedi sayfa 182 Hakikat yayıncılık
 
 
’’ Peki Mürşid-i kamil’in değeri nerededir ?’’
 
Hazret-i yalnız o maskededir. İşte Mürşid-i hakiki dediğiniz Hazret-i budur. Ömer Öngüt Nur-i Muhammedi sayfa 189 Hakikat yayıncılık
 
’’ Yere göğe sığmadım, mümin kulunun kalbine sığdım.’’ Buyurmakta dır.
Resulullah sallallahu aleyhi ve selem- Efendimiz ise Hadis-i şeriflerinde buyururlar ki, ’’Mümin kulun kalbi, Rahman olan ’ın arşıdır. ’’ (K.Hafa)
 
Kalplerin Arşurahman oluşu, içinde  O’un oluşundan ibarettir. Gerçek manada insan-ı kamil’in özünde Hazret-i var. O bir makedir, bir perde vasifesi görüyor. ’u Teala’nın arşı olması, onda tecelli etmesinden ötütürdür. Ömer Öngüt Nur-i Muhammedi sayfa 330-331 Hakikat yayıncılık

İnsan-ı Kamil’in Özünde Hazret-i var.
her şeyin bir özü vardır. Dağların özünde elmas var. Kabe-i Muazzama’ın özünde Hacer-i esved var. İnsan-ı kamil’in özünde Hazret-i var. Ömer Öngüt Gerçek Mürşid Hazret-i ’tır. Sayfa 241 Hakikat yayınları


ÖLÜLERDEN YARDIM İSTEMEK

 
Şimdi size bu mevzunun özünü arz edelim. Tekrar tekrar ele alıyoruz ki, duymadığınız mevzuyu size duyurmuş olalım. Kabir ehlinden nasıl istimdat edilir ? Ruhu alınmış, kabre konmuş, böyle bir kimseden nasıl yardım istenir ? Ruh alınmış amma, diğer insanlarda bulunmayan yalnız ondan bulunan iki ruh vardır. Ruh gitti, ’Tealanın takviye ettiği ruhaniyet kaldı. Kutsi ruh bu işi yapıyor. Yardım isteyene yetişen işte bu ruhaniyettir. Hayatta da olsa, kabir de de olsa yardım isteyenlerin yardımına yetişir. Ömer Öngüt Nur-i Muhammedi sayfa 193 -194 Hakikat yayıncılık
 


TC DEVLETİNE SAHİP ÇIKAN ŞEYH

 
Dinimiz ve vatanımıza sahip çıkalım:
 
Muhterem kardeşlerim!
Dinimize ve vatanımıza sahip çıkalım. Açık açık görüyorsunuz, kafirler bir taraftan çalışıyor, solcular bir taraftan, masonlar bir taraftan, aleviler bir taraftan ve hepsinde daha tehlikeli olan sahte imamlar.
İmamlar imamlar, dinde şirket kuranlar.
Hakk’tan bahsederler,halktan meded umarlar. Cep cihatçılığı ile milyarları vuranlar.
 
Dikkat ederseniz, işgal altındaki Müslümanların tek ümidi Türkiye’dir. En çok buraya gönül bağlarlar.  Ümitleri ve gönülleri bu vatandadır. Fakat Müslüman gibi davrananlar bu kafirler, gerek dinimize, gerek vatanımıza  içten saldırdıkları için dış düşmandan daha tehlikelidirler. Ömer Öngüt sözler ve notlar 5 sayfa 292-293 Hakikat yayınları
 
Logged
mhmet7
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 133


E-Posta
« Yanıtla #3 : Ağustos 11, 2012, 04:12:52 ÖÖ »

http://www.saklanangercekler.com/wp-content/uploads/nfkisakurek.jpg
Şimdiki tarikat liderlerinin şirkleri
TAKDİM;

 
İrşat Edicim, Kurtarıcım ve Efendim Abdülhakim Arvasi Hazretlerine ait, dışından öğretici mahiyete, bu son asrın en büyük din eserini , en titiz sadakat, en derin dikkat ve en keskin haşyetle sadeleştirken, kendimden ekleyeceğim  biricik ölcü , Büyük veli’nin muazzez ruhaniyetine sığınmak ve affını dilemektirNisan 1983 / Necip Fazıl.
 
NECİP FAZIL’IN VAHDET-İ VÜCUT İNANCI
(BÜTÜN KÂİNATIN ALLAH’IN VÜCUDU OLMASI)

 
Varlık birliğine inan ehlinin sözlerinden şu anlaşılıyor. Bütün kainat tek bir vücut belirtir, oda ’ın vücudu…. ’ın vücudundan başka hiç bir şeyin vücudu yoktur. Eşyanın vücudunda görülen her şey varlığını tek zat tan alır.  Şüphe yoktur ki , bu kainatın ne kadar zeresi varsa , hepsini kendi varlığını ve birliğini nakşetti.  Onun içindir ki, kainatın topyekun zerreleri, O zat’ın varlık ve birliğine kesin bir delaletle işaret eder. Zannedilmesin ki,  kainatın bu zerrelerinden birisi başlı başına vardır ve yahut hepsi birden hakiki varlık  olarakmevcuttur.  Bu eşyanın hiçbiri yokken, O, bir olan zat vardı.  Var olan işte o zat tır ve ondan başka mevcut yoktur . Alem denilen mahluklar da o ’’Zat’’a ait birlik ve varlığın işaretleridir. Esseyyid Abdülhakim Arvasi- Necip Fazıl Kısa kürek- Tasavvuf Bahçeleri, Sayfa 129 Büyük Doğu yayınları. İlk Basım 1983 Ayrıcabakınız Rabıta-i Şerife Necip fazıl Kısa kürek sayfa 139 Büyük Doğu yayınları
 
Biri var ki, başında da, sonunda da, varolan O’dur. O’ndan başka var yoktur. Bu dünya ’’ bir varmış bir yokmuş’’ mealindedir. Yani ezellerin ezelinde bir zat vardı. Ondan başka hiçbir şey yoktu. O zatın bilgisinde, bu alemin böyle olacağı vardı. Kendi vücudunun ışığı ile, o zat, bu alemi var eyledi bütün mevcutları, varlık çehresiyle apaçık ortaya çıkardı ve görünür kıldı. Yani o zat, yine her anda bütün mevcut ları varlıkla yokluk arasında gezdirir, varlıkla yokluk arasında sanatını  gösterir. Ezellerin ezelinde yok olan yine yoktur. İsterse var gibi görünsün ..Ezellerin ezelinde var olan zat her şeyi kucaklayıcı ve kendisinde helak edici manasıyla, var olandır. Var ve bir olan O’dur.  O, birliğiyle ve sınırsız kudretiyle her şeye kadirdir. O kutretinin yetkinliğiyle kendi zılli vücudunu  ( varlığın gölgesini) sana ve bana  ve alemin her zerresini verdi. Bu sayede sen ve ben ’’ senlik’’ve ’’ benlik’’le seçilip birbirimizden ayrılıyor ve farklı oluyoruz. Abdülhakim Arvasi, Necip Fazıl Kısakürek, Rabıta-i Şerife Sayfa 140 Büyük Doğu yayınları İlk basım tarihi 1974 Son basım tarihi 2008
 
HALLACIN HIRKASI BAĞDADI BOĞULMAKTAN NASIL KURTARIYOR.
 
Mansur , bu dervişe vasiyet etmişti:
 
Cesedimi yaktıktan sonra küllerini Dicle’ye dökeceklerdir. Korkarım ki nehir taşıp Bağdad’ı basmasın !.. O zaman hırkamı nehrin kenarına götürüp sulara at ! .. işte bu derviş, konunda  Mansur’un hırkası, sessiz ve kimsesiz nehre doğru yol alıyor.
 
Nehir yavaş yavaş kabarmakta … Fakat Mansur’un hırkası, sessiz ve kimsesiz nehre doğru yol alıyor. Nehir yavaş yavaş kabarmakta. Fakat Mansur’un hırkası suların hassas tenine değer değmez. Dicle hemen ürperecek, hemen sinecek, hemen yumuşayacaktır. Nehir, hırkanın korkusunu alır almaz derhal büzülerek , kabuğuna çekilecek ve Bağdat, koca Bağdat boğulmaktan kurtulacak… Derviş, iki büklüm nehre doğru ilerliyor. Necip Fazıl Kısakürek Veliler Ordusunda 333 Sayfa 106-107 Büyük Doğu yayınları İlk basım 1948
HALLACIN ÖLMÜŞ PAPAĞANI DİRİLTMESİ

 
Yine anlatıyor : Bir kere de, henüz can vermiş bir papağana, yine parmağının ucuyla dokunur dokunmaz. Hayvanın dirildiğini ve yerinden kalktığını gördüm. Necip Fazıl Kısakürek Veliler Ordusunda 333 Sayfa 110 Büyük Doğu yayınları İlk basım 1948
 
MÜRİDİ ÖLDÜRÜP DİRİLTEN ŞEYH

 
Bir mecliste ona biri şöyle diyor:
İçime ölmek arzusu çöktü . Şeyh emir veriyor. Öl ! ve adamın birden bire kendinden geçip ölü gibi yere serildiği görülüyor. Mecliste bulunan zahiri ilim ehlinden biri şeyhe dönüyor:
Bir diriyi öldürdün, ya bir ölüyü dirilte bilir misin ? Marifet onda ! Şeyh soruyor  Ölü dediğin kimdir ? yerde yatanı gösteriyor. Şeyhin gözleri görünmez bir noktaya dalıyor. ’ım şu yerde dirilt ! ve adam diriliyor. Necip Fazıl Kısakürek Veliler Ordusunda 333 Sayfa 240-241 Büyük Doğu yayınları İlk basım 1948
 
İSTEDİĞİNİZ GÜNAHLARI İŞLEYİNİZ !
SİZİ CEHENNEM DEN KURTARACAK BASİT BİR FORMÜL.
 
Bir hadis vardır. Tevhid Kelimesini yetmiş bin kere tekrarlanacak olursa, onu söyleyenin, yahut söyliyen tarafından niyet ve hediye edilerek şahsın kurtuluşunda müessir olur. Ben de bu zikri yetmiş bin kere tekrarlamış ,  lakin kimsenin adına niyet ve hediye etmeden içimde saklamıştım. Bir gün bir yerde yemek yerken hal ve keşif sahibi bir çocuğun, elini yemeğe götürür götürmez ağlamağa başladığını gördüm. Çocuk sebebini soranlara, cehennemi gördüğünü, annesinin orada azap çektiğini ve bu yüzden ağladığını söyledi. İçimden dedim ki, ’ım biliyorsun ki, Tevhid kelimesini yetmiş bin kere tekrarladım, işte onu bu çocuğun annesi azaptan kurtulsun diyet ve hediye ediyorum! Ben bu niyeti eder etmez çocuk gülümsedi ve annem cehennemden kurtuldu.  Diye haykırdı ve yemek yemeğe başladı. Hemen hadisin doğruluğu, Çocuğun keşfi yolunda bana malum oldu… Necip Fazıl Kısakürek Veliler Ordusunda 333 Sayfa 292 Büyük Doğu yayınları İlk basım 1948
 
MUHYYİDİN ARABİNİN GEÇMİŞ VE GELECEKTEKİ BÜTÜN İNSANLARIN SAYISINI BİLMESİ
 
Manevi ilimlerden başka maddi ilimlerde de pek ileriye gitmiş olan ve esasen tasavvufta müessirden ziyade eser üzerinde derinleşmiş bulunan Şeyh-i Ekber riyazıye ilminde de bir çok yüksek keşif ve buluşlar sahibidir.  Hatta onun bulduğu bir düstura göre, filan rakamın falan rakamla muamelesinden cıkacak olan rakam Hazret-i Adem’den son insana kadar gelecek bütün beşer evladının sayısını vermektedir. Bu buluşa inanamayanlara ve artık bu kadarına hayali sayanlara  karşı Şeyh demiştir ki:
 
Beni Kızdırmayın, size Hazret-i Adem’den son insana kadar gelmiş ve gelecek her ferdin çehresini bile çizerim ! Necip Fazıl Kısakürek Veliler Ordusunda 333 Sayfa 296 Büyük Doğu yayınları İlk basım 1948
KERAMETİYLE ADAMI ÖLDÜREN ŞEYH

 
Mevlana Sadedin Kaşgari :
 
Bir gün Mevlana Nizamddin huzurundaydık. Mevla’ya bağlı ulemadan bir zat, ilim tahsil yolunda birinden bahsetti ve Mevlana hakkında çok kötü şeyler söylediğini iddia etti. Adamın kötülüğü üzerinde o kadar ısrarla dur du ki, Mevlana Hazretleri teessüre düştüler. Tam o anda , ilim tahsili yolundaki fesatçı adam uzaktan görünü verdi. İddia sahibi, onu parmağıyla gösterip ’’ İşte o bahis budur !’’ dedi. O kişi Mevlana Hazretlerinin önünde öyle edepsiz bir tavırla geçti ki, Mevlana Hazretleri bir ara gazaba geldi ve eline bir çöp alıp duvara bir kabir şekli çizdi. O bahis hemen yere düşüp  kendinden geçmiş gibi uzandı. Yanına gidenler, adamın ölmüş olduğunu gördüler. Necip Fazıl Kısakürek Veliler Ordusunda 340 Sayfa 296 Büyük Doğu yayınları İlk basım 1948
 
 
ALLAH’I ŞEYHİN YANINDA İKİNCİ PLANA ATMAK
 
Şeyh Abdülkebir Hazretleri, Mevlana Alaeddin’e  soruyor.
 
Sizin şeyhiniz, huzursuz olduğu vakit size ne derdi ? Yanıma geldiğiniz zaman kendisi toplayıp ’ı biliyorsunuz. Benden uzaklaştınız mı unutmayınız ki , ayrı düşmeyesiniz ! derdi.
 
Sordular :
Ya siz ne karşılık verdiniz ? süküt ederdik.
Ne kadar da himmetsiz imişsiniz ! ’’ Biz ’ı bilemeyiz seni biliriz ! ’’ dememiz gerekirdi.
 
Necip Fazıl Kısakürek Veliler Ordusunda 340 Sayfa 413 Büyük Doğu yayınları İlk basım 1948
 
ÖLÜ DEN YARDIM İSTEME
 
Kudüs’ten Buhara’ya kadar gezdiği İslam beldelerinde ikibine yakın halife ve sayısız mürid ediniyor. Müridlerinden biri her nerede olursa olsun, onun ruhaniyetine sığınır sığınmaz , imdadı hazır. Vefatlarından sonra da , Mezarlarına sırayla üç gün devam edip imdat isteyenlere himmeti büyük. Necip Fazıl Kısakürek Veliler Ordusunda 340 Sayfa 413 Büyük Doğu yayınları İlk basım 1948
Logged
mhmet7
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 133


E-Posta
« Yanıtla #4 : Ağustos 11, 2012, 04:14:29 ÖÖ »

http://www.saklanangercekler.com/wp-content/uploads/bayra-300x200.jpg
Şimdiki tarikat liderlerinin şirkleri
HIZIR HOCANIN VE CÜBBELİ AHMEDİN BOZUK PEYGAMBER İNANÇLARI


TEVRAT DAKİ ALLAH İNANCI
ÇIKIŞ: BAB: 31 /17
S: 87: O, İsrail oğulları ile benim aramda ebediyen bir alamettir; çünkü Rab gökleri ve yeri altı günde yarattı ve yedinci günde rahat etti ve dinlendi.
TEKVİN:BAB: 33 / 24-30
S: 33 Ve Yakub yalnız başına kaldı; ve seher sökünceye kadar, bir adam onunla güreşti. Ve onu yemediğini görünce uyluğunun başına dokundu  ve onunla güreşirken Yakup’un uykul başı incindi, ve dedi; Bırak gideyim, çünkü seher vakti oluyor, ve dedi:  Beni mübarek kılmadıkça seni bırakmam.ve ona dedi: Adın nedir ? ve dedi ki, Yakub. Ve dedi: artık sana Yakub değil ancak  İsrail denilecek; çünkü ile insanlarla uğraşıp yendin. Ve Yakub sorup dedi:  Rica ederim, adını bildir. Ve Dedi: Adımı niçin soruyorsun ? ve orda da onu mübarek kıldı. Ve Yakub o yerin adını Peniel koydu. “Çünkü ’ı yüz yüze gördüm ve canım sağ kaldı” dedi.

HOSEA: BAB: 12 / 2-4
S.862 Rabbin Yahuda ile de davası var, ve Yakub’u kendi yollarına göre cezalandıracak, ona işlerinde göre ödeyecek. Rahimde kardeşini topuğundan tuttu, ve erkeklik çağında ile güreşti ’’ ve melekle güreşip yendi.

İşte Tevrat’ın ortaya koyduğu inancı budur. Dünyayı yaratıp sonra dinlenen, yada bir beşerin karşına bir insan gibi çıkıp onunla güreşen bir inancı. Eminim ki, şimdi siz bu inançlardan dolayı Yahudileri kafir, müşrik, putperest olarak görüp onları tekfir edeceksiniz. Ve bunları bu şekilde tekfir etmeniz gayet normal bir şeydir. Çünkü İslam dinine   aykırı bir inancını ortaya atmaktalar.  Bütün bu tutumlarınız normal, ama anormal olan şey İslam’ın motifleriyle motiflenen ve hakkı batılı bir birine karıştırıp bozuk bir inancını ortaya koyan tarikat şeyhlerini tekfir etmemeniz… Yahudileri yerden yere vururken Tarikatların ortaya koyduğu bozuk inancını gömemezlikten gelmeniz ve hala o insanların peşlerinde gitmeniz sizin de o insanlardan hiçbir farkınızın olmadığını göstermektedir.
Tevrat’ın bozuk inancını  ret ettiğimiz gibi ve onların bu inançlarına inanan insanları Kafir ilan ettiğimiz gibi acaba biraz dan ortaya koyacağımız Tasavvuf daki bu sapık inancını da reddedip o inançları ortaya koyanları tekfir ede bilecek misiniz. ? edip etmemenizi tamamen size bırakıyorum, ama etmediğiniz takdirde bir Yahudi den bir Hıristiyan dan hiçbir farkınızın olmadığını söylemem gerekir. Şimdi Mahmut efendi olarak bilinen o cemaatin inancını ortaya koyalım.
MAHMUD EFENDİ’NİN DAMADI OLAN HIZIR HOCANIN ALLAH İNANCI
BAYRAM ALİ HOCA ( HIZIR HOCA)

MUHAMMED MUSTAFA  EŞİTTİR ALLAH

Bu insan, Çarşamba cemaatinin lideri olan Mahmut efendi olarak, bilinen zatın damadı dır. ve bir Nakşibendi tarikatın mensubudur. Şimdi bu kişinin inancını ortaya koyalım

“Muhammed Mustafa ona ben güneş diyemem güneş batar,

Muhammed Mustafa (S.A.V.) su diyemem su durdu mu kokar ,
Muhammed Mustafa ekmek diyemem ekmek durdu mu bayatlar ,
Muhammed Mustafa çok leziz bir yemek diyemem çünkü yemek durdu mu ekşir.
Muhammed Mustafa nın müşebbehünbih (benzeri benzetilebileceği) yoktur.
Muhammed Mustafa Muhammed Mustafa’nın benzetilebileceği hiçbir bir varlık yoktur.
İmam Rabbaninin (K.S.) buyurduğu gibi MUHAMMED MUSTAFA EŞİTTİR ALLAH
bir eti ve kemiği var farklı olarak o kadar…
KAYNAK  <a href="https://www.youtube.com/v/NmdE8SxnSLU&amp;feature=plcp" target="_blank">https://www.youtube.com/v/NmdE8SxnSLU&amp;feature=plcp</a>
Gerçekten de şüphe yok ki , Meryem oğlu Mesih’tir diyenler kafir oldular. De ki: Meryem oğlu Mesih’i de, anasını da ve yeryüzündekilerin hepsini de helak etmeyi dilese ’a karşı herhangi bir şeye kim sahip çıkabilir? Ve ’ındır göklerin, yeryüzünün ve ikisinin arasında olanların saltanatı. Dilediğini yaratır ve ’ın her şeye gücü yeter.(Maide 17 )
Yüce Hırıstiyanların teslis inançlarından dolayı kafir olduklarını bildirmektedir. Hz İsanın haşa olduğunu ortaya koyan herkes bizim inançımıza göre kafir dir. peki ‘’ Hz Muhammed eşitir diyen Tasavvufcular Müslüman mı  sizce ?’’ kim bir peygamberin ’ın oğlu olduğunu söylerse hiç şüphesiz kafir dir. Mahmut efendinin cemattine göre  Hz Muhammed haşa dır.

CÜBBELİ AHMED’İN ALLAH İNANCI


KURAN’IN BİZZAT RESULLAH TARAFINDAN YAZILMASI
‘’Hz Muhammed, Cebraile ne dedi? Sen Vahiyi nerden alıyorsun ben Rabbimi göremiyorum bir hicap, izzet perdenin önüne geliyorum, perdenin önüne ilka bululan, perdenin orda vahiyi alıyorum, ordan Levhi mahvuza, orda semai dünyaya ordan senin kalbine, dediki bir daha vahiy olduğunda o perdeyi bir arala, sen arala dedi, Cebrail bir araladıki Resullah orda oturuyor.ha Hz Muhammed’en vahiy Cebraile geliyor.
KAYNAK: <a href="https://www.youtube.com/v/HGBaAhituow&amp;feature=plcp" target="_blank">https://www.youtube.com/v/HGBaAhituow&amp;feature=plcp</a>
Cübbeli Ahmed’e göre vahiyi cebraile yollayanın bizzat, Hz Muhammed olduğunu söyleyerek, Hz Muhammedin bizzat olduğunu ortaya koymakta. Oysa bu inanç İslam’a tamamen aykırı bir inançdır. cc bu sapık inançta olan Müşrikleri şu ayetle uyarmakta.
Bu Kuran, ’tandır, başkası tarafından uydurulmuş değildir. Ancak kendinden öncekini doğrular ve O Kitap’ı açıklar. Alemlerin Rabbinden geldiğinden şüphe yoktur. Senin için, “Onu uydurdu mu?” diyorlar. De ki: “Onun surelerine benzer bir sure meydana getirin, iddianızda samimi iseniz, ’tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın.” (Yunus 37-38)
Kuran bizzat tarafından, Hz Muhammed’e indirilmesine rağmen, tasavvufcular vahyin merkezi olarak Hz Muhammedi göstermektedirler. Ve Hz Muhammedi bu şekilde ilahlaştırmaktalar. Oysa ilahlaştırdıkları Hz Muhammed’i Kuran bizlere bir insan olarak  bildirmektedir.
Ben beşer peygamberden başka birşeymiyim? ( İsra 93)
Muhammed sadece bir resüldür. Ondan önce de nice elçiler gelip geçmiştir. Ali-İmran 144
De ki, ben de tıpkı sizin gibi bir insanım. Bana, ilahınızın bir tek ilah olduğu bildiriliyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa hemen iyi bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi orak etmesin.Kehf 110
De ki: Doğrusu ben kendi başıma siz e ne zarar vermeye nede  fayda sağlama gücüne sahibim.
Deki, gerçekten ( bana bir kötülük dilerse) ’a karşı beni kimse himaye edemez, O’ndan başka sığınacak kim sede bulamam. Benimkisi yalnız ’an olanı onun gönderdiğidir. O kadar. Cinn 21-23
Deki ben kendim için bile dilemedikçe hiçbir şeye kadir değilim. Ne fayda sağlaya bilirim, ne de gelecek bir zararı uzaklaştırabilirim. Şayet gaybı bilseydim elbette çok mal mülk elde ederdim, bana hiç fenalık da dokunmazdı. Ama ben iman edecek kimseler için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeleyiciyim. Araf 188

HADİS KAYNAKLARI

BUHARİ
Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı aşırı sürette methettikleri gibi, sakın sizler de beni methederken aşırı gitmeyiniz. Şüphesiz ki,ben sadece bir kulum. Onun için bana sadece ’ın kullu ve resülü deyiniz. BUHARİ enbiya 48

Şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım. Zaman  olur ki, bana sizden iki hasım gelir de, biriniz haksızken diğerinden daha düzgün konuşmuş olabilir. Ben de o düzgün sözleri doğru sanarak onun lehine hükmedebilirim. Binaenaleyh kimin lehine bir Müslümanın hakkı ile hükmettimse, bilsin ki bu hak ateşten bir parçadır. İster onu alsın ister bıraksın. ( Buhari^)

Görüldüğü gibi Hz MUHAMMED bir beşer ve ’ın yüce bir peygamberinden başka bir şey değildir.
« Son Düzenleme: Ağustos 11, 2012, 04:30:57 ÖÖ Gönderen: mhmet7 » Logged
mhmet7
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 133


E-Posta
« Yanıtla #5 : Ağustos 11, 2012, 04:34:24 ÖÖ »

“ŞEYH ŞERAFEDDİN VE ALİ USTA”
YAZARI HASAN BURKAY


ŞEYH ŞERAFETTİNİN MÜRİTLERİNİN ÖMRÜNÜ UZATIP KISALTMA ŞİRKİ (SYF.22)

Ali Usta, Şeyh Şerâfeddin EfendiyeSenin de böyle bir hassan yok mu Şeyhim?” dedim. “Var,” dedi.
Var dedi Nağşibendi meclislerine bizi anarak diz cökmüş herkese şefaat etmek. İkincisi Çocuklara Levh-u Mahfuz da kaytlı olan isimlerini vermek.Üçüncüsü bana ait olan mürüdanın ömrünü eksik veya ziyade etmek yetkileri,bana verilmiştir.

ALİ USTANIN RUHLAR ALEMİNDE ŞEYHE EMANET EDİLME YALANI (SYF:Cool

Yok dedi Şahı Nağşibendinin doğduğu gece başladı bu da keramet. Şeyh efendinin büyüklüğünü anladım ve daha sonra çok şey ler gördüm. Elhamdülillah  Bununla beraber herşeyin hakikatini öğrenmekten vazgeçmedim. Şeyh efendi zaman zaman bana “Yahu Ali usta ne biçim adamsın böyle ?” derdi.Uzun bir iple bir çardağa bağlı ata benziyorsun; boyuna dönüyor, tavaf ediyorsun. illa ipini çekmeliyim ki bağlı olduğunu anlıyasın.
İhvanlar Şeyh Efendi ye demişlerdi ki Bu Ali usta her zaman seni imtihan ediyor. Sana ağır sualler soruyor. Defet bunu başından.Şeyh efendi de Ali usta ruhlar Aleminde bana böyle emanet edilmiştir.Onu böyle teslim aldım Yerine  kadar böyle götüreceğim cevabını vermiştir.

ÖLECEĞİ GÜNÜ BİLMESİ VE BATMAK ÜZEREYKEN GEMİYİ KURTARMA ŞİRKİ (SYF:36)

Cemaleddin Kumuki Hz.nin hanımı eşinin kıymetini bilmez ona eziyet eder o da sabredermiş Öleceğini gün eşine haline bildirmek için. Hanım şuanda filan yerde bir vapur batıyordu.onun kurtulması ın izniyle sağladım. Ben bu gün öleceğim sen yarın bir gazete al söylediklerimin Doğrulunu anlarsın demiştir. Cemaleddin kumuki nin kızı ertesi gün gazeteyi alıyor.Hakikaten batmakdan olan bir vapurun mucize kabilinden kurtulduğunu yazıyormuş.Bunu o kız ile görüşenlere anlattı. Bu zatın kabri Karacaahmed mezarlığındadır. Ruhu şad olsun.

ABDÜLKADİR GEYLANİNİN GELECEKDEN HABER VERMESİ VE GELECEĞİ,KADERİ DEĞİŞTİRMESİ ŞİRKİ (SYF:37:38)

Abdül Kadir Geylanin zamanın da Bağdata şöyle bir olay cereyan etmiştir. Bir mürid şeyhine  giderek.. şeyhim ben Basraya ticarete gitmek istiyorum.bir murakaba edermsiniz ? Bu iş de bir hayır varmı ? demiş Şeyhi Murakabadan sonra Mukadderatından basraya ticarete gitmende bir çok mahsurlar gördük. Basraya ticarete gitmende bir çok mahsurlar gördük. Basraya ticarete gidersen eli deki parayı kaybedeceksin mali Durumunu bozulcak ailen kötü yola Düşecek Basraya gitme Demiş.Aynı mürid Abdül kadir  geylani Hazretlerine giderek diyorki.
Ya üstat Ticaret için Basraya gitme müsadesi istedim. Şeyhim Basraya gitmemi sakıncalı buldu.siz ne istersiniz ? Abdül kadir Geylani Hz Sen git ticaretini yap  demiş
Bu söz üzerine Basraya giden Mürid orada bir gün umumi bir helada para dolu olan kemerini unutmuşdur. Çarşıda işlerini görürken kemerinin yokluğunu fark etmiş. Dönüp helaya gittiğinde kemerini bıraktığı yerde bulmuş. Böyle umumi bir yerde kemerinin kimsenin almamış olmasına şaşmış. Aynı adam bir akşam rüyasında eşinin yabancı bir erkekle zina halinde görmüş. Bu rüyanın çok tesiri altında kalmış.
Günlerce ibadetinin ve yediğinin içtiğinin tadını kaybetmiş. İşini tamamlayıp karlı bir şekilde memleketine döndüğün de Şeyhine giderek Dedikleriniz çıkmadı. Ticaretimi güzelce yaptım,geldim Ailemde de bir kötülük yok demiş. Bunun üzerine Şeyhi Sen benimle  konuşdukdan sonra kime gittin ? diye sor. Mürid Abdül kadir Geylaniye gittim. Şeyhi Biz Mukadderatı görürüz fakat onu değiştiremeyiz. Biz tasarruf ehli değiliz. Abdül kadiri Geylani ise Tasarruf ehli dir. Mukadderatı değiştirir. Paranı kısa bir süre için kaybetmen, o elim hadiseyi rüyada atlatman Abdül Kadir Geylani nin tasarrufu ile Mukadderatının değiştirilmesi sayesinde olmuştur.

KELİME-İ TEVHİDİN ZAHİRİ MANASI İSLAMA AYKIRI BİR GÖRÜŞ.(SYF:41)

Küçük Hüseyin Efendi: “Bu çok küçük şey demiş Bizim arkamıza takılan cahillerden bir Hasan var. Dışarıda bekliyor. O Hasanı çağırın. O da verir bunun batini manasıni” demiş. Hasanı Çağırmışlar. Küçük Hüseyin Efendi “Hasan bunlar Lailahe illallah ın zahiri manasının biliyorlar,batini manasını da bizden istiyorlar. Sen ver bunun manasını”dedi.

Hasan Şeyhim bunlar korkmazlar mı acaba ? içlerinde korkacak varsa dışarı çıksın demiş.
Korkmayız,korkacak ne varki ? demişler.Bunun üzerine Hasan bir “La ilahe” demiş durmuş.Bütün kainat yok olmuş. Kendileri de bir tehlikeli mevkide sallanıyormuş. Çok fena korkmuşlar. ’’ İllallah’ demiş yerli yerine gelmiş.’’ Zaten Allahtan başka bir şey yok’’
Herşey yoktan var olmuştur. Demiş. “İkinci mana daha korkunçtur.Korkan varsa dışarıda dışarı çıksın” diye ilave etmiş. Hocalarda “bu kadarı bize yetti” demişler.

ŞEYHLERİN KAİNAT ÜZERİNDE TASARRUFU İDDİASI VE BÜYÜK ŞİRKLER (SYF:32.33)
Evliyaullah Cenabı Hakkın lutfu ile böyle kuvveti var. Hayvanlar üzerinde de insanlar üzerinde de tasarrufu var.Hatta ağır gelir bazısına.Güneşin üzerinde kainatın üzerinde de tasarrufu var olanların.
 
“KUTBÜL AKTAB OKYANUSLARDA HAYVANLARIN RIZKINDA YANLIŞIK OLURSA ONU DÜZELTİR” YALANI BÜYÜK ŞİRK (SYF::15.16)
Şeyh efendi buyurduki Oğul Hatıf üçdür.Biri ın biri melaikenin öbürü şeytanın dır. Cihetsiz gelen hatıf Rabbanidir. Ta tebeden gelen de Melaikenin dir. Sağdan ve soldan gelirse o zaman düşün buyurdular. Bende Ah Hz dedim ah Ben soracağımı unutum gidiyordum. Siz böyle şerşeyden haberdarmısınız ? dedim. Şerafeddin Hz. Kutbül Aktab,Büyük Okyanusun içindeki hayvanatın rızıklarından yanlışlık olursa Mesuldür.,Buyurdu.

HZ ALİYE “DİN TÜRKLERİN ELİNDE KALACAKTIR” İFTİRASI (35)
Yunan Harbi sırasında memlekedin harb hali ve harbi sonu İslami yetin durumu sohbet konusuydu,Şeyh efendiye Müslümanların ve memlekedin sonu ne olacak Hzret ? diye sordum. Şeyh Şerafeddin Hz bana Hz. Ali ra dan bir kıssa anlattı ve buyurduki. Bir gün HZ Ali Kerremallahü veche hazterlerine kendisi ile birlikde muharebe edenlerden biri bu Muharebe esnasında Böyle fitne içinde bu işin sonu ne olcak ? diye sormuş. O da Din kıyamete kadar bakidir. Dedikden sonra bir müddet başını önüne eğmiş öylece kalmış. Etrafındakiler uyudu zanetmişler. Neden sonra HZ. Ali (ra.) başını kaldırıp ’’Niğmel etrak’’ yani  Din Türkler elinde kalacak Türkler ile yücelerek ve kıyamete kadar baki kalacak’’ demiş. Bununla Şeyh Şerafeddin HZ harbin sonun galibiyetimizle sona ereceğini müjdelemiş oluyordu.
« Son Düzenleme: Ağustos 11, 2012, 04:48:27 ÖÖ Gönderen: mhmet7 » Logged
mhmet7
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 133


E-Posta
« Yanıtla #6 : Ağustos 11, 2012, 04:37:16 ÖÖ »

CÜBBELİ AHMET’İN
KUR’ANA AYKIRI GÖRÜŞLERİ


                                       
Din ve dinin kutsal kitabı olan Kur’an,  potansiyel bir güce sahip bir takım hurafeci, efsaneci , insanların tekelinde olduğu müddetçe , o toplum da yetişen insanların Tevhid dinini öğrenmeleri ve yaşamaları mümkün değildir. İnsanlar bağımsız bir şekilde Kur’ana yönelmediklerinde ,o insanların ın dinine mensup olmalarını beklemek büyük bir hata olur.Kuranı bir takım insanların tekeline koyduğunuz vakit ,ancak onların anlayışına göre bir din anlayışına sahip olursunuz.  Kuranı tekeline alan bu söz de din adamları kitlelere hitap ederken “siz kuranı anlayamazsınız, kuranı ancak alimler bilginler din adamları anlar ,ondan dolayı direk kuran okuyup kurana göre doğrular oluşturduğunuz zaman sapıtabilirsiniz ,İslam dininin dışına çıkarsınız” sözleriyle malesef insanları vahyin aydınlığından uzaklaştırmaktalar.
Dini kendi tekeli altına alan bu insanlar sözde din adamları yetiştirmekteler.
Dinin, yanlış anlaşılıp ve anlatıldığı bir toplumda bidatçi, hurafeci,  söz de din adamları mantar gibi çoğalmış ve çoğalmaktadır. Adeta bir Pazar, meslek haline gelen din adamlığı mesleği bir çok din adamı için bir geçim kaynağı olmuştur.Tıpkı Yahudi din adamları gibi ın ayetleriyle geçimlerini sağlayan bu insanlar ’a iftira üzerindekurulan bir dinden beslenen toplum yetiştirmeye kendilerini adeta,adamış durumdalar.

Cübbeli Ahmet olarak bilinen insan da maalesef Allaha iftira üzerine kurulan, bu dinin RUHBAN’ı konumundadır. Tıpkı o da diğer sözde RUHBAN’LAR gibi söylemleriyle, insanları şirke küfre davet etmektedir. Sözde Dindar kesime hitap eden bu şahıs kitaplarıyla verdiği vaazlarla büyük bir insan kitlesini, küfre şirke davet etmektedir. Şimdi bu bozuk toplumdan çıkan sözde İslam alimi olarak adlandırılan, bu tarikat mensubunun KUR’ANA aykırı ve insanlaraaktardığı açık KÜFÜR lerini inceleyelim.

İncelemeden önce bu konuda biraz bilgi vermekte yarar vardır. Cübbeli Ahmet olarak bilinen bu insan İsmail ağa cemati olarak bilinen Mahmut efendiye mensup ona beyatlı bir tarikat mensubudur. Kendilerini hem tarikat mensubu görüp hem de ehli sünnete mensup olduklarını söyleyen bu insanlar kılık kıyafetleriyle de toplum tarafından rahatlıkla tanınabilir bir duruma gelmişlerdir. Kuran’ın esaslarından uzak olan bu insanlara şeyhlerinin söylemiş oldukları küfürleri aktardığınız da size karşı saldırganlaşabiliyorlar.  Aynı cemaatin mensubu olan Hızır hoca lakaplı bir kişinin çıkıp;
’’ Muhammed Mustafa eşittir ALLAH’’ demesinin altında bile bir hikmet arayan bu topluluk bağnaz bir şekilde şeyhlerine mensupdurlar. Şimdi Cübbeli Ahmet olarak bilinen bu insanın Kur’ana açıkça aykırı olabilecek görüşlerini aktaralım.


YAZMIŞ OLDUĞU KİTABINI KİME İTHAF EDİYOR


Sebebi telifi kitab olan Üstadım,Seyidim, Senedim, Ruhumun ruhu Kalbimin kıblesi,Nuru Didem ve Sürur-u sinem, Alim-i amil,Mürşid-i  kamil, Delilüs salikin ve Musılül müridin, Kutbul medar, Kutbul-irşad, Kutbul ektab, Vahidü z- zeman, Feridü l –asır,Müceddidü,l-karni l hamise aşar,Beğıyyetül halef,Bakıyyetüs selef,Hadil-enam,Kaşifüz- zalam,el-Hac Muhmud el-Ofi ( Kuddise Sırruhu-) Hazretlerine Zelili hakir,mehini fakir,türab-ı akdamil evliya vr ğubar-u ebvabil fukara tarafından min gayri hadd ithaf olunur.


ALLAH DOSTLARININ RÜKU VE SECDELERİ OLMASA EKİNLER YAĞMURLAR YAĞMAZ MIŞ 

Allahu tealanın dostları,kainattaki en büyük nimettir. -u Te ala dan yardım isteyenler onların hürmetine isterler,onların yolu yolların en yakınıdır. Özelikle Nağşi büyükleri,Rabbani varid -u Teala dan gelen Feyiz lerin sahipleri,belaların kendileriyle açıldığı en büyük nimetlerdendir.

Onların mübarek varlıkları olmasa, yağmurlar kalkar,rüku ve secdeleri olmasa,ekinler ve meyveler mahvolur.  (1)



Cübbeli Ahmed’in akidesine göre evliyaların varlıkları olmasa yağmurlar kalkar ibadetleri olmasa ekinler, meyveler mahvolur. Bu şekilde olacağına dâir Kur’anda bir ayet yok. Bu tamamen ’a iftiradır. İster kafir olsun ister Müslüman olsun imtihanları sürecinde rızıklarını vereceğini kuranda bildirmektedir.

Eğer insanlar (’a karşı isyanda birleşip) tek bir ümmet olacak olmasaydı, Rahmanın (’ı) inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkıp-yükselecekleri merdivenler yapardık. (Zuhruf Suresi, 33)
İnsanlar dünyada yaşadıkları sürece tarafından rızıklandırılmaktadırlar. İmtihanları gereği bu olmak zorundadır.
, rüzgarları gönderir, böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp-dağıtır ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda Kendi kullarından dilediğine verince, hemen sevince kapılıverirler. (Rum Suresi, 48)
Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? Biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle) yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama günahları nedeniyle Biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından başka nesiller (inşa edip) var ettik. (En’am Suresi, 6)

ŞEYHLERE ALLAHIN SIFATLARININ VERİLMESİ

Şah Ahmed Veliyyullah ed-Dehelevi EL-Kavlü l-cemil isimli eserinde şu beyanlarda bulunmuştur.
Nağşi büyüklerinin acayip tasarrufları vardır ki onlardan bazısı şunlardır.
1) İstedikleri bir şeye himmet edip, muratları doğrultusunda meydana gelmesini sağlamak.
2) Müritlerini manevi tesirler altında bırakmak,
3) Hastalıkları def etmek
4) Günahkarların tevbe etmesine vesile olmak
5) İnsanların kalplerini etkileyerek sevgi ve saygı sağlamak
6) İdrak ve duyguları tesir altına alarak misal ve rüya alemine girmek.
7) Diri ve Ölü Ehlullah ın manevi nisbetine vakıf olmak.
Cool İnsanların Akıllarından ve kalplerinden geçenlerden haberdar olmak.
9) Gelecekdeki hadiseleri keşfetmek
10) Yağacak belaları gidermek ve diğerleri.(2)
CEVAP:Görüldüğü gibi Cübbeli, alt alta  sıralanmış  Şah Ahmed Veliyyullah ed-Dehelevinin bu batıl sözlerini kabul etmektedir.
Sadece ’ın yapabileceği bu işleri şeyhlere veren bu insanlar ın yetkilerini şeyh dedikleri evliya dedikleri bir takım insanlara verip o insanları insan üstü varlıklar konumuna sokmaktadırlar.
İbni Kesir tefsirinde şöyle buyurmakta :
Hayat vermek öldürmek rızık vermek bir takım kimzeleri aziz kılıp başkaları zelil kılmak hastaya şifa vermek bir esiri esareten kurtarmak sıkıntı içerisinde olan birisini kurtarmak dua eden birisinin duasını kabul etmek bir dilek de bulunana istediğini vermek ve bir günahı bağışlamak ve buna benzer sayılamayacak pek çok fiilleri ve yaratıklarında dilediğini yaratması onun şanındadır.(3)
Gökten yere her işi O evirip düzene koyar.  (Secde Suresi, 5)

Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız. (Ra’d Suresi, 2)

Göklerde ve yerde olan ne varsa O’ndan ister. O, her gün bir iştedir. (Rahman Suresi, 29)
<a href="https://www.youtube.com/v/Gdf7o33zYZ8&amp;feature=plcp" target="_blank">https://www.youtube.com/v/Gdf7o33zYZ8&amp;feature=plcp</a>
Şimdi maddeler halinde bu küfür içeren sözleri inceleyelim
Bir evliya insanların kalplerinden geçirdiklerini bilebilirmiş.
’a göre bu mümkün değil ama tarikatçılara göre bu mümkün.Yani ın “siz kalp lerden geçeni bilemesiniz” demesi tarikatçılar için çok da kaale alacak bir şey değildir. Kalplerden geçeni tan başka hiç kimsenin bilemeyeceğinin  delilerini şöyle sıralaya biliriz.
1)    Kardeşleri dediler ki: “Biz güçlü bir topluluk olduğumuz halde Yûsuf ve kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Doğrusu babamız açık bir yanılgı içindedir.” “Yûsuf’u öldürün veya onu bir yere atın ki babanız sadece size yönelsin. Ondan sonra (tövbe edip) salih kimseler olursunuz.” Onlardan bir sözcü, “Yûsuf’u öldürmeyin, onu bir kuyunun dibine bırakın ki geçen kervanlardan biri onu bulup alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın” dedi. Babalarına şöyle dediler: “Ey babamız! Yûsuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Halbuki biz onun iyiliğini isteyen kişileriz.” “Yarın onu bizimle beraber gönder de gezip oynasın. Şüphesiz biz onu koruruz.” Babaları “Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt yer diye korkuyorum.” Onlar da, “Andolsun biz kuvvetli bir topluluk iken onu kurt yerse (o takdirde) biz gerçekten hüsrana uğramış oluruz” dediler.(YUSUF 8-9-10-11-12-13-14)
Ayetin akışını dikkatlice incelediğimiz zaman Hz Yakup bile çocuklarının kalplerinde gizledikleri o korkunç şeyleri bilmediğini göre biliyoruz. Bir peygamber kendi cocuklarının kalplerinde gizledikleri şeyleri bilmiyorsa nasıl olursa şeyh, evliya, gavs olarak nitelendirdikleri insanlar müritlerin kalplerinden geçenleri bile bilsinler ki?
Yusuf suresini dikkatlice incelediğiniz vakit bir çok yerde Hz Yakup kalplerden geçenleri bilemediklerini göre biliyoruz. kalplerden geçenleri okumayı peygamberlere dahi vermemiştir. Ayetler buna en büyük delil dir.

2)      Çevrenizdeki bedevilerden münafık olanlar vardır ve Medine halkından da nifakı alışkanlığa çevirmiş olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, biz onları biliriz. Biz onları iki kere azablandıracağız, sonra onlar büyük bir azaba döndürülecekler”. (Tevbe 101)

’’Sen onları bilmezsin, biz onları biliriz’’

Münafık  kalplerinden olan küfrü gizleyip kendisini hak din üzerinde olduğunu söyleyen kişidir. Hz Muhammed şayet kalplerden gizlenen şeyleri bilseydi çevresindeki Münafıkları vahiy olmadan da pekala bile bilirdi. Oysa kuranda sen onları bilmezsin, biz onları biliriz buyurmakta dır. Yani sen insanların kalplerinden gizledikleri şeylere vakıf olamasın, bilemesin, kalplerin, özünde gizlenen her şeyi anca ben bilirim, bu yetki sadece bana aittir, bildirmesine rağmen nasıl olurda Tarikat şeyhleri insanların kalplerinden geçenleri bilsinler. Tarikat şeyhleri ın peygamberlerinden üstün niteliklere sahip insanlarmı ki ın peygamberlerine vermediği bir özeliği tarikat şeyhlere versin. Peygamber kalplerden geçenleri bile bilseydi cevrelerindeki münafıkları vahiy inmeden de pekala rahat bir şekilde bile bilirdi.


3) Rasulullah (s.a.v)’in mübarek zevcesi Hz. Aişe’ye münafıklarca en iğrenç iftira (ifk) yapılmış ve Medine kısa zamanda bu azim iftirayla çalkalanmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v), sevgili zevcesi hakkındaki bu dedikoduları kesinlikle tekzip edememiş çaresizlik içerisinde ashabıyla istişarede bulunmuş, bu arada Hz. Aişe’yi de babasının evine göndermiştir. Günlerce süren ve hem Rasulullah (s.a.s) hem de zevcesi için ızdırap veren bu durum içerisinde, bir gün Hz. Peygamber (s.a.s) hasta yatmakta olan Hz. Aişe (r.a)’ın başı ucunda, ona şu sözleri söylemektedir:

“Ey Aişe, senin hakkında bana şöyle şöyle haberler ulaştı. Eğer günahsız isen seni mutlaka temize çıkaracaktır. Yok eğer bir günaha bulaştı isen ’tan mağfiret dile, O’na tevbe et.”(4)

Hz Aişe ye zina iftirası atılıyor bir takım insanlar tarafında. Şayet Hz Muhammed Kalplerden gizlenenleri bile bilseydi iftiraya maruz kalan eşine ’’ Ey Aişe, senin hakkında bana şöyle şöyle haberler ulaştı. Eğer günahsız isen seni mutlaka  temize çıkaracaktır. Yok eğer bir günaha bulaştın ise ’ tan mağfiret dile, tevbe et ’’ Demezdi. Ve vahiy inmesiyle Hz Aişe suçsuz olduğu ifitaraya maruz kaldığı ortaya çıktı. Bir peygamber dahi eşinin o anda kalbin den gizlediklerini bilmezken şeyhler nasıl olurda müritlerin kalplerinden gizledikleri şeyleri bilsinler.Hz Aişenin suçsuz olduğunu bilseydi Hz Muhammed eşini tevbe etmeye davet etmezdi.

3)Türkiye’deki tarikatçıların çoğu kendilerini, Hanefi mezhebine nispet ederler. Peki Hanefi mezhe binden olduğunu söyleyen insanlara Ebu hanifenin “kalplerden geçeni ben bilirim diyen kişinin kafir olduğu” fetvasını sunsak acaba ebu hanifeye uyacaklar mı bu konuda?

Ebu Hanifenin “kalplerden geçeni tan başka kimsenin bilemeyeceği” fetvası..

Kalplerde gizli olan şeyleri ancak bilir. Keza kiramen katibin melekleri bile insanların acığa vurdukları amelleri yazmakla vazifelidirler. Çünkü kalplerde bulunan şeyleri bilmeye imkan yoktur.  Kalplerde olanı ancak ve ın kendisine vahyettiği  peygamberlerinden başkası kimse bilemez. Vahiy olmadan kalplerde  bulunanı bildiğini iddia eden alemlerin Rabbinin ilmine sahip olduğunu iddia etmiş olur.  Kalplerde ve Hariç de ın bildiğini kendisinin de  bildiği iddiasında bulunan insan büyük bir Günah işlemiş Cehennem ve küfrü hak etmiş olur..(5)

Görüldüğü gibi Ebu Hanife’nin fetvasına göre bir kişi kalplerden geçenleri bilirim derse kafir olur. Türkiye’de bir çok tarikatçı Hanefi mezhebindendir. Acaba Ebu Hanife’nin bu fetvasıyla amel edecekler mi?

Gelecekteki hadiseleri keşfetmek
De ki, göklerde ve yerde, hiç kimse gaybı bilmez, onu sadece bilir.” (Neml 65)
“Bunlar gayb haberlerindendir, onları sana vahyediyoruz. Bundan önce onları ne sen bilirdin, ne de senin kavmin.” (Hud 49)
’’ size gaybı bildirecek de değildir…” (Ali-İmran 179)
« Son Düzenleme: Ağustos 11, 2012, 04:53:05 ÖÖ Gönderen: mhmet7 » Logged
mhmet7
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 133


E-Posta
« Yanıtla #7 : Ağustos 11, 2012, 04:38:31 ÖÖ »

ÖLMÜŞ OLAN ŞEYHLERİN RUHLARININ FARKLI ŞEKİLLERDE DÜNYAYA TEKRARDAN GELİP İNSANLARA YARDIM ETMELERİ

Cüppeli Ahmet her ne kadar reenkarnasyon inancını ret ettiğini söylese de inanmış olduğu inancı bunun böyle olmadığını söylüyor. Ölmüş insanların tekrardan yeryüzüne gelip insanlara yardım ettiğini söyleyerek reenkarnasyon inancını tasdik ettiğinin gösteriyor. Şimdi Cüppeli Ahmet din kurana aykırı olan bu inancı aktaralım.
        Meşayıh (Kuddise Sırruhsum ) Şöyle buyurmuştur.
Külliyet sahibi (Arşın üstünde bulunan alem-i emir deki asıl makamına dönme nurunu kazanmış) olan bir ruh, bu dünya aleminde yetmişbin surette zuhur edebilir.(şekilde görünebilir).
Berzah (kabir alemin ) da ise,bedenden ayrılması sebebiyle daha kıymetli ve müstakilolduğun dan değişik suretlere girmesi daha evladır.(Esad Sahibzade Beğiyyetül-vacid,sh:75: Seyyid Abdülhakim Arvasi, Rabıta-i şerife,sh:34)

İşte bütün bu Doğru nakillerden açıkça anlaşıldığı üzere: ruhlar için belli bir mekan yoktur.Yüksek velayet sahibi olan dostlar,kendilerine rabıta yapan müridlerine,görünerek veya görünmeden de -u tealanın ruhlarına verdiği tasarruf (yetki) sebebiyle himmet ederler.(6)
Bu nefisler (kullar), ilahi sıfatlar ile sıfatlanıp ”Fena filllah” makamına ulaşdıktan sonra,kulları hakka ve hidayete davet ve bir takım işleri yönetmek için bu aleme  geri gönderirler.
Sonra bu şerefli Ruhların,bedenlerinden ayrılarak veya hiç ayrılmadan,kainatta bir takım işleri tedbir ve bazı şeyleri tesir etmeleri mümkün,hatta vakıada mevcuttur (gerçekten vardır). Bakasana,insan bazılarını rüyasın da görür ve ondan,bilmediği bir meseleyi öğrenir.bazıları rüyasında irşad edilir.Bazılarının,Dünya sıkıntıları veya herangi bir ihtiyaçı keramet yoluyla başkası tarafında giderilir.
Bunlara benzeyen işlerin çoğu bu alemde ruh vasıtasıyla olmaktadır. Bu ali ruhlar,ölümde bedenden ayrıldıktan sonra da, -u Teala nın izniyle bu alemde tesir icra edebilirler. Hatta vefattan sonra ruhların güç ve tesiri,bedenlerinden daha fazla olur. (7)
Evet cc bazı velilerine ölümlerinden sonra da hayatlarında ikram ettiği gibi bazı kerametler vereçeği,böylece hastaya şifa vereçeği,boğulanı kurtaraçağı, düşmanına karşı bir kimseye yardım edeceği,yağmurlar yağdıraçağı ve o zata kerameten daha birçok şeyler yapaçağı hususunda hiçbir tereddüt söz konusu değildir.(Cool
Bu nefisler (kullar), ilahi sıfatlar ile sıfatlanıp ”Fena filllah” makamına ulaşdıktan sonra,kulları hakka ve hidayete davet ve bir takım işleri yönetmek için bu aleme  geri gönderirler.
Sonra bu şerefli Ruhların,bedenlerinden ayrılarak veya hiç ayrılmadan,kainatta bir takım işleri tedbir ve bazı şeyleri tesir etmeleri mümkün,hatta vakıada mevcuttur (gerçekten vardır). Bakasana,insan bazılarını rüyasın da görür ve ondan,bilmediği bir meseleyi öğrenir.bazıları rüyasında irşad edilir.Bazılarının,Dünya sıkıntıları veya herangi bir ihtiyaçı keramet yoluyla başkası tarafında giderilir.
Bunlara benzeyen işlerin çoğu bu alemde ruh vasıtasıyla olmaktadır. Bu ali ruhlar,ölümde bedenden ayrıldıktan sonra da, -u Teala nın izniyle bu alemde tesir icra edebilirler. Hatta vefattan sonra ruhların güç ve tesiri,bedenlerinden daha fazla olur.(9)

CEVAP:
Görüldüğü gibi ölümden sonra şeyhlerin ve bazı dostları olarak nitelendirdikleri insanların tekrardan ruhlarının yeryüzüne intikal edip insanlara yardım ettiğine hastalara şifa vereceğine denizde boğulan  insanları kurtardıklarına inanmakta cüppeli Ahmet. Bir yanda reenkarnasyonu inkar edip bir yanda da ölmüş insanların ruhlarının tekrardan yeryüzüne geleceğine inanmak reenkarnasyonu  aslında kabul ettiğinin göstergesi. Ölmüş bir evliyanın ruhunun tekrardan farklı suretlere bürünerek geldiğine inanmak reenkarnasyon inançını kabul etmektir.
Bu açıkca şunu göstermekte dir tarikatlarda ruhlara tapma animist inancların olduğu gösteriyor. Şamanizim de ve daha bir çok, uzak doğu kökenli dinlerde ruhları kutsallaştırıp ve bu şekilde o ruhların öldükten sonra bir takım insanlara yardım ettiği inançı Hint Şaman inanclarının en temel akidesini oluşturmaktadır. Oysa kurana göre ruh hakkında cok az bir bilgi verdiğini şu ayette bizlere bildirmektedir.
Sana ruhtan sorarlar; de ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir.” (İsra Suresi, 85)
’ın çok az bir bilgiye sahip olduğunu söylediği bir şey hakkında zanlara dayanarak araştırmalar yaparak ölmüş bir takım insanların ruhlarının farklı suret, bedenlerde dünyaya tekrardan gelip insanlara bir takım yardımlarda bulunul çağına inanmak kuranın bir çok ayetini kayle almamak tır. Ölmüş bir takım insanların tekrardan yeryüzüne gelip farklı bedenlerde yaşamlarına devam etme inancı Reenkarnasyon inançını oluşturur. Buda şunu gösteriyor Tarikatçılar reenkarnasyon İnancını kabul ettiklerini açıkça gösteriyor.
Oysa kuran da peygamberlerin dahi öldükten sonra kavimlerin neler yaptıklarını bilemediklerini bildiriyor.,

Öldükten sonra insanların ruhlarını yüce tutuğunu Salı vermediğini şu ayete bildirmekte.

’’ ölüm esnasında ruhları alır, ölmeyenlerinkini de uykuda alır. Ölümüne hükmettiğini tutar, ötekini belli bir vakte kadar Salı verir ’’ (Zümer 42)

Bu ayet açıkça şunu gösteriyor,  ruhu, belli bir yerde tutmaktadır. Yani Ölümüne hükmettiği bir insanın ruhunu tutmakta ölümüne hükmetmediği bir ruhu da bırakmakta.

’’ Geceleyin sizi öldüren ve gündüzün ne yapacağınızı bilen odur. Sonra belirli süre doluncaya kadar gündüzün sizi kaldırır. Sonra belirli bir süre  doluncaya kadar gündüzün sizi kaldırır.’’ (Enam suresi 60 )

kuranda ölümüne hükmettiği insanların ruhlarını tutuğunu bildirmekte.

“Rabbim, der, lütfen beni  geri gönder. Ta ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş yapayım.” Hayır! Onun söylediği bu söz laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar  bir berzah vardır.” (Muminun Suresi 99-100)

Dirilecek güne kadar ruhları bir berzah da tutmakta. ’ın tutuğu tekrardan yeryüzüne göndermediği bir şeyin aksisini iddia etmek ın hükümlerini açıkça inkardır .
 
Şimdi peygamberlerin dahi öldüklerinde kendi kavimlerinden habersiz olduklarını bildiren ayetleri aktaralım.
Tealâ şöyle buyurmuştur:
“Ve yine demişti ki: Ey Meryem oğlu İsa, sen mi insanlara: ‘Beni ve annemi, ’tan başka iki Tanrı edinin’ dedin? ‘Hâşâ, dedi, sen yücesin, benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız sensin, sen! Ben onlara: Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan ’a kulluk edin diye senin bana emretmiş olduğundan başka bir şey söylemedim. Ben onların içinde olduğum sürece onları kolladım, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen yalnız sen oldun. Sen her şeyi görensin!’”( Maide 116)
Ben onların içinde olduğum sürece onları kolladım, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen yalnız sen oldun.
, elçileri toplayacağı gün: ‘Size ne cevap verildi?’ der. ‘Bizim bilgimiz yok, gizlileri bilen yalnız sensin’ derler.” En’âm, 109.
Razî, bu ayetin tefsirinde der ki:
Onlar şöyle demek istemişlerdir: “Bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Bizim bildiğimiz, ancak onların bize, biz hayatta iken vermiş oldukları cevaplardır. Biz, vefat ettikten sonra, onların ne yaptıklarını bilemiyoruz. Ceza ve mükâfat, insanın hatimesine (son anına) göredir. Onların hatimesi ise, bizce malûm değildir.” İşte bundan dolayı peygamberler, “Bizim hiçbir bilgimiz yok. Şüphesiz gaybları hakkıyla bilen sensin” demişlerdir. (10)
Görüldüğü gibi Hz İsa gibi bir peygamber dahi öldükten sonra kavminden habersiz olduğunu söylerken maleseff şeyhler dostu olarak nitelendirdikleri insanlar öldükten sonra yeniden dünyaya gelip insanlara fayda zarar sağlamaktalar. Bu inancın kurana uygun hiçbir tarafı yoktur.
Buhari de geçen şu hadis te peygamberin dahi öldükten sonra kavminden habersiz olduğunun göstergesi
İmam Buharî bu ayetin tefsirinde şu hadisi zikreder:
İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: Resulullah (s.a.v.) bir hutbe verdi de:
“Ey insanlar! Şüphesiz sizler (kıyamet gününde) ’ın huzuruna yalın ayaklı, çıplak ve erlik yerleriniz sünnetsiz olarak toplanacaksınız.” buyurdu.
Bundan sonra şu ayeti okudu: “O gün göğü, yazı tomarlarını dürer gibi toplarız. İlk yaratmaya başladığımız gibi onu iade ederiz. Üzerimize söz; biz bunu mutlaka yapacağız.” (Enbiyâ, 104)

Ve şöyle devam etti:

“Kıyamet günü yaratıklardan ilk elbise giyecek olan kişi İbrahim’dir. Dikkat edin! Şu muhakkak ki, o gün ümmetimden bir takım adamlar getirilir de, onlar tutulup sol tarafa götürülürler. Ben hemen: ‘Ya Rab, onlar benim sahabîlerimdir!’ derim. Bana: ‘Şüphesiz sen, onların senin ardından dinde ne bid’atler çıkardıklarını bilmiyorsun.’ denilir. Buna cevaben ben de, ’ın Salih kulu (Meryem oğlu İsa)nun dediği gibi derim: ‘Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir kontrolcü idim. Fakat sen, beni vefat ettirip içlerinden alınca, üstlerine görüp gözetici yalnız sen oldun…’ Yine bana: ‘Şüphesiz bunlar, sen kendilerinden ayrıldığından beri ökçeleri üzerine basarak geri dönmüş mürtetlerdir.’ denilir. (11)
Görüldüğü gibi, peygamberlerin dahi Öldükleri  zaman kavimlerinden habersizken onlara hiçbir fayda sağlamazken, ölmüş bir şey nasıl olurda öldükten sonra ruhunun yeryüzüne gelip insanlara bir takım faydalar sağlasınlar. bu yetkiyi peygamberlere bile vermemişken şeyhler nasıl olurda bu yetkiyi kendilerinde göre biliyorlar.?   Hz İsa yarabbim dünya dayken onların üzerinde gözetleyiciydim ama beni vefat ettik ten sonra onların üzerinde gözetleyici sendin benim onlardan haberim yoktu demesi acıkca şunu gösteriyor öldükten sonra hiçbir insanın ruhu tekrardan yeryüzüne gelip insanlara yardım edemeyeceğinin en büyük göstergesi. Üstelik cc kendisi dururken şeyhlerin gelip insanlara şifa vermeleri denizde boğulan insanları kurtarmaları açıkca şirk dir. Allaha iftira dır.
’ cc bu hükümleri ortadayken ın bu hükümlerini görmemezlikten gelip şeyhler söylüyorsa bir bildikleri vardır inancına devam edenler ın şu ayetinin muhatabı konumundalar.
’’Kim Rahmanın Zikrini(ayetlerini) görmezlik den gelirse Biz ona bir şeytanı musallat ederiz. Artık bu onun ayrılmaz arkadaşıdır.muhakkak bunlar onları,doğru yolda alı koyarlar ve onlarda kendilerini,hidayete olduklarını sanarlar’’ Zuhruf. 36
Eğer Sizler ın bu ayetlerine rağmen ın bu ayetlerini görmemezlikten gelip Cüppelinin Şeyhler Öldükten sonra tekrar Dünya ya gelip Müritlerinden haberdar olur inancına inanırsanız cc size şeytanı Musallat kılar ve sizin arkadasınız Şeytan olacağını unutmayın.
Sadece allah’ın yapa bilceği şeyleri tan başkasınında yapa bilceğine inanmak şirk dir. ın yetkilerini tan başkasına vermektir.
Tefsir Bilginleri derlerki: Hayat vermek öldürmek rızık vermek bir takım kimzeleri aziz kılıp başkaları zelil kılmak hastaya şifa vermek bir esiri esareten kurtarmak sıkıntı içerisinde olan birisini kurtarmak dua eden birisinin duasını kabul etmek bir dilek de bulunana istediğini vermek ve bir günahı bağışlamak ve buna benzer sayılamayacak pek çok fiilleri ve yaratıklarında diledğini yaratması onun şanındadır. (12)
Yardım görürler umuduyla, ’tan başka ilahlar edindiler. Onların (o ilahların) kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir.  Öyleyse onların sözleri seni hüzne kaptırmasın. Gerçekten biz, sakladıklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz. (Yasin 74-75-76)

De ki: “ dışında yakarmakta olduklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana, yerden neyi yarattılar onlar? Yoksa göklerde bir ortaklıkları mı var? Eğer doğru sözlü kişiler iseniz bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı getirin bana!”
Kıyamet gününe kadar kendisine cevap vermeyecek birilerine, ’ın berisinden yalvarıp durandan daha sapık kim vardır? Ve o yalvardıkları, onların yakarışından habersizdirler.(Ahkaf 4-5)

Şunu sor: “Bizi bu durumdan kurtarırsa andolsun şükredenlerden olacağız’ diye boyun büküp ürpererek O’na yakardığınızda, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarıyor?” De ki: “Ondan da tüm sıkıntılardan da sizi kurtarıyor; sonra siz O’na ortak koşuyorsunuz.”(Enam 63-64)
Gökten yere her işi O evirip düzene koyar.  (Secde Suresi, 5)

Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız. (Ra’d Suresi, 2)
Göklerde ve yerde olan ne varsa O’ndan ister. O, her gün bir iştedir. (Rahman Suresi, 29)
, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeyin yöneticisidir.’’ (Zümer, 62)
“Bilmedin mi ki, göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı, yönetimi, mülkiyeti) yalnız ’ındır. Sizin için ’tan başka ne bir koruyucu, ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara, 107)
“Göklerin ve yerin mülkü ’ındır. , her şeye kadirdir.” (Âl-i İmrân, 189)
“Göklerin ve yerin mülkü ’ındır. Yaşatan, öldüren odur. Sizin için ’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.”( Tevbe, 116)
“Göklerin ve yerin mülkü (ve yönetimi) onundur. O, bir çocuk edinmemiştir, mülkünde ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona ölçü ve düzen vermiştir.”( Furkan,2)
“Biz bir şeyi(n olmasını) istediğimiz zaman, söyleyeceğimiz söz, sadece ona ‘ol’ dememizdir, derhâl oluverir (Nahl,40)
Bunca ın ayetlerine rağmen tutup hala ölmüş şeyhler öldükten sonra insanlara yardım edebilirler inancına inanacak mısınız? cc bunun mümkün olamicağını bu ayetlerde açıkça bildirmesine rağmen siz hala şeyhlerin denizde boğulan müridini kurtaracağına inanacak mısınız.?  Yada hastalananlara şifa vere bileceğine inanacak mısınız. Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur;”   (Şuara  80)

<a href="https://www.youtube.com/v/K02kzx6T0nw&amp;feature=plcp" target="_blank">https://www.youtube.com/v/K02kzx6T0nw&amp;feature=plcp</a>
« Son Düzenleme: Ağustos 11, 2012, 04:55:19 ÖÖ Gönderen: mhmet7 » Logged
mhmet7
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 133


E-Posta
« Yanıtla #8 : Ağustos 11, 2012, 04:40:39 ÖÖ »

HAYATINI CANINI ÖLÜMÜNÜ HERŞEYİNİ ŞEYHİNE FEDA ETMESİ
Benim şeyhimin ismi Abdullah dır. O, bu alemde Gavs-ı A zam (en büyük gavs makamında) dır. Ben bu cihanda ondan başkasını bilmem .Varımı, cismimi,canımı (hedrşeyimi) ona feda ettim. Sende her şeyini feda et ki, Hakka gidelim,  cemali ba kemali seyredelim.” (13)
Varını canını her şeyini Şeyhine adayan bir insanın ’a adi cağı nesi ola bilir ki. Sen varını canını şeyhine adicaksan ey cüppeli Ahmet Allaha adiçağın şey nedir ? geriye ne kaldı. Oysa Allaha teslim olmuş bir muvvahid Ölümünü, hayatını her şeyini şu şekilde sadece allah’a adar.
’’De ki şüphesiz benim namazım, ibâdetlerim, hayatım ve ölümüm yalnız âlemlerin Rabbi olan içindir.” (En’âm, 162)
Müslüman’ın hayatı ölümü bütün ibadetleri sadece alemlerin Rabbi olan içindir. dan daha layık ola bilcek bir varlık yeryüzünde ve hiçbir yerde mevcut değildir.
TASAVVUF CULAR ALLAH CC SIFATLARIYLA SIFATLANDIKLARINI SÖYLEMELERİ (BÜYÜK ŞİRK)
Taciyye diye bilinen risalesinde Allahu Tealaya kavuşma yollarını sayarken buyurmuşturki.

Üçüncü yol müşahede ( cc görür gibi olma) makamına ulaşmış ve sıfatı zatla tahakkuk etmiş (-u Te’Ala nın öz Zatı’na ait sıfatların mahzarı-tecelli ettiği ve parladığı bir yer-haline gelmiş olan bir şeyhe rabıta etmek tir. (14)
’ın sıfatlarıyla sıfatlanmış ın makamına ulaşmış bir şeyhe rabıta ediniz. kuran da böyle bir şeyhin varlığında nerde bahsediyor.? ’ kendi sıfatlarıyla sıfatlandırıp kendi makamına çıkardığı böyle bir insan dan rabbimiz hangi ayetlerde bahsediyor.? Kuran da böyle bir inanç geçmediğine göre bu ’a atılan bir iftiradır.öyle bir iftiraki şeyhleri ilahlaştırıp allah’ın makamına çıkarta bilcek kadar büyük bir iftira.
Böyle bir  İnanç dan Alemlerin Rabbi olan Allaha sığınırız. ın Makamına bu şekilde bir insanı layık görmek  en büyük Şirklerden bir tanesidir . ın Makamına ulaşmak kimin haddine düşmüş, kim böyle bir iddiada buluna bilir benim şeyhim yada filanca Adam ın Makamına ulaşmış sıfatlarıyla sıfatlanmış diye bilir. Mekke Müşrikleri dahi putlarına bu sıfatları vermiyorlardır. sadece Rububiyete şirk koşarken putların ’a daha çok yaklaşmak için aracılar  kılıyorlardı.yani onlar putlarımız ın sıfatlarıyla sıfatlandı yada allah’ın makamına ulaştı demiyorlardı . böyle bir inanç Mekkeli müşriklerde dahi yok ken Tasavvufcular şeyhlerini ın makamına cıkartıp ın sıfatlarıyla sıfatlandıra biliyorlar.  Demek ki Bunların Şirki Mekke Müşriklerin şirklerin den çok daha büyük dür.
Ebu hanifenin , el-Fıkhul-ekber adlı eserindeki ifadeler arasında şu da vardır:
O mahlu kadından hiçbir şeye benzemez .yaratıklarından hiçbir şeyde Ona benzemez. Bundan sonrada  şunları söylemek te dir.Onun bütün Sıfatları yaratıkların sıfatlarından farklıdır. O bilir ama bizim bilgimiz gibi değil. O kudret Sahibidir ama bizim kudretimize benzemez. O görür ama bizim görmemiz gibi gibi değil. (15)
İshak b. Rahaveyh derki: Kim ın sıfatlarını açıklarken Onun sıfatlarını ın yaratıklarından herangi bir kimsenin sıfatlarına benzetirse Kafir olur. (16)
GAVS MAKAMINDA OLANLARIN ALLAHIN AYNASI OLDUĞUNU İDDİA ETMESİ (BÜYÜK ŞİRK)
Gavsiyet makamına ulaşıp da,dili, icabet hazinelerinin anahtarı haline gelen bir zat,kabul kapılarını açmak isterse,kalbini Mevla Tealaya dayandırıp,dilini de dua ile kıpırdattığında, en büyük belaları insanlardan uzuklaştırlar.

Çünkü artık o, Hak Teala nın aynası durumun dadır.ALLAH-u tealanın aleme nazar etmek dilediğinde evvela o zata tecelli eder, sonra ondan alemlere bakar. (17)
Şeyhleri allah’ın aynası görüp ve allah’tealanın aleme nazar etmek istediğinde evvela o zata tecelli edeceği sonradan ondan aleme bakar ve haşa bir nevi ın şeyhin vucuduna girceği inancı allah’a açıkça atılmış bir iftiradır. cc böyle bir şeyin bu şekilde ola bilceğini kuran da hiçbir ayetinde bildirmemiştir. resüllü dahi kendisini bir insan gibi görmesine rağmen ve kendisinin diğer insanlarda hiçbir farkının olmadığı tek farkının sadece kendisine rabbin den vahiy indiğini bilmesine rağmen şeyhler dostu olarak nitelendirilen bu insanları allah’ın aynaları gibi göre biliyorlar.
De ki, ben de tıpkı sizin gibi bir insanım. Bana, tanrınızın bir tek tanrı olduğu bildiriliyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa hemen  iyi bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak etmesin.”  (Kehf 110)
“De ki: “Benim size ne zarar vermeye gücüm vardır, ne de sizi olgunlaştırmaya.
De ki: “Beni ’ın azabından kimse kurtaramaz. Ondan başka bir sığınak da bulamam.Benimkisi yalnız ’tan olanı, onun gönderdiklerini tebliğdir o kadar.” (Cin 21-23)

resüllü bile bizim gibi bir beşerken bizden tek farkını kuranda rabbimiz bu şekilde açıklarken şeyhler nasıl olurda resullünden farklı konuma gele biliyorlar. Onları bir peygamberden farklı kılan üstün kılan şey ne ola bilir ki. Oysa İslam dini insanların en üstünü olan peygamberleri dahi bu şekilde görürken tasavvuf inancı ise maalesef şeyhleri insan üstü varlıklar olarak görmekte.
Darda kalmış kişi dua ettiği zaman onun yardımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzünün hakimleri yapıyor? ile beraber başka bir tanrı mı var? Ne kadar az düşünüyorsunuz.” (Neml 62)
“De ki, ’ın dışında kuruntusunu ettiklerinizi çağırın bakalım; onlar, sıkıntınızı ne gidermeye, ne de bir başka tarafa çevirmeye güç yetirebilirler.
Çağırıp durdukları bu şeyler de Rablerine hangisi daha yakın diye vesile ararlar, rahmetini umar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı cidden korkunçtur.” (isrâ 56-57)
GAVS MAKAMINA ULAŞAN ŞEYHLERİN KARADA VE DENİZDE TASARRUF ETMELERİ
Ruzbehan el-Bakli (kuddise sırruhu) meşrebül ervah  İsimli eserinde yirminci babının,yirmi dört ve kırk sekisinci bablarında bu konuda şöyle buyurmuş dur.
Gavslık makamına ulaşan bir kişi o derece tasarruf sahibidir ki,karada ve ya Denizde bir kişi, veya bir cemaat,her hangi bir bela ve şiddete düçar olup,aciz ve zor durumda kalsa,Allah-u Teala o zata o zata bunu bildirir.

O gavs da hemen harekede geçerek -u Teralanın izniyle onları o varta (tehlike) den kurtarır. Bu yüzden o zata yardım manasına gelen ”Gavs” ismi verilmiştir.
Veli, büyüklerin makamına ulaşınca, kendisinden ne kadar uzakta olsalar, boğulan ve helakta olanlar, onun himmetiyle kurtulurlar. (18)
’’Kutupluk makamına ulaşmış olan zat küçük bir yuvadan da çağırılsa elbette icabet eder buyurdu.’’ (Suyui,el-Havi,2/454) 
Büyüklerin beyanına göre,kutbun ruhu o derece yükselir ve büyür ki cihanı doldurur ve ruhun,cesedi yönetmek için bedene nüfuz etmesi gibi o da bütün aleme sirayet eder (işler).
Bundan Dolayı büyük gavs Abdü laziz ed-Debbağ (kuddise sırruhu) ” Divan ne imiş ? bütün divan benim göğsümdedir” derdi.
Ahmet Bedevi (kuddise sırruhu) ” Okyanus dizlerimin üzerinde üzerinde deveran ediyor. Rabbimin izzetine yemin olsun ki,denizin suyu tükense dizlerimin suyu bitmez ” buyurdu.
Abdülkadir el-Cili (kuddise sırruhu)
” Bütün Dünya benim nazarımda bir zerre gibidir” buyurmuş dur.
Mevlana Halid (kuddise sırruhu)” Mektubat”ının dördüncü mektubunda şöyle buyurmuş dur.
” Muhakkak ki, velilerin ruhaniyetleri cisimlerine galip geldikleri için, bazen birkaç surette zahir olurlar ”(19)
Gavs makamına ulaşmış bir şeyh Cüppeli Ahmed’e göre  haşa ’ın görevlendirdiği SÜPERMENİ. karada denizde herhangi bir sorunla karşılaştığı vakit Süpermen konumunda olan o Gavsı yardıma gönderirmiş. Bu ’a atılmış cok büyük bir iftiradır. Bunun iftira olduğunu ın ayetlerde bildirmektedir. Karada denizde sor durumda kalanlara şeyhlerin aracılığıyla yardım edeceğine dahil kuran da tek bir delil yoktur. Şeyhlerin, Evliya olarak adlandırdıkları insanların bu tür görevlere sahip olduğunu iddia etmek allah’ın mülkünde ortakları olduğunu kabul etmektir.
Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var? (Saffat Suresi, 156)
“De ki: “Benim size ne zarar vermeye gücüm vardır, ne de sizi olgunlaştırmaya.
De ki: “Beni ’ın azabından kimse kurtaramaz. Ondan başka bir sığınak da bulamam.Benimkisi yalnız ’tan olanı, onun gönderdiklerini tebliğdir o kadar.” (Cin 21-23)

Resulleri onlara dediler ki: “Doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak kullarından dilediğine lütufta bulunur. ’ın izni olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değil. Mü’minler, ancak ’a tevekkül etmelidirler.” (İbrahim Suresi, 11)
“Bilmedin mi ki, göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı, yönetimi, mülkiyeti) yalnız ’ındır. Sizin için ’tan başka ne bir koruyucu, ne de bir yardımcı vardır.” Bakara, 107

De ki: “Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: -Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz.’’De ki: “Ondan ve her türlü sıkıntıdan sizi kurtarmaktadır. Sonra siz yine şirk koşmaktasınız.” (En’am Suresi,63- 64)
“Göklerin ve yerin mülkü (ve yönetimi) onundur. O, bir çocuk edinmemiştir, mülkünde ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona ölçü ve düzen vermiştir Furkan, 2
“Biz bir şeyi(n olmasını) istediğimiz zaman, söyleyeceğimiz söz, sadece ona ‘ol’ dememizdir, derhâl oluverir.” Nahl, 40

Bir işi yapmak istedi mi ona sadece ‘ol’ der, (o da) olur. Meryem, 35
İşte bu ayetler, “KÜN FE YEKÛN = OL DER OLUVERİR dairesinde” sözün ve kudretin, şeriki olmayan yüce ’a ait olduğunu göstermektedir.Cüppeli Ahmed ve şeyhleri Sadece Allaha ait olan bu sıfatı Şeyhlere vermek dedirler. Allaha şirk koşmak dadırlar. ın Mülkünde ın yönetme yaratma özeliklerini bir takım insanara verdiğiniz takdirde yönetimde a ortak kılmış olursunuz. Buda Şirkin ta kendisidir.
Logged
mhmet7
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 133


E-Posta
« Yanıtla #9 : Ağustos 11, 2012, 04:42:10 ÖÖ »

MEVLANA HALİD’İN BİR HRISTİYANA NAZAR EDİP ONA HİDAYET VERMESİ  BÜYÜK ŞİRK
Nitekim İbrahim Fasih Efendi nin beyanına göre Tarikati Aliye-i Nağşibendiyye nin Halidiyye kolunun kurucusu olan Mevlana Halid-i Bağdadi (kuddise Sırruhu) bir kere yolda giden bir Hırıstiyana Bir nazar buyurur buyurmaz, o Nasrani büyük bir nara atarak cezbelendi ve Hazret-i şeyhin zaviye (tekke) sine gelerek Müslüman olup,taikata girdi,böylece yakin ve huzur ehlinde oldu.
Bu hadise o kadar kesindir ki bir çok insan bunu gözüyle görmüştür ve bu kerametleri, kendisinin velayet-i kübrasına ve tasarruf-u alasına delalet eden en büyük delilerden sayılmış dır.(Ali kadri.Risale-i Behaiyye,sh.37-38)(20)
Peygamberin bile yapmaya yetkili olamadığı bir şeyi şeyhler bir bakışlarıyla yapa bilme gücüne sahip olduklarını söylemeleri ın diniyle alay etiklerinin en büyük göstergesi.
Şüphesiz sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Fakat dilediğini hidayete erdirir. O hidayete erecekleri çok iyi bilir.” (Kasas: 56)
Onları hidâyete erdirmek sana düşmez. dilediğini hidâyete erdirir” (Bakara, 272)
Sen ne kadar hırs göstersen de yine insanların çoğu inanmazlar” (Yûsuf, 103)
Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: “Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin va’din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin.” Dedi ki: “Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.” Dedi ki: “Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum.”  Hud 46,47)
Hidayet verme yetkisini peygamberlerine dahi vermemişken tarikat şeyhlerinin bir bakışlarıyla Hırıstiyan olan birini hidayete kavuşturmalarını söylemeleri ın bu yetkisini kendilerinde gördüklerinin göstergeisidir. Şirk de zaten allah’a ait olan özelikleri kendinde görme yada tan başka birine vermekle ortaya çıkıyor. cc hidayet verme yetkisini kendinden başka hiçbir varlığa vermemekte.
CÜPPELİ’NİN  RABITA ŞİRKİ

Mürid ile şeyh birbirilerinden ayrı mekanlarda olsalar da bu suretleri şeh,müridini terbiye eder. Mürid şeyhinin suretini,alnında tasavvur eder ve  onun alnının ortasına yerleştirir. Bu tarz Rabıta, Müridin kalbine gelebilecek muhayyelatın definde (hayallerin uzaklaşdırılması hususunda) ilk iki kısımda zikredilen rabıta  türlerinden daha kuvvetlidir.
Mürid,şeyhinin suretini kalbinin ortasına getirir. Bu da kalbe gelecek olan havatırın definde akla gelen şeylerin kovulmasında daha etkilidir.
Mürid,şeyhinin suretini,Mevla Teala nın nurlarının kendisinde toplandığı bir havuz mesabesinde kabul ederek önce alnının ortasında tasavvur eder. Daha sonra buradan kalbinin ortasına indirir ve kalbini,geniş bir kova olarak düşünmek suretiyle Mevla Teala nın nurlarının o havuzdan kalbine döküldüğünü tehayyül eder.
Bu tarz rabıta,havatırının cümlesini bir kerede ortadan kaldırır.bu rabıta
Çeşidi, daha öncezikredilenlerden daha faydalı olmasına rağmen onlardan daha zordur.

Mürid kendisinin Ölmüş oladuğunu,cenazesinin yıkandığını,kefenlendiğini,tabuta konup musallaya getirdiğini,arkasından kimilerinin ağladığını,cenazesi kılınıp omuzlarda taşındığını, ve mezara götürülüp defbedildiğini,bütün teferrutıyla birlikte düşünür.  Bu sırada kendi kendine ”Sen Öldünse burada zikreden kimdir ? diye cevap verir.
Mürit Şeyhinin ruhaniyetini nurani bir daire şeklinde Düşünüp kendini o dairenin ortasında mülahaza eder ve kendinden tamamen geçinçeye kadar düşüncede daim olur. (21)
ÖLMÜŞ OLAN BİR ŞEYHE RABITA ETMEK
Evladım ! Eğer şeyhin ahirette ise, ona rabıta etmeyi adet etsen,bu caiz olur. Lakin yeni bir üstad bulmaz san nakıs (eksik) kalırsın. (22)
RABITANIN MİKTARI HURAFESİ
Hasen ibni Muhammed Hilmi (Kuddise Sırruhu ) nun beyanına göre Rabıtaya durulcak miktar için belirlenen sürenin en azı bir çeyrek saattir, yani onbeş dakikadır.
Bunun sırrı ise şöyle acıklanmıştır.

Şeyhin kalbi, oluk gibi, ondan akan feyiz,su gibi,müridin kalbi ise o suyun saltına konmuş kap gibidir. Su altına konan kap çok tutulmayıp da az bir zaman bırakılırsa, ona düşen birkaç damla su, ne içmeğe ne de abdest almaya kafi olamayacağı gibi,birkaç dakika yapılan rabıtanın da tesiri fazla olmaz.
Fakat en az onbeş dakika oluğun altına tutulan kaba dolan suyla,içme,gusül ve abdest gibi ihtiyaçlar görülebileceği gibi, bu müddet yapılacak Rabıtayla da müridin kalbine ulaşan feyiz ve nur vasıtasıyla,sabahtan akşama ve akşamdan sabaha kadar şaytanı uzaklaşdırmak kolay olur.

Çünkü şeytan, karanlığı mesken tuttuğundan, nur olan yere giremez.
Ancak bu süreden az yapılan rabıtayla kalbe giren nur az olacağında çabuk kaybolur ve böylece şeytan müridin kalbine yol bulabilir.

Yine böylece kuru, sert ve katı olan odun,suya atıldığında çabuk çıkarılırsa, hemen kuruyup eski sertliğine döneceği gibi,katı kalp de az bir rabıtayla yumuşamaz.(23)
CEVAP :
Kuranda , herhangi bir hadis kitabın da bu şekilde rabıta yapılacağına dair tek bir delil yoktur. Delilere dayanmadan ın dininde böyle bir ibadet şekli vardır derse biri ve onu ın ayetleriyle desteklemese Allaha açıkça iftira atmıştır. ın söylemediği bir şeyi ın dinine atfetmek Allaha iftiradan başka bir şey değildir.
De ki: “ mı size izin verdi, yoksa hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?” (Yunus Suresi, 59)
hakkında yalan uydurup iftira edenlerden veya kendisine hak geldiği zaman onu yalan sayandan daha zalim kimdir? İnkar edenlere cehennem içinde bir konaklama yeri mi yok? (Ankebut Suresi, 68)
De ki: “ hakkında yalan uydurup iftira edenler, kurtuluşa ermezler.” (Yunus Suresi, 69)
’a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir? İşte bunlar, Rablerine sunulacaklar ve şahidler: “Rablerine karşı yalan söyleyenler bunlardır” diyecekler. Haberiniz olsun; ’ın laneti zalimlerin üzerinedir. (Hud Suresi, 18)

’ın söylemediği bildirmediği bir şeyi söyledi bildirdi demek Allaha açıkça atılmış bir iftiradır. İslam da Rabıta İnancına dahir ne bir mezhep imamın nede bir fıkıh ilmihal kitabın da herhangi bir görüş mevcuttur.
’’Ey Münkir ! Sen Resulullah (sallahu Aleyhi ve selem) in senin bu yapdığın da Razı olaçağını mı sanıyorsun ? Halbuki sen bu kadar sahabenin, Resulluha olan rabıtasını inkar ediyorsun.’’ (24)
Cüppeli Ahmet, hiçbir delil sunamadığı bir küfrü inkar edenin Haşa Peygamberin razı olamicağının iftirasını ata biliyor. Hiçbir fıkıh kitapında hiçbir ilmihalde rabıta inancına dahir nasıl yapılcağına dahir tek bir delil bilgi yoktur. Rabıta inancını Ebu Hanife, İmam şafi, İmam Malik, Ahmet bin hanbel duymamışta şimdiki tarikatcılarmı duymuş . bu bilgiler nasıl olurda bu kadar önemliyken Mezhepler görmemezlikten geldiler.

Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca ’ındır. O’ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) “Biz, bunlara bizi ’a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” Elbette , kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten , yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez. (Zümer Suresi, 3)
<a href="https://www.youtube.com/v/GoK0HEZ-pPI&amp;feature=plcp" target="_blank">https://www.youtube.com/v/GoK0HEZ-pPI&amp;feature=plcp</a>

TASAVVUF DA Kİ MÜRİDLERİN KÖLELİĞİ
Meyaşıhın beyanına göre  iki şeyhe nisbeti bağlılığı olan mürid asla felah bulamaz. Bir mürid kendi şeyhinin dışındaki şeyhlerle görüşmemelidir. Hele şeyhine muhalif olanlarla asla sohbet etmemelidirler.
Ancak benim şeyhim vasıl ( Mevla Teala ya ulaşmış) dır ve beni Hak Tealaya ancak o isal edebilir (ulaşdırır) diye itikad taşımalıdır. (25)
Şeyhine inanmayan kişi sapıtır ve -u Teala ya erme yolunda kimse ona yardım edemez. Bir Mürid iç alemini şeyhine sadakatla bağlayarak rabıta yapsa,her yerde şeyhi ona yardımcı olur. (26)
Bir mürit kendi şeyhinden başka herangi bir şeyhle görüşmemeli sözünde şu yatıyor Mürit şeyhin Kullu kölesi olması  lazım. Nasılki Allaha kul olan bir insan tan başka hiçbir varlığa kul olmaması gerekirse aynı şekilde bir şeyhe tabi olan bir insan kesinlikle başka bir şeyhle görüşmemeli. Bu inançın akışı insanın kula kuluğunun en büyük göstergesi.
Hiçbir insana yakışmaz ki, kendisine kitap, hüküm-hikmet ve peygamberlik versin de sonra o, insanlara “’ı bırakıp bana kullar(Köleler) olun” desin. O ancak şöyle der: “Öğrettiğiniz şu Kitap’a ve okuyup araştırdıklarınıza dayanarak benliklerini ’a adamış kullar/Rabbe köle olun.( Ali-imran 79)

<a href="https://www.youtube.com/v/JhZpGyvAgjE&amp;feature=plcp" target="_blank">https://www.youtube.com/v/JhZpGyvAgjE&amp;feature=plcp</a>

KAYNAK:
1)Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 33)

2) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 33-34)
3) İbn Kesir vll.469-470 El-Akidetüt-Tahaviyye ve Şerhi-İbn Ebil-izz el-Hanefi.sayfa 211.guraba yayınları
4) (Buhari, Müslim, Taberi tefsiri, İbn-i Hişam)
5) İmam-ı Azamın Beş eseri-Çeviri.Doç.Dr.Mustafa Öz. İlahiyat Fakültesi vakfı yayınları.1992-sayfa 22- (İmam-ı Ebu Hanife’nin Beş Eseri Arapça metin s:24)

6) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 155)

7) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 135-136)
http://www.saklanangercekler.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif
Şimdiki tarikat liderlerinin şirkleri
Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 139)

9) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 135-136)
10) Râzî, Tefsîr-i Kebîr, 9/275
11) Buharî, Tefsîr, 113/147
12) İbn Kesir vll.469-470 El-Akidetüt-Tahaviyye ve Şerhi-İbn Ebil-izz el-Hanefi.sayfa 211.guraba yayınları
13) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 135-142)
14) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 336)
15) Fıkhul Ekber şerhi Aliyyul kari.
16) El-Akidetüt-Tahaviyye ve Şerhi-İbn Ebil-izz el-Hanefi.sayfa 62.guraba yayınları
17) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 297)
18) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 296-297)
19) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 153-154)
20) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 290)
21) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 43-44)
22) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 52)
23) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Sayfa 59 Dilara yayınları
24) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Sayfa 431 Dilara yayınları
25) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 50)
26) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 51)
« Son Düzenleme: Ağustos 11, 2012, 05:02:27 ÖÖ Gönderen: mhmet7 » Logged
mhmet7
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 133


E-Posta
« Yanıtla #10 : Ağustos 11, 2012, 04:44:19 ÖÖ »

http://www.saklanangercekler.com/wp-content/uploads/Fetullah-G%C3%BClen.jpg
Şimdiki tarikat liderlerinin şirkleri
FETHULLAH GÜLEN
VE NURCULARIN İSLAMA AYKIRI GÖRÜŞLERİ
[/B][/SIZE]

Ey insanlar, hiç şüphesiz ’ın va’di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi ile (’ın adını kullanarak) aldatmasın.Fatır 5
 
O, ömrünü insanları göz yaşlarıyla farkına varmadan  cehenneme ye çağırmakla geçirdi. Hakkı ve batılı bir birine karıştıran çağdaş tipik bir samiri. Bu gün peşinde milyonlarca insanı cehenneme ye  götüren bir öncü. Fetullah Güllen Said Nursi den almış olduğu şirk bayrağını elinde tutmaya devam ediyor ve Nurcuları o şirk bayrağının etrafında toplayıp bu gün dünyanın bir çok ülkesinde acmış olduğu okullarla  insanlara ırkçılığı,küfrü,şirki aşılamaya devam etmektedir.
İnsanları Ateşe davet eden bu tağut bir çok söylemleriyle insanları küfre şirke davet etti. Aynı şekilde yazmış olduğu kitaplarıyla da bu görevini yerine getirdi. Fetullah Güleni sevip  ve peşinde giden insanları  ın kitabıyla açık bir şekilde uyarıyoruz. Gittiğiniz insan sizi Cehennem den başka bir yere götürmicek.  Yol yakınken bu yoldan ayrılın ve kuranın gösterdiği yolu bulmaya çalışınız. gittiğiniz yol sizi anca ateşe götürcek tir. Sizi cennete götürcek tek yol kılavuzunuz kurandır. Gerek Risaleyi nurlarda olsun gerekse Fetullah Gülenin kitaplarında olsun islama aykırı bir çok görüş mevcuttur. Lütfen o küfürleri öğrenmek için bu çalışmayı sonuna kadar sabırla  okumaya devam ediniz.
NURCULARIN HIRISTİYANLARA BAKIŞI

DİNLER ARASI DİYOLOĞUN BAŞ MİMARI FETULLAH GÜLEN DEĞİL SAİD NURSİDİR
Nurculuk hareketinde ilk dinler arası diyoloğu  başlatan kişi Fetullah Gülen değil Said nursi olmuştur. Gerek Fetullah Gülen olsun gerekse Nurcu cematin öncüleri olsun bu gün dinler arası diyoloğu adı altında Hırıstiyanlara yakınlaşıp onlara bu denli sevgi beslemelerinin altında yatan gercek Said Nursinin Hırıstiyanlara karşı diyolokları olmuştur. Böyle bir diyoloğun içinde Nurcuların aktif rol oynamasını Said nursinin talimatlarıyla yapılmıştır.Said Nursi Hıristiyanlara karşı olan aşırı sevgisi onun ikinci dünya savaşında ölen Mazlum Hırıstiyanların cennete girecek fikrini ortaya atmasını sağlamıştır. İslam inancına göre yalnızca Müslümanların girebilceği bir cennete Hırıstiyan mazlum insanlarında cennete  girecek fikrini savunması kuranla taban tabana celişmesini sağlıyor. Yani diyolok adı altında başlatılan bu calışma onları islama davet etmek yerine  bilakiz onlarında hak din üzerinde olduklarını söyleme fikrini ortaya atılmasını sağladı.Bu yakınlaşma Nurculara göre iki din mensupların kardeşce yakınlaşmasıdır. Yani Nurcular, Hırıstiyan ve Müslümanlar birlik içinde oldukları mütetce ikiside hak yol üzerinde olduklarını savunmaya başladılar. Biraz dan Said Nursi ve Fetullah Gülenin kitaplarında bu konuda  göstercem örneklerde bunu cok daha iyi bir şekilde anlicak sınız.Said nursinin ortaya koymuş  olduğu Hıristiyanlarında cennete gir çek fikrinin devamını sağlayan kişi Fetullah Gülen olmuştur. Hıristiyanlarla bu denli diyoloğun içine girmeyi emreden kişi Said Nursi olmuştu.
Dinler arası diyoloğun  baş Mimarı olan SAİD NURSİ şunları aktarıyor
“Yalnız kendi dindaşı, meslek taşı, kardeşi olanlarla samimi ittifak değil, hıristiyanların hakiki dindar ruhanileriyle de ittifak edilmelidir (1)
“İman ehli, değil Müslüman kardeşleriyle, hıristiyanların dindar ruhanileriyle ittifak etmek, itilafları nazara almamak, nizâ etmemek gerekir.(2)
“Misyonerler ve Hıristiyan ruhanileri, hem nurcular, çok dikat etmeleri elzemdir. Çünkü herhalde şimal cerayanı (kuzeydeki konünistlik cereyanı); İslam ve İsevi dininin hücümuna karşı kendini müdafaa etmek fikriyle, İslam ve misyonerlerin ittifaklarını bozmaya çalışacaktır.(3)
“Nurculuk-Hıristiyanlık ittifakını bozmaya çalışanlara karşı üç zümre, Nurcular, Hıristiyan ruhaniler ve misyonerler uyanık olmalıdır.”  (4)
Nurcular, Hıristiyanlar ve Yahudiler arasındaki ilişkilerde kimin yönetip, kimin yönetildiginin önemi yoktur. Beraber yaşama şekillerinin belirlenmesi gerekir.(5)
Görüldüğü gibi dinler, inançlar arası diyoloğu fikrini ortaya atan kişi Said nursi olmuştur.Müslümanların ’ın emrettiği şekilde Yahudi ve Hıristiyanların  İslam a davet etmeleri islam’ın emridir.  fakat olayı dikkatlice incelediğimiz vakit Nurcuların onları ın dinine davet etme yerinde onların da hak yol üzerinde olduklarını savunmaya başladılar.Yahudi ve Hıristiyanların doğru hak yol üzerinde  olduklarını onları bu şekilde gördüklerini görüyoruz.
SAİD NURSİNİN AMERKAYA BAKIŞI

Fetullah Gülenin bu gün Amerika da yaşaması ve Amerika ya bu denli yakınlaşması Said Nursinin Amerika hakkındaki olumlu düşünceleri olmuştur. Usame bin ladinden nefret ettiği kadar hiçbir insandan nefret etmiyorum diyen Fetullah gülen neden acaba orta doğuda milyonlarca insanı hunarca öldüren bir devleten nefret etmiyor. Ve o ülkede yaşamaya devam ediyor. Bakın Said Nursinin Amerika aşkı su sözlerle ortaya çıkıyor.
ç  Saidi Kürdi burda Amerikanın dünyanın en kuvvetli devleti olduğunu ve dini hakikatlere sahip çıktığını iddia ediyor ve ”Amerika, Asya ve Afrika‟da İslamiyetle beraber huzur ve saadet geleceğine karar verdi, Amerika yeni doğan İslam devletlerini okşadı ve onlarla ittifak etti” diyor. (6)
Fetullah Gülenin bu gün Amerika ya sığınmasının altında yatan şeyin Said Nursi olduğunu açık bir şekilde görüyoruz. Yani Fetullah Gülen Said nursinin cizdiği yolda sapmadan Nurculuk hareketini devam etmek tedir..
NURCULARA GÖRE PEYGAMBERİMİZİ KABUL ETMEYEN HIRISTİYANLARDA HAK YOL ÜZERİNDELER
EHLİ KİTAPLA AMENTÜDE İTTİFAKIMIZ VAR ! DEMELERİ
Zaman gazetesinde görevli yazar olan Nurcu Ahmet şahin bakın Hıristiyanlar hakkında ne diyor.
Üç dinden herhangi bir dine inanmak yeterlidir. Mühim olan kelime-i tevhid inancıdır. Hz. Muhammed’i kabul ve tasdik etmek ise şart olmayıp bir kemal mertebesidir.
Zaten dikkatlice bakıldığında görülecektir ki ehl-i kitapla temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadesiyle amentüde ittifakımız vardır. Çünkü ’ın gönderdiği kitapların hemen hepsinde tekrarlanan amentüdür: birdir. Peygamberler haktır. Melekler vardır. Kitaplar gönderilmiştir. Ahiret vardır. Ölen insanlar bir gün dirilecek, yaptıkları iyiliklerin mükafatını, kötülüklerin de mücazatını göreceklerdir.
Bu temel noktalar bir amentüden başkası değildir ve biz ehl-i kitapla bu amentüde müttefikiz. Garip olan şudur ki ittifak ettiğimiz amentüyü öne geçirmiyor da ihtilaf ettiğimiz teferruatı ileri sürüp mutlak küfre karşı dayanışmamıza engel olarak görüyoruz. Halbuki temelde ittifak varken teferruattaki ihtilaflara takılıp kalmak makul değildir. Burada Kur’an’ın bir ayetini hatırlamak yerinde olsa gerektir: (Mealen.)
- Ey ehl-i kitap! Geliniz ittifak ettiğiniz amentüde buluşunuz.
Bu sebeple burada diyoruz ki:
- Ey ehli iman! Siz de bütün insanlığın dini olan İslamı sadece kendi ihtiyacınıza göre yorumlayarak onu bir dünya dini olmaktan çıkarıp kendi ülkenizin dini haline sokmayınız. Unutmayınız ki bütün insanlık onun içinde kendine yer bulacaktır. Başka gidecek yeri de yoktur! (7)

 
Ali Adakoğlu nun Gazeteciler ve yazarlar vakfi başkanı Harun Tokakile röportajı
Fetullah Gülenin web sitesindeki  şu yazıda Hırıstiyanların nasıl Müslüman olabileceklerini görünüz.
 
Harun Tokak: Kur’an’da Yahudiler ve Hıristiyanlar diye bir tabir yok mu, var. Bu bir literatürdür. Eğer onlar ahirete inanıyorlarsa, Peygamberlere inanıyorlarsa, kitaplara ve meleklere inanıyorlarsa, kendilerini Hıristiyan olarak tanımlasa bile bir nevi Müslümandırlar. Bediüzzaman böyleleri için “İsevi Müslümanlar” diyor. Açık örnek verecek olursam; Maroviç, Vatikan Büyükelçiliği İstanbul Temsilcisi, ama Peygamberimiz’in peygamber olduğunu kabul ediyor. Kendisine “Siz nesiniz?” diye sorduğunuzda “Ben Hıristiyanım” diyecektir. Şimdi siz Maroviç’e “Hıristiyanım” dediği sürece “Hayır, Müslüman değilsin” diyebilir misiniz? Şahsen bunu diyemeyeceğimizi düşünüyorum.
AA: Sizin “Maroviç’e „Müslüman değilsin’ diyemem” bakış açınız, tartışmaların özünü oluşturuyor zaten. Bu bakış açısı “dinler üstü yeni bir din” oluşturma gayreti olarak görülmüyor mu?  anlayışımız; “herkes kendi dininde kalsın, ama küreselleşen dünyada bir arada yaşama mecburiyetindeysek, barış içinde bir dünya olacaksa, bunların projelerini oluşturmak için bir araya gelelim” şeklinde. (Cool
Görüldüğü gibi Nurcuların  göre üç dine inanmak doğru yolda olmak için yeterlidir. Hz Muhammed de bir Hırıstiyan inanmasada hiçbir önemi yok. Hz Muhammedi kabul etmek şart değil. Yani Nurculara göre bir insan ister Yahudi olsun İsterse Hırıstiyan olsun bu kişi  hak yolunda dır.
Resule itaat eden, Allaha itaat etmiş olur” (Nisa 80)
“Deki, “Allaha ve Peygambere itaat edin! Eğer itaat etmeyip yüz çevirirlerse, (kâfir olurlar) Elbette kâfirleri sevmez.” (Ali İmran 32)
Kim Hz Muhammed’in peygamberliğini ret ederse Müslüman değildir. Kafir dir. Kuran da ın peygamber olarak secdiği bir peygamberi inkar eden kişi kuranın hükmünü inkar etmiştir. Kuranın hükmünü inkar eden bir kişinin Müslüman olması mümkün değildir. Bir insanın peygamberliğini inkar ettiğiniz vakit o insanın tan almış olduğu söylediği kitap ıda inkar edersiniz. Hz Muhammedin peygamberliğini inkar eden kişi Hz Muhammede gönderilen kitapı da inkar etmiştir.
Nurcular dan mümkün olmicak bişeyi talep etmekdeler. ın kafir olarak nitelendirdiği insanları cennete sokmaya çalışıyorlar. Bu ın hükmünden razı olmamaktır. Hz Muhammedin bir peygamber olduğunu bildirmişken Hırıstiyanlar o peygamberi ret edikleri zaman Kuran daki hakikati ret inkar etmişlerdir. Kuranın hakikatini ret eden insanlara bizler nasıl doğru  yolun yolcuları olarak göre biliriz ki. Aynı şekilde Hırıstiyanlar bu gün İsa Mesih Haşa ’ın oğlu olarak görmekteler. Peygamberi olarak görmek ın cocuğu olarak gören bir din mensubu nasıl olurda hak yol üzerinde ola bilir ?
Andolsun, “Şüphesiz, Meryem oğlu Mesih’tir.” diyenler küfre düşmüştür. De ki: “O, eğer Meryem oğlu Mesih’i, onun annesini ve yeryüzündekilerin tümünü helak (yok) etmek isterse, ’tan (bunu önlemeye) kim bir şeye malik olabilir? Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü ’ındır; dilediğini yaratır. herşeye güç yetirendir. (Maide Suresi, 17)
 
Yahudiler: “Üzeyir ’ın oğludur” dediler; Hıristiyanlar da: “Mesih ’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkar edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar? (Tevbe Suresi, 30)
 
İse Mesih ’ın oğludur diyenler kafir olmuştur buyurmuşken rabbimiz nasıl olurda Nurcular bu gün Hırıstiyanların hak din üzerinde olduklarını iddia ede bilirler ? onları kahretsin bu sözlerinden dolayı buyurmuşken rabbimiz nasıl olurda Nurcular bütün bu uyarıları görmemezlikden gelip dan cok daha fazla merhametleşmeye calışıyorlar.
 
Kim İslâm’dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir ve o, âhirette de kaybedenlerden olacaktır” (Âli İmran 85)
 
            
Kim İslam dininden başka herhangi bir dine yönelirse ve o dinin bir parçası olursa o kişi Müşrik hükmünü almıştır. katında tek doğru din İSLAM dır.
 
Logged
mhmet7
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 133


E-Posta
« Yanıtla #11 : Ağustos 11, 2012, 04:45:11 ÖÖ »

FETULLAH GÜLENİN HIRISTİYANLARA BAKIŞI
“Kur’an-ı kerim, Kitap ehline çağrıda bulunulurken, “Ey kitap ehli! Aramızda müşterek olan bir kelimeyi gelin.” Nedir o kelime? “Allahtan başkasına ibadet yaapmayalım”. Allaha kul olan başkasına kul olmaktan kurtulur. İşte gelin, sizinle bu mevzu üzerinde birleşip bütünleşelim. Kur’an devamla, “’ı bırakıp da, bazılarımız bazılarımızı Rab edinmesin” diyor. Dikkat edin, bu mesajda, “Muhammed ün Rasûlüllah” yok.” diyor.(9)
 
“Herkes kelime-i tevhid-i esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta kelime-i tevhidin ikinci bölümünü, yani ‘Muhammed ’ın Resulüdür’ kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır”(10)
Hz Muhammed’in peygamberliğini kabul etmeyen ehli kitap a karşı merhametli olmamız gerektiğini söyleyenler merhametin yanında onlarla kardeş olmayı kardeşçe barış içinde yaşamayı emretmekteler.
“Üç büyük semavî dinin temsilcileri bu kudsi ağacın simgesi Hz. İbrahim’in memleketinde ‘Kardeşiz’ mesajını solukladı.” (11)
Ey iman edenler! Yahudi ve hıristiyanları dostedinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır. Şüphesiz ki zâlimler gürûhunu hidayete erdirmez.’ (Mâide: 51)
cc kuran da çok acık bir şekilde Yahudi ve Hırıstiyanları dost edinmeyi yasaklarken Nurcular Hırıstiyanları  kardeş olarak görmekteler.
“Papa cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog için Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz.(12)
“Sen onların dinine uymadıkça ne yahudiler ne de Hıristiyanlar senden asla hoşnut olmazlar. Deki ’ın hidayeti varya işte doğru yol ancak odur.And olsunki sana gelen bunca ilimden sonra onların heveslerine uyacak olursan ,Allah’ın azabından  seni koruyacak hiçbir dostun ve hiçbir yardımcın olmaz.” (Bakara: 120)
cc kuranda sen onların dinlerine uymadıkça Yahudiler ve hırıstiyanlar senden memnun olmazlar buyuruyor. Hırıstiyan din adamların Fetullah Güleni bu kadar sevmelerinin altıdaki şeyleri  nurcuların akılarıyla sorgulamaları gerekir. cc kuran da sen Hırıstiyan,Yahudilerin dinlerine geçmedikçe onlar asla senden memnun olmazlar buyurken nasıl olurda Yahudi Hırıstiyan Din adamları Fetullah Güleni bu kadar seve biliyorlar. Yoksa bizim bilmediğiniz birşeylermi var, Acaba  Fetullah Gülen onların dinlerine geçti de bizim haberimiz mi yok.
Eğer onlar ’a, Peygamber’e ve ona indirilen Kur’an’a inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi. Fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.(Mâide: 81)
Müslümanların Yahudi ve Hırıstiyanları dost edinmeleri tarafında yasaklanan bir durumdur.onlarla bir Müslüman ın gösterdiği şekilde insani ilişkileri kurmak zorun da dır. Bu gün ki Hıristiyan din adamları Fetullah Gülleni övüp sevmekteler Fetullah Gülende Hırıstiyan din adamları övüp sevmekte. Yani tek taraflı bir sevgi değil bu.Bakın yabancı bir dergiye verdiği bir demeçte Fetullah Gülen Hırıstiyanların bu gün olduğu gibi Hz İsanın peşlerinde gitmeleri gerektiğini şu sözlerle bildiriyor.
Bütün dünya insanlığı için faydalı gayretlerde bulunan biri olarak, Odessa’lı Hıristiyanlara ne söylemek ve onlardan ne gibi dileklerde bulunmak istersiniz?
Fethullah Gülen: Estağfurullah, bin defa estağfurullah. Yukarıda arz etmeye çalıştığım gibi, kimseye bir şey söyleme, yol gösterme mevkiinde değilim. İnsanlık için faydalı gayretlerde bulunduğum şeklindeki sözünüzü de sadece bir dua ve sizlerin bir teveccühü, hüsnüzannı olarak kabul edebilirim. Odessalı Hıristiyanların ise elbette rehberleri, din büyükleri vardır ve onlara söylenmesi gerekeni söylemektedirler. Bir Müslüman, yani dinlerin temel birliğine inanan biri olarak, onların söylediklerinin bir Müslüman’ın söylediğinden ve söyleyeceğinden farklı olacağını düşünmüyorum. Hz. İsa gibi, bizim nazarımızda ülü’l-azm, yani tarih boyu gelmiş peygamberler arasında en büyük beş peygamberden biri olan bir zatın ardından gitmek, onu takip etmek, yapılabilecek en güzel şeylerdendir. Üçüncü sorunun cevabında arz edilmeye çalışıldığı üzere, onun mesajında öne çıkan maneviyat, ruhaniyet, haramlardan azamî kaçınma, azamî takva, zühd, anne-babaya tam iyilik, tıb, yani insanların maddî-manevî hayatlarını kurtarma ilmi ve gayreti, helâl yollardan kazanıp, kazançta haram yollara asla tevessül etmeme, insanlarla tam diyalog, hoşgörü, kavgadan-savaşlardan-çatışmalardan kaçınma, dost-düşman herkese iyilikte bulunma gibi hususlar, bugün din ve insanlığa hizmet adına en fazla öne çıkarılması gereken ve kendilerine en fazla önem atfedilmesi gereken hususlardır ki, Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Âhir Zaman’da, yani bu dönemde bir başka peygamberin değil, onun yeniden yeryüzüne geleceğini beyan buyurmuştur. Öyle ise, bu temel noktalarda sürekli diyalog ve işbirliğimiz, üzerimizde kaçınılmaz bir borç olmaktadır.(13)
 
’’Kimseye bir şey söyleme, yol gösterme mevkiinde değilim.’’ Kimseye bir şeyler söyleme yol gösterme mevkisinde değilsen Fetullah Gülen senin Hırıstiyanlarla bu kadar yakınlaşmanın amacı nedir. Onları islama davet etme görevini kendinde görmüyorsan diyolog adı altında bu kadar çalışmanın anlamı nedir. Hangi gün cıkıp onlara İsa Mesih ın oğlu değildir sadece ın kuludur. Bir beşerdir peygamberdir dedin. Dinlerin birliğine iman eden bir insan dan bunları beklemek sanırım yersiz bir düşünce olur.
Bu gün Hz İsanın peşinde giden Hırıstiyanlar Hz İsayı bir peygamber olarak görmemekteler. Onun bizzat ’ın kendisi yada ’ın oğlu olarak görmekteler. Bir peygamberi bu şekilde gören bir dine mensup olan insanları hak yolda doğru yolda olduklarını nasıl söyleye biliriz. Dinlerin birliğine iman eden bir insan hırıstiyanlık dininide tıpkı İslam gibi hak bir din olduğunu kabulenmiştir.
İslam dininin bir mensubu olduğunu söyleyen bir insan nasıl olurda Teslis inancını benimsemiş bir din mensubu olan insanlara  Hz İsanın peşinde bu şekilde yürümeye devam edin tavsiyelerini yapa bilir. Bu gün Hırıstiyanların Hz isanın peşinde bu şekilde gitmelerinden rahatsız olmayan bir insan onların Hak din üzerinde olduklarını kabul etmiştir.
NURCULARA GÖRE HIRISTİYANLARDA CENNETE GİRECEKTİR
Nurculuğun kurucusu olan Said Nursi  ahiret de Hırıstiyanların Cennete gireceklerini şu sözlerle bize açıklıyor.
On beşinden yukarı olanlar eğer masum ve mazlum ise mükafatı büyüktür, belki onu cehennem’den kurtarır. Çünkü Ahir zamanda madem fetret derecesinde din ve din-I Muhammediye (A.S.M) bir lakaydlık perdesi gelmiş ve madem ahir zamanda Hazret-I İsanın ( A.S) dini-I hakikisi hükmedecek,İslamiyetle omuz omuza gelecektir.
Elbette  şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-I İsaya mensub Hırıstiyanların mazlumları çektikleri felaketler,  onlar hakkında bir nevi Şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zaifler, müstebid büyük zalimlerin cebr ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar (14)
. Ve dinsizler tarafından öldürülen mazlum ve dindar Hıristiyanlar âhir zamanda bir nevi şehid olabilir dediğimi, baş açık namaz kılmak ve Türkçe ezan okumaya Zeylin şiddet-i hücumunu zıt göstermeleriyle iktifa etmeleri, kat’iyen onların Risale-i Nur’a karşı mağlûbiyetlerini gösteriyor kanaatini veriyor. (15)
 
fetret derecesinde din ve dîn-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lakaydlık perdesi gelmiş ve madem ahirzamanda Hazret-i Îsa’nın (a.s.) dîn-i hakîkisi hükmedecek, İslamiyetle omuz omuza gelecek; elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan Hazret-i Îsa’ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumlarının çektikleri felaket, onlar hakkında bir nevî şehadettir, denilebilir. Husûsan ihtiyarlar ve musîbetzedeler, fakir ve zaifler, müstebit büyük zalimlerin cebir ve şiddetleri altında musîbet çekiyorlar. Elbette o musîbet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalaletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber; yüz derece onlara kardır diye hakîkatten haber aldım. Cenab-ı Erhamürrahimîne hadsiz şükrettim. Ve o elîm elemden ve şefkatten tesellî buldum.
Eğer o felaketi gören zalimler ise ve beşerin perişaniyetini ihzar eden gaddarlar ve kendi menfaati için insan alemine ateş veren hodgam, alçak insî şeytanlar ise, tam müstehak ve tam adalet-i Rabbaniyedir.
Eğer o felaketi çekenler mazlumların imdadına koşanlar ve istirahat-i beşeriye için ve esasat-ı dîniyeyi ve mukaddesat-ı semaviyeyi ve hukûk-u insaniyeyi muhafaza için mücadele edenler ise; elbette o fedakarlığın manevî ve uhrevî neticesi o kadar büyüktür, o musîbeti onlar hakkında medar-ı şeref yapar, sevdirir.(16)

Görüldüğü gibi Said nursiye göre savaş da ölen mazlum Hıristiyanların Müslüman olarak öldüklerini söylemektedir. Mazlum olmaları onların şehadetlerinin delileri ola bileceklerini söylüyor. Oysa bu  görüşlerin  tek bir kaynağı yok tur. Kuranda ve hadis kitaplarında böyle olabileceğine  dahir tek bir delil  kaynak yoktur.
mazlum, zulme uğrayan insanları sırf zulme maruz kaldıkları için onları ahirete afedeceğine dahir bir bilgi bildirmiyor.
“‘Rahman çocuk edindi’ dediler. Andolsun ki, siz pek kötü cür’ette bulundunuz! Nerdeyse o (sözün dehşeti)nden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp dağılacaktı. Rahman için çocuk iddia ettiklerinden ötürü. Çocuk edinmek Rahman’a yakışmaz. Meryem, 88-92.
 
Şurası muhakkaktır ki, ‘Meryem’in oğlu Mesih, ’ın ta kendisidir’ diyenler küfre girmişlerdir. Mâide, 5/17.
“(Hristiyan) fırkalar (kimi: İsa ’ın oğludur, kimi: ile beraber bir tanrıdır, kimi: ’ı oluşturan üç esastan biridir diyerek) aralarında ihtilâf etmişlerdir. O büyük günün azabını görecek olmaları dolayısıyla vay o kâfirlerin hâline!” Meryem, 19/37
 
’ın, Meryem oğlu Mesih olduğunu söyleyenler, muhakkak küfre girmişlerdir. Hâlbuki Mesih, ‘Ey İsrailoğulları, Rabbim ve Rabbiniz olan ’a ibadet edin! Zira, her kim ’a şirk koşarsa, ona cenneti haram kılar ve varacağı yer de ateş olur. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.’ demişti. ‘ üçün üçüncüsüdür’ diyenler elbet kâfir olmuşlardır. Oysa, yalnız bir Tanrı vardır, başka Tanrı yoktur. Bu dediklerinden vazgeçmezlerse elbette onlardan inkâr edenlere acı bir azap dokunacaktır Mâide, 5/72-73.
 
“İslâm’dan başka bir din arayandan, (bu din) asla kabul edilmeyecektir. O, ahirette de hüsrana uğrayanlardan olacaktır Âl-i İmrân, 3/85.
 
Kâfir olarak ölenlerin bütün amelleri dünyada da ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateş halkıdır, orada sürekli kalacaklardır. Bakara, 2/217.
 
 
“Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?” A‘râf, 147.
Küfredenler ise, yüzükoyun düşüş onların olsun! () onların amellerini boşa çıkarmıştır. Bu, onların, ’ın indirdiklerinden hoşlanmamaları sebebiyledir. da onların amellerini heder etmiştir. Muhammed, 8-9
mazlumların küfür,şirklerini  afedecek tir kaydesi kurana dayanmamaktadır. Kafasına göre bir Din oluşturmaya çalışan Nurcular mazlum,zulme maruz kalan ehli kitapın ahrete kurtulcaklarına inanmaktalar. Bu görüş ın dinine aykırı bir görüştür.
Logged
mhmet7
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 133


E-Posta
« Yanıtla #12 : Ağustos 11, 2012, 04:46:05 ÖÖ »

FETULLAH GÜLENE GÖRE
EVLİYALARIN GEÇMİŞ VE GELEÇEĞİ GAYBI BİLMELERİ

 
Bu kitabın matbuunu bilmiyorum. El yazması birkaç kütüphanede var zannediyorum. Bunlardan biri de Edirne’de Selimiye Kütüphanesi’ndedir. eş-Şeceretü’n Nu’mâniyye gibi hemen çok eserlerinde Hazreti Muhyiddin, o gaybbîn gözüyle bazı hakikatleri keşfedebilmesi, bazı gaybî haberler verebilmesi ’ın ihsanı olan ilham esintileriyle, hâlihazırdaki durumu apaydınlık gördüğü gibi, ’ın lütfuyla, geçmişi-geleceği de önündeki kitabın sayfaları gibi görüp okuyan, açık-kapalı tevillerde bulunan bir meşrebin kutbu ve harika bir zattır. Bu arada, onun geleceğe ait hâdiselerden bahsetmesi, meselâ, falan tarihte şöyle bir şey, filan tarihte şöyle bir şey ve filan tarihte de şöyle bir şey… olacak demesi, onda, oldukça açık ve herkesten farklıdır. Vâkıa, birçok Hak dostu, ’ın emri ve izniyle, benzeri şeyler yapmışlardır ama, onun kadar açık ve ileri değillerdir.(17)
Hazreti Muhyiddin bu mevzuda ilk olmadığı gibi, sonda değildir. Ondan sonra da bir çokları aynı şekilde ve aynı istikamette bazı şeylerden haber vermişlerdir. Daha öte Ustad- Küll, Rehber-i Ekmel Efendimiz, geçmiş ve gelecekle alakalı bu türlü şeylerden haber vermektedir.
Evet o Sultanlar Sultanı, kıyamete kadar zuhur edecek hâdiseleri, âdeta bir televizyon ekranında seyrediyor gibi ümmetinin enzarına arz ve takdim buyurmuşlardır ki, bunların bir kısmı açıktır, sarihtir, tevile lüzum hâsıl olmayacak kadar vâzıhtır. Bir kısmı ise, Kur’ân’ın müteşabihatı nev’inden ancak, tevile, tefsire tâbi tutulunca hakikatlerine vâkıf olunabilmektedir. Hele bir kısmı var ki onlar sadece ehl-i tahkikin anlayabileceği mahiyettedir.(18)
 
Dünyada geleceği ve geçmisi gören bazı evliyaullahın ilk kesfi, kabir âlemine muttali
olmaktır. Ölünün mezara konulmasıyla berzah âlemi baslar. Bize göre bu bir kabir âlemidir.
Görenlerin görüsüne arz edilmis olması hasebiyle de o âleme biz misal âlemi diyoruz.
Esasen misal âlemi, esyanın ilmî vücutlarının tecelli âlemidir. Bu hayat, kudret ve kaderin
içine girince dünya hayatı gibi bir hayat oluyor. Yasandıktan sonra, plân ve program sanki
yine arsivde duruyormus gibi geliyor. Đste, evliyaullahın nazarı bunlara ulasır. Bu konuda, Sah Veliyullah Dehlevî’nin “Hüccetullahi’l-Baliğa” adlı eseri ile, Mevlânâ Siblî’nin Asr-ı Saadet serisinin 1 ve 2. cildinin Mi’rac bölümünde genis malûmat bulmak mümkündür.(19)
Evliyâullah, ilmini (cc)’a havale etmek suretiyle gelecekten haber vermislerdir. En basta Üstad-ı Küll, Kâinatın Fahri Efendimiz (sav)’in bu türden haberleri çoktur. Evet O, kıyâmete kadar zuhur edecek hâdiseleri bir televizyon ekranında seyrediyor gibi ümmetine bir bir takdim buyurmustur. Hz. Ali-Hz. Zübeyr Vak’ası (Cemel Savası), Hz.Osman’ın sehadeti ve Hz. Fatıma’nın vefatı, haber verdiği hâdiselerden sadece bir kaçıdır.(20)
Bitlisli Mustafa Müstak Dede, Divan’ında Ankara’nın bassehir olacağını 70 sene evvelinden haber vermisti. Siirinin mısra sonlarına düsürdüğü harfler,Osmanlıca olarak yan yana dizildiğinde -elif, nun, kaf, rı, he- Ankara’yı gösterdiği gibi, bu hâdisenin savaslar neticesi gerçekleseceğini ve Hacı Bayram’dan bahisle de, Ankara’nın bassehir olacağını gayet açık bir sekilde ifâde etmektedir.(21)
FETULLAH GÜLEN
GAYBI BİLE BİLCEĞİNİ İDDİA ETMESİ

 
Bir insanın gayb alemine muttali olmasının yolu, arzettiğimiz hususlar gibi seylere riayetten geçer. Günde üç öğün yemek yiyen, karnını tıka basa doyuran ve kendini gevezeliğe salıp,bilip bilmediği her seyi konusan, zikre devam etmeyen ve cemiyet hayatında, çoğunlukla kendisini ilgilendirmeyen mâlâyâniyatla mesgul olan.. çok uyuyan ve gaflette boğulan bir insanın, bana niçin gayb perdesi açılmıyor, diye itiraza hakkı yoktur. Zira o, kendini neticeye ulastıracak yolun erkanına riayet etmemektedir. Menzile varılmaması da gayet normaldir.(22)
FETULLAH GÜLEN
NE GÖRE SAF TEMİZ İNSANLAR RUHLARLA GÖRÜŞE BİLİRLER

Sıdkına, sadakatına sadık ve masduk olduğuna inandığımız Efendimizden(sav), devrimize kadar pek büyük safi kimseler, ruh u safiyeye mazhar olan kisiler Hızır (as)’la da melaike-i Kiram’la da, ruhanilerle de görüstüklerini ifade ediyorlar.(23)
 
CEVAP:
Şirk ’ın yetkilerini tan alıp,  tan başka herangi bir varlığa vermektir. ’a ortak koşmaktır. Müşrik ’ın yetkilerini tan gasp etmeye çalışan tipik bir Hırsızdır. ’ın yetkilerine göz dikip  onu kendinde gören yada tan başkasına o yetkileri  veren kişi yeryüzün de Allaha karşı zulmetmiştir. Yeryüzün deki en büyük zulüm dür, ın yetkilerini tan başkasına vermek. Hiç şüphesiz gaybı bilmek de Sadece Allaha ait bir özellik dir. tan başkası  hiç kimse gaybı bilmez.  Evliyaların geçmişi ve geleceği bilir itti asını ortaya atıp da onu  ispatlamayan her insan ’a açık bir şekilde İFTİRA ATMIŞTIR.
Bilgisizce, sırf insanları saptırmak için ’a yalan isnat eden kimseden daha zalim kim olabilir? , şüphesiz, zalim kimselere hidayet etmez  En’âm, 144.
 
’ın söylemediği bir şeyi söyledi yapar demek Allaha açıkca iftira dır.
Şimdi yüce ’ın gayb konusunda bize bildirdiği bilgileri kuranda inceleyelim.
 
“(Ey Muhammed! Onlara) De ki: “Gaybı bilmek, sadece ’a mahsustur.” (Yunus: 20)
“De ki, göklerde ve yerde, hiç kimse gaybı bilmez, onu sadece bilir.” (Neml 65)
“Bunlar gayb haberlerindendir, onları sana vahyediyoruz. Bundan önce onları ne sen bilirdin, ne de senin kavmin.” (Hud 49)
size gaybı bildirecek de değildir…” (Ali-İmran 179)
Gayb: “Ga ba” fiilinin masdarı olup “gözden ve duyulardan gizli olan, kişinin hakkında bilgisi olamayan şeye denir. “Bilinmeyen” anlamındadır. Bu sebeble duyulardan ve mahlukatın ilminden gizli olan herşey bu kelimeyle ifade edilir.
size gaybı bildirecek değildir. Yani ın bu emrine rağmen Fetullah Güllenin çıkıp da Muhyyidin Arabi nin ve onun gibi bir çok evliyanın geçmiş ve geleçeği biliyor demesi sizce Allaha atılan bir iftira değimlidir ? acıkca siz Gaybı anca ben bilirim buyuruyor Fetullah Güllen de evliyalar gaybı bilir düşüncesini ortaya atıyor. Yani ın gayb bilme yetkisini Evliya denilen insanlara veriyor.
Muhyyidin Arabi kıyamete kadar televiziyonu izler gibi geleceği gördü sözünün Kurana ters olduğunu ın ayetleriyle gösterelim.
Bir evliya yarın nolcağını bile bilirmi ?
Teâlâ şöyle buyurur:
Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak ’ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz , her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.(Lokman 34)
 
Deki Göklerde ve yerde ’tan başka kimse gaybı bilmez. Onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler. Neml 65
 
Bu ayettin tefsirinde İbni Kesir şöyle buyurmaktadır:
 
Teala Resul’ü sallallahu aleyhi ve sellem’e bütün halka öğreterek şunu demesini istiyor: Gök halkından ve yer halkından hiç kimse gaybı bilmez. tan başka. Bu gramerde istisna-i  munkatıdır yani bunu aziz ve celil olan ’tan başka kimse bilmez, demektir. Çünkü onu bilen bir tek ve ortağı olmayan ’tır.  Nitekim şöyle demiştir. ’’ Gaybin anahtarı onun yanındadır. Onları ondan başka kimse bilmez’’ Enam 59 ve şöyle demiştir. ’’ Şüphesiz kıyametin ilmi ’ın yanında dır. yağmuru indirir ve rahimlerdekini bilir. Şüphesiz hakkı ile bilendir, her şeyden haberdardır.’’ Lokman 34 Bu hususta çok ayet vardır.
 
Hazreti Aişe radıyallahu anha  dedi ki :
Kim Muhammed sallahu aleyhi ve sellem’in yarın ne olacağını bildiğini  iddia ederse, ’a büyük iftira etmiştir. Çünkü Teala ’’ De ki göklerde ve yerde ’tan başka kimse gaybi bilmez’’ demiştir. (24)
 
İbnu Ömer (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam): “Gayb’ın anahtarı beştir” dedi ve şu mealdeki ayeti okudu: “O saatin (kıyametin) ilmi şüphesiz ki ’ın nezdindedir. Yağmuru O indirir. Rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Şüphesiz ki (her şeyi) bilendir. Her şeyden haberdardır” (Lokman 34) (25)
Görüldüğü gibi kuran da açık bir şekilde yarını kimse bilemez nerde öleceğini bilemez buyururken Fetullah Güllen de evliyalar geleceği bilir diyor. Şimdi sizce Fetullah Güllenin bu düşüncesi inancı Kurana uyuyormu ? Hz Aişe Kim Resullahın yarını bilir derse ’a iftira atmıştır buyurken birininde bırak peygamberi alim olarak  vasıflandırdığı insanların gelecekde olup biten her şeyi bilir demesi ’a açıkca iftira olmaz mı ?
Fetullah Güllenin inancına göre evliyalar gaybı bilir . ’ın kitabına göre ise peygamberler dahi gaybı bilmezler.
De ki: “Ben size ’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. GAYBİ DE BİLMEM BEN. Size ben bir meleğim de demiyorum. Ben yalnızca bana vahyedilene uyuyorum.” De ki: “Körle gören eşit olur mu? Hâlâ düşünmüyor musunuz ?Enam 50
De ki: “Ben kendi nefsime, ALLAH’ın dilediğinden başka bir yarara güç yetiremem. Zarara da. Ve EĞER BEN GAYBİ BİLSEYDİM ELBETTE DAHA ÇOK HAYIR YAPARDIM. Ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, inanan bir toplum için bir uyarıcı ve müjdeciden başka bir şey değilim. Araf 188
“Ben size ’ın hazineleri yanımdadır demiyorum, GAYBIDA BİLMİYORUM. Melek olduğumu söylemiyorum ve gözlerinizin aşağılık gördüklerine, kesin olarak bir hayır vermez de demiyorum. Nefislerinde olanı daha iyi bilir. Bu durumda (bunun aksini yaparsam) gerçekten o zaman zalimlerdenim (demek)dir.” (Hud Suresi, 31)
Şimdi Evliyanın geçmişi bilir meselesini Kuran da inceleyelim. Evliyalar geçmişi bilirlermi ?
Bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem’e hangisi kefil olacak diye kura çekerlerken sen onların yanında değildin; çekiştikleri zaman da sen onların yanında değildin. Ali İmran 44
Bunlar: Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir. (Hud Suresi, 49
Biz musa’ya o emri yerine getirttiğimizde, sen batı tarafında değildin. sen tanıklardan da değildin. Kasas; 44-46
Bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf’un kardeşleri) o hileli düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin.Yusuf 102
 
açık bir  şekilde Hz Muhammed e sen geçmişi bilemesin buyuruyor.  Geçmişten bildirilen bilgilerin anca vahiyle olduğunu bildiriyor yüce . Şimdi Hz Muhammed geçmiş olayları bilmediğine göre evliya olarak ilan edilen insanlar geçmişi nasıl bile bilirler ?
Gayb tamamen Allaha mahsuz bir yetkidir. dilediği peygamberlere anca vahiy yoluyla gaybını açıklar . oda gayb olmaktan çıkar. Kim evliyalar geçmiş geleceği bilir derse ın bu yetkisini bu insanlara verdiği  için Allaha açıkça şirk koşmuştur.
Logged
mhmet7
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 133


E-Posta
« Yanıtla #13 : Ağustos 11, 2012, 04:46:53 ÖÖ »

FETULLAH GÜLEN’İN
HZ HAMZA’DAN YARDIM İSTEMESİ

Fethullah GÜLEN, Peygamberimizin amcası Hamza’nın kendine,sayılamayacak kadar çok yardım ettiğini iddia eder ve onlardan birini söyle anlatır:
 
Ankara’dan İstanbul’da geliyoruz… “Kartal civarına kadar geldik. Hava hafif hafif yağıyordu. Oralarda çukurca bir yer varmıs; tam biz oraya yaklasmıstık ki, yağmur olanca hızıyla siddetlendi. Rampanın dibine indiğimizde de bujileri su aldı ve araba stop etti. Bir iki dakika içinde su kabardı ve bizim arabayı yüzdürmeye başladı. Her geçen dakika su daha da kabarıyor ve bir afet halini alıyordu. Öyle ki kısa bir müddet sonra kalas yüklü kamyonları bile kaldırıp, sağa sola sürüklemeye basladı. Camı biraz açayım, dedim, içeriye dolan su üçümüzü de sırılsıklam ıslattı. Hemen camı kapattım. Elden bir sey gelmiyordu.Koca otobüs ve kamyonlar dahi suyun yüzünde adeta saman çöpüne dönmüslerdi. Hatta  onlardan birkaçı, sağımızdan, solumuzdan geçerken “Geçen sene burada bir sürü taksi sürüklendi gitti.” diyerek moralimizi de bozdular… Ya araba kıyıdaki bariyerlere vurur da parçalanırsa; halbuki emanet.. durmadan bunları düsünüyorum…Bir ara baktım büyük bir kalas bize doğru geliyor. Aklımdan, su kalas bizim ile sütre arasında dursa hiç olmazsa araba kıyıdaki sütrelere çarpmaz diye düsündüm ve tam o esnada arkadaslara “dua edin” dedim. Kendim de “Ya Seyyidena Hamza! Ya Seyyidena Hamza!” diyerek o yüce ruhu, imdadımıza göndersin diye Cenab-ı Hakk’a dua ettim.
Üzerimize doğru gelmekte olan kalas, yanımızdan geçerek gözden kayboldu… Ve hayrettir selin mecrası birden değisti, hızı da azaldı… Olayın sahitleri var. Bu değisikliği ve birden selin hızının azalmasını fiziki kanunlarla izah imkansız. Hiçbirimizin süphesi kalmadı ki,Cenab-ı Hakk o mukaddes ve yüce ruhu istihdam buyurdu ve yardımımıza gönderdi..(26)
 
CEVAP:
Fetullah Gülenin böyle bir anda direk tan değil de Ölmüş bir insan dan yardım istemesini nasıl kurana uygundur diye açıklaya biliriz. Yani kuran da hangi ayete başınıza bir şey geldiğinde Ölmüş evliyalardan peygamberlerden yardım isteyiniz ayetleri vardır. ’ın dinine göre ölmüş birinden yardım istemek caize şayet delili hangi ayet ? oysa kuranı incelediğimiz vakit rabbim şöyle buyurmaktadır.
’ı bırakıp da, kendisine kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kim olabilir? Oysa onlar, bunların yalvarışlarından habersizdirler.Ahkaf 5
’ı bırakıp kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremicek ölmüşlerden yardım istemeyi sapıklık olarak görmekte. Oysa sizin tan başka yalvarıp yakardıklarınız bunlardan habersizdirler buyuruyor yüce . Birilerin böyle boş iddialarına karşı rahman ayetlerde bu şekilde cevap vermekte.
De ki: “Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: -Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz.” De ki: “Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: -Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz.”Enam 64
Onların ’tan başka dua ettikleri ise, hiç bir isteklerine cevap veremezler. Böylesi, ağzına gelsin diye avuçlarını suya doğru uzatan, fakat ona bir türlü ulaşamayan kimseye benzer.” (Ra’d 114)
ı bırakıp da Hz Hamsaya  yalvarıp yakarmak  kuranın bir cok ayetine aykırı şirk bir davranıştır.

 
“De ki, ’ın dışında kuruntusunu ettiklerinizi çağırın bakalım onlar, sıkıntınızı ne gidermeye, ne de bir başka tarafa çevirmeye güç yetirebilirler.Çağırıp durdukları bu kimseler de Rablerine hangisi daha yakın diye vesile ararlar, rahmetini umar,azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı cidden korkunçtur.” (isrâ 56–57)
 
Ve ’dan başka, sana faydası da, zararı da dokunmayacak olan şeylere yalvarma! Eğer yalvarırsan, o zaman hiç şüphesiz sen zalimlerden olursun.Ve eğer , sana bir zarar dokunduracak olursa, onu O’ndan başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse, o zaman da O’nun hayrını engelleyebilecek kimse yoktur. O, lütfunu dilediği kuluna nasip eder. çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir. Yunus 106-107

İnsanın kendisini yoktan var eden büyüten öldüren yaşatan zor durumda kendisine yardım edeceği bir yaratıcısı  durken tutup ın öldürdüğü varlıklardan yada fani şeylerden bu anlamda yardım talebinde bulunması ne kadar aciz bir  durum. Bu ı hakkıyla idrak edememekten kaynaklanıyor. Yani eğer insanlar Fetullah Gülenin  burada kendilerine örnek alacak olurlarsa artık Dua edikleri zaman Allaha dua edip tan yardım isteyeceklerine Ölmüş evliyalardan istemeleri gerekir .
Eğer onlara dua ederseniz, duanızı işitmezler, işitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet gününde ise, sizin şirk koşmanızı tanımayacaklardır. (Bunu her şeyden) Haberi olan gibi sana (hiç kimse) haber vermez.   (FATIR SURESİ  14)
 
tan başka dua ettikleriniz işitmezler. İşitseler dahi size yardım edemezler. Sizin şirk koşmanızı tanımayacaklardır buyuruyor rahman kuranda. Yani Açık bir şekilde Ölmüş bir insandan yardım istemek kuranın belirtiği gibi ŞİRK DİR.
 
 
RAŞİD HALİFELERİN NURCULARI ZİYARET ETMELERİ

Konuyla alâkalı bir hatıra nakledeyim size: Kitaplar ilk defa baskıya gireceği dönemde Üstad,
sağa-sola hem de 50-100 lira gibi küçük bir para bulmak için adam gönderiyor. Tahiri Mutlu -
makamı cennet olsun- bunu duyuyor ve kosa kosa köyüne gidiyor. Köy meydanında bütün
mülkünün satılık olduğunu ilan ediyor, arazisinin bir kısmını haraç-mezad satıyor.. satıyor ve
parayı sevine sevine getirip Üstadına teslim ediyor. Sadece o mu? Elbette hayır. Hulusi
Efendi, Hüsrev Efendi, Mustafa Gül.. ve diğerleri hep aynı duygu ve düsünceyi paylasırlar.
Demek ki onlar, öyle samimi ve öyle bir safvet içinde idiler ki, bunu hayatlarının gayesi
biliyor ve o uğurda hırz-ı can ediyorlardı. Gün geliyor bu safvet, onları ilklerle bulusturuyor.
Biri, gecenin geç saatlerinde teksir makinesinin kolunu çevirirken, “Hasbî Rabbî cellallah,
mâfî kalbî ğayrullah, Nur Muhammed sallâllah” diyor. Tam o esnada birden kapı açılıyor ve
içeriye Rasid Halifeler giriyor, “Devam edin, bizler sizinle beraberiz” diyorlar.(27)
Fetullah Gülene göre 1400 sene önce ölmüş insanlar Nurcuları ziyaret etmekteler.
FETULLAH GÜLEN’E
GÖRE EVLİYALAR AYNI ANDA BİR KAÇ YERDE BULUNA BİLİRLER

Ehlullah temessül ettiği zaman, bu ikinci bedeniyle aynı anda bes on yerde görülebilir. Meselâ
onları hapishanedeyken, sabah namazında camide ve aynı zamanda Kâbe’de tavafta görebiliriz.(28)
KAYNAKLAR
1) Said Nursi, Lem’ala r, s.146
2) Said Nursi, Emirdağ Lahikası, I, 27, Mektup, 1766
3) Said Nursi, Emirdağ Lahikası, I, 1712
4) )(Emirdag Lahikası, I, s.1712; Tarihçe-i Hayat, s.434
5) (Said Nursi, Şualar, 14. Şua.212-213; Münazarat 1945)
6) (Tarihçe– Hayat , 88, Arabi Hutba–i Şamiye Eserini tercümesi / Birinci Kelime / Haşiye, İçtima–i Reçeteler II/101, Arabi Hutbe–i Şamiye Eserinin Tercümesi / Birinci Kelime/Haşiye)
7) Sohbetler 17 Nisan 2000  zaman gazetesi
Ahmed Şahin
Ayrıca bakınız http://tr.fgulen.com/content/view/2852/12/
8)http://tr.fgulen.com/content/view/12502/11/
9Hoşgörü ve Diyalog İklimi. S.241
10 Fetullah Gülen,Küresel barış doğru , Kozadan kelebeğe gazeteciler ve yazarlar vakfı yayınları sayfa 131
11 Zaman, 14 Nisan 2000)
12(10 Şubat 1998, Zaman Gazetesi)
13) http://tr.fgulen.com/content/view/16939/11
14 Said Nursi Kastamonu Lahikası sayfa 115. İhlas nur Neşriat Ankara 2006
15 Said Nursi Şualar.346 sayfa 69-70 Envar Neşriat
16 Said Nursi Tarihce-I Hayatı  sayfa 297. Envar Neşriat Tarihce-l Hayatı Dördüncü Kısım  Kastamonu Hayatı 260
17 Fetullah Güllen Asrın Getirdiği Terettütler 2 sayfa 145 Nil yayınları 2008 http://tr.fgulen.com/content/view/530/3/
18 Fetullah Güllen Asrın Getirdiği Terettütler 2 sayfa 145-146 Nil yayınları 2008 http://tr.fgulen.com/content/view/530/3/
19) Fasıldan Fasıla 2, M.Fethullah Gülen, Nil Yayınları, 1.Baskı, Ekim 1995, Sayfa 28-29
20 )  İnancın Gölgesinde 1, M.fethullah Gülen, Nil Yayınları, 8.Baskı, 1996, Sayfa 81
21 inancın Gölgesinde 1, M.fethullah Gülen, Nil Yayınları, 8.Baskı, 1996, Sayfa 83
22 Varlığın Metafizik Boyutu 1, M.F.Gülen, Feza A.S., Zaman Gzt., 1998, S: 153-4
23  Süpheler ve Çıkıs Yolları, M.A.Sahin(Fethullah Gülen), Zaman Gzt.1990, Sayfa 43
24 ) İbni Kesir Büyük Kur’an Tefsiri cilt 7 sayfa  214  Kahraman yayınları
25 Buhari, Tefsir, Lokman 2, En’am l,İstiska 29.
26 Küçük Dünyam 2, Zaman Gazetesi 28 Kasım 1996,; (30/11/2003) )
Ayrıca  bkn    http://arsiv.zaman.com.tr/1996/11/28…ndi/index.html
27  Fasıldan Fasıla 3, M.Fethullah Gülen, Nil Yayınları, 5.Baskı, 1998, Sayfa 217-218
28 )  inancın Gölgesinde 1, M.fethullah Gülen, Nil Yayınları, 8.Baskı, 1996, Sayfa 79 .
Logged
kalemşör
Ara Sıra Uğrar
*

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26


E-Posta
« Yanıtla #14 : Ağustos 11, 2012, 04:14:04 ÖS »

Ben yazılarınızıın değindi gibi itikadi bazı Problemlerin olduğunun farkındayım ve bunu belirtiyorum fakat Cübbeli ile ilgili alıntıladığınız vdeoya yönelik; cübbeli son zamanlarda bir açıklamada bulundu açıklaması şöyleydi: ''Ben o zamanlar gençtim ve o hikayenin uydurma olduğunu bilmiyordum ve niyetimde kesinlikle anlaşıldığı gibi değil; ben sadece Efendimizin (sav) Cebrailden üstün olduğunu kastetmek istedim.''

 O yüzden ben o vdeo ile hüküm verilmemesi taraftarıyım. Saygılarımla...



Dakika 01:00 den başlıyor...   
Cübbeli ahmet Hoca'dan ALparslan Kuytula Sorulan Soru Hakkında ReddiyeLQ | HQ
Logged
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: