Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Şehid Hasan El Benna ve İhvan-ı Müslimin  (Okunma Sayısı 313 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9771



WWW
« : Ağustos 15, 2009, 11:40:27 ÖS »

" gayemiz, Peygamber aleyhisselam önderimiz, Kur'an yasamız, Cihad yolumuz, yolunda ölüm en büyük hedefimiz"
Şehid Üstad Hasan El-Benna


http://www.kudusyolu.com/resim/ummet/elbenna.jpg
Şehid Hasan El Benna ve İhvan-ı Müslimin
20. Asrın Başları

Geçmişinden Koparılmış, geleceği karartılmış bir Ümmet...
Müslümanların yaşadığı toprakların tamamı kasaba kasaba, ülke ülke işgal edilmiş, insanları zincirlenmiş, serveti heder edilmiştir. Orduları dağıtılmış, medreseleri çökertilmişti. Dinini hurafeler, bidatler kuşatmış, camileri miskinler mesken edinmişti. Yönetimleri fesada uğratılmış, birliğin sembolü hilafet önce sulandırılmış, ardından da ilga edilmişti. Başsız, dağınık, umutsuz, yolsuz, susuz, yapayalnız bir Ümmet vardı ortada. Peygamberin vekili, dirliğin direği alimler kavuklarının altında kaybolmuştu. Gözleri görmez, dilleri çözülmez olmuştu. Hastası hasta, doktoru da hasta bir Ümmet.

Akıl Veren Yok, Yol gösteren yok!

Cesaret toprağa gömülmüş de üzerine dağlar yığılmıştı sanki. Kimse konuşmuyor, konuşan dinlenmiyordu. Kellesini koltuğuna alıp konuşan ya sözünü bitiremiyor ya da bir daha konuşamayacak dilsize dönüştürülüyordu. Kim kimin adamı, kim nereden geldi belli değildi.

Ne Hac Hacdı, Ne Namaz Namazdı.

Yola çıkan azdı. O azlarda kasabalarının dar coğrafyalarının sınırlarını aşamıyorlardı. İman kardeşliği ile sınırları çizilmiş koca toprağı düşleyemiyorlardı.
Aliminden cahiline herkes, kasabını bekleyen koyuna dönüştürülmüştü. Kıble namazda Kabe'yi, eylemde batıyı gösteriyordu. Kimi ecelini bekliyor kimi kestirmeden kurtaracak bir Mehdi'yi... Aç, açık ve selde saman çöpü gibi bir Ümmet.

Kurtlar Sofrasında Bir Ümmet

Fitne mi fitne, afet mi afet, Selahaddinlerin, Fatihlerin toprağı bir mezarlığa dönmüştü. Yiğitler diyarı Anadolu, farklı farklı çizmelerin çiğnediği yerdi artık. İlim diyarı Mısır yoktu. Ezher bin yıllık fenerini söndürmüş Müslümanları karanlıkta bırakmıştı. Koca bir mezarlık!

Akdeniz'in Ortasında Bir Göl Gibi Kalan Mezarlık!

Mezarlıktaki gönüllü ölüler arasında ses çıkaranlardan kimileri de başlarına gelenden dinlerini sorumlu tutuyor, neredeyse hristiyan olsak böyle olmazdı diyorlardı. Koca bir mezarlık!

Ölülerin Çukurlarını Elleriyle Kazdıkları Mezarlık!

Herkes bir kurtarıcı bekliyor; ama kimse kurtarıcı olmuyordu. Ölüm sessizliği, pasifliğin kahrı kimlikleri imha etmişti. Dert yanan çok, derman bilen yoktu. Kendisinden çok şey beklenenler bocalıyor, Ümmeti hayal kırıklığına uğratıyordu.

Her Gün Yeni Bir Facia, Yeni Bir Şok!

Ve Koca Mezarlıkta 22 Yaşında Bir Diri: Hasan El Benna

1906'ta Mısır'da doğdu.Alim bir babanın oğluydu. Genç yaşta Kur'an'ı ezberledi. Yaşından büyük düşüncelerle emsallerinin arasından ayrıldı. Lise talebesi iken ilk cemiyetini kurdu: "Haramlara Karşı Mücadele Cemiyeti". Henüz üniversite talebesi iken olaylara sessiz kalan Ulemanın tavrına tepki gösterdi. Hocalarını örgütleyip sokağa döktü.

Önce camileri dolaştı. İnsanlara, tarihi şereflerle dolu bir Ümmetin böyle olmaması gerektiğini, dinlerini yüzüstü bırakamayacaklarını anlatmaya çalıştı. Camilerde 'ın dinini anlattı. Dinletemedi. Camisinde garip bir İslam'a ağlamak yerine çareler üretti. Olmaz sanılanları olur hale getirdi.

Ne yazık ki Ümmetin fotoğrafı içler acısıydı. Bir taraftan hurafe ve bidatler diğer taraftan da bütün olup bitenlere rağmen parça parça olmuş düşünceler, ayrılıklar... Gemisini kurtaran kaptanlaşıyor. Baktı ki dediğini anlayan yok kendisine yeni bir yol belirledi. Yaşadığı yerdeki kahvehaneleri çalışma merkezi yaptı. İsmailiye'de üç kahvehaneyi kendisine merkez seçti. Her hafta üç kahvehanede sırayla dersler yaptı. Köyleri dolaştı, mescidleri gezdi. Sırtında on dört asırlık bir Ümmeti yüklenmiş olarak yola koyuldu.

Yıl: 1928 Mart Ayı:

Konuştuğu kahvehanelerde onu dinleyenlerden altı kişi bir akşam O'nun evinde toplandı. Artık, konuşmalarını dinledikleri diriden etkilenmişler, ne yapmaları gerektiğini sormaya gelmişlerdi. O akşam orada, İslam davası için yaşamaya ve ölmeye yemin ederek sözleştiler. Sermaye olarak ortaya ilk önce ruhlarını ve ailelerinin o günkü ekmek paralarını koydular.

İçlerinden biri:

"Teşkilatımızın adı ne olacak?" dedi.

Hasan El Benna:

"Biz İslam'a hizmet için yola çıkmış kardeşleriz. Adımız da İhvan-ı Müslimin(Müslüman Kardeşler) olsun." dedi

Böylece 22 yaşında Müslüman Kardeşler örgütünü kurmuş oldu.

Yedi yaren yola koyuldu. Ashab-ı Kehf mağaraya çekilmişti. Bunlar ise, mağaradan meydanlara çıktılar.

Mezarlıktaki Ölüleri Uyandırmaya Başladılar

Onlar 'a güvenip çalıştılar. sözlerine bereket verdi. Müslümanları asil kimliklerine çağırdılar. Hurafelerden arınmaya, yeniden bir İslam kardeşliği kurmaya davet ettiler.

Kısa bir zaman da 'İhvan-ı Müslimin' büyüdü. Yahudilere karşı cihadı teşfik etti. Filistin meselesini İslam'ın meselesi olarak gündeme getirdi. Filistinde savaşacak birlikler oluşturup cepheye gönderdi. Bir tanesinin başında da kendisi bulundu. Mısırı kemiren İngilizlere karşı ayaklanma başlattı. Mısır çapında okullar, camiler, fabrikalar yapılmasına vesile oldu. Medrese açtırdı. Binler, onbinler derken büyük bir kitleyi uyandırdı.enaz

Kadınların şuurlanması ile özellikle ilgilendi. Müslüman kadınlar örgütü kurdu.

ONUN EN ÇOK BİLİNEN PAROLASI: "İŞLERİMİZ VAKTİMİZDEN ÇOKTUR!"

Hiç ümitsiz olmadı. Pek nazik ve tatlı dilli oldu. Çaresizliği asla kabullenmedi. 'a itimadını sarsmadı. Olaylardan ve düşmanlardan daha büyük gördü kendisini.

Namaz vakti, en büyük iş olarak namazı gördü. Davet zamanı da daveti en büyük eylem gördü. İşleri arasında sürtüşme olmadı. Din ve dünya, iş ve ibadet, aile ve cemaat arasında mükemmel bir denge kurdu. Çevresindekilere örnek oldu. Bıkmadı, usanmadı. Azmi dağlar gibiydi.

Etrafında onun sözlerini dinleyenlere şöyle derdi:

"İşlerimiz vaktimizden çoktur!"

TAŞLARI YERİNDEN OYNATTI, OYUNU BOZULDU

1948'de Yahudilere karşı cihaddan söz edince İhvan-ı Müslümin yasa dışı ilan edildi ve kapatıldı. İngilizler onu kara listeye aldılar. Faaliyetlerine "Müslüman Gençler" adıyla devam etti. O ve beraberindekiler büyük bir sindirmeye maruz kaldılar. Sevenleri grup grup tutuklandı. Bir konuşmasında dedi ki: "Ben bu gece rüyamda Hz. Ömer'i gördüm. Bana, 'Hasan öldürüleceksin.' dedi. Ben de kalktım sabaha kadar teheccüd kıldım."

1949 yılının şubat ayında özel aracına el kondu. Ruhsatlı silahı alındı. Yanında korumalığını yapan iki öz kardeşi tutuklandı. Çevresindekiler, araçlarla bilinmeyen yerlere götürüldü. 12 Şubat günü bir koferansından çıkarken silahlı saldırıya uğradı. Olay yerinde ölmedi. Hastaneye kaldırıldı. Polis hastaneye müdahale etti, tedavi görmesini engelledi. Orada ruhunu teslim etti.

MEZARLIKTAKİ DİRİ'NİN İLGİNÇ CENAZESİ

Hasan el-Benna'nın şehadetinden sonra Kahire'de camiler kapatıldı. Erkekler tutuklandı. Sokaklarda sadece polis ve askerler kaldı. Babası doksan yaşında idi.

Cenazesi evine getirildi. Cenazesini mezarlığa götürecek erkek bulunamadığı için, kız kardeşleri ve hanımı tarafından mezarlığa götürüldü. Namazını sadece kadınlar ve babası kıldı. Mezara da onlar indirdi.

Tarihte görülüp görülmediği bilinmez bir bedel ödedi.

Ödediği bedele de değdi.

Bir ekol oldu.

Umut oldu.

Örnek oldu.

Onun ardından bütün İslam topraklarında art arda hareketler başladı.

Vücudu öldü, adı ebedileşti. ondan razı olsun. Ona rahmet etsin.

ŞEHİD İMAMIN ON ÇALIŞMA PRENSİBİ

1- Birlik en büyük hedeftir. Kalpler arasındaki bağ güçlü olsun, tek söz üzerine birleşsin.

2- 'Lailahe İllallah' diyen herkes Tevhid çatısı altında beraberimizdedir.

3- Kusuru nefsinde ara, muhalif hakkında iyi şeyler düşün.

4- Tepki verirken bile ahlakı göz ardı etme

5- Tartışma ve Kibir yok

6- Bir meselede doğru birden fazla olabilir

7- İttifak edilen şeylerde yardımlaş, farklı düşüncelere saygılı ol

8- Ortak düşmanı ön planda tut

9- İş ve üretim ufkunu aç. Her kardeş, -özel hayatındaki işlerine ilave olarak- hergün bir miktar Kur'an okumalı, yatmadan önce nefsini muhasebe etmelidir.

10- Yanlış yoldakilere üzülürüz; üzerine çullanıp teşhir etmeyiz.


"İslam; kulluk ve liderlik, din ve devlet, ruhanilik, iş ve namaz, cihad ve itaat, Mushaf ve kılıçtır. Bunlar birbirinden ayrılmaz." Şehid Üstad Hasan El-Benna


Nureddin Yıldız
Kudüs Yolu
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7671



« Yanıtla #1 : Ağustos 16, 2009, 12:04:20 ÖÖ »


 
rahmet eylesin.Bizlerede yolundan gitmeyi nasip etsin.
« Son Düzenleme: Ağustos 16, 2009, 12:05:13 ÖÖ Gönderen: Yakup » Logged

ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5661



« Yanıtla #2 : Ağustos 17, 2009, 10:59:26 ÖS »

   
Logged

RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9771



WWW
« Yanıtla #3 : Mart 15, 2010, 09:40:20 ÖS »

SUİKAST..!
Gözlerini açtığında yatağındaydı. “Subhanallah” dedi. “İnşallah hayırdır.” Aklı, gördüğü rüyadaydı. Sırrına vakıf olduğu bu rüyayı hayra yordu. Mütebessim bir çehreyle tekrar gözlerini yumarken uykuya dalıverdi birazdan.
Heybetli biri, karşısında durmuştu. Gözlerini kendisine dikmiş bakıyordu. “Bu o, evet bu o!” dedi içinden. “Ömer İbn-i Hattab!” Yanına gelen Hz. Ömer, en yüksek ses tonuyla bağırdı:

“Yakında öleceksin ey Hasan!”

Sıçradı yatağından. “Subhanallah. İkidir aynı rüyayı görüyorum…” dedi, düşüncelere daldı. “Bunlar” dedi içinden. “Gökten gelen uyarılardır. 'a kavuşmam için hazırlık yapmam isteniyor.”
Yatağından doğruldu. Pencereye yaklaşıp perdeyi aralarken zifiri bir karanlıkla yüz yüzeydi. Bir gölgenin karşıki evin köşesinden savuştuğunu fark etti. Son zamanlarda hep takip edildiğinin farkındaydı. Önemsemedi. Güzel bir abdest aldıktan sonra namaza durdu. Gece namazının lezzeti yıllar var ki damağından eksilmeyen bir lezzetti. Sabaha kadar bu lezzet ikliminde manevi bir atmosferin kollarına bıraktı kendini.

Birkaç gün sonraydı. Çevresindekiler ne kadar telaşlıysa o da, o kadar sakin ve vakurluydu. Yanında beliriveren adama baktı. Avukatı Abdulkerim Mansurdu.
-Ne oldu, dedi. Telaşlısın, hayırdır.
-Ruhsatlı silahına el koydular.
Gülümsedi. Önemli değil dercesine bir bakış fırlattı.
-Sana koruma oldular diye iki kardeşini de tutuklattılar.

Karşısında tevekkülden bir elbise giymiş gibi duran adama baktı avukat Abdulkerim. Hiçbir şey onu yıldırmıyordu.
-Felaket tellalı olmak istemem; ama bugün de eniştenin sana tahsisi ettiği özel aracına el koydular.
-Abdulkerim! Sen ne diyorsun. Kardeşlerimiz tutuklanıp Faruk’un zindanlarında işkencelere maruzken ben araba, silah, kardeş derdine mi düşeceğim.
-Suikaste uğrayabilirsin!

Dudaklarından dökülen sözcükler tevekkülünü perçinleştiriyordu:
-Ne gün gelir, ölüm dayanır kapıma/Gücü yetmez kimsenin bellidir o gün.
Kaçmak mı böyle bir günde, asla!/Kurtarmaz takdirden tedbir dediğin.
Kalabalık içinde açılan koridorda yol alırken, ardı sıra yürüyen avukat, yeni korumaya seslendi:
-Gözünü iyi aç. Ona dikkat et.
Koruması Muhammed Yusuf Leysi, zaten yerinden sıçramış, peşine düşmüştü bile.

****

Kırmızı halıların serilmiş olduğu basamaklardan çıkarken elindeki dosyaya sıkı sıkıya sarılmıştı. Toplantı salonuna vardığında kralın oturmuş olduğunu gördü. Kral Faruk, aniden ayağa kalktı. Koltuğunun etrafında dönüyor, kendi kendine mırıldanıyordu.

-Mahmud Abdulmecid!
-Emredin Efendim!
-Gizli istihbaratımızın başkanı. Anlat bakalım! Neler yaptın?
-Beş kişilik bir tim hazırladım efendim. Bu geceki konferansından sonra Kahire’nin en büyük meydanında Ramses caddesinde bu iş halledilecektir.

-Garanti istiyorum, Abdulmecid. Hazırlık değil. Biliyorsun Batılı dostlarımız bizi sıkıştırıyor.
-Bu gece iş bitecek efendim. Etrafındaki çemberi daralttık. Ruhsatlı silahını, özel aracını aldık. Koruması olan öz iki kardeşini de tutuklattık. Her ne kadar İhvan-ı Müslim’ini kapattıktan sonra Müslüman Gençler Teşkilatını kurduysa da etrafına yaptığımız birçok tutuklamayla korku saldık. Son adım için bu gece, işi bitireceğiz.

Kendi kendine sayıklar gibi konuşuyordu Kral Faruk:
-Vazgeçmiyor. Neyine güveniyor, bilmiyorum. Fakat ülkenin hemen her ilinde bir teşkilat şubesi, okullar, mescitler, hastaneler, fabrikalar, gençlik lokalleri, spor alanları açtı. Halk ona gönül verip bağlandı. Dostlarımız, gittikçe yükselen grafiğinden rahatsız oluyorlar. O da ileri gidiyor. Yetmezmiş gibi kalkıp Filistin’e mücahit yolladı. İngilizlerin Süveyş şirketi başta olmak üzere batılı dostlarımıza adeta cihat bayrağı açtı. Neymiş… Halkımız köleleşiyormuş, her türlü fesat almış başını yürüyormuş, batılılar İslamı ortadan kaldırıyormuş… Neredeyse kendini ülkenin hâkimi görecek… Abdulmecid!

-Buyrun efendim!
-Kesin sonuç istiyorum. Ne olursa olsun!
-Emredersiniz?

****

Hıncahınç dolu olan salon, tıka basaydı. Salondaki sıcaklık gönüllerden yükselen sıcaklığın fevkinde değildi. Tüm bakışlar konuşan adama kilitlenmiş, ona odaklanmıştı. Hatibin ağzından çıkan her sözcük salondaki kalabalık içinde adeta yutulurcasına kayboluyor, yüreklere nakşoluyordu.

-Kardeşlerim diyordu, hatip. İnsanlara 'ı tanıtmak, Hz. Muhammed aleyhisselatu vesselamın önderliğini tüm insanlara kabul ettirmek, bütün dünyayı da Kur’an-ı Kerim’in nuruyla aydınlatmak ancak ve ancak cihad yoluyla gerçekleşir. Başka çıkar yol yoktur. Hayat, iman ve cihaddır. Hal böyleyken biz ölümden nasıl korkarız. Ölümü hayata tercih eden kimse için ölümle hayat eşittir. Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam bize hak uğrunda ölmeyi, korkmamayı öğretmiştir.

Ey kardeşler! Öyleyse gayemiz, peygamber aleyhisselam önderimiz, Kur’an yasamız, cihad yolumuz, yolunda ölmek en büyük hedefimizdir.

Salon tekbirlerden inliyor, insanlar coştukça coşuyordu. Dinleyenler kendilerinden geçmişçesine coşku dolu, heyecan doluydular. Gözlerin bebeklerini iman iman bir sevinç dalgası sarmıştı. Bitmesi istenilmeyen konuşma nihayet bitmişti. Kürsüden inen hatibin etrafını saran yakın dostları, avukat ve korumalar rahatlamıştı. Her an bir suikast beklentisi böylesi toplantıları kaçınılmaz bir fırsat olarak telakki ediyordu.

Kalabalığı yarıp bindikleri taksiyle Müslüman Gençler Teşkilatına vardıklarında herkesteki rahatlık zirvedeydi. Koruması, avukatı ve arkadaşları hararetle konuşurlarken o, camdan Kahire meydanına bakıyordu.
Ramses caddesinin ışıkları sönüktü. Caddedeki trafik akışının olmaması dikkatini çekti. Bahçe ve parkların boş olması, ürkütücü bir sessizlik havası estiriyordu. Her yer karanlığa gömülmüştü. Ortalıkta bir şeylerin döndüğünü hissetse de düşünceleri sıralanıyordu yüreğinde: “Alah bilir nice geceleri ümmetin dertlerine çareler aramak için ne kadar düşündük. Bu hallerin tesirinden bazen ağlama durumuna gelirdik…”

-Taksi geldi. Araç hazır!
Avukatıydı. Hiç sesini çıkarmadan kapıya yöneldi. Her üçü merdivenlerden aşağıya doğru inerken çıkışa yakın telefon uğursuz uğursuz ötüyordu. Koruma Muhammed Yusuf:
-Ben bakarım, dedi. Merdivenleri tırmandı. O ve avukatı dışarı çıkıp kapıdaki taksiye bindiler. Her şey sakin ve dinginken ansızın her taraftan kurşun yağmuruna tutuldular. Birçok yönden kurşun yağıyordu. Gözleri bir araca takıldı. Birkaç kişi kaçarak uzaklaşıyordu. Yaralarının sıcaklığını henüz hissetmemişti. Çevik bir güçle taksiden indi. Suikastçilerin bindiği araca doğru koştu. 9979 nolu polis aracıydı.

Peşinden gelen koruması Leysi, onu tutup teşkilata getirirken o, o haliyle ilk yardım çağırıyordu. Birazdan gelen ambulans onu Kasru’l-ayn Hastanesine taşıdı. İlk müdahale için istekli olan doktorların yanına başhekim girince, fısıldaştılar. Kimse yaralıya müdahale etmedi. Yavaş yavaş sıvışıp kaybolan doktorlar kan kaybeden hastayı yalnız bıraktılar.

Başhekimin odasında ise telefon durmadan çalıyordu.
-Ölmedi mi hala!
-Hayır efendim. Henüz ölmedi.
-Müdahale edilmeyecek, anlaşıldı mı?
-Anlaşıldı efendim.

Hasta, yatağında durmadan kan kaybederken öteler ötesinden bir iklimin hoş kokusu burnunda tütüyordu. Şehadet kokusu… Gözleri yumulurken, çehresi mütebessimdi. Rabbine kavuşmanın sevinci simasına yansımış bir memnuniyet vardı gülüşünde. Bir yol açıldı önünde. Cennete giden, semaya açılan bir yol…

****

O gün, Amerika’ya geleli birçok tecrübe edindiğini düşündü. İslam’dan habersiz bir toplumun ne kadar zavallı ve acınacak olduğunu fark etmişti. İslam bir nimetti, bir lütuftu...
Bir farklılık hissetti bulunduğu yerde. İnsanlar neşeli, adeta bir kutlama içindeydiler. Ellerindeki gazetelere bakıyor, tebrikleşiyorlardı. Yakındaki bir büfeye yaklaştı:

-Bir gazete, dedi. Ardından ekledi.
-İnsanlar sanki bir şey kutluyorlarmış gibi sevinçliler. Neden acaba?
-Bilmiyor musun, dedi büfeci? Dün, 12 Şubat’ta Mısır’da büyük bir düşmanımız öldürüldü.
-Büyük bir düşman mı?..
Kendisi de Mısırlıydı. Seyyid Kutup Amerikaya ihtisas için gelmişti.
-Kimmiş?... dedi helecanlı bir yürekle.
Büfeci onun halet-i ruhiyesine bakmadan gevrek gevrek konuşmaya devam etti:
-Kim mi? Duymadın mı? Adı: Hasan el-Benna!

Kıtalar ötesindeki acı boğazına düğümlenirken, karanlık kalplere salınan korkunun destanını okudu batının korkak yüzünde. Gururla yürürken; izzetle, vakarla adımlıyordu caddeleri…


Anısına...
*Üstad Şehid Hasan el-Benna’nın şehadetinin 61. yıldönümü anısına…


M.Ali Gönül 
« Son Düzenleme: Mart 15, 2010, 09:43:32 ÖS Gönderen: RUMEYSA » Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
Faruk
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : Mart 16, 2010, 01:57:12 ÖÖ »

"İslam; kulluk ve liderlik, din ve devlet, ruhanilik, iş ve namaz, cihad ve itaat, Mushaf ve kılıçtır. Bunlar birbirinden ayrılmaz." Şehid Üstad Hasan El-Benna
Logged
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7671



« Yanıtla #5 : Mart 16, 2010, 04:06:41 ÖS »

Hasan El Benna hayatı
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: