46 - Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
47 - Yoksa gayb onların yanlarında da onlar mı yazıyorlar?
Bu iki ayet de aynı bağlamdadır ve hitap yine Peygamber (s)'e yönelikiir. Ayetler sorgulama üslubu ile gelmiştir:
Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır borç altında mı kalıyorlar?"
Yoksa doğru yolu bulmalarına karşılık olarak istediğin bu ağır ücret mi onları burun kıvırmaya,

'ın ayetlerini yalanlamaya sürüklüyor? Ödemek zorunda kaldıkları bu ağır bedel mi onları bu iğrenç akıbeti tercih etme durumunda bırakıyor?
Peygamber davet ve irşadına karşılık o kafirlerden herhangi bir ücret mi istiyor ve onlar bu isteği ağır bulup borç ve zarardan kurtulmak için davetten kaçıyorlar? Yoksa

'ın gaybından haberleri mi var ya da gelecekte olacak olaylar onların elinde mi ki, onlar kendileri için diledikleri şeyleri söylüyor ve sonuçla onlar akibet yönünden güven içerisinde olduklarını gösteriyorlar? Açıkça görüldüğü gibi ayetlerin üslûbu, daveti duymazlıktan gelip aldırış etmemelerinden ötürü yalanlayan/inkarcıların kınanmasını ayrıca onların uyarılmasın! konu edinmiştir. Aynı şekilde Peygamber'in, büyük görevi karşılığında herhangi bir ücret ya da karşılık talebi veya arzusu olmadığını da anlatmakladır.

'ın emrini yerine getirme görevi; insanların

'a ve güzel ahlâka yönelmeleri, dünya ve ahirette mutlu olacakları unsurları temin, onların daveti kabul etmemelerinin vahim sonuçları konusunda uyarılmalarını arzu etmek dışında: bütün Özel gayelerden sıyrılarak insanları davet etmek, olumsuzlukları kınamak ve davetle doğru ve ihlaslı olunduğunun kanıtlanması kasdı ile Peygamber'in bu durumu ilan etmekte Kur'an'da birçok kez geçmiştir. Mesela:
"De ki: "Size bir öğüt vereyim; ikişer ikişer ve teker teker

'in huzurunda durunuz sonra düşününüz! Arkadaşınızda delilikten eser yoktur. O. ancak şiddetli bir azabın önünde sizi uyaran (bir Peygamberidir."
"De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Benim ücretim yalnız Allah'a aittir. O her şeye şahittir.7'
"De ki: "Rabbim hakkı koyar, gaybleri bilendir."
"De ki: "Hak geldi, artık batıl ne birsey ortaya çıkarabilir, ne de geri getirebilir." (Sebe 34146-49)
"De ki : "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Ancak

'a yaklaşmayı (ya da aramızdaki akrabalık bağını, gözetmenizi) arzu ediyorum. Kim bir iyilik işlerse onun iyiliğini arttırırız." (Şura 42/23)
Rivayet edildiğine göre Kureyş'in ileri gelenleri birçok defa ve çeşitli şekillerde Peygamber (s)'e, hareketinden vazgeçtiği takdirde içlerindeki en zengin insan yapmak için O'na istediği her şeyi vermeyi teklif ettiler. İşte burada O'nunla müşrikler arasındaki mücadele ve çatışmanın aynı zamanda Muhammedin davetinin mahiyeti hakkında lider takımının düşüncelerinin (görüldüğü) bir tablo vardır. Öyle ki bunlar Peygamber'in bu zor görevi yerine getirmekle sorumlu olmasını ve özel bir beklenti ve çıkar olmaksızın onun yolunda azimle mücadele etmesini içlerine sindiremediler. Peygamber ise onların tekliflerine, yüz çevirerek karşılık veriyor;

'ın emri ve Kur'an'ın diliyle, kendisinin onlardan bir ücret istemediğini ve tek amacının onların hidayeti, karanlıklardan nura kavuşmaları, dünya ve ahirette mutluluklarım garanti altına almak olduğunu ilan ediyordu.
Yoksa gaybın bilgisi kendi yanlarında da onlar mı istedikleri gibi yazıyorlar?"ayeti ni biraz daha açalım
Yoksa onlar gaybın kapsamında olanlardan emindirler Dolayı siyle kendilerini bekleyen akıbet hafif mi geliyor? Yoksa gaybı ortaya çıkardılar da içindekileri yazıp öğrendiler mi? Veya gaybın içindekiler ini bizzat kendileri mi yazdılar da, bunu arzularının garantisi mi kıldılar?
Ne bu ne o! Şu halde bu tuhaf ve kuşku uyandırıcı tutumu sergilemelerinin dayanağı nedir?
Bu anlamlı ve hayret verici olduğu kadar ürpertici olan ifade ile: daha önceki ayette zikretmiştim."Bu sözü yalanlayanı bana bırak."

ile aldanmış düşmanlarının arasındaki savaş stratejisinin ve yasasının bu şekilde duyurulması ile yüce

iman ile küfür, hak ile batıl arasındaki savaşın yükümlülüğünü Hz. Peygamberden ve müminlerden alıyor. Çünkü bu çarpışma yüce

'ı ilgilendirir. Bizzat üstlendiği bu savaş onun meselesidir.
Peygamber Efendimiz ve müminlerin bu savaşta önemli ve etkin bir rol üstlendikleri görünse de mesele gerçekte de yüce

'ın vurguladığı gibidir. Çünkü Peygamber Efendimizin ve müminlerin bu savaşta üstlendikleri rol yüce

'ın müsaadesi oranında düşmanlarıyla giriştiği savaşa ilişkin planının bir parçasıdır. Onlar bu savaşta araç konumundadırlar. Dilerse yüce

kullanır bu araçları. Dilemezse kullanmaz. O, her iki durumda da etkin olarak iradesini yerine getirir. O, her iki durum dada iradesi uyarınca belirlediği yasa gereği çarpışmayı bizzat kendisi yönlendirir.
Bu ayet indiği zaman Peygamber Efendimiz henüz Mekke'deydi. Beraberindeki müminler de azınlık durumundaydı ve hiçbir şeye güçleri yetmezdi. Dolayı siyle bu ayet, zayıflara güvence verirken, maddi güç, mevki-makam, mal ve evlatla övünenlerin içine korku salıyordu. Sonra Medine'de durumlar ve konumlar değişti. O zaman yüce

Hz. Peygamberin ve müminlerin bu savaşta belirgin bir rol üstlenmelerini diledi. Fakat orada da Mekke'de zayıf durumda iken onlara söylediği sözü pekiştirdi. Onlar Bedir savaşında zafer kazanmışken şöyle buyurdu: "Siz onları öldürmediniz, fakat

öldürdü onları. Onlara doğru ok atarken aslında sen atmadın, onu

attı. Bununla

müminleri güzel bir sınavdan geçirmek istedi. Çünkü

her şeyi işitir, her şeyi bilir."(Enfal suresi 17)
Amaç bu gerçeğin, yani çarpışmanın

'a ait olduğu gerçeğini, savaşın O'nun savaşı olduğu gerçeğinin, meselenin O'nun meselesi olduğu gerçeğinin müminlerin kalplerine kök salmasıdır. Buna göre yüce

bu savaşta bir rol veriyorsa bu, onları güzel sonuçlu bir sınavdan geçirmek içindir. Bu sınav Dolayı siyle onları ödüllendirmek içindir. Fakat savaşa ilişkin belirleyici gerçek ise O'na özgüdür. Zafer gerçeği ise O'nun yazdığına bağlıdır.

bu yazdığını hem onlar hem de başkaları için uygular. Onlar savaşa giriştikleri zaman yüce

'ın kudretinin aracıları konumundadırlar. Üstelik onun elindeki tek araç ta kendileri değildir.
Bu, son derece açık ve anlaşılır bir gerçektir. Her konuda, her durumda ve her konumda Kur'an ayetlerinin satır aralarından bu gerçeği görmek her zaman için mümkündür. Aynı zamanda bu gerçek, yüce

'ın kudretine ve takdirine, evrensel yasasına ve serbest iradesine, ayrıca

'ın takdirinin gerçekleşmesine aracı olan insanların gücünün gerçek mahiyetine ilişkin imani düşünce ile de uyuşmaktadır. Evet insanların sahip bulundukları güç, bir araçtır. Başka da bir şey değildir.
Bu gerçek, ister maddi güçlere sahip olsun, ister bunlardan yoksun bulunsun her iki durumda da müminin kalbine güven duygusunu aşılar. Ancak müminin kalbini

için her türlü olumsuz duygudan arındırması gerekir. Cihad amacı ile hareket ederken sadece

'a güvenip dayanması gerekir. Çünkü iman-küfür, hak-batıl savaşında kendisine zafer kazandıran kendi gücü değildir. Onun için zaferi garantileyen sadece ulu

'tır. Maddi güçlerden yoksun bulunması, zayıf olması yenilmesine neden olmaz. Çünkü arkasında

'ın gücü vardır. işte onun adına savaşı üstlenen ve sonuçta kendisi için zaferi garantileyen bu güçtür. Ne var ki yüce

zaman tanır, meseleleri peyderpey sonuçlandırır. işleri serbest iradesi, hikmeti, adalet ve rahmeti uyarınca zamanı gelince çözüme bağlar.
Karşısına dikilen mümin ister zayıf olsun, ister güçlü olsun her iki durumda da bu gerçek

'ın düşmanının kalbine korku salar. Çünkü kendisi ile çarpışan bu mümin değildir. Sınırsız gücü ile, karşı konulmaz, ezici yüceliği ile savaşı üstlenen ulu

'tır kendisi ile çarpışan Peygamberine: "Bu sözü yalanlayanı bana bırak." benimle şu bedbaht sapığın arasından çekil diyen yüce

' tır kendisi ile vuruşan. Yüce

ona süre tanır ve O'nu aşamalı olarak akıbetine doğru sürükler. Bu esnada O, maddi gücün ve hazırlığın doruklarında bile olsa ürkütücü, dehşet verici, korkunç bir tuzağa yakalanmıştır bile. Aslında onun sahip bulunduğu maddi gücün kendisi tuzaktır. Elindeki maddi hazırlık onun için bir kapan işlevini görür. "Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır." Fakat bu ne zaman gerçekleşir? işte bu yüce

'ın sonsuz bilgisinin kapsamında gizlidir. Kim yüce

'ın bilgisinin kapsamındaki gayptan ve O'nun tuzağından emin olabilir ki? Doğru yoldan ayrılmış sapık milletlerden başkası

'ın tuzağından emin olabilir mi?
allaha emanet olun