Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: tebbet suresi  (Okunma Sayısı 232 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
iktibas
özel üye
Sağlam Forumcu
***

Karma: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 390



« : Aralık 18, 2008, 08:16:49 ÖS »

kuranda tekfir edilen sadece iki kişi vardır. bu insanlarda ebulehep ve karısıdır. bu sureyi doğru okumamız lazım. tekfir hastalığnı alışkanlık haline getirenler  kuranın öğütleri ve mesajları kulağına kupe olsun.
konumuz tebbet suresidir. burda hayrı engelleyen iki kişi mevzuuu bahistir.küfrün değişik
bir versiyonu anlatılması amaçlanmıştır.her dönemde bu rahatsızlıkları insanoğlu görmüştür ve gorecektir.

1- Ebu Leheb'in iki eli kurusun, kurudu da!
2- Malı ve kazandığı kendisine fayda vermedi.
3- Alevli ateşte yanacaktır.
4- Karısı da odun hamalı olarak.
5- Boynunda sağlam hurma lifinden örülmüş bir ip bulunacaktır

Sûrenin ayetlerinde Ebû Lehceb'e helak ve mahvolması için beddua edilmiş, mallan ve sahip olduğu diğer varlıkların kedisini kurtaramayacağı kendisinin büyük bir ateşe yaslanacağı, karısının da boynuna urgan bağlanacak bir odun taşıyıcısı olacağı anlatıl¬mıştır.
Rivayetlerin müşterek olarak belirttiğine göre; buradaki Ebû Leheb, Peygamber (s)'in amcası olan Abdu'l-Uzzâ'dir, O'nun karısı ise Ebû Süfyan'ın kızkardcsi Ümmü Cemil'dir. "Ebû Lcheb" ismi yerme ve tahkir etme amacıyla Kur'an'ın verdiği bir lâkap¬tır ve sonra O'nun özel adı olmuştur.
Peygamberin "Şuara" sûresinde geçen "yakın akrabalarını uyar ' ayelerdeki Kur'an'in emrini yerine getirmek için yakınlarını çağırıp topluca onları (İslama davet edip) uyardığı zaman; Ebû Leheb'in; "(Kahrolası) bunun için mi bizi çağırdın!" deme¬sinden ötürü, sûrenin nazil oluduğunu anlatan bir rivayeti müfessirler nakletmektedirler. Bu rivayete göre Peygamber (s) onlara: ''Şu vadide size baskın yapacak bir atlı düşman bölüğünün olduğunu haber versem ne dersiniz; bana inanır misiniz dedi. Onlar: 'senden doğrudan başka bir şey duymadık' dediler. Peygamber onlara: "Öyleyse ben  Önünüzdeki şiddetli azap konusunda uyarıyorum' dedi. Ebû Lcheb: "Kahrolası. Bunun için mî bizi topladın' dedi ve bu sûre nazil oldu. Başka bir rivayette geçtiğine göre Ebû Leheb, Peygamber (s)'e 'Müslüman olursam bana ne var?' diye sormuş; o da, diğer müslümanlara ne varsa sana da o var' diye cevaplamış; bundan sonra Ebû Leheb. 'be¬nimle başkalarını eşil tutan şu dine yuh olsun' demiştir
Biz rivayet edilen bu sebeb-i nüzule ve sûrenin ondan dolayı inmiş olmasına kuşku ile bakıyoruz. Zira Şuara süresindeki ayetin siyakı, onun ilk dönemlerde indiğini göster¬memektedir. Rivayetler. Şuara sûresinin zikredilen ayetine binaen Peygamberin akra¬basını çağırmasının, davetin başlangıcından birkaç sene sonra olduğunu bclirtmektedir.
Aynı zamanda (başka) rivayetler de. Mesed sûresinin çok erken dönemde indiğini zikretmektedir ki zaten (nüzul sırasına göre) 6. sûre olarak tertip edilmiştir. Ebû Le¬heb'in saldırıdaki ortaklığı da bizim kuşkumuzu kuvvetlendirmektedir.
Rivayetlerin belirttiğine göre; Peygamber'İn kızlarından biri Ebû Leheb'in evine  komşu idi. Kuvvetle muhtemeldir ki, Peygamber (s) ilkin amcası ile ilişki kurmuş ve O'nu davet etmiştir. Öyle ya, bu adam O'nun amcası, kapı komşusu ve akrabası idi ve O'nun evine sık sık gidip geliyordu, Peygamber'İn diğer insanlardan (ince meseleyi O'na açması, mesajını insanlardan önce O'na iletmesi ve (amcasından) kendisini tasdik edip desteklemesini talep etmesi makul bir durumdu. Belki de O. lanı bir güvenle gii/e! bir şekilde karşılanacağına ve kabul edileceğine inanıyor, amcası; la güçlü destek ve gü¬venli dayanak bulduğunu kabul ediyordu. Çok geçmeden haya! kırıklığına uğradı,  çok daha kötü bir biçimde karşılandı ve amcası ile amcasının karısı işkence, inal. engel¬leme ve boy kot  yönünden kendisine en şiddetli tavrı  sergilediler. O derecede ki. ri¬vayete göre Ebû Lcheb, Peygamber (s)'in arkasında dolaşır: nerede O'nun konuşiuğu bir adanı görse O'na gider ve "Ben O'nun amcasıyım, O'na inanına çünkü o aklını kay¬betmiş biridir" derdi. Bunun karısı ise Peygamber'İn evinin önüne pislikler atar ve O'nun hakkında kötü haberler yayardı. Bu karı-koca ikili, iki oğluna da Peygamber'İn kızlarını boşamaları hususuda baskı yaptılar. Açıkça görüleceği üzere Ebû Leheb'in Peygamber'İn amcası oluşu. Peygamber ve diğerlerinin psikolojisinde bu olumsuz tav¬rın etkisinin şiddetini arttırıcı bir durumdu. Ebû Leheb'in karısının "Hammâlete'l-Hatab" (odun taşıyıcısı) olarak nitelendirilmesi O'nun Peygamber'e yönelik olumsuz tulumda cok fazla etkisi olduğunu göstermektedir. Belki de bu kadın kocasını destekler ve başbaşa kaldıklarında kocasını provoke ederdi. Bunun nedeni Ebû Leheb'le Peygam¬ber arasında Peygamber'in çevresinde derin kökleri oian akrabalık bağının olmasıydı. Ümmü Cemil'in, Ebû Leheb'e etkisi bu amcanın akrabalıktan dolayı Peygambcr'i hima¬ye eden, ona yardım eden diğer amcalardan ve aile fertlerinden farklı olmasında çok güçlü bir unsur olmuştur. Bununla birlikte bu akrabaların çoğu Mekke döneminde İs¬lam'ı kabulden uzak durmuşlardır.
Ümmü Cemil'in Ebû Süfyan'in kız kardeşi olduğu rivayeti doğru ise -ki bunu olum-suzlayacak birşey de yoktur- bu kadının Kureyş'in tanınmış liderlerinden ve şan şöhret sahibi olan, Mekke'de ailesinin Önemli bir yeri bulunan (kardeşinin) tavır/tutumundan etkilenmiş olması uzak bir ihtimal değildir. Öyle ki bu adam ve ailesi yaklaşık 20 yıl boyunca yani hicri 8. yılda Mekke'nin fethine dek Peygamber (s)'e şiddetle düşmanlık¬larını sürdürmüşlerdi. Liderleri Ebû Süfyan hicret yurdu Medine'yi iki kez kuşatma altı¬na alan orduları komuta etmiştir.
Mekke'de Önemli yeri ve ağırlığı olan Emevî ailesi ile Peygamber'in daveti ve hare¬keti ile daha etkili ve ebedi hale gelen Hâşimî ailesi arasındaki sülale kavgası Pcygam-ber'e düşmanca tavır sergileyen Ebû Süfyân ile onun kız kardeşi aynı zamanda Ebû Le-heb'in eşi de olan kızkardeşinin Peygamber'e karşı sürdürdükleri düşmanca tavırlardan kaynaklanmış ve kuvvetlenmiş olabilir.
Ebû Leheb ve karısı Kur'an'ın açıkça ismini belirterek beddua ettiği ve sonsuza dek bu ebedi laneti onlar hakkında kaydettiği yegane iki kişidir. Şüphesiz bu durum onların tavırlarının Peygamber'in psikolojisi ve davetin seyrinde, bilhassa ilk başlangıcında ne denli şiddetli olduğunu göstermektedir. Bu yüzden bu ikisi sözkonusu özelliği haketmiş oldular. Biz bu açıklama ve görüşlerin konunun hakikatine uygun olmasını umuyoruz. Çünkü bunlar ayetlerin ruhu ve içerikleri, Ebû Leheb'in karısının (tehdide) ortak edil¬mesi ve sûrenin iik dönemlerde indiği rivayeti ile uygunluk arzetmektedir.
Logged
iktibas
özel üye
Sağlam Forumcu
***

Karma: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 390



« Yanıtla #1 : Aralık 18, 2008, 08:22:12 ÖS »

bu sure hakkında yapılan tefsirleri iki zatın gorüşlerini almaya uygun buldum. bizlerin ufku açılsın daha geniş pencereden bakalım inş.
Ayette geçen "tebab" kavramı helak, yıkılış ve kopmak anlamına gelir. Ayet-i kerimedeki birinci "tebbet" bedduadır. ikinci "tebbe" kelimesi ise bu bedduanın gerçekleştiğini ifade etmek içindir. Surenin girişindeki kısa bir ayet hem bedduayı hem de onun gerçekleştiğini ifade etmektedir. Böylece savaş sona ermekte ve perde kapanmaktadır.

Giriş ayetinden sonra gelen kısım ise meydana geleni tasvir edip anlatmaktadır.

"Malı ve kazandığı kendisine fayda vermedi."

Elleri kurudu ve helak oldu. Kendisi kurudu ve helak oldu. Fakat buna rağmen ne malı ne de çabası kendisine bir fayda sağlamadı. Helakını ve yıkılışını başından savamadı."

Bu onun dünyadaki hali idi. Ahirete gelince o:

"Alevli ateşte yanacaktır." Burada ateşin alevli olarak ifade edilişi, ateşin durumunu tasvir edip canlandırmaktadır. Onun alev alev yanışı ve yükselişini çağrıştırmaktadır.

"Karısı da odun hamalı olarak" Bu ateşe onunla birlikte karısı da girecek-tir. Odun taşıdığı halde.

"Boynunda sağlam hurma lifinden örülmüş bir ip bulunacaktır." Bu iple o ateşte bağlanacaktır veya bu ip kendisinin odun taşıdığı iptir. Ayetin gerçek manası verilip bunun diken olduğu söylenirse, bu ip de onun odun taşıdığı ip olur. Yahut mecazi mana verilir, bu durumda odun taşımaktan amaç kötülüğü taşımak, eziyet ve fenalık uğrunda çaba sarf etmek olur.

Surenin ifade üslubunda derin bir ahenk bulunmaktadır. Atmosferine ve konusuna da uygun bir ahenk. Bu konuyu biraz açmak için "Kuran'da Kıyamet Sahneleri" adlı eserimizden birkaç satır aktarıyoruz. Böylece bu surenin bizzat Ümmü Cemil'in üzerinde nasıl bir şok tesiri yaptığını ve onu nasıl şaşkına çevirdiğini görmek istiyoruz:

"Ebu Leheb, alevli bir ateşe atılacaktır. Odun hamalı olan karısı da hurma lifinden örülü bir iple oraya atılacaktır."

Hem sözcükler arasında hem de tabloda bir ahenk var. Buradaki cehennem alevli bir ateştir. Ateşin babası Ebu Leheb ona yuvarlanmaktadır. Odun taşıyarak, Muhammed'in yoluna diken atan ve böylece O'na eziyet etmeye çalışan karısı da (ifadenin gerçek ya da mecazi anlamı ile). Odun kendisi ile alevin meydana geldiği nesnedir. Kadın odunları bir iple deste yapmaktadır. Orada alev alev yanan liften dokunmuş bir iple boynundan bağlanmasıdır. Herkes yaptığının karşılığını görsün ve tablonun yalın içeriği tamamlansın diye. Odun ve ip, ateş ve alevin babası olan Ebu Leheb'in ve onun taşıyıcısı olan karısının oraya yuvarlanışı!

Burada kelimelerin tonunda ve vurgusunda da başka bir ahenk görülmektedir. Sözcüklerden elde edilen sesle odun yüklerinin sıkılması ve boynun liften bir iple çekilmesinden çıkan ses arasında bir uyum vardır. Burada odun demetlerini bağlamaya benzeyen bir sertlik bir sıkma görülmektedir. Aynı şey boyna ipin takılıp çekilmesi için de söylenebilir. Ayrıca surenin tümüne yayılmış olan boğma ve tehdid atmosferi ile de uyum sağlamaktadır.

Böylece konuyu anlatan kelimelere yayılmış musiki, olayın tasviri ile ilgili tablolar bütün parçaları ile ve bölümleri ile bir uyum içine girmektedir. Sözler arasındaki cinaslı uyumda, ifade tarzında, her şeyi dengiyle eşleştirme sanatında bu uyum gözükmektedir. Surenin atmosferi ve nüzul sebepleri ile de bir ahenk içine girmektedir. İşte bütün bu sanatkar Kur'an'ın beş kısa bölümden oluşan en kısa surelerinin birinde ifadesini bulmaktadır.

İfadedeki bu güçlü ahenk nedeni ile Ümmü Cemil Hz. Peygamberin kendisini bir şiirle hicvettiğini zannetmiştir. Özellikle bu sure yayılıp içindeki tehdidi yergiyi ve özellikle Ümmü Cemil'i aşağılayıcı tasvir edişiyle bu zan daha da kuvvetlenmiştir. Bu tasvir kendini beğenen, soyluluğu ve zenginliği ile övünen bir kadını aşağılayıcı bir şekilde ortaya koymakta ve onun şu tablosunu çizmektedir: "Boynunda hurma lifinden örülmüş bir ip bulunacaktır." Hem de araplar-da yayılan bu güçlü üslub ile.

İbni İshak der ki: Bana nakledildi ki: "Odun taşıyıcısı olan Ümmü Cemil kendisi ve kocası hakkında Kur'an'ın inen ayetlerini duyduğunda Hz. Peygambere geldi. Bu sırada Peygamber Mescid-i Haram'da Kabe'nin yanında Ebu Bekir ile oturuyordu. Elinde avucunu dolduran koca bir taş bulunan Ümmü Cemil Peygambere ve Ebu Bekir'e yaklaştığında yüce onun Peygamberi görmesi engelledi. Sadece Ebu Bekir'i görüyordu. `Ey Ebu Bekir arkadaşın nerde? Onun beni hicvettiğini duydum. 'a andolsun ki: Eğer O'nu görürsem bu taşı O'nun ağzı üzerine indiririm. 'a yemin ederim ki ben de şairim!' deyip sonra şu beytini okudu:

Karalayan birine baş kaldırdık. Kaçtık O'nun emirlerinden.

Sonra dönüp gitti. Ebu Bekir: "Ey 'ın Rasulü O seni görmedi mi?" diye sordu. Peygamber: `Beni görmedi. beni onun gözünden sakladı.' karşılığını verdi."

Hafız Ebu Bekir Bezzar -isnadı ile- ibni Abbas'tan şöyle bir rivayet aktarıyor: "Ebu Leheb'in elleri kurusun, kurudu da." suresi indiğinde Ebu Leheb'in karısı geldi. Hz. Peygamber Ebu Bekir'le birlikte oturuyordu. Ebu Bekir O'na dedi ki; `bir kenara çekilsen de seni bir şeyle rahatsız etmese' dedi. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: `Onunla arama perde gerilecektir.' Kadın geldi. Ebu Bekir'i gördü. `Ey Ebu Bekir! Arkadaşın bizi hicvetmiş' dedi. Ebu Bekir: `Bu binanın Rabbine andolsun ki hayır. O şiir söylemez ve böyle şeyleri ağzına almaz' dedi. Kadın, `Şüphesiz sen doğru söylüyorsun' dedi. Kadın gittiğinde Hz. Ebu Bekir: `Seni görmedi mi?' diye Hz. Peygambere sordu. Hz. Peygamber, `Hayır, bir melek o gidinceye kadar beni ondan sakladı' buyurdu."

İşte kadın şiir zannettiği bu sözün etkisi ile bu kadar öfkelenmiş ve tıkanmıştı. (O sırada hiciv ancak şiirle yapılıyordu.) Ebu Bekir doğru olarak böyle bir şeyin olmadığını ifade etmişti Ona! Fakat surenin ayetlerinde hakim olan hafife alma, bir duyguyu harekete geçiren aşağılayıcı tablo ebedi kitaba kaydedilmişti. Artık varlığın sayfalarına da geçilmişti. Bütün bu varlık artık Ebu Leheb ve karısına 'ın ve Peygamberinin davasına karşı kurdukları tuzak yüzünden 'ın gazabını ve onlarla savayı dile getiriyordu. 'ın davasına karşı tuzak kuranların dünyadaki cezası yıkım ve helak, aşağılanma ve alaya alınma, ahrette ise ateşti. Bu tam onların yaptıklarına uygun bir cezaydı. Bunlara ilave olarak hem dünya hem de ahirette zillete işaret eden ipin verdiği eziyet vardır.

seyyid kutub

Logged
iktibas
özel üye
Sağlam Forumcu
***

Karma: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 390



« Yanıtla #2 : Aralık 18, 2008, 08:29:13 ÖS »

Birinci ayetteki "Leheb" kelimesi sureye isim olmuştur.
Nüzul Zamanı: Bu surenin Mekkî olduğu konusu, müfessirler arasında ihtilaflıdır. Aynı zamanda, surenin tam nüzul zamanının, Mekke döneminin hangi kesiminde olduğunu tayin etmek de oldukça güçtür. Fakat surenin Ebu Leheb'i zikretmesinden, bu kişinin Rasulullah'a karşı davranışının, sınırı aştığı bir dönemde nazil olduğu çıkarılabilir. Bu şahıs o dönemde İslam'a karşı önemli bir engel durumundaydı. İhtimaldir ki bu sure, Kureyş'in diğer kabilelerinin Rasulullah'a ve O'nun kabilesine karşı boykot ilan edip, onları mahsur bıraktıkları, ancak yalnız Ebu Leheb'in, boykot altındaki kabilesini terkederek düşmanların safında yer aldığı zaman nazil olmuştur. Benim bu çıkarımım şuna dayanır: Ebu Leheb Rasulullah'ın amcasıydı. Bu nedenle, Ebu Leheb sınırı aşmadıkça yeğeninin ağzından kötü söz çıkması münasip olmazdı. İslam'a muhalefetin başlangıcında bu sure nazil olsaydı, Kureyş'in ahlâkî anlayışına göre bir yeğenin amcasını kötülemesi ayıp sayılacaktı. Onun için sure, Ebu Leheb sınırı aştığı zaman nazil oldu.
Tarihî arkaplan: Kur'an-ı Kerim'in sadece bir yerinde, bir İslam düşmanı ismi anılarak lanetlenmiştir. Oysa hem Mekke'de, hem de hicretten sonra Medine'de bazı kişiler İslam ve Rasulullah'a düşmanlıkta Ebu Leheb'ten de ileri gitmişlerdi. Burada bu şahsın isim anılarak lanetlenmesinin, hangi özelliğinden dolayı olduğu sorulabilir. Bunu anlamak için, o dönemin Arap toplumuna ve o toplumda Ebu Leheb'in rolüne bakmak gerekir.
Arabistan'ın eski dönemlerinde her tarafta anarşi ve kanunsuzluk yaygındı. Asırlarca süren bu hal içinde bir kişinin mal, can, şeref güvenliği için aile, kan ve kabile bağından başka bir güvencesi yoktu. Onun için o dönemdeki Arap toplumunda akrabalara iyi davranmak temel ahlâkî unsurlardandı ve buna çok önem veriliyordu. Sı-la-i rahimi kesmek büyük bir ayıp sayılıyordu. Bu nedenle, Rasulullah İslamî davete başlayıp, Kureyş'in diğer kabileleri ve reisleri de O'na karşı çıktıklarında, Haşim oğulları ve Muttalib oğulları Rasulullah'a karşı çıkmamışlar, üstelik açıkça himaye etmişlerdi. Halbuki birçoğu Rasulullah'ın nübüvvetine inanmıyordu. Diğer kabileler, Haşim ve Muttalib oğullarını hiçbir zaman atalarının dininden dönmekle suçlamamışlardı. Çünkü onların, kabilelerinden bir kişiyi düşmana teslim etmeyecekleri biliniyor ve kabul ediliyordu. Kabileden birisini himaye etmek, Kureyş'e göre doğal bir durumdu.
Cahiliye dönemi Araplarının bile vacibu'l ihtiram kabul ettikleri bu ahlâkî anlayışa sadece Rasulullah'ın, babası Abdullah ile aynı babadan olan amcası Ebu Leheb karşı çıkmıştı. Oysa Araplarda amca, baba yerine sayılıyordu. Yeğenin babası ölmüşse, amcanın, yeğenine kendi çocuğu gibi bakması beklenirdi. Ama bu şahıs İslam'a buğzu ve küfre de muhabbeti nedeniyle bu Arap geleneğini çiğnemişti.
Muhaddisler pek çok senet ile, İbn Abbas'tan şu rivayeti nakletmişlerdir: Rasulullah'a, daveti genel olarak yayma emri verildiği ve Kur'an'dan, "önce yakın akrabalarını uyar" ayeti nazil olduğu zaman Rasulullah safa tepesine çıkarak: "Ey Sabaha! (sabahın afeti) " diye bağırdı. Araplarda bu çağrı, tam sabaha karşı düşmanın bir kabileye hücum etmek için geldiği görüldüğü zaman yapılırdı. Çevrede, "bu ses kimindir?" diye sorulduğunda, "Muhammed'in (s.a) sesi" cevabı verildi. Bunu duyan Kureyş'in bütün kabileleri koşarak geldiler. Gelemeyenler, kendi yerlerine bir temsilci gönderdiler. Herkes toplandığında Rasulullah her bir kabileyi ismi ile çağırarak 'ey benî Haşim, ey beni Muttalib, ey benî Fahr v.s. Dağın arkasında bir ordu size hücum edecek desem inanır mısınız?" dedi. Oradakiler "evet, çünkü biz senden hiç yalan söz işitmedik" dediler. Bunun üzerine Rasulullah: "Ben sizi ilerideki büyük azap ile uyarıyorum" dedi. Herkesten önce Ebu Leheb "Tebbe leke, hel li hâzâ cema'te nâ? (kahrolası, bunun için mi bizi topladın?) dedi. Bir rivayet de şöyledir: Ebu Leheb, Rasulullah'a atmak için taş aldı. (Müsned-i Ahmed, Buharî, Tirmizî, İbn Cerir, Müslim v.s.) .
İbn Zeyd'den şöyle rivayet edilmiştir: Ebu Leheb bir gün Rasulullah'a, "Eğer dinini kabul edersem benim için ne var?" diye sordu. Rasulullah: "Diğer iman edenlere ne varsa senin için de o var" buyurdu. Ebu Leheb: "Benim için bir ayrıcalık yok mu?" dedi. Rasulullah, "Başka ne istiyorsun?" buyurdu. Ebu Leheb şöyle karşılık verdi: "Kahrolası din, beni başkaları ile eşit kılıyor." (İbn Cerir)
Ebu Leheb Mekke'de Rasulullah'ın kapı komşusuydu. İki ev arasında sadece bir duvar vardı. Ayrıca Hâkim b. As (Mervan'ın babası) , Utbe b. Ebu Muayt, Adiyy b. Hamra ve İbnü'l Asdâu'l Hazelî de Rasulullah'a komşu idiler. Bunlar Rasulullah'ı evinde de rahat bırakmıyorlardı. Rasulullah namaz kılarken, üzerine keçinin işkembesini atıyorlardı. Bazen de Rasulullah'ın evinde pişen yemeğe pislik bulaştırıyorlardı. Rasulullah ise dışarı çıkıp onlara, "ey Benî Abdumenaf, bu ne biçim komşuluk" dedi. Ebu Leheb'in karısı Ümmü Cemil de (Ebu Süfyan'ın kız kardeşi) her gece, Rasulullah sabah erken dışarı çıkarken ayaklarına batsın diye Rasulullah'ın kapısının önüne dikenler koyardı. (Beyhakî, İbn Ebi Hatim, İbn Cerir, İbn Asakir, İbn Hişam) .
Nübüvvetten önce Rasulullah'ın iki kızı, Ebu Leheb'in iki oğlu olan Utbe ve Uteybe ile evliydi. Rasulullah İslamî davete başladığında Ebu Leheb, oğullarına, "Muhammed'in kızlarını boşamadıkça sizlerle görüşmem haram olsun" dedi. Bunun üzerine oğulları Rasulullah'ın kızlarını boşadılar. Ama Uteybe bununla da kalmayarak cahiliyette o kadar ileri gitti ki, bir gün Rasulullah'ın karşısına çıkarak, "Ben, en-necmu îzâ heva'yı ve ellezî denâ fe tedella'yı inkâr ediyorum" dedi. Böyle söyledikten sonra Rasulullah'ın tarafına tükürdü. Ama bu, Rasulullah'a isabet etmedi. Rasulullah şöyle dedi: "'ım buna köpeklerinden bir köpeği musallat et". Daha sonra Uteybe babası ile Şam seferine gitti. Sefer sırasında kafile gece bir yerde kamp kurdu. Oradaki yerliler onlara, geceleri vahşi hayvanların geldiğini söylediler. Ebu Leheb arkadaşlarına, "Ey ehli Kureyş, oğlumu korumak için bir tedbir alın. Çünkü Muhammed ona beddua etti" dedi. Bunun üzerine kafiledekiler develerini Uteybe'nin çevresine çöktürerek uyudular. Gece bir aslan gelerek develerin arasından geçti ve Uteybe'yi parçalayarak yedi. (el-İstiab İbn Abdilberr, el-İsabe İbn hacer, Delailu'l Nübüvve Naim el-İsfahanî, Ravzu'l anf Süheylî) rivayetlerde ihtilaf vardır. Bazılarına göre bu olay nübüvvetten hemen sonra vuku bulmuş, bazılarına göre de Leheb suresinin nüzulünden sonra meydana gelmiştir. Ölen kişinin Utbe mi, Uteybe mi olduğunda ihtilaf vardır. Ancak Utbe'nin, Mekke fethinden sonra İslam'ı kabul edip Rasulullah'a biat ettiği sabittir. Öyleyse ölen kişi Uteybe idi.
Ebu Leheb'in kötülüğü o kadar ileriydi ki, Rasulullah'ın oğlu Kasım'dan sonra Abdullah da vefat ettiğinde, yeğenini teselli edeceği yerde bayram yapmıştı. Koşarak Kureyş reislerinin yanına gitmiş ve onlara Hz. Muhammed'in (s.a) köksüz kaldığını müjdelemiş(!) ti. Bu davranışı Kevser suresinde zikretmiştik.
Rasulullah İslamî davet için nereye gitse Ebu Leheb de peşinden gider ve oradakileri, Rasulullah'ın anlattıklarına kulak vermemeleri için uyarırdı. Rubeyye b. Abâde'd Deylî şöyle beyan eder: Ben gençtim. Babamla beraber Zu'l Mecaz pazarına gittim. Orada Rasulullah'ı, "Ey insanlar! 'tan başka mabud yoktur deyin, kurtulun" derken gördüm. O'nun arkasında bir şahıs da: "Bu yalancıdır. Atalarının dininden dönmüştür" diyordu. Bu şahsın kim olduğunu sordum. Bana, amcası Ebu Leheb olduğu söylendi. (Müsned-i Ahmed, Beyhakî) . İkinci rivayet yine Rubeyye'den ve şöyledir: Ben Rasulullah'ı, her kabilenin kaldığı yere giderek, "Ey beni filan! Ben size 'ın Rasulü olarak gönderildim. Yalnız 'a ibadet etmenizi ve O'na ortak koşmamanızı tavsiye ediyorum. Siz de beni tasdik edin ve bana yardım edin. Sayenizde 'ın beni görevlendirdiği bu işi tamamlıyayım" derken gördüm. O'nun arkasından da başka bir şahıs gelir ve: "Ey benî filan! Bu kişi sizi Lat ve Uzza'dan döndürerek, getirdiği bid'at ve sapıklığa sürüklemek istiyor. Dediklerine kesinlikle kulak vermeyin, onu kabul etmeyin" diyordu. Ben babama bu şahsın kim olduğunu sordum. Babam: "O'nun amcası Ebu Leheb" dedi. (Müsned-i Ahmed, Taberanî) . Tarık b. Abdullah el-Muharibi'nin rivayeti de bunun benzeridir. O şöyle diyor: Ben Zu'l Mecaz pazarında Rasulullah'ın halka: "Ey insanlar! Lâ ilahe illallah deyin, kurtulun" dediğini gördüm. Arkasından bir şahıs da ona taş atıyordu. Hatta Rasulullah'ın ayakkabısı kan ile dolmuştu. O şahıs şöyle diyordu: "O yalancıdır. Söylediklerine kulak asmayın". Ben bu şahsın kim olduğunu halka sordum. Onlar: "Onun amcası Ebu Leheb" dediler. (Tirmizî) .
Nübüvvetin 7. senesinde Kureyş'in bütün kabileleri, Benî Haşim ve Benî Muttalib'i sosyal ve ekonomik olarak boykot etmişlerdi. Ancak bu iki kabile de Rasulullah'ı himaye etmede sebat gösterdiler ve Şib-i Ebi Talib'te mahsur kaldılar. O günlerde, kabilesinden ayrılarak kâfir Kureyş'lilerin yanında yer alan tek kişi Ebu Leheb'ti. Bu boykot 3 sene devam etti. Bu sırada Benî Haşim ve Benî Muttalib aç kalmışlardı. Yiyecek almak için Mekke'ye gelen ticarî kafilelere yaklaştıklarında Ebu Leheb kafiledekilere şöyle derdi: "Bunlardan çok yüksek fiat taleb edin ki o malı alamasınlar. Zararınızı ben karşılarım."
Bu nedenle tüccarlar çok yüksek fiat istiyorlardı. Ebi Talib mahallesinde mahsur kalanlar da ihtiyaçlarını alamıyorlar ve aç kalan çoluk çocuklarına elleri boş dönüyorlardı. Daha sonra Ebu Leheb o tüccarlardan, normal piyasa fiatı ile bütün mallarını satın alıyordu. (İbn Sa'd ve İbn Hişam) .
Bu şahıs, bu tip hareketleri nedeniyle Leheb suresinde ismi anılarak lanetlenmiştir. Buna özellikle gerek vardı. Çünkü, Mekke'ye dışardan gelen hacılar çeşitli yerlerde konaklayıp pazarlarda toplandıklarında, Rasulullah'a kendi amcası arkasından giderek karşı çıkıyordu. Arap adetlerine göre bir amcanın sebepsiz olarak yeğenine kötü davranması mümkün değildi. O'nu taşlaması ve itham etmesi de imkânsızdı. Onun için hacılar, Ebu Leheb'in Rasulullah'a muhalefet etmesi nedeniyle Rasulullah hakkında şüpheye düşüyorlardı. Bu sure nazil olduktan sonra Ebu Leheb'in dengesi bozuldu, kızarak saçmalamaya başladı. Ondan sonra herkes, bu şahsın Rasulullah'a olan düşmanlığından dolayı deli divaneye döndüğünü ve sözüne itibar edilemeyeceğini düşünmeye başladı.
Ayrıca Rasulullah'ın amcasının, isim anılarak lanetlenmesinden sonra herkeste, Rasulullah'ın din hakkında uzlaşmaya girebileceği ümidi kesildi. Çünkü Rasulullah kendi amcası için bile bunları söyledikten sonra, bir başkası ile uzlaşmasına hiç imkân yoktu. İman eden bir yabancı Rasulullah'a akrabasından da yakın oluyor, küfür üzerinde devam eden kişi, kendi akrabası bile olsa bir yabancı olarak kalıyordu. Şunun veya bunun oğlu olmasının hiçbir önemi yoktu.

mevdudi
Logged
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9894



WWW
« Yanıtla #3 : Aralık 18, 2008, 10:41:02 ÖS »

 
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: