Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
   
Karma: 6
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 1080
|
 |
« : Mayıs 08, 2010, 02:08:09 ÖS » |
|
TAHRİF “Şimdi (ey mü’minler!) onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa ki, onlardan bir zümre, ’ın kelâmını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi.” (2/Bakara, 75) “Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için ‘bu katındandır’ diyenlere veyl/yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü yazıklar olsun onlara!" (2/Bakara, 79) Tahrif; Anlm ve Mâhiyeti “Tahrif” kelimesi, “ha-ra-fe” den gelir. “Harf”, bu fiilin masdarıdır; çevirmek, değiştirmek demektir. Harf, isim olarak kullanıldığında harf, kenar, uç anlamlarına gelir. Tahrîf, “bir şeyi uzatmak, sözgelimi, kalemi uzatmak, yani açmak, sivriltmek, kelimeleri harf harf yapmak, yani gerçek anlamından çıkarıp birkaç manaya gelebilecek şekle sokmak” demektir. Bir kelimede harflerin yerini veya bir harfi değiştirme, bozma; bir ibârenin manasını değiştirme anlamına gelir. Daha çok, ilâhî kitaplar üzerinde herhangi bir kelimenin bile bile değiştirilmesi için kullanılır. Tahrif edene “muharrif”, tahrif edilen şeye de “muharref” denir. Kur’an’ın tahrif konusundaki âyetlerinde bu olayın nasıl gerçekleştiği açıklanmaktadır. Tevrat ve İncil gibi tarafından gönderilen Kitab’ın âyetleri, gerçek anlamından çıkarılmaktadır. Kelimelerle esas kastedilen manayı öteye beriye çekmek, âyetlere yersiz manalar verip anlamsız te’villerde bulunmak, kısaca kendi dâvâlarının aksini belirten kelime ve âyetlerin manalarını değiştirmek, ayrıca âyetlerin bizzat metinlerinde de değişiklik yapmak sûretiyle Kitap tahrif edilmektedir. Kur’an’ın metni tarafından korunmaya alınmıştır: O zikri (Kur’an’ı) Biz indirdik; elbette onu yine Biz koruyacağız.” (15/Hıcr, 9) Buna rağmen, aynı hâdise, Kitab’ın lafız veya metninde değişiklik yapmanın dışında, belli ölçülerde İslâm ümmetinde de cereyan etmiştir. Çünkü Kur’an’ın geçmiş ümmetlerden, özellikle İsrâiloğulları ve hıristiyanlardan söz eden âyetleri İslâm ümmetine bir bakıma kesin bir ikaz mâhiyetindedir. (1) İslâm’a göre birkaç çeşit tahrif vardır: 1- Bir kelimenin bazı harflerini yanlış telaffuz ederek ona başka mana vermek, 2- Bir hadis veya âyete tefsir yoluyla değişik mana vermek, 3- Metinler arasında bile bile değişiklik yaparak Kur’ân-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde mevcut olmayan bir kelimeyi metinlere eklemek sûretiyle varmış gibi göstermek. Dinî bir metnin aslını bozma ve değiştirme anlamına gelen tahrif, İslâm literatüründe genellikle Tevrat ve İncil’in geçirdiği değişiklikler ve aslının bozulmasını ifade için kullanılır. Yapılan araştırmalar Tevrat’ta, ’ın kelâmı olarak kabul edilebilecek az sayıda ibâre ve bölümün bulunduğunu ortaya koymuştur. İlâhî metin olma niteliğindeki bu az sayıda ibâre ve bölüme de haham, kâhin ve yahûdi müfessirleri tarafından söz, hikâye, vaaz ve telkinler ilâve edilmiştir. Bu bakımdan, ilâvelerin ayıklanarak aslî metnin ortaya çıkarılması oldukça zordur. Hz. Mûsâ, İsrâiloğullarından, verdiği tâlimatlara uymalarını, ’ın emir ve yasaklarını gelecek nesillere öğretmelerini, evde olsun yolda olsun, her oturuş kalkışta bunlardan söz etmelerini ve Tevrat’a gönülden sahip çıkmalarını istemiş, onlardan söz almıştı. Fakat onlar, Hz. Mûsâ’nın samimi nasihatini ciddiye almadıkları gibi, Tevrat’ı muhâfaza ve nesilden nesile devretme görevini de yerine getirmemişlerdir. İsrâiloğulları ta başından beri kelâmı olan Tevrat’a daima ilgisiz kalmışlardır. O kadar ki, Hz. Mûsâ’dan yedi yüz yıl sonra Kudüs’teki Süleyman Mâbedinin baş râhibi ile dönemin hükümdarı, kendilerine tarafından Tevrat adında bir kitabın verildiğinden nerede ise haberleri bile yoktu. Tevrat’ın nesilden nesile sağlam bir şekilde intikali konusunda yahûdi din adamlarının en büyük suçu, bu ilâhî kitabı okuma imkânını kendi tekellerine almış olmalarıdır. Bundan dolayıdır ki Tevrat, yahûdi halkının bildiği ve okuduğu bir kitap mahiyetini alamamış, halk bu kelâmından kopuk yaşamıştır. Daha sonraları yahûdiler arasında bid’at ve cehâlete dayanan uygulamalar ortaya çıkınca, din bilginleri bir yandan bid’at ve cehâletle mücadeleye girişmiş, bir yandan da bozuk inanç ve uygulamalara karşı Tevrat’tan kanıtlar bulmaya çalışmışlardı. Tevrat’tan kesin cevap bulamadıkları hususları da bizzat kendileri Tevrat’a eklemişlerdir. Yahûdi bilgin ve hahamları, kesin cevap bulamadıkları noktalarda Tevrat’ı yalnız kendi anlayışları doğrultusunda yorumlamakla kalmamışlar, uygun gördükleri metinleri ekleyerek bazı yerleri de çıkarmışlardır. Sonuçta bu ilâve ve çıkarmalar gerçek Tevrat’ı tanınmaz hale getirmiştir. Aynı tür bir tahrif olayına diğer ilâhî kitap olan İncil’de de rastlanmaktadır. Hıristiyan râhipleri kendi yorum ve hayal ürünü düşüncelerini, kendi ictihadları doğrultusunda geliştirdikleri din anlayışlarını ’ın kelâmı olan İncil’e ekleyerek bu ilâhî kitabı âdeta anlaşılamayacak hale getirmişlerdir. Kur’ân-ı Kerim, yahûdi ve hıristiyan din adamlarının ilâhî kitaplar üzerindeki bu çirkin tasarrufunu şöyle açıklıyor: “Ey iman edenler! Bilin ki, hahamlardan ve râhiplerden birçoğu insanların mallarını haksız yollardan yerler ve insanları yolundan alıkoyarlar...” (9/Tevbe, 34) Bu âyetten anlaşıldığı üzere, hahamlarla râhipler, mukaddes kitaplardaki âyetleri dünya menfaati karşılığında değişmişler veya hükmünü kendilerine göre yorumlamışlardır. Bunlar, özellikle Hz. Muhammed (s.a.s.)’in peygamberliğiyle ilgili âyetleri tahrif etmişler, Kitab-ı Mukaddes’in, Hz. İsa’dan sonra Hz. Muhammed’in geleceğini müjdeleyen âyetlerini yok etmeye çalışmışlardır. Haham ve râhipler bununla da yetinmemiş, ilâhî kitaplara yaptıkları ilâvelerin aslî metin olduğunu iddia etmişlerdir. Böylece haham ve râhiplerin tarih felsefesi, kelâm, fıkıh, tefsir ve diğer ilim dallarındaki görüş ve yorumları Kitab-ı Mukaddes külliyatı içine girerek âdeta kelâmının bir parçası halinde görülmüştür. (2) Kur’ân-ı Kerim’de Ehlî Kitabın Kitaplarını Tahrifi Kur'ân-ı Kerim, yahudi ve hıristiyanların birçok yanlış ve sapık davranışlarından söz eder. Üzeyir ve Mesih'i ilâh olarak kabul etmeleri gibi. Bu affedilmez yanlışlarının başında tahrif gelir. Onlar, kutsal kitaplarını değiştirmekten, hükümlerini gizlemekten, atmalar ve katmalarla tahrif etmekten uzak durmamışlardır. "Elinizdekinin (Tevrat'ın) aslını tasdik edici olarak indirdiğime (Kur'an'a) iman edin! Sakın onu inkâr edenlerin ilki olmayın! Âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın, yalnız Benden korkun. Hakkı bâtıl ile karıştırmayın, bilip dururken hakkı ketm etmeyin/gizlemeyin. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin. (Ey bilginler!) Siz Kitab'ı okuyup gerçekleri bildiğiniz halde, insanlara iyiliği emrediyor, kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmayacak mısınız?" (2/Bakara, 41-44) "Ey iman edenler, onların (yahudilerin) size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa ki onlardan bir zümre, 'ın kelâmını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi/değiştirirlerdi." (2/Bakara, 75) "Elleriyle Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için 'Bu katındandır' diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü yazıklar olsun onlara!" (2/Bakara, 79) " 'ın indirdiği Kitaptan bir şeyi gizleyip onu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yiyip de karınlarına doldurdukları, ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet günü ne kendileriyle konuşur ve ne de onları temize çıkarır. Orada onlar için can yakıcı bir azap vardır." (2/Bakara, 174) "Ey ehl-i kitap! Neden hakka bâtılı karıştırıyor ve bile bile hakkı/gerçeği gizliyorsunuz?" (3/Âl-i İmran, 71) “Ehl-i kitaptan bir grup, okuduklarını Kitaptan sanasınız diye Kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları Kitaptan değildir. Söyledikleri katından olmadığı halde; ‘bu katındandır’ derler. Onlar bile bile ’a iftira ediyorlar.” (3/Âl-i İmrân, 78) " , kendilerine Kitap verilenlerden, 'Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz' diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alışveriş ne kadar kötü!" (3/Âl-i İmran, 187) “Yahûdilerden bir kısmı kelimeleri tahrif ederler/yerlerinden değiştirirler, dillerini eğerek, bükerek ve dine saldırarak (Peygambere karşı) ‘işittik ve isyan ettik’, ‘dinle, dinlemez olası’, ‘râinâ’ derler...” (4/Nisâ, 46) “Sözlerini bozmaları sebebiyle onları (İsrâiloğullarını) lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (Kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat’ın) önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hâinlik görürsün. Yine de sen onları af1fet ve aldırış etme. Şüphesiz iyilik edenleri sever.” (5/Mâide, 13) “Biz hıristiyanlarız’ diyenlerden de kesin söz almıştık ama onlar da kendilerine zikredilenin (verilen öğütlerin veya Kitabın) önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyâmete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında onlara yaptıklarını haber verecektir.” (5/Mâide, 14) “Ey ehl-i kitap! Rasûlümüz size Kitaptan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da affediyor. Gerçekten size ’tan bir nur, apaçık bir Kitap geldi.” (5/Mâide, 15) “Ey Rasûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla ‘inandık’ diyen kimselerden ve yahûdilerden küfür içinde koşuşanlar(ın hali) seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp tahrif ederler/değiştirirler...” (5/Mâide, 41) "...İnsanlardan korkmayın, Benden korkun. Âyetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim 'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir." (5/Mâide, 44) "Onların ardından (âyetleri tahrif karşılığında) şu değersiz dünya malını alıp, 'nasıl olsa bağışlanacağız' diyerek Kitab'a vâris olan birtakım kötü kimseler geldi. Onlara ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Acaba 'a karşı haktan/gerçekten başka bir şey söylemeyeceklerine dair kendilerinden, o Kitabın hükmü üzere mîsak/kuvvetli söz alınmamış mıydı ve onlar Kitab'ın içindekini ders edinip okumadılar mı? Halbuki âhiret yurdu, takvâ sahipleri/Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?" (7/A'râf, 169) "Ey iman edenler, (biliniz ki) hahamlardan (yahudi bilginlerinden) ve (hıristiyan) râhiplerden birçoğu insanların mallarını bâtıl/haksız yollarla yerler ve onları 'ın yolundan men ederler. Altın ve gümüşü yığıp biriktirip de onları yolunda harcamayanlara hemen acıklı bir azabı müjdele!" (9/Tevbe, 34) Kur'anî ifadeler, görüldüğü gibi, hıristiyan ve yahudilerin kitaplarını tahrif ettiklerini, yer yer kendi elleriyle yazdıklarını açık ifadelerle belirtiyor. Bir tahrif çeşidi olarak ehl-i kitap, 'ın indirdiği Kitaptan Hz. Muhammed'in (s.a.s.) vasfını dünyevî menfaatlerinden dolayı gizlemişlerdir: " 'ın indirdiği Kitaptan bir şeyi (âhir zaman peygamberinin vasıflarını) gizleyip onu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yiyip de karınlarına doldurdukları, ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet günü kendileriyle ne konuşur ve ne de onları temize çıkarır. Orada onlar için can yakıcı bir azap vardır. Onlar, doğru yol karşılığında sapıklığı, mağfirete bedel olarak da azabı satın almış kimselerdir. Onlar ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar! Bu azabın sebebi, 'ın, hak olarak indirmiş olduğu Kitab'ı(n hükmünü gizlemeleri)dır. (Hak olarak inen Kitab'ı farklı yorumlar yapıp) Kitapta ayrılığa düşenler, elbette derin bir anlaşmazlığın içine düşmüşlerdir." (2/Bakara, 174-176). Peygamber Efendimiz de hadis-i şeriflerinde yahûdi ve hıristiyanların “tefsir etmek sûretiyle kitaplarını tahrif ettiklerini” (Dârimî, Mukaddime 56), “İsa’dan sonra meliklerin Tevrat’ı değiştirdiklerini” (Nesâî, Kudât 12), “Kitaplarını hem tahrif ettikleri, hem de ilâveler yaptıklarını” (Tirmizî, Tefsir, 34) açıklamıştır.
|