
’ım, hikmet elinin çizdiği mükemmellikleri fark etmemek ne büyük eksiklik!..
Şu âlem sarayında yaratılmış basit gibi görünen en küçük bir varlıkta bile sayısız hikmetler gizliyken, oruç gibi muazzam bir ibadette nasıl olmasın o fayda ve hikmetler, düşünmeden edemiyor insan.
İnsanlar, hayatını geçindirme ve devam ettirme noktasında farklı farklı geçim kaynaklarına sahip.
Kimi, şu dünya nimetlerinden dilediği kadar faydalanırken, kimisi belki de tadımlık elde ediyor nimetleri ve lezzetleri. Cenâb-ı Hak, o ihtiyaca binaen, o iki kutup arasındaki dengeyi ve eşitliği sağlamak için, bollukta olanları darda kalanların yardımına dâvet ediyor. Onları anlamaya. Onların yaşadıklarını yaşamaya. Darda kalmaya belki…
Kendini Rububiyet makamına getiren nefis ki, aç kalmadan iman etmemişti Rabbine.
Nefisperest çok insanları tıpkı onun gibi, kendine getiriyor oruç. Titretiyor, silkeliyor.
Bolluktayken, ellerindeki nimetlerin kıymetini anlamasını sağlıyor. Ve tabiî ki, acziyetinin farkına vardırıyor. “Sen değilsin o rızkı elde eden. Gururlanmayasın. Bir gönderen var. Onu bil. Onu tanı.”
İnsanî duyguları su üstüne çıkarıyor oruç ve şefkat devreye giriyor bu noktada. Dünyadaki pek çok aç insanın halini anlamaya sevk ediyor.