Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: S@LİH kardeşim hadi sende gellllllllllll  (Okunma Sayısı 799 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9771



WWW
« : Ekim 08, 2008, 10:29:18 ÖS »

http://kutsalkitaplar.net/Resimler/main.php?g2_view=core.DownloadItem&g2_itemId=25410&g2_serialNumber=2
S@LİH kardeşim hadi sende gellllllllllll


kardeşlerim bu haftanın konuğu olarak S@LİH kardeşimi davet ediyorum

Hadi bakalım S@LİH o kadar soru sormak vardı şimdi de sıra sende sen cevapla bakalım sorularıııııııı
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9771



WWW
« Yanıtla #1 : Ekim 08, 2008, 10:33:06 ÖS »

benim sorularım

1-S@LİH kimdir necidir ne iş yapar?

2-sevdiği ve sevmediği şeyler nelerdir?

3-Kitap okumayı severmi? Severse ne tür kitaplar ve hangi yazarları okur
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
S@LİH
Hep Burda
*****

Karma: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1228



« Yanıtla #2 : Ekim 09, 2008, 08:32:41 ÖS »

benim sorularım

1-S@LİH kimdir necidir ne iş yapar?

2-sevdiği ve sevmediği şeyler nelerdir?

3-Kitap okumayı severmi? Severse ne tür kitaplar ve hangi yazarları okur


VE ALEYKUM SELAM

1 : ACİZ BİR KULUM VE ÖĞRENCİYİM

2 : GEZMEYİ SEVER YALANDAN NEFRET EDERİM

3 : KİTAP OKUMAYI SEVERİM GENELDE KENDİMİ GELİŞTİRMEK İÇİN DİN İÇERİKLİ KİTAPLARI TERCİH EDİYORUM YAZAR OLARAK NECİP FAZIL , HARUN YAHYA , FETHULLAH GÜLEN vs. OKUDUĞUM İÇİN OKUMAK ZORUNLU OLDUĞUM DÜNYA KLASİKLERİ VE KİŞİSEL GELİŞİM KİTAPLARINIDA OKUMAKTAYIM MÜMİN SEKMAN , DOĞAN CÜCELOĞLU vs.

. . .
Logged



Kalpler ancak; ’ı zikretmekle mutmain olur.
iktibas
özel üye
Sağlam Forumcu
***

Karma: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 390



« Yanıtla #3 : Ekim 10, 2008, 12:48:01 ÖS »

s.a. kardeşim nasılsın hangi tür kitaplar okursun
sevdiğin yazarlar varmı varsa kimler
abdestin vacipleri nedir.
Logged
S@LİH
Hep Burda
*****

Karma: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1228



« Yanıtla #4 : Ekim 10, 2008, 04:40:57 ÖS »

s.a. kardeşim nasılsın hangi tür kitaplar okursun
sevdiğin yazarlar varmı varsa kimler
abdestin vacipleri nedir.


ve aleykum selam .daimen şükür elhamdülillah siz nasılsınız  Smiley kitapları yukarıda kısaca yazdım  Smiley evet üstad necip fazılı okumayı çok severim abdestin vacipleri yoktur
Logged



Kalpler ancak; ’ı zikretmekle mutmain olur.
Sade
Hep Burda
*****

Karma: 13
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3105



« Yanıtla #5 : Ekim 10, 2008, 04:46:28 ÖS »

selamunaleykum,
1-salıh nasıl bır kuldur?
2-müslümanım demenın manası nedır?
3-müslümanın müslüman üzerındeki hakları nelerdır?
4-kaza we kadere iman ne demektır?
5-bakara (55.56) ayetınden bıraz bahsedermısınız?
6-anne babaya of dememek  hangı sürede gecıyor?
7-kuranı kerımın hayatımızdakı onemı nedır?
                                                                              
Logged

S@LİH
Hep Burda
*****

Karma: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1228



« Yanıtla #6 : Ekim 10, 2008, 05:20:43 ÖS »

1- salih aciz bir kul  Cry

2- 'ı bir bilmek, Kur'an-ı Kerim'i ve O' nun peygamberini yani hz. Muhammed  s.a.v  tasdik etmektir.

3-Müslüman, diğer müslüman kardeşini en az kendisi kadar düşünür. Kendisine yapılmasını uygun görmediği şeylerin başkalarına da yapılmamasını ister. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kendisi için sevdiğini, din kardeşi için sevmeyen kâmil mümin olamaz.) [Buhari]

Müslüman, başkalarına güzel öğüt verir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Siz, din kardeşinizin aynasısınız. Onda gördüğünüz lekeyi siliniz!) [Ebu Davud]

Müslüman, herkesin gönlünü hoş etmeye, üzüntüsünü gidermeye çalışır.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir mümini sevindireni, ü teâlâ kıyamet günü sevindirir.) [İbni Mübarek]

(Bir kimsenin üzüntü ve sıkıntısını gidereni veya bir mazluma yardım edeni, ü teâlâ yetmiş üç defa mağfiret eder.) [Harâiti]

( indinde en makbul amel, bir mümini sevindirmek, kederini gidermek, borcunu ödemek veya karnını doyurmaktır.) [Beyheki]

(Müslümanların dertleri ile ilgilenmeyen, onlardan değildir.) [Hakim]

Müslüman, baştan sona faydalı kimse demektir. O halde, diğer müslümanlara elinden gelen yardımı yapmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Şu iki şeyden daha kötüsü yoktur: ’a şirk koşmak ve Onun kullarına zararlı olmak. Şu iki hasletten de daha üstünü yoktur: ’a iman etmek ve Onun kullarına faydalı olmak.) [Deylemi]

(Din kardeşinin işini bir müddet takip eden kimse, o işi görsün veya göremesin, iki aylık itikâftan daha çok sevap alır.) [Hakim]

Peygamber efendimiz, (Mazlum da, zalim de olsa din kardeşinize yardım ediniz) buyurunca, (Ya Resulallah zalime nasıl yardım ederiz?) dediler. Cevabında buyurdu ki:
(Onun zulmüne mani olmak suretiyle yardım etmiş olursunuz.) [Buhari]

Bir kimse, müslümanlara her gün dua ederse, makbul insan olur. Namaz kılan mümin tehiyyatta salih kullara dua etmektedir. Onun için namaz kılmayan kimse, müminleri bu duadan mahrum bırakmaktadır.

Aksırınca Elhamdülillah demeli, bunu duyan müslüman da, Yerhamükellah yani ( sana rahmet etsin) demelidir! Üçüncü biri varsa Yehdina ve yehdikümullah demelidir! Üçüncü bir kimse yoksa, aksıran cevap olarak aynı şeyi söylemelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Aksırınca "Elhamdülillah" diyen göz ağrısı görmez.) [Taberani]

İnsanların haklı işlerinde vasıta olmak, onlara yardım etmek, imkan nispetinde ihtiyaçlarını görmek gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İnsanlardan bana gelip ihtiyaç talebinde bulunanlar oluyor. O anda yanımda bulunanlar, onlara yardım etmeli ki, ecir kazansınlar. ü teâlâ, sevdiği şeyi peygamberlerin eli ile verir.) [Müslim]

(İhtiyaçları için bana gelenlere, siz de yardımcı olun! Ben yapmayı murad ettiğim şeyleri, sizlerin vasıta olup, ecir kazanmanız için biraz geciktiririm.) [Nesai]

(Dil ile yapılan yardımdan daha faziletli bir sadaka olamaz. Aracı olmak sayesinde kan davası önlenir, menfaat sağlanır ve zararın önüne geçilmiş olur.) [Harâiti]

Müslümanlara yapılacak iyiliklerin en büyüklerinden birisi de selam vermektir.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(ü teâlâya yemin ederim ki, mümin olmadıkça Cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de mümin olamazsınız. Size bir amel bildireyim onunla birbirinizi seversiniz: Aranızda selamı yayınız!) [Müslim]

(Abdeste devam et ve güzel abdest al ki, ömrün uzasın. Karşılaştığın herkese selam ver ki, hasenatın çoğalsın! Evine girince, ev halkına selam ver ki, evin iyiliği ve bereketi artsın!) [Harâiti]

Selam vermek sünnet, almak farzdır. Selam almayan müslümana melekler çok hayret eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Selam verip müsafeha eden iki müslümanın arasına yüz rahmet iner. Bunun doksanı, önce selam verip elini uzatana, onu ise ötekine verilir.) [Bezzar]

Bir kimse selamsız, izinsiz girince, Resul-i ekrem efendimiz buyurdu ki:
(Geri dön, selam ver, sonra içeri gir.) [Ebu Davud]

Dünyadaki Müslümanlara dua etmek
Bütün dünyadaki Müslümanlar bir ailenin fertleri gibidir. Hatta hepsi bir vücut sayılır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Birbirine karşı muhabbet ve merhamette, müminler, bir vücut gibidir. Vücudun bir yeri rahatsız olunca, bütün vücut, rahatsız, uykusuz kalıp, onun tedavisi ile meşgul olduğu gibi, Müslümanlar da birbirlerine yardıma koşmalıdır!) [Buhari]

Müslümanlar dünyanın çeşitli yerlerinde [mesela Bosna’da, Afganistan’da, Afrika’da, Çeçenistan’da, Irak’ta] zulme uğruyor. Diğer Müslümanların bunlara, güçlerinin yettiği ölçüde yardım etmesi, herhangi bir yardımda bulunamayanın da, dua etmesi farz olur. Dünyanın öteki ucundaki bir Müslümanın derdi, bizim derdimiz demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Müslümanların dertleri ile ilgilenmeyen, onlardan değildir.) [Hakim]

Yiyecek, içecek, giyecek, barınacak, canını, malını savunacak ve başka ihtiyaçları için Müslümanlara yardım etmek, hem vazife, hem de çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir Müslümanın sıkıntısını gidereni veya bir mazluma yardım edeni, affeder.) [Buhari]

(Bir din kardeşinin ihtiyacını gideren, ömür boyu ibadet etmiş gibi sevap kazanır.) [Buhari]

(Din kardeşini savunan Müslümanı ü teâlâ, Cehennem ateşinden korur.) [Taberani]

(Bir mümini, bir münafığın zulmünden koruyan, Cehennem ateşinden korunur.) [Ebu Davud]

(En kıymetli amel, bir müminin sıkıntısını gidermek, borcunu ödemek veya karnını doyurmak suretiyle onu sevindirmektir.) [Taberani]

(Din kardeşinin aleyhinde konuşulurken, onu savunmaya gücü yeterken, susanı, ü teâlâ dünya ve ahirette zelil eder.) [İbni Ebiddünya]

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
(İşte bugün, her Müslüman, elinden gelen yardımı yapmayıp, İslamiyet baskı altına düşerse, yardımı esirgeyen her Müslüman, ahirette mesul olur. Bunun için kuvvetim olmadığı halde, yardıma koşmaya özeniyorum. Güçlükleri yenerek, İslamiyet’e ufacık bir hizmet edebilmek yolunu arıyorum. "İyilerin çoğalmasını isteyen de, onlardan sayılır" buyuruldu.) [1/47]

(Bugün İslamiyet’e yardım için az bir şey vermek, binlerce altın vermiş gibi kıymetlidir. Hangi talihliye, bu büyük nimet ihsan edilirse, ona müjdeler olsun! Dinin yayılmasına hizmet eden, cihad sevabına kavuşur. Hele bu zamanda Müslümanlara yardım etmek daha güzel, daha sevaptır.) [1/193]

(Dua ordusunun askerlerinin kalbleri kırık olduğu için savaş ordusunun askerlerinden daha ileridir. Dua ordusunun askerleri, gaza ordusunun askerleri, onların bedenleridir. O halde, gaza ordusunun askeri, dua ordusu olmadıkça, iş başaramaz. Çünkü ruhsuz bedene hiçbir yardımın faydası olmaz.) [3/47]

Eğer bir Müslüman, diğer Müslümanlara eli ile, malı ile yardım edemiyorsa, dua ederek yardım etmelidir! Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki:
(Müslümanın, Müslüman üzerindeki hakkından biri, ona gıyabında dua etmektir.) [Deylemi]

Hiçbir yardım yapamayan dua etmelidir. Duanın belli bir zaman ve saati yoktur. Hemen edilmelidir.

Müslümanın görevleri
Sual: Müslümanın kaç çeşit görevi vardır?
CEVAP
Üç çeşit görevi vardır:
1- Şahsi görevi:
Her Müslüman, kendini iyi yetiştirmesi, sıhhatli, edepli, iyi huylu olması, ibadetlerini yapması, ilim ve güzel ahlak öğrenmesi, helal lokma kazanmak için çalışması şahsi görevidir.

2- Aile içindeki görevi:
Eşine, ana-babasına, çocuklarına, kardeşlerine olan haklarını yerine getirmesi aile içindeki görevlerindendir.

3- Toplumdaki görevi:
Komşularına, hocalarına, öğrencilerine, ailesine, emrinde olanlara, hükümete ve devlete, bütün vatandaşlara, dini ve milleti başka olanlara karşı görevleridir.

Herkese iyilik etmesi, eli ile, dili ile kimseyi incitmemesi, kimseye zarar vermemesi, hıyanet etmemesi, herkese faydalı olması, devlete, kanunlara karşı isyan etmemesi, herkesin hakkını ödemesi toplumdaki görevlerindendir.(bu konuda ablamın araştırması vardı  Smiley  )
  
4-"şüphesiz ki biz, her şeyi bir kader (ölçü) ile yarattık." (Kamer/49),

" her şeyi yaratmış ve her birine belirli bir nizam vererek, onun kaderini tayin ve takdir etmiştir." (Furkan/2),

"Yeryüzünde ve sizin başınıza gelen her hangi bir olay yoktur ki, biz onu yaratmadan önce o, kitapta bulunmasın. Doğrusu bunu bilmek 'a kolaydır." (Hadid/22),

"Ölümü aranızda biz tayin ettik..." (Vakıa/60),

"Bu sebeple yıllarca Medyen halkı içinde kaldın. Sonra da bir takdire göre buraya geldin ey Musa!..." (Taha/40),

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)den Hz.Ömer (r.a.)ın rivayet ettiği, Cibril hadisi diye bilinen hadis-i şerifte, iman, İslâm ve ihsanın ne olduğunu Cebrail’e anlatırken iman konusunda şu ifadeyi kullanmıştır: "İman, 'a, meleklerine, kitaplarına, Peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin 'tan olduğuna inanmaktır." (Müslim/İman),

Bu hadiste kadere inanmanın iman esaslarından olduğu açıkça belirtiliyor. Bununla birlikte ilâhi bir sır olarak kabul edilen kaza ve kader konusunda Peygamberimiz, fazla konuşulmamasını, münakaşa edilmemesini, bu konuya fazla dalınmamasını tavsiye etmiştir.
Logged



Kalpler ancak; ’ı zikretmekle mutmain olur.
S@LİH
Hep Burda
*****

Karma: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1228



« Yanıtla #7 : Ekim 10, 2008, 05:21:03 ÖS »

5-“Bir zamanlar: Ey Musa! Biz 'ı açıkça görmedikçe asla sana inanmayız, demiştiniz de bakıp durur olduğunuz halde hemen sizi yıldırım çarpmıştı. Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki şükredesiniz.” (Bakara 55-56)

Musa (as) İsrailoğullarına getirmiş olduğu mucizeler yetmiyormuş gibi yeni bir mucize istediler. İstekleri ’ı açıktan görmekti. Oysa ki, aklen ’ın varlığına inanan kimse böyle bir şey düşünemez. Çünkü, akıl ’ın sınırlı olmadığına inanır. İnsan ise sınırlı bir varlıktır. Yine insanın duyu organları ve bütün güçleri de sınırlıdır. Bu nedenle, ancak sınırlı olan şeyleri görür. İnsan her şeyin sınırlı, muhtaç ve aciz olduğunu hissedince bir yaratıcının var olduğunu fark eder. Bu şekilde, insan ’ın aklın fevkinde olduğunu anlar. İnsanın aklı ancak sınırlı olanları ve hissettiği şeyleri düşünebilir. Duyu organları vasıtasıyla hissedilen vakıaları beyne nakleder ve bu şekilde önbilgiyle düşünmeye başlar.

'ı görememek, imanı zayıflatmaz, aksine güçlendirir. Varlığı izlerinden değil de, direkt olarak hislerle müşahede edilenlerin sınırlı olduğunu anlarız. Çünkü, gözümüz ve duyu organlarımız sınırlıdır ve ancak sınırlı olanı idrak edebilir. ’ın varlığını tasdik, kendimizin, tabiatın, kainatın aciz ve sınırlı olduğunu kavradıktan sonra doğar. Bundan dolayı, her şey aciz, muhtaç ve sınırlıdır deyince, sınırlı olmayan, aciz olmayan ve muhtaç olmayan bir güce ihtiyacımızın olduğu ortaya çıkar. Bizi yaratabilecek ancak O’ dur. Sınırlı olan yaratıcı olamaz. Bu sebeple bu asırda “yaratıcıyı göster inanayım” diyen bir kısım kafirler, İsrailoğullarının durumuna benzemektedirler. Bu kişiler derin ve aydın düşünmedikleri için böylesi iddiada bulunurlar. Yukarıda izah ettiğimiz gibi derin ve aydın düşünselerdi, bu iddiada bulunmazlardı.

Müslümanlar olarak bizler ’ı görme iddiasında bulunmuyoruz. Böyle bir düşünceyi aklımızdan da geçirmiyoruz. Çünkü, Müslümanlar olarak, ’ın sınırlı olmadığına inandık ve tasdik ettik. “Aklımız ancak sınırlı olanları idrak eder ve görebilir” şeklinde de meseleyi telakki ettik.

’u Teala israiloğullarına varlığını ispatlamak için mucize gösterdi. Azametini görmeleri ve inanmaları için onları geçici olarak öldürdü ve diriltti. (cc) onlara bir şey daha ispatlamış oldu ki; oda ’ın varlığına inanmak için onu görme şartının olmadığıdır. İnsan bir varlığın izini hissederse onun var olduğuna inanır. İnsan görmeden bir uçağın sesini duyarsa bu uçağın varolduğuna inanır. Tarihte gelip geçmiş şahsiyetler, halklar ve olaylara günümüz insanlarının inandıkları gibi. Oysa, onları görmediler, fakat onların izlerini gördükleri için onlara inandılar. Geçmişte yaşayan insanlara ait tarihi bir eser bulduğunda veya gördüğünde kişi bu eşyalardan hareketle insanların oralarda yaşadıklarını anlar.

İsrailoğulları ölümlerini kendi gözleriyle gördükleri gibi dirilişlerini de gördükleri halde ’a şükretmediler. Bu nimeti idrak eden kimse ’a sürekli şükretmesi gerekirdi. Fakat, her insan böyle değildir. İnsanların çoğu nankördür. Bu nedenle, ’u Teala, “belki şükredersiniz” dedi. Hem de bu mucizeleri gördükten sonra. ’u Tealanın belki veya umulur ki demesi, bu şeyin devamlı gerçekleşmediğini gösterir. Fakat, insanların çoğu gerçeği görseler bile inanmak istemezler, ne kadar nimetler elde ederlerse etsinler şükretmezler.

6-isra suresi 23- Rabbin kendinden başkasına ibadet etmemenizi ve anne babaya iyiliği emretti. Eğer onlardan biri veye her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa onlara "öff" deme, onları azarlama, onlara güzel söz söyle.

(c.c.) kendisine ibadet yapma ile anne babaya iyiliği ard arda emretmiştir. Bakara 84 de 'a ibadet, anne babaya ihsan emredili­yor. Nisa 36'da 'a ibadet emrediliyor, şirk yasaklanıyor, anne ba­baya iyilik emrediliyor.

En'am 151 de 'a ortak koşmak yasaklanıyor ve Anne babaya iyilik emrediliyor.[24] 'a ve anne babaya teşekkür emrediliyor.

Onlara "Öff" demek yasaklanıyor. Kaş çatmak, çalım satmak yasak. Onlar size çocukken şefkat ve merhamet kanatlarını gerdikleri gibi şimdi bizlerde onlara şefkat ve merhemet kanatlarım germemiz gere­kir.

Ayet ibaresiyle "öf" demeyi yasaklarken delaletiyle dövmeyi, azar­lamayı yasaklıyor.

7- Kur'an-ı Kerîm, 'ın insanlara indirdiği son Mukaddes Kitaptır. Kur'an, son Peygamber Hz. Muhammede (asm) Cebrâil (as) tarafından vahiy yoluyla indirilmiş ve ondan tevatür yoluyla nakledilerek günümüze kadar gelmiştir. Kur'an-ı Kerîm ferde ve cem'iyete, bütün insan sınıflarına, bütün memleketlerde ve bütün devirlerde insan hayatının bütününe, maddî - mânevî bir hidayet rehberidir. Hükûmet başkanından, kumandandan sade vatandaşa ve sokaktaki adama kadar herkes, orada kendisiyle alâkalı olanı bulur. Dünyevî ve uhrevî huzur ve saadeti için gerekli bilgi ve dersleri ondan alır. Kur'an'ın sâhip olduğu meziyet ve özellikler, âyetlerde ve hadîslerde şu şekilde beyan buyurulmuştur:

* "İşte bu Kur'an muazzam bir kitabdır. Onu biz indirdik. Çok mübarektir. (Fayda ve bereketi çoktur). Artık buna uyun, emirlerine bağlanın ve 'tan korkun. Tâ ki merhamet olunasınız" (el-En'âm, 155).

* "Şu indirilmiş Kur'an, mübarek ve feyizli bir kitabdır ki elleri önündekini (Tevrat ve İncil'i) tasdik edicidir. Tâ ki onunla Mekke halkını ve bütün çevresindeki insanları korkutsun. åhirete îman edenler, namazlarına gereği üzere devam ettikleri gibi, Kur'an'a da inanırlar" (el-En'âm, 92).

* "Onlar, hâlâ Kur'an'ın kelâmı olduğunu ve mânasını düşünmeyecekler mi? Eğer o, 'tan başkası tarafından olsaydı, muhakkak ki içinde birbirini tutmayan birçok söz ve ifadeler bulurlardı." (en-Nisâ, 82).

* "O Kur'an, insanları Hakk'a ulaştırır; helâl ile haramda ve din hükümlerinde hakkı bâtıldan ayırır..." (el-Bakare, 185).

* "Kur'ân-ı Kerîm doğru yol gösterici, mü'minlere derecelerle kurtuluşu müjdeleyicidir" (el-Bakare, 97).

* "Bu Kur'an, akıl sâhiplerinin, âyetlerini iyice düşünüp anlamaları ve ders almaları için, sana indirdiğimiz saadet kaynağı bir kitabtır" (Sâd, 29).

* Hâris bin A'ver'den rivayet edilmiştir: Bir gün Hz. Ali şöyle dedi: "Bakınız, ben Resûlüllah'dan (asm): "Yakında fitneler kopacaktır" buyurduğunu işittim. Bunun üzerine, "Ey 'ın elçisi, bu fitnelerden kurtuluşun çaresi nedir?" diye sordum. "'ın kitabı, Kur'an'dır" buyurdular. (Daha sonra Hz. Peygamber, Kur'an'ın özelliklerini şöyle açıkladı:) Onda, sizden öncekilerin tarihi, sonrakilerinin haberi ve aranızdaki mes'elelerin hükmü vardır. O, Hak ile Bâtılı birbirinden ayıran kesin bir hükümdür. Her kim hidâyeti ondan başkasında ararsa, onu şaşırtır. O, 'ın kopmayan sağlam ipi, kuvvetli fikir kitabı ve doğru yoldur. O, akılların sapıtıp şaşırmamasına ve dillerin karışmamasına yegâne sebebdir. Kur'an, ilim adamlarının doymadığı, asla tekrarlanmaktan eskimeyen ve hayret veren üstünlükleri bitip tükenmeyen bir kitaptır. Yine O, öyle eşsiz bir eserdir ki, cinler dahi onu dinlediği zaman, "Biz, doğruluk ve olgunluk yolunu gösteren hârikulâde bir Kur'an dinledik" demekten kendilerini alamamışlardır. Ona dayanarak konuşan doğru söylemiş, O'nu tatbik eden sevab kazanmış, O'nunla hükmeden adâlet etmiş ve insanları O'na dâvet eden dosdoğru yola yöneltmiş olur.

* "Kur'an apaçık bir nur, hakîm bir zikir ve en doğru yoldur."
* "Kur'an-ı Kerîm, Teâlâ'nın gökten yeryüzüne uzatılmış bir ipidir."
* "Kur'an'ın sair sözlere üstünlüğü, Rahman'ın mahlûkatına nazaran üstünlüğü gibidir."
* "Kim 'ın kitabından bir âyet okursa, Kıyâmet günü kendisine nûr olur."
* "Evlerinizi namaz kılarak ve Kur'an okuyarak nurlandırınız."

"Kur'an, şu kitab-ı kebîr-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi...
Ve âyât-ı tekvîniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedîsi...
Ve şu âlem-i gayb ve şehâdet kitabının müfessiri...
Ve zeminde ve gökte gizli Esmâ-i İlâhiyyenin mânevî hazinelerinin keşşâfı...
Ve sutûr-u hâdisatın altında muzmer hakâıkın miftahı...
Ve âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı...
Ve şu âlem-i şehadet perdesi arkasında olan âlem-i gayb cihetinden gelen iltifat-ı ebediye-i Rahmaniyye.
Ve hitabat-ı ezeliye-i Sübhâniyyenin hazinesi.
Ve şu İslâmiyet âlem-i mânevîsinin güneşi, temeli, hendesesi.
Ve avâlim-i uhreviyyenin mukaddes haritası...
Ve Zât ve Sıfat ve Esmâ ve şuûn-u İlâhiyyenin kavl-i şârihi, tefsîr-i vâzıhı, bürhân-ı kâtı'ı, tercümân-ı sâtı'ı.
Ve şu âlem-i insaniyetin mürebbîsi.
Ve insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyetin mâ' ve ziyâsı.
Ve nev'-i beşerin hikmet-i hakikiyesi.
Ve insaniyeti saadete sevkeden hakikî mürşîdi ve hâdîsi.
Ve insana hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubûdiyet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem bütün insanın bütün hâcât-ı mâneviyesine merci' olacak çok kitabları tazammun eden tek, câmi' bir KİTAB-I MUKADDES'tir.
Hem bütün evliyâ ve sıddîkîn ve urefâ ve muhakkıkînin muhtelif meşreblerine ve ayrı ayrı mesleklerine, her birindeki meşrebin mezâkına lâyık ve o meşrebi tenvîr edecek ve herbir mesleğin mesâkına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütübhâne hükmünde bir Kitab-ı Semâvîdir.
KUR'AN; Arş-ı A'zam'dan, İsm-i A'zam'dan, her ismin mertebe-i A'zamından geldiği için, bütün âlemlerin Rabbi itibariyle 'ın kelâmıdır.
Hem, bütün mevcudâtın İlâhı ünvanıyla 'ın fermanıdır.
Hem bütün semâvat ve arzın Hâlikı namına bir hitabdır.
Hem Rububiyyet-i Mutlaka cihetinde bir mükâlemedir.
Hem, saltanat-ı âmme-i Sübhâniyye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir.
Hem, Rahmet-i vâsia-i muhîta nokta-i nazarında bir defter-i iltifat-ı Rahmâniyyedir.
Hem, ulûhiyyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bâzan şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır.
Hem İsm-i A'zamın muhîtinden nüzûl ile Arş-ı A'zam'ın bütün muhatına bakan ve teftîş eden hikmetfeşân bir Kitâb-ı Mukaddestir. Ve şu sırdandır ki, "Kelâmullah" ünvanı, kemâl-i liyâkatla Kur'an'a verilmiş ve daima da veriliyor. Kur'an'dan sonra sair enbiyânın kütüb ve suhufları derecesi gelir. Sâir nihayetsiz kelimat-ı İlâhiyyenin ise bir kısmı dahi has bir itibarla cüz'î bir ünvan ile hususî bir tecellî ile cüz'î bir isim ile ve has bir Rububiyyet ile ve mahsus bir saltanat ile ve hususî bir rahmet ile zâhir olan ilhâmât suretinde bir mükâlemedir. Melek ve beşer ve hayvanın ilhamları, külliyet ve hususiyet itibariyle çok muhteliftir.

KUR'AN; asırları muhtelif bütün enbiyânın kütüblerini ve meşrebleri muhtelif bütün evliyânın risalelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyânın eserlerini icmâlen tazammun eden ve cihât-ı sittesi parlak ve evham ve şübehâtın zulümâtından musaffa ve nokta-i istinadı, bilyakîn vahy-i semavî ve kelâm-ı ezelî.
Ve hedefi ve gayesi, bilmüşahede saadet-i ebediye. İçi, bilbedahe hâlis hidâyet. Üstü, bizzarure envâr-ı îman. Altı, bi-ilmelyakîn delil ve bürhan. Sağı, bittecrübe teslîm-i kalb ve vicdan. Solu, bi-aynelyakîn teshîr-i akıl ve iz'an. Meyvesi, bihakkal-yakîn rahmet-i Rahmân ve dâr-ı cinan. Makamı ve revâcı, bil-hadsi's-sâdık makbûl-ü melek ve ins ve cân bir Kitâb-ı Semâvîdir." (Bediüzzaman, Sözler)

Kur'an, sadece mânası değil, aynı zamanda lâfızları itibariyle de Peygamberimizin kalbine vahyedilmiştir. Kur'an'a vahy-i metlûv denilmesi bundandır. Binaenaleyh Kur'an sadece mâna değil, lâfız ile mânanın bütünüdür. Kur'an, Peygamber Efendimize toptan gelmemiştir. åyet âyet, sûre sûre nâzil olmuştur. Kur'an Mu'cizesi Kur'an, insanlığın hakikî saadetini te'min edecek her türlü îtikad, amel ve ahlâk esaslarını ihtiva eder. Hem lâfzı, hem de mânası itibariyle, en büyük ve ebedi bir mu'cizedir. Peygamberimiz bu hususta şöyle buyurmuştur: "Hiçbir peygamber yoktur ki, onlara kendi zamanlarındaki insanların inandıkları kadar mu'cize verilmiş olmasın. Mu'cize olarak bana verilen ise, ancak 'ın bana vahyettiği (Kur'an)dır. Bunun için kıyâmet gününde ben, peygamberlerin en çok ümmeti bulunanı olacağımı ümid ederim." Gerçekten de, diğer peygamberlerin mu'cizeleri devirleri geçtikçe bitmiştir. Kur'an mucizesi ise, kıyâmete kadar bâkîdir. Kur'an-ı Kerîm'in muhtelif âyetlerinde Kur'an'ın mu'cize olduğu hususu, ısrarla belirtilir:

"De ki, bu Kur'an'ın benzerini meydana getirmek için insanlar ve cinler bir araya gelseler ve hattâ birbirlerine yardım da etseler, onun gibisini meydana getiremezler..." (el-İsrâ, 88).

Nitekim, Kur'an'ın lâfzındaki üslûb ve belâgata, şimdiye kadar hiç kimse nazîre getiremediği gibi, bundan sonra da getiremiyecektir... Kur'an, lâfzı gibi, mânası bakımından da mu'cizedir. Peygamber Efendimiz okuma-yazma bilmezdi. Kimseden bir şey öğrenmemişti. Bu yüzden ümmî sayılıyordu. Böyle olduğu halde, onun ortaya koyduğu kitab, en yüksek hakikatları ihtiva etmekte; ilmin ve tecrübenin yüzyıllarca uğraşarak ortaya koyduğu birçok ilmî gerçekleri 14 asır evvel haber vermektedir. Bu da Kur'an'ın doğrudan doğruya kelâmı olduğunu göstermektedir. Meselâ, Güneşin kendi etrafında dönerek, ayrıca kendine bağlı birçok gezegeniyle birlikte sâbit bir noktaya doğru yol aldığı; ehramların açılıp Fir'avn'ın mumyalarının ortaya çıkarılması gibi ilmî ve arkeolojik keşifler, son asrın keşifleridir.
Halbuki Kur'an bu ve bunun gibi birçok gerçeği, asırlar öncesinden haber vermiştir.İlim ve fen ne kadar ilerlerse ilerlesin, Kur'an'a aykırı düşemez. Bil'akis müsbet ve içtimaî ilimlerin ilerlemesi Kur'an'ın tefsîrini ve açıklanmasını kolaylaştırır. Bediüzzaman'ın ifade buyurduğu gibi "Zaman ihtiyarladıkça Kur'an gençleşmekte; ihtiva ettiği hakikatlar daha parlak şekilde ortaya çıkmaktadır." Kur'an-ı Kerîm'in diğer bir mu'cizelik ciheti de, sonradan olacak birçok şeyleri önceden haber vermesidir. Verdiği haberler, sonradan aynen çıkmıştır. (alıntıdır)

Logged



Kalpler ancak; ’ı zikretmekle mutmain olur.
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5661



« Yanıtla #8 : Ekim 14, 2008, 09:39:41 ÖS »

s.a salıh kardesım.yazılarını cok begendım.allah selamet versın.bu ne guzellık boyle.hayran kaldım.ınş bende bole olabılırım.ben sunu merak edıyorumkı.....neden islam toplulugunda cemeatlerde yada dıger tum ıslam adına muslumanlık adına toplanmış vs.topluluklarda bu kadar cok fıkır farklılıgı var.neden aynı seyler uzerınde yasamıyozruzda herkes ayrı telden anlatıyoo.....ben gıbı olanlar ıcın zor bı durum.elbette dogru yol kuranı kerım ama yınede dogruyu nasıl yanlıstan ayırabılırım....s.a
Logged

S@LİH
Hep Burda
*****

Karma: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1228



« Yanıtla #9 : Ekim 15, 2008, 06:51:18 ÖS »

s.a salıh kardesım.yazılarını cok begendım.allah selamet versın.bu ne guzellık boyle.hayran kaldım.ınş bende bole olabılırım.ben sunu merak edıyorumkı.....neden islam toplulugunda cemeatlerde yada dıger tum ıslam adına muslumanlık adına toplanmış vs.topluluklarda bu kadar cok fıkır farklılıgı var.neden aynı seyler uzerınde yasamıyozruzda herkes ayrı telden anlatıyoo.....ben gıbı olanlar ıcın zor bı durum.elbette dogru yol kuranı kerım ama yınede dogruyu nasıl yanlıstan ayırabılırım....s.a



ve aleykum selam kardeşim öncelikle benim yazılarımın %90 nı alıntıdır. Bana sorulan sorulara verdiğim cevaplarında bazıları alıntıdır çünkü ayet tefsiri vs. şeyler istendi bunuda benim yapabilmem şuan için mümkün değildir.İnşAllah o noktaya kadar gelebilirim . Rabbim isteyen herkese ilim nasib etsin inşAllah.Merak ettiğiniz soruya gelince çok kısa bir şekilde açıklayacağım.Birincisi aynı şeyler üzerinde yaşıyoruz herkes ayrı telden anlatmıyor. Çünkü doğru bir tanedir ve bütün mezhepler (cemaatler)( ın cc. bir olduğunu Muhammed s.a.v kulu ve elçisi olduğunu kitabımızın Kuran-ı Kerim olduğunu )bunu kabul etmektedir ve buna göre hareket etmektedir.Görüş farklılıklarına gelince şöyle düşün lütfen doğru bir tane dedik ve bu doğru yola giden bir sürü yol var ve sen bu yolları mezhep olarak algılayabilirsin sonunda hepsi aynı kapıya çıkıyor . Önemli olan sana yakın olanı seçip ona göre hareket etmendir.Ve ben herkesin mutlaka bir yere bağlı olmasından taraftarıyım.İnşAllah bir nebze olsada sana anlatabilmişimdir.selamun aleykum
Logged



Kalpler ancak; ’ı zikretmekle mutmain olur.
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9771



WWW
« Yanıtla #10 : Ekim 15, 2008, 11:12:05 ÖS »

S@LİH kardeşim böylelikler senide tanıdık

sabırla cevaplar verdiğin için 

ama kimse senin kadar teferruatlı soru sormadı sana
« Son Düzenleme: Ekim 15, 2008, 11:12:28 ÖS Gönderen: RUMEYSA » Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: