Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: SELEFİ SALİHİN AKİDESİ ESASLARI; (1)  (Okunma Sayısı 1142 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
mahşerde buluşalım
Süper Moderatör
Sağlam Forumcu
*****

Karma: 3
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 434



« : Aralık 16, 2010, 12:40:53 ÖÖ »

http://profile.ak.fbcdn.net/hprofile-ak-snc4/hs444.snc4/50287_60951604062_3959775_n.jpg
SELEFİ SALİHİN AKİDESİ ESASLARI; (1)


BİRİNCİ ESAS İMAN ve RÜKÜNLERİ
İman ve Rükünleri:
Selef-i Salih'in yani ehl-i sünnet ve'l-cemaat'in iman esasları ile ilgili inançları, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Cibril hadisinde haber verdiği şekilde altı esasa iman etmek ve onları tasdik etmek diye özetlenebilir. Peygamber bu hususta kendisine soru sormak üzere gelen Cibril -aleyhisselam-'ın imanın mahiyeti ile ilgili sorusuna şöyle cevab vermiştir:
"(İman) 'a, meleklerine, kitablarına, Rasüllerine, ahiret gününe inanman ve hayrı ile şerri ile kadere iman etmendir. (Buharî ve Müslim, Kitahu 'l-İman 'da)
O halde iman bu altı temel üzerinde yükselir. Bu temelden birisi yıkılacak olursa, elbetteki o insan mü'min olamaz. Çünkü o kimse imanın esaslanndan birisini yitirmiş olur. Nasıl ki bir


Bu konuda geniş bilgi için bk. İmam İbn Batta el-Ukberî, el-İbane adlı eserin mukaddimesi. Konu ile ilgili oldukça güzel açıklamalar vardır. Sözü geçen mukaddimeyi kitabın muhakkiki Dr. Rıda b. Nasan Mu'tî hazırlamıştır. Ayrıca bk. Dr. Nasır b. Abdu'l-Kerim el-Akl, Mebabisu fi Akideti Ehl-i Sünnet-i ve'l-Cemaa ve Mevkıfuı'l-Harekati'l-İslamiyyeti'l-Muasireti minbâ adlı eserin: Min Hasaisi'l-Akideti'l-İslamiyeti ve Etbaına adlı bölüm s. 29.
İşte buradan bizler şunu da öğreniyoruz ki: "Selefilik belli bir dönemin aşamasıdır. İslami bir mezheb değildir... diyenlerin iddiaları doğru olamaz. Çünkü selef mezhebi: Güzel liderlik ve kendisine uyulan sağlıklı yöntem gibi iki büyük temeli ihtiva etmektedir.
Önderler ashab, tabiîn ve güzel bir şekilde onlara uyan etbau't-tabiînden ibaret üç nesildir.
Yöntem ise itikadı anlamak, delillendirmek, takrir, ilim, iman ve şeriatın bütün yönlerinde çağlar boyunca izlenen yoldur. Bununla açıkça ortaya çıkmaktadır ki: Selefilik vasfı bu vasfı alan herkes için bir övgüdür. Hem önderlik bakımından, hem yöntem bakımından. Çünkü bu konuda onun salih bir geçmişleri (selef-i salihleri) vardır. Onlar da peygamberinin tanıklığıyla bu ümmetin hayırlılarıdır. Bu vasfın delalet ettiği itikad ve ameli zahiren ve batınan gerçekleştirmeden bu vasfa sahih olmaya gelince, bunda herhangi bir övülecek taraf olamaz. Çünkü asıl muteber olan lafzi ıstılahlar değil, anlamlardır.
yapı ancak temel esasları üzerinde yükselebiliyorsa, iman da ancak temel esasları üzerinde yükselir.
İşte bu hususlar imanın rükünleri (esaslan)dır. Kitab ve sünnetin delalet ettiği doğru şekli üzere bütün bunlar gerçekleşmedikçe iman da tamam olmaz. Bunlardan birisini inkar eden bir kişi mü'min değildir.



BİRİNCİ RÜKÜN ALLAH'A İMAN
'a iman, 'ın varlığına, O'nun, kemal sıfatlarına sahip olup, tek başına ibadete layık olduğuna inanmak, izleri insanın yaşayışında 'ın emirlerine bağlanıp, yasaklarından uzaklaşmasında ortaya çıkacak şekilde buna tam anlamıyla kalbinden inanmaktır. Bu İslam akidesinin temelidir, özüdür, esasıdır. Akide'nin diğer bütün esasları ise buna eklenir ve buna tabidir.
O halde 'a iman, O'nun varlığına iman etmeyi ihtiva eder. Şanı yüce 'ın varlığına fıtrat, akıl, şeriat ve duyular delalet etmektedir.
'ın vahdaniyetine, ulûhiyetine, isim ve sıfatlarına iman etmek de 'a iman etmenin kapsamı içerisindedir. Bu da üç türü ile tevhidi kabul edip bunlara inanmak ve bunların gereğini yerine getirmekle olur. Tevhidin üç türü ise: 1-Rububiyetin tevhidi, 2-Ulûhiyetin tevhidi, 3- İsim ve sıfatların tevhididir.
1-   Rububiyetin Tevhidi:
Herşeyin biricik Rabbinin ve mutlak malikinin olduğuna, ortağının bulunmadığına, tek yaratıcının O olduğuna, bütün kainatı çekip çeviren, işlerini idare eden, onda tasarruf edenin O olduğuna, kulları yaratıp onları rızıklandıran, hayat veren ve canlarını alanın O olduğuna kesin olarak inanmak, 'ın kaza ve kaderine, zatında vahdaniyetine yani bir ve tek olduğuna inanmaktır. Bunun özü fiilleriyle 'ı tevhid etmek yani birlemektir.
Yüce 'ın rububiyetine iman etmenin gereğine dair şer'î deliller pek çoktur. Yüce 'ın şu buyruklarında olduğu gibi: "Alemlerin Rabbi 'a hamdolsun." (el-Fatiha, 1/1);
"Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O'nundur. Alemlerin Rabbi olan 'ın şanı ne yücedir!" (el-A'râf, 7/54); "Yerde ne varsa hepsini sizin için yaratan... Odur. " (el-Bakara, 2/29);
"Çünkü şüphesiz ki 'tır hem rızkı veren, hem pek çetin kudret ve kuvvet sahibi olan." (ez-Zâriyat, 51/58)
Tevhidin bu türünde Kureyş kafirleri ile çeşitli din ve inanca mensup kimselerin büyük çoğunluğu muhalif kanaat belirtmezler. Hepsi kainatın yaratıcısının tek başına olduğuna iman ederler. Nitekim yüce şöyle buyurmaktadır: "Andolsun, onlara: Göklerle yeri kim yarattı diye sorsan, onlar elbette: , diyeceklerdir." (Lokman, 31/25)

Bir başka yerde de yüce şöyle buyurmaktadır: "Deki: Yer ve oradakiler kimindir? Eğer biliyorsanız (söyleyin). Onlar: 'ındır, diyeceklerdir. Sen de ki: O halde siz iyice düşünüp ibret almaz mısınız? De ki: Yedi göğün ve büyük arşın Rabbi kimdir? 'ındır, diyeceklerdir. De ki: O halde korkmaz mısınız? De ki: Herşeyin hakimiyeti elinde bulunan, himaye eden fakat kendisine karşı kimsenin himaye altına alınmasına imkan tanımayan kimdir? Eğer biliyorsanız (cevab verin). Onlar: 'ındır diyeceklerdir. De ki: öyle ise nasıl olur da aldanıyorsunuz? Hayır biz, onlara hakkı getirdik, onlar ise muhakkak yalancıdırlar."
(el-Mu'minûn, 23/84-90)
Bunun böyle olmasının sebebi, kulların kalblerinin fıtraten 'ın rububiyetini kabul edecek şekilde yaratılmış olmasıdır. Bundan dolayı tevhidin türlerinden ikincisini de kabul etmedikçe, rububiyetin tevhidine inanan bir kimse muvahhid olmaz.
2-   Ulûhiyetin Tevhidi:
Kulların fiilleriyle, yüce 'ı bir ve tek olarak tanımalarıdır. Buna ibadet tevhidi adı da verilir. Bu anlam itibariyle kesin olarak şu hususlara inanmayı ihtiva eder:
Hak ilah kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan 0'dur. O'nun dışındaki bütün mabudlar batıldır. Yalnızca yüce 'a ibadet edilmeli, O'na boyun eğilmeli, mutlak olarak sadece O'na itaat olunmalıdır. Kim olursa olsun kimse O'na ortak koşulmamalıdır. Namaz, oruç, zekat, hac, dua, istiane (yardım dileme), adak, zebh (eti yenir hayvanları kesmek), tevekkül, havf, reca (korku ve ümit), sevgi ve buna benzer zahir ve batın (gizli ve açık) ibadet türlerinden hiçbir şeyin O'ndan başkası için yapılmamasıdır. 'a sevgi, korku ve ümitle birarada ibadet olunmasıdır. Bir bölümü ile O'na ibadet edip bir bölümünü dışarda tutmak sapıklıktır.
Yüce şöyle buyurmaktadır: "Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz." (el-Fatiha, 1/5); "Kim buna dair hiçbir delili bulunmaksızın, ile birlikte başka bir ilaha ibadet ederse, onun hesabı ancak Rabbinin katındadır. Kafirler -hiç şüphesiz¬kurtuluşa eremezler." (el-Mu'minûn, 23/117)
Ulûhiyetin tevhidi bütün rasüllerin kendisine çağırdıkları bir husustur. Önceki ümmetleri helak yollarına götüren bu tevhidin inkarıdır.
Dinin başı, sonu, içi ve dışı ulûhiyetin tevhididir. Rasüllerin ilk ve son çağrısı budur. Bunun için rasuller gönderilmiş, kitablar indirilmiş, cihad maksadıyla kılıçlar çekilmiş; mü'minlerle kafirler, cennet ehli ile cehennem ehli birbirinden ayrılmıştır.
İşte; "'tan başka ilah yoktur" cümlesinin anlamı budur.
Yüce şöyle buyurmaktadır: "Senden önce gönderdiğimiz herbir peygambere mutlaka şunu vahyederdik: Benden başka ilah yoktur, o halde yalnız bana ibadet edin." (el-
Enhiya, 21/25)
Rubûbiyetin tevhidi, ulûhiyetin tevhidini gerektirir. Çünkü yaratıcı, rızık verici, malik, tasarrufta bulunan, hayat veren, öldüren, bütün kemal sıfatlarına sahih, hertürlü eksiklikten münezzeh, herşey elinde bulunan bir Rabbin, aynı zamanda hiçbir ortağı bulunmayan ve ibadetin yalnız kendisine yöneltildiği mutlak bir ilah olması da gereklidir. Yüce : "Ben cinleri de, insanları da ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." (ez-Zâriyat, 51/56) diye buyurmaktadır.
Çünkü müşrikler bir ve tek ilaha ibadet etmiyorlardı. Onlar birden çok ilaha ibadet ediyorlar ve bunların kendilerini yüce 'a yakınlaştırdıklarını ileri sürüyorlardı. Bununla birlikte bu uydurma ilahların fayda ve zarar vermediklerini de kabul ediyorlardı. İşte bundan dolayı yüce rububiyetin tevhidini kabul etmelerine rağmen onları mü'min olarak değerlendirmemiş, aksine ibadette başkalarını kendisine ortak koşmaları dolayısıyla onları kafir olarak değerlendirmiştir.
İşte bu noktada selefin yani ehl-i sünnet ve'l-cemaatin inancı ulûhiyet hususunda başkalarından ayrılmaktadır. Bazılarının kastettiği gibi tevhidin anlamı onlara göre yalnızca 'tan başka hiçbir ilah olmamasından ibaret değildir. Aksine onlara göre ulûhiyetin tevhid edilmesi, ancak şu iki esasın varlığı ile birlikte gerçekleşebilir:


1-     Bütün ibadet çeşitlerinin yalnızca yüce 'a yapılması, yaratılmış hiçbir varlığa
yaratıcının hak ve özelliklerinden hiçbirisinin verilmemesi.
Buna göre 'tan başkasına ibadet edilmez, 'tan başkası için namaz kılınmaz, 'tan başkasına secde edilmez, 'tan başkasına adakta bulunulmaz, 'tan başkasına tevekkül edilmez. Şüphesiz ulûhiyetin tevhid edilmesi, ibadetin yalnızca yüce 'a yapılmasını gerektirir. İbadet ise ya kalb ile dilin bir sözü yahut ta kalb ile organların bir amelidir.
Yüce şöyle buyurmaktadır:

"De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan içindir. O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim. "(el-Enâm, 6/162-163); "Uyanık olun halis olan din yalnız 'ındır." (ez-Zümer, 39/3)


2-   İbadet yüce 'ın ve Rasulünün emrettiğine uygun olmalıdır.
Buna göre ibadet boyun eğmek ve itaatin yalnızca O'na yapılması sureti ile 'ın tevhid edilmesi "'tan başka hiçbir ilah yoktur" diye ifadelendirilen şehadetin gerçekleştirilmesi demektir.
Rasülullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'a tabi olup, onun emir ve yasaklarına boyun eğmek de "Muhammed, 'ın Rasülüdür" şehadetinin gerçekleştirilmesidir. O halde ehl-i sünnet ve'1-cemaat'in yöntemi şudur:
Onlar yüce 'a ibadet eder ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmazlar. 'tan başkasından dilekte bulunmazlar, ancak 'tan yardım dilerler. Ancak yüce 'ın imdatlarına koşmasını isterler. Yalnızca yüce 'a tevekkül ederler. O'ndan başkasından korkmazlar. Yüce 'a itaat, ibadet ederek ve salih ameller ile yakınlaşmaya çalışırlar.
Yüce : "'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın." (en-Nisâ, 4/36) diye buyurmaktadır.

3-   İsim ve Sıfatların Tevhidi:
Bu, en güzel isimlerin ve en yüce sıfatların yüce 'a ait olduğuna kesin olarak inanmak demektir. O bütün kemal sıfatlarına sahih ve bütün eksik sıfatlardan münezzehtir. O bu özelliği ile bütün varlıklardan ayrı ve eşsizdir.
Ehl-i sünnet ve'l-cemaat Rablerini Kur'an ve sünnette gelmiş sıfatlar ile bilip, tanırlar. Kendi zatını kendisini ve Rasulünün kendisini nitelendirdiği sıfatlarla nitelerler. Kelimeleri yerlerinden oynatmaz. O'nun isim ve ayetlerinde ilhâda18
sa
pmazlar. Yüce Allah'ın kendisi

İlhad: Haktan meyletmek ve sapmak demektir. Ta'tîl, tahrif, keyfiyetlendirme, temsîl (örneklendirme) ve teşbîh (benzetme) de bunun kapsamına girer.
hakkında tesbit ettiğini, herhangi bir temsil, keyfiyetlendirme, ta'til ve tahrife sapmaksızın aynen kabul ederler. Bütün bunlarda uydukları kaide de yüce 'ın: "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur ve O herşeyi işitendir, görendir. " (eş-Şura, 42/11) buyruğu ile: "En güzel isimler 'ındır. O halde O'na bunlarla dua edin, O'nun isimlerinde ilhada (eğriliğe) sapanları terkedin. Onlar yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir." (el-A'raf, 7/108) buyruklarıdır.
Ehl-i sünnet ve'l-cemaat yüce 'ın sıfatlarının keyfiyetini sınırlandırmazlar. Çünkü o keyfiyete dair bize bir haber vermiş değildir. Zira yüce hakkında hangi sıfatların sözkonusu edilip, hangilerinin sözkonusu edilemeyeceğini yüce 'tan başka hiçbir kimse bilemez. Nitekim yüce şöyle buyurmaktadır:


"De ki: Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa mı?" (el-Bakara. 2/140) Yine yüce şöyle buyurmaktadır;
"Artık hakkında örnekler bulmaya kalkışmayın. Çünkü bilir, siz bilmezsiniz." (en-Nahl, 16/74)
Yüce 'tan sonra da 'ı onun rasulünden daha iyi kimse bilemez. O rasülü hakkında da yüce şöyle buyurmaktadır:

"O kendi hevasından bir söz söylemez. O bildirilen bir vahiyden başkası değildir." (en-Necm, 53/3-4)
Ehl-i sünnet ve'l-cemaat şanı yüce 'ın kendisinden önce hiçbir şeyin var olmadığı ilk, kendisinden sonra hiçbir şeyin olmadığı ahir, kendisinden üstün hiçbir şeyin olmadığı zahir, kendisinden öte hiçbir şeyin olmadığı batın olduğuna inanırlar. Nitekim yüce şöyle buyurmaktadır:

"O hem ilktir, hem ahirdir, hem zahirdir, hem batındır. O herşeyi en iyi bilendir." (el-Hadid, 57/3)
Yine şuna inanırlar ki; şanı yüce 'ın zatı diğer zatlara, varlıklara benzemez. Sıfatları da aynı şekilde diğer sıfatlara benzemez. Çünkü şanı yüce 'a benzer, O'na denk, O'na eş olabilecek hiçbir varlık yoktur. O yarattığı varlıklarla kıyas edilmez. Bu bakımdan yüce 'ın kendi zatı hakkında tesbit ettiklerini onlar da temsilsiz olarak tesbit ve kabul ederler, ta'til sözkonusu olmaksızın tenzih ederler. Yüce 'ın kendi zatı hakkında tesbit ettiğini kabul ettiklerinde, O'nu temsile (başkasına benzetmeye) kalkışmazlar. O'nu tenzih ettikleri vakit de kendi zatını nitelendirdiği vasıfları ta'til etmeye (onları yok gibi kılmaya) da kalkışmazlar.
Yüce 'ın herşeyin kuşatıcısı, herşeyin yaratıcısı, hayatta olan herbir varlığın rızık vericisi olduğuna inanırlar. Nitekim yüce şöyle buyurmaktadır: "Yaratan bilmez mi hiç? O, latiftir, herşeyden haberdardır." (el-Mülk, 67/14);

"Şüphesizrızık veren, güç ve kuvvet sahihi olan 'tır" (ez-Zâriyat, 51/58)
Yüce 'ın yedi semavat'ın üstünde ve yarattıklarından ayrı olarak Arşın üzerinde istiva ettiğine , ilmiyle herşeyi kuşattığına -kitab-ı kerîm'inde yedi ayrı ayet-i kerîme'de kendi zatı ile ilgili olarak haber verdiği şekilde- ve keyfiyet nisbeti sözkonusu olmaksızın  inanırlar.
Yüce şöyle buyurmaktadır: "Rahman arşa istiva etti. " (Taha, 20/5);

"Sonra arşa istiva etti." (el-Hadid, 57/4)
Yine yüce şöyle buyurmaktadır; "Göktekinin sizi yere geçirmesinden emin mi oldunuz? O zaman onun durmadan çalkalanmakta olduğunu göreceksiniz, Yahut göktekinin üzerinize taş yağdıran bir rüzgar göndermesinden emin mi oldunuz? Hem benim korkutmamın nasıl olduğunu bileceksiniz. " (el-Mülk, 67/16-17)
Yine yüce şöyle buyurmaktadır: "Güzel söz yalnız O'na yükselir. Onu da salih amel yükseltir." (Fatır, 35/10)
Ta'tîl, 'ın sıfatlarını kabul etmemek yahut bazılarını kabul edip geri kalanlarını kabul etmemek demektir.
Tahrîf, nassı lafzen ya da mana itibariyle değişikliğe uğratıp onu zahir (kuvvetli) anlamından uzaklaştırıp, ancak zayıf bir
ihtimal ile lafzın delalet ettiği bir manaya göre açıklamaktır. Buna göre her tahrif bir ta'tildir, fakat her ta'til bir tahrif
değildir.
Keyfiyetlendirme: Keyfe (nasıl) diye soru sormak demektir.
Temsil ise, her bakımdan benzerinin olduğunu söyleyerek bir şeyin mislinin olduğunu kabul etmek demektir. Teşbih: Bir şeye bazı yönleriyle benzeyen bir başka şeyin varlığını kabul etmek demektir.
"Üstlerinde her hususta hakim olan Rahlerinden korkarlar. " (en-Nahl, 16/50)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- da şöyle buyurmuştur: "Ben semadakinin emini olduğum halde, siz bana nasıl olur da güvenmezsin
iz?' (Buharî ve Müs
lim} demiştir.


« Son Düzenleme: Aralık 16, 2010, 11:57:32 ÖS Gönderen: RUMEYSA » Logged
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 6000



« Yanıtla #1 : Şubat 13, 2011, 06:56:18 ÖS »

Yüce 'ın herşeyin kuşatıcısı, herşeyin yaratıcısı, hayatta olan herbir varlığın rızık vericisi olduğuna inanırlar. Nitekim yüce şöyle buyurmaktadır: "Yaratan bilmez mi hiç? O, latiftir, herşeyden haberdardır." (el-Mülk, 67/14);
"Şüphesizrızık veren, güç ve kuvvet sahihi olan 'tır" (ez-Zâriyat, 51/58)
Yüce 'ın yedi semavat'ın üstünde ve yarattıklarından ayrı olarak Arşın üzerinde istiva ettiğine , ilmiyle herşeyi kuşattığına -kitab-ı kerîm'inde yedi ayrı ayet-i kerîme'de kendi zatı ile ilgili olarak haber verdiği şekilde- ve keyfiyet nisbeti sözkonusu olmaksızın  inanırlar.
Yüce şöyle buyurmaktadır: "Rahman arşa istiva etti. " (Taha, 20/5);

"Sonra arşa istiva etti." (el-Hadid, 57/4)
Yine yüce şöyle buyurmaktadır; "Göktekinin sizi yere geçirmesinden emin mi oldunuz? O zaman onun durmadan çalkalanmakta olduğunu göreceksiniz, Yahut göktekinin üzerinize taş yağdıran bir rüzgar göndermesinden emin mi oldunuz? Hem benim korkutmamın nasıl olduğunu bileceksiniz. " (el-Mülk, 67/16-17)
Yine yüce şöyle buyurmaktadır: "Güzel söz yalnız O'na yükselir. Onu da salih amel yükseltir." (Fatır, 35/10)
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: