Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: SAID İBNU AMİR EL-CUMAHİ  (Okunma Sayısı 58 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
*****

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1217



« : Şubat 03, 2012, 08:23:39 ÖÖ »

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/1aaa.jpg
SAID İBNU AMİR EL-CUMAHİ


SAID İBNU AMİR EL-CUMAHİ

Said İbnu Amir el-Cumahî, dünya karşılığında Ahireîi satın almış, ve nun Peygamberini her ikisine tercih etmiş kişidir».
Genç Said İbnu Amir, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Kureyş tarafın¬dan yakalanan sahâbisi Hubeyb İbnu Adiyy'in öldürüldüğünü görmek için Kureyş ileri gelenlerinin davetiyle Mekke'nin dışındaki Tenîm'e çıkan binlerce kişiden birisiydi.
Genç oluşu ona; başkaların! kenara iterek Ebu Sufyan İbnu Harb, Safvan İbnu Umeyye ve merasimlerde ön sıralarda yeralması gereken başka kimseler gibi Kureyş büyükleriyle yanyana durma imkânını ver¬di,
Bu.Saİd'e Hubeyb'in şahsında Hz. Muhammed'den (s.a.v.) intikam almak ve onu öldürmekle Bedir'deki ölülerinin öcünü almak için, ka¬dın, çocuk ve gençlerin zincire vurulu olarak ölüm alanına götürdükleri Kureyş'in esirini görme imkânını da vermişti..
Bu insan yığını, öldürmek için hazırladıkları yere esiri getirdik¬lerinde, genç Said İbnu Amir uzun boyuyla Hubeyb'e yaklaşıp darağacının önünde durdu. Kadın ve çocuk çığlıkları arasında onun şöyle de¬diğini duydu:
— N'olur, bırakın da ölmeden önce iki rek'ât namaz kılayım». Ve onlar isteğini yerine getirdiler...
Sonra onun Kabe'ye yöneiip iki rek'ât namaz kılışını seyretti. Daha sonra onun Kureyş ileri gelenlerine yaklaşıp:
— Vallahi, eğer ölümden korktuğum için namazı uzatmış oldu¬ğumu düşünmeseydiniz, daha fazla namaz kılmak isterdim», dediğini duydu.
Böylece o, kendi halkının Hubeyb'i diri diri fırçaladıklarını bizzat gözleriyle görmüştü. Kavmi, Hubeyb'in vücudunu parçalarken şöyle diyordu:
— Kendin kurtulup Muhammed'In (s.a.v.) senin yerinde olması¬nı ister misin?» O da kanlar içinde:
—Vallahi, Muhammed'e [s.a.v.) bir diken batırılması karşılığın¬da kurtulmayı ve çoluk çocuğumun arasında rahat olmayı istemem», diye cevap veriyordu.
Onun bu cevabı üzerine, halkın elleri havaya kalkar:
— Öldürün onu!.. Öldürün onu!..» sesleri yükselir.
Saîd İbnu Amir- Hubeyb'in darağacından gözünü semâya dikerek şöyle dediğini de, duymuştu:
'ım! Onları unutma, onları yok et ve hiçbirini sağ bı¬rakma».
Böylece o, yağdırılan mızrak ve savrulan kılıç darbeleri arasında son nefesini verdi.
Kureyş Mekke'ye döndü. Günlük problemleri ve sıkıntıları arasın¬da Hubeyb'i ve onun öldürülüşünü çabucak unuttu. Fakat Hubeyb, genç Saîd'in hatırından bir an bile çıkmadı. Uyuduğunda rüyasında, uyanık¬ken hayalinde onu görüyordu. O, darağacının önünde iki rek'ât nama¬zını kılıyordu. Onun Kureyş'e ettiği beddua kulaklarımda çınlıyordu. O yüzden, kendisine bir yıldırım çarpmasından veya üzerine gökten bir taş düşmesinden korkuyordu.
Hubeyb, Saîd'e daha önce bilmediği birçok şeyi öğretmişti : Gerçek hayatın bir inanç ve ölünceye kadar bu inanç uğrunda bir mücâdele olduğunu öğretmişti.
Yine ona köklü bir imanın olmazları olur hale getirdiğini öğretmişti.
Ona başka birşeyi daha öğretmişti: Arkadaşlarının tam desteği¬ne sahip tek kişi kendisine yücelerden vahiy eden Hz. Peygamber (s.a.v.) dir.
İşte böylece, , Saîd Ibnu Amir'in göğsünü İslâm'a açtı. Her¬kesin içinde kalkıp Kureyş'in işlediği günahlardan uzak kaldığını, onların putlarını kaldırıp attığını ve 'ın dinine girdiğini açıkladı.
Saîd İbnu Amir Medine'ye hicret etti. Hayber ve ondan sonra savaşlarda Rasûlüllah'la (s.a.v.) beraber oldu.
Rasûlüllah'ın (s.a.v.) vefatından sonra Saîd, Halife Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'in ellerinde, kınından sıyrılmış bir kılıç oldu ve dünya karşılığında ahireti satın alan, 'ın rızasını, onun vereceği sevabı nefsin diğer isteklerine ve bedenin arzularına tercih eden mü'minlerin biricik ve tek örneği olarak yaşadı.
Rasûlüllah'ın (a.s.v.) bu iki halifesi, Saîd İbnu Amir'in doğrulu¬ğunu ve dindarlığını bilirler, onun nasihat ve sözlerini dikkate alırlardı. Halife olduğunda Ömer İbnu'l-Hatîab'm yanına girip şöyle demişti^:
— Ey Ömer! Halkın işlerini yaparken 'tan korkmanı, 'ın emirlerini yerine getirirken insanlardan korkmamanı ve sözünün fiiline aykırı olmamasını tavsiye ederim. Sözün en hayırlısı, fiilin doğruladı¬ğıdır.
Ey Ömer! Uzak yakın işlerini üzerine aldığın müslümanlarla îlgilen. Kendin ve ailen için istediğini onlar için de iste. Kendin ve ailen için istemediğini onlar için de İsteme. Hakkı elde edinceye kadar zor¬luklara göğüs ger. 'ın emirlerini yaparken hiçbir dedikodudan ve kınamadan korkma».
Ömer :
— Buna kimin gücü yeter- ya Saîd?» dedi. Saîd :
—. 'ın, Muhammed (s.a.v.) ümmetinin başına getirdiği
kendisiyle arasında hiç kimse olmayan senin gibi birinin buına gücü yeter».
Bir ara, Hz. Ömer, Saîd'i kendisine yardımcı olmaya çağırarak dedi ki :
— Saîd! Biz seni Humus'a vali tayin etmek istiyoruz». Saîd :
— Ömer! rızası için, bunu benim başıma belâ etmemeni istiyorum» dedi. Hz. Ömer'in canı sıkıldı ve :
— Yazıklar olsun size! Bu işi (hilâfeti) benim boynuma geçili¬yorsunuz, sonra da beni yalnız bırakıyorsunuz. Vallahi seni bırakmam» dedi. Ve onu Humus'a vali olarak tayin etti. Hz. Ömer :
— Sana biraz aylık bağlayayım mı?» dedi. Saîd:
—. Ben onu ne yapacağım! Bana gelenler zaten İhtiyacımdan fazladır» deyip Humus'a gitti.
Bir müddet sonra, Emîr-ül Mü'minîn'e, Humus halkından güven¬diği bazı kişiler geldi. Hz. Ömer onlara ;
«Bana fakirlerinizin isimlerini yazın da ihtiyâçlarını karşılayayım» dedi. Bir mektup gönderdiler. İçin¬de : Falanca, falanca ve Saîd İbni Amir» yazılıydı. Ömer:
«Saîd İbni Amir kimdir?» dedi. Onlar:
«Vaîimizdir» dediler. Hz. Ömer:
«Valiniz fakir mi? » dedi. Onlar:
«Evet, vallahi o, uzun günlerini evinde hiç ateş yakmadan geçirir. «Hz. Ömer, gözyaşları sakalını islatincaya kadar ağ¬ladı. Sonra, ona bin dinar göndermeye karar verdi. Dinarları bir tor¬baya koydu ve onlara şöyle dedi :
«— Ona, benden selâm söyleyiniz. Emir-ül Mü'minin. senin İhtiyaçların için şu parayı gönderdi deyiniz».
Saîd'e para torbasını getirdiler. Torbanın içine baktı. Bir de ne görsün dinarlar! Paralan kendisinden uzaklaştırmaya ve :
«— İnnâ lillâhî ve innâ ileyhi râcı'ûn (Biz 'a aidiz ve elbet¬te ona döneceğiz», demeye başladı. Sanki başına bîr felâket gelmiş veya önemli bir mes'eleyle karşılaşmıştı. Çünkü bu âyet, başa gelen bir musibet anında söylenir. Karısı merakla koşup geldi :
«— Ne oluyor sana, Saîd! Yoksa Emîr-ül-Mü'minin mi öldü?
_Tam tersi, ondan daha büyüğü!
— Müslümanların başına bir iş mi geldi?»
— Yoo, ondan daha büyüğü».
— Neymiş ondan büyüğü?»
— Dünya, âhiretimi bozmak için, benim evime girdi. Fitne evime yerleşti».
- Öyleyse ondan kurtulmaya bak». — Dinarlardan haberi yoktu —
«— Bana bu konuda yardım eder misin?»
- Evet».
Saîd dinarları alıp torbalara koydu ve müslümanların fakirlerine gitti.
Kısa bir müddet sonra, Hz. Ömer incelemelerde bulunmak üzere Şam diyarına gitti. Humus'a geldiğinde, halk valileri şikâyetleri se¬bebiyle Humus'a "Küçük Küfe" denilirdi.
— Ona «hoş geldin» demeye gitti. Ömer dedi ki : «Valinizi nasıl buluyorsunuz?» Ömer'e valiyi şi¬kâyet edip, birbirinden büyük dört hareketini söylediler.
Hz. Ömer bizzat kendisi anlatmaktadır:
«Saîd'le şikâyetçileri bir araya getirdim ve 'a onun hakkında düşüncelerimde yanılmadığımı göstermesi için duâ ettim. Günkü ona büyük güvenim vardı. Hepsi bir aradayken dedim ki :
«— Valinizden şikâyetiniz nedir?» Onlar:
«— Gün yükselinceye kadar bizim yanımıza çıkmaz» dediler.
«—Bu konuda ne diyorsun Saîd» dedim. Biraz sustuktan sonra  şöyle konuştu :
«— Vallahi, bunu söylemek istemiyordum. Fakat şimdi mutlaka söylemem gerekiyor. Benim ailemin hizmetçisi yok. Her sabah ben kalkıp, onlara hamur yoğuruyorum. Mayalanıncaya kadar biraz oyala¬nıyorum. Sonra ekmek yapıyorum. Sonra da abdest alıp halkın arasına çıkıyorum».
Ömer anlatmaya devam etmektedir:
Onlara sordum :
«— Bundan başka şikâyetiniz nedir?» Dediler ki :
«— Geceleyin hiç birimizin işini görmez».
«— Bu konuda ne dersin Saîd?» dedim.
— Vallahi, bunu da açıklamak istemiyordum. Ben, gündüzü on¬ların işlerine, geceyi de Aziz ve Celîl olan 'a ibadete ayırdım» dedi.
«—- Başka şikâyetiniz nedir?» dedim.
«— Ayda bir gün bizim aramıza çıkmaz» dediler.
«— Bu nedir Saîd?» dedim.
«— Ey Mü'minlerin Emîri! Benim hizmetçim yok, üzerimdekînden başka elbisem de yok. Ayda bîr defa, elbisemi yıkarım ve kuruyuncaya kadar beklerim. Akşama doğru onların arasına çıkarım». Sonra yine sordum :
«—Daha başka şikâyetiniz nedir?» dedim. Dediler ki! :
«— Bazan şuurunu kaybeder ve yanındaki kimselerden haberi ol¬maz».
«— Bu nedir Saîd?» dedim. O da şöyle cevap verdi:
«— Ben müşrikken, Hubeyb İbnu Adiyy'in şehîd edilişine şâhid
oldum. Kureyşiilerin, onun vücûdunu paramparça ettiklerini gördüm.
Şehîd edilmeden önce. ona şöyle sormuşlardı :
<— Muhammed'in (s.a.v.) senin yerinde olmasını İster misin?» O da şöyle cevap vermişti :
«— Vallahi, Muhammed'e [s.a.v.) bir diken batması karşılığında, ailem ve çocuğumla birlikte rahat olmayı istemem...» O güne ait hatırladığım şeyler, 'a inanmayan bir müşrik olarak Hubeyb'e o du¬rumda yardım edememem sebepleriyle 'ın beni hiç bir zaman afetmiyeceği düşüncesine kapıldım. İşte ben bu yüzden ara sıra şuuru¬mu kaybediyorum», dedi. Bunun üzerine, Hz. Ömer şöyle dedi :
«— Onun hakkındaki görüşlerimde beni yanıltmayan 'a hamd olsun». Sonra ona ihtiyâçlarına harcaması için bin dinar gönderdi.
Karısı bin dinarı görünce ona dedi ki :
«—Yaptığın hizmetten dolayı, bizi zenginleştiren 'a hamd olsun. Kendimize biraz yiyecek satın al. Bir de hizmetçi tut».
Kocası da ona :
«— Sana bundan daha iyisini söyleyeyim mî?» dedi. Karısı : «— O nedir?» dedi, O :
«— Biz bunları, en çok muhtaç olacağımız anda (Kıyamette) bize verilmek üzere, şimdi bizden daha muhtaç olanlara verelim», dedi. Karısı :
«— O nasıl oluyor?» dedi. O da :
«— Onları 'a güzel bir ödünç olarak veririz», dedi. Karısı :
«— Tamam, sana bunun mükâfatını versin», dedi. Oturduk¬ları yerden kalkınca hemen, dinarları keselere koydu. Ailesinden biri¬ne şöyle dedi : Bunları falancanın dullarına, falancanın yetimlerine, falancanın yoksullarına ve falanca ailenin muhtaçlarına götür.»
, Saîd İbnu Amir'den razı olsun. O, kendileri fakir olsalar bi¬le başkalarını nefislerine tercih eden kimselerdendi. [2]
« Son Düzenleme: Şubat 10, 2012, 12:41:17 ÖÖ Gönderen: RUMEYSA » Logged
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9894



WWW
« Yanıtla #1 : Şubat 10, 2012, 12:52:59 ÖÖ »


 
http://www.guzel-sohbet.com/orman.jpg
SAID İBNU AMİR EL-CUMAHİ


Hiç şüphesiz , müminlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır... (Tevbe Suresi, 111)

...'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (Tevbe Suresi, 111)

Yukarıdaki ayetiyle müminlere birbirleriyle müjdeleşmelerini hatırlatmaktadır. İman edenlerin sevinçlerinin ve neşelerinin kaynağı, 'ın, kendilerini 'büyük bir kurtuluşa' ulaştıracak olan doğru yola iletmiş olmasıdır. Müminler mallarını ve canlarını 'ın rızasını ve cennetini kazanabilecekleri hayırlı davranışlarda bulunmaya adamışlardır. Bu, bir insanın dünya hayatında yapabileceği en akılcı ve en güzel karşılığı olan alışveriştir ve işte iman edenler de bu hayırlı davranışlarından dolayı müjdeleşmektedirler.

Müminler imanlarından kaynaklanan bu neşeyi hayatlarının her aşamasında ve her anında yaşarlar. Çünkü iman edenlerin dostudur; inananlara her zaman yardım edeceğini ve tüm işlerini onların lehine sonuçlandıracağını, hayırlara vesile edeceğini müjdelemiş, ahirette de onlara cennetini vadetmiştir. 'ın asla vaadinden dönmeyeceğini bilen müminler dünya hayatında yaşadıkları tüm olayları bu şuurla değerlendirirler. Bu nedenle yaşadıkları her olayın lehlerine olduğundan emindirler. Karşılaştıkları zorlukların kolaylıklarını ve müjdeli yönlerini görebilir, bu olayları yorumlarken daima hayra yoran, müjde ve sevinç veren bir tarzda konuşurlar. İçlerinde 'a dayanıp güvenmenin huzuru ve güveni vardır. Zorluklara ve yaşadıkları sıkıntılara güzel bir sabırla sabretmenin ecrini alırlar. Bu sabrın ahiretteki güzel karşılığını düşünüp müjdeleşmenin neşesini yaşarlar. Dolayısıyla her olay müminler için bir müjde haline gelir. Çünkü karşılaştıkları her olayı yaratmaktadır ve müminlerin dostu ve velisidir. 'tan gelen her ne olursa olsun mutlaka güzel ve müjdelidir. Nitekim Kuran'da müminlerin ölüm gibi bir olayla karşılaştıklarında bile bundan "güzellik" olarak bahsettiklerine dikkat çekilir:
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5731



« Yanıtla #2 : Şubat 26, 2012, 05:23:37 ÖS »

Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: