Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: RİYAZET  (Okunma Sayısı 58 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7463



« : Ocak 29, 2010, 05:26:46 ÖS »

Riyazete gelince; nefsi kırma, dünya lezzetlerinden ve rahatından sakınma, kanaatla yaşama, perhize girme demektir.
Bu suretle nefsini terbiye etmeye çalışma tasavvufun İslam’a soktuğu İslam dışı bir davranıştır.
Zira Kur'an'da bir çok kere "Yiyiniz, içiniz!..." buyurmaktadır.

Olduğu halde yememek, içmemek açıkça nefse eza vermektir ki İslam’da nefse eza vermek de zulüm olarak tanımlanmıştır.
Zulmün her türlüsü de haram kılınmıştır.

Mesela oruç bir ay boyunca müslümanlara, daha öncekilerde olduğu gibi farz kılınmış,
lakin güneş battıktan sonra da yiyip, içmek de (yani dünya nimetlerinden yararlanmak da) gerekmektedir.

Oruç tutmak farz olduğu gibi iftar etmek de farz kılınmıştır. Tam gün oruç tutmak haramdır.
Kişinin nefsini nasıl terbiye edeceğine de terbiyecisi edindiği Rabbi karar vermekte, işi kişinin kendine bırakmamaktadır.

Halbuki riyazet; olduğu, bulunduğu halde kişinin nefsini terbiye edeceğim diye,
var olan dünya nimetlerinden kendini mahrum bırakmasıdır.

Bu mahrum bırakma o derecede uygulanmaktadır ki takva uğruna vücudlar halsiz ve takatsız bırakılmakta,
hatta kendilerinin hanımları üzerindeki haklarına riayetten onları alıkoyduğu gibi,

hanımlarının de kendileri üzerindeki haklarını onlara vermelerinden bunları alıkoymaktadır.
Yani haksızlık etmeyi takva yolu kabul etmektedirler.

Kimisi takvasından ve hayası nedeni ile yıllardır hanımı ile ünsiyet etmemesiyle övünebilmektedir.
Kişiyi tamamen bir rahib hayatına sevkeden (budist rahibi veya hırıstiyan keşişi olsun)
bu tür davranışların bir benzerini Peygamber'in hayatında görmek mümkün olmadığı gibi Kur'an'dan da buna yol bulabilmek kabil değildir.

Kişiyi ruhbanlığa götürecek bu yollar İslam ile kapatılmıştır.
Zira ruhbanlık yasaklanmış ve Peygamber dahil kimseden böylesi davranışlar istenmemiş, aksine var olan dünya
nimetlerinden onlara esir olmadan kabil olduğunca yararlanılması ve bunun için Allaha çokça şükredilmesi istenilmiştir.

'a teslim olmamış insan elbetteki yürümesi gereken doğru yolu bulamamakta, yolun dışına çıkmaktadır.
buna "Fahşa-aşırılık" diyor. Ve insanları aşırılıktan sakınmaya çağırıyor.

Doğruyu tesbit insanın kendine kalınca her önüne gelene doğru demesinin önüne geçilememektedir.
Yukarıda anlatmaya çalıştıklarımız da yani inziva ve riyazet de kişinin hevasına uyarak kurduklarını doğru
kabul etmesi sonucu ortaya çıkarılmış şeylerdir.

Rabbi olan 'a teslim olanın ise bu gibi kulluk yollarından uzak durmaları gerekir.
Zira insanlara doğru yolu bildiren gerçekten ’tır.

Tevhid nesli
Logged

elyesa
Burada
**

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 88


http://img33.imageshack.us/img33/9775/cennetcehenn


« Yanıtla #1 : Ocak 30, 2010, 02:03:29 ÖÖ »

Hayatın disipline edilmesi; yeyip-içme ve yatıp-kalkmanın hamdü şükür gayeli olması şeklinde yorumladığımız Riyâzet; tasavvufta, nefsin ve bedenin arzularını terkederek veya en aza indirerek, ibâdetle meşgul olmak demektir.

Az yemek, az konuşmak, az uyumak bu prensibi ana hatlarıyla özetlemektedir.Mücahede ise gayret sarfetmek, dövüşmek demektir.
Sûfîlere Göre:
Hasan Kazzaz: Tasavvuf şu üç şey üzerine kurulmuştur: Zaruret olmadıkça yememek, uykuya mağlup olmadan uyumamak, mecburiyet olmadan konuşmamak.
Yahya Bin Muaz: Açlık nûr, tokluk nâr(ateş)'dır.İştah oduna benzer, ondan ateş meydana gelir, bu ateş sahibini yakmadan sönmez.
Necmüddin Kübra: Ağzındaki dil konuşunca kalp susar.Bu dil susunca kalp konuşur.Tok olmanın afetleri pek çoktur.Bunlardan bazıları şunlardır: Kalbi katılaştırır, perdeleri katmerleştirir, müşahedeyi karartır, miskinliğe sebep olur.
İbn Arabî: Riyâzet iki kısımdır: Edebî riyâzet, talebî riyâzet.Birincisi nefsin tabiatından çıkmak, ikincisi murad ve maksadın doğru olmasıdır
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: