Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: RESÜLÜN GÖREVİ (SAV)  (Okunma Sayısı 143 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
*****

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1217



« : Haziran 10, 2011, 10:57:28 ÖÖ »

http://www.islamsitesi.net/wp-content/uploads/77517.jpg
RESÜLÜN GÖREVİ (SAV)
Resulün Görevi(sav)

Onlar, birer tebliğci, müjdeleyin ve uyarıcıdan başka bir şey değildir. Bundan sonrası insanlara kalmıştır. Resullere karşı olumlu ya da olumsuz tutumlardan dolayı sonuçta karşılaşacakları durum, onların bu davranışlarının karşılığı olacaktır.
"Biz Resulleri, müjdeci ve uyarıcı olmaları dışında başka bir şey için göndermeyiz. Bundan sonra kim iman eder ve imanının gereği durumunu düzeltirse onlara bir korku ve üzüntü yoktur. Ayetlerimizi inkar edenlere gelince, fasık (yoldan çıkmış) olmalarından dolayı azap onlara dokunacaktır" (En'am-49)
Bu din, insanı olgun akla hazırlamakta ve 'ın insana bahşettiği bu muazzam aracı, yani aklı Kur'an'ın keşfedip insan idrakine sunmaya geldiği hakikatleri varlığın ve hayatın aşamalarında araştırması için gereği gibi kullanmasına alıştırmaktadır.
Bütün bunlar, insanı zorlayan maddi harikaların ağır baskısından kurtarıp ilahi sanatın güzelliklerini varlığın tümünde seyretme ve idrak etme aşamasına getirir. Çünkü varlığın kendisi bir mucizedir. Sürekli bir mucize hem de...
Ayrıca bu durum insanı ifade gücü bakımından olsun, metodu bakımından olsun veya benzersiz bir şekilde toplumsal imara girişen, organik-pratik ve toplumsal oluşu bakımından olsun apaçık bir mucize olan Yüce 'ın kitabıyla olayları kavrama aşamasına getirir. Bu öyle bir kitap ki herhangi bir eksiği olmadığı gibi benzeri de yoktur. Beşer idrakinin bu tür bir değişimi benimsemesi ve Rabbani yönelişin, Kur'anî kontrolün ve nebevi terbiyenin gölgesinde varlık kitabını okuma aşamasına gelmesi, uzun bir eğitim, yönelme ve intikal devresini gerektirir. Bu varlık kitabını okuma, gaybi, pratik ve sorumluluk gerektiren bir okuma tarzıdır. Hiçbir surette, Hristiyanlıkta ve Yunan felsefesinin bir kısmında görüldüğü gibi pratik hayattan uzak zihinsel bir düşünceye ya da bazı Hind ve Mısır felsefelerinde, Budizm ve Mecusilikte olduğu gibi maddi hislerden doğan bir düşünceye, ayrıca Cahiliye Araplar'ında olduğu gibi basit hislerden doğan bir düşünce metoduna benzemez.
Aşağıda da değinileceği gibi, bu terbiye metodunun ve yönelme tarzının bir başka yönü, Resulullah'ın vazifesini anlatan bu ayetlerde açığa çıkmakta. Resuller, müjdeci ve uyarıcı olmaları için tarafından gönderilmiş birer insandırlar. Bu noktada görev biter, insanların tavrı ve bu tavrın olumlu ya da olumsuz oluşunda 'ın kaderi devreye girer ve insanların tutumuna uygun ilahi ceza, sonucu tayin edici olur. Kim iman eder ve imanın gereği salih amel işlerse gelecek adına bir korku ve geçmişi için de bir üzüntüsü olmaz. Burada geçmiş için mağfiret, salih amel için de sevap vardır. Kim de resullerin getirdiği ve varlığın sayfalarını önüne açtığı 'ın ayetlerini inkar ederse, "fasık (yoldan çıkmış) olmalarından dolayı" diye tabir olunan küfürleri nedeniyle kendilerine acıklı bir azap dokunacaktır. Dikkat edilmesi gereken bir husus da -burada olduğu gibi- Kur'an'ın birçok yerinde şirk ve küfrün, fısk ve zulüm olarak tabir olunmasıdır.
İçinde kapalılık ve girifttik bulunmayan, açık ve basit bir düşünce...
Resulün görevleri ve bu dindeki tasarruf sınırlarını belirleyen tatmin edici bir açıklama...
Mahiyeti ve özelliklerini 'a has kılan ve bütün işleri 'ın kaderine ve dilemesine havale eden, kapsamlı bir düşünce. Bununla beraber insana yeterli bir hareket ve araştırma özgürlüğü tanıyan bir düşünce...
Yüce , zaafa düşülen bu noktaları, açıklıkla belirtilerek cahiliyyede yaygın şekliyle resulün tabiatı ve hareketlerinin mahiyeti üzerine çöreklenmiş efsaneleri ve kapalılığı bertaraf ediyor. Böylelikle insanlığı, nesiller boyu enerjilerini boşuna harcayan felsefe ve zihinsel cedelin pençesinden kurtarıp akli olgunluk seviyesine yükseltiyor.
İnsan nefsi -peygamber de olsa- şiddetli bir arzuyla davasının muzaffer olmasını ve karşı çıkanların boyun eğmesini ister. Resullerin kendi vazifelerini unutturacak böyle bir istek içinde bulunmasını, ayet-i celile reddediyor.
"'ın izni olmadan resulün bir mucize göstermesi mümkün değildir." (Ra'd-38)
Yüce , seçtiği kullarının mutlak bir mabud'a boyun eğmelerini ve nefislerinin ilahi emirlere muti olmalarını ister. Bu yüzden sonuçta kendileri için sorumluluk olmadığını beyan ederek, vazifelerinin tebliğ ile sınırlı olduğunu belirtiyor. Kalplerinin huzur bulması, tatmin olması ve istikrara kavuşması, kendi elleriyle tamamlananla yetinmeleri ve işlerin neticesini 'a bırakmaları için kendilerini gönderen zat, dilemedikçe bir mucize göstermelerinin mümkün olmayacağını bildiriyor.
Yüce , ayrıca insanların uluhiyet ve peygamberliğin tabiatlarını idrak etmelerini resullerin birer beşer olduğunu 'ın onları gönderdiğini ve görevinin sınırlı olduğunu bilmelerini istemektedir. Resullerin bu belirlenen sınırı aşmaları veya değiştirmeleri güçleri dahilinde değildir.
« Son Düzenleme: Haziran 12, 2011, 11:00:16 ÖS Gönderen: RUMEYSA » Logged
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5731



« Yanıtla #1 : Haziran 12, 2011, 10:18:05 ÖS »

Biz Resulleri, müjdeci ve uyarıcı olmaları dışında başka bir şey için göndermeyiz. Bundan sonra kim iman eder ve imanının gereği durumunu düzeltirse onlara bir korku ve üzüntü yoktur. Ayetlerimizi inkar edenlere gelince, fasık (yoldan çıkmış) olmalarından dolayı azap onlara dokunacaktır" (En'am-49)
Logged

RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9894



WWW
« Yanıtla #2 : Haziran 12, 2011, 11:04:35 ÖS »

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in özellikle Medine devrinde toplum bağlarım güçlendiren yaptırımlardan adalet üzerinde ısrarla durduğu görülür. Onun adalet anlayışı iki türlü görüntü verir. Bunlardan birincisi liyakat ve ehliyeti tercih; ikincisi ise suçluyu kim olursa olsun cezalandırmak. Gerçekten Resulü toplumu ayakta tutan adalet müeyyidesini tam anlamıyla ve her iki anlamda gerçekleştirmiştir. Birine bir iş vereceği zaman onun kim olduğuna değil, işe layık ve ehil olup olmadığına bakmıştır. Buna ek olarak, toplumda bir suç işlenmesi sözkonusu olduğu zaman işleyen kim olursa olsun, cezasını vermiştir. Böyle bir tutum bir yandan toplumu ayakta tutacak kuralları işletmek, öte yandan işlenen suçtan zarar görenlerin yüreğini ferahlatmak suretiyle adaleti gerçek anlamda uygulamaktan başka bir şey değildir. Sosyolojik açıdan böyle bir uygulamanın toplum hayatı yönünden ne derece önemli olduğunu uzun uzadıya izaha ise ihtiyaç yoktur.

« Son Düzenleme: Haziran 12, 2011, 11:05:31 ÖS Gönderen: RUMEYSA » Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: