Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: "RESULULLAH'ın Kız Torunları....Hazret-i Ümâme  (Okunma Sayısı 320 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9771



WWW
« : Şubat 20, 2010, 04:28:24 ÖÖ »

http://www.resimyagmuru.com/data/media/3/Dew_Drops.JPG
"RESULULLAH'ın Kız Torunları....Hazret-i Ümâme




Hazret-i Ümâme -radıyALLAHu anha-


Rasulullah'ın İlk Kız Torunu

Hazreti Ümâme radıyALLAHu anhâ Resûl-i Ekrem sallALLAHu aleyhi
vesellem efendimizin ilk kız torunu... Nübüvvet bahçesinin ilk
çiçeği... Hazret-i Ali radıyALLAHu anh'ın Hz. Fâtıma'dan sonra ikinci
ailesi...

O, Mekke'de dünyaya geldi. Annesi, nübüvvet bahçesinin ilk gülü Hz.
Zeynep (r.anhâ)'dır, Babası, Ebü'l-Âs İbni Rebî'dir. Mekke'nin ileri
gelenlerinden, itimadlı, güvenilir, emin bir insan. Dürüstlüğü ve
mertliğiyle meşhur bir tüccar.

Ümâme, anneciği Hz. Zeynep (r.anhâ) ile Mekke'de çok çileli bir
çocukluk hayatı geçirdi. O, henüz çocukluğunun baharını yaşarken
inancı uğruna anneciğinin verdiği mücâdelelere şâhid oldu. Sevgili
anneciğinin dert ortağı gibi devamlı yanında bulundu. Sevgili dedeciği
ALLAH'ın elçisi olmuştu. İnsanlığı cehalet ve karanlıklardan
kurtaracak son peygamberlik vazifesi verilmişti. Son din İslâm ve son
kitap Kur'an-ı Azîmuşşan vahiy yoluyla dedeciğine indirilmekteydi.
ALLAH Teâlâ kulları arasında dedeciğini seçmişti. Cebrâil aleyhisselam
ona vahiy getirmekteydi. Mekke'de bir yeni mücâdele başlamıştı. Tevhid
mücâdelesi...

ALLAH'ın elçisi olarak sevgili dedeciğine ilk inanan Ümâme'nin anne
annesi Hz. Hatice (r.anhâ) idi. Peşinden anneciği Zeynep ve teyzeleri
Hz. Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fâtımâ (r.anhünne) birlikte İslâm'a
koşmuşlardı. Küçük Ümâme'nin babası Ebû'l-As İbni Rebi' ise henüz
İslâm'a girememiş ama ailesinin inancına da müdahale etmemişti. Sevgi
ve hürmetinde bir eksiklik görülmemişti. Küçük Ümâme işte böylesine
bir yuvada anne müslüman baba müşrik bir ailede büyüyordu. O, zaman
zaman toplumun baskısı altında kalan babasının üzüntüsüne de şâhit
olmuyor değildi. Müşrikler babasını devamlı sosyal baskı altında
tutmağa çalışıyorlardı.. Halbuki Ebû'l-As ailesine bağlı, sevgi ve
saygı ile çocuklarına hizmet eden, herkesin itimad ettiği, becerikli,
itimadlı ve işinin adamı bir kişiydi. Hanımını ve babasını çok
seviyordu.

Ümâme anneciğinin engin merhameti, şefkati ve müsâmahası altında
yetişti. Babasının mertliği ve dürüstlüğüyle büyüdü. Müşriklerin
işkenceleri artınca sevgili dedeciği ALLAH Rasûlü ashâbının Mekke'den
Medine'ye hicretine izin verdi. Daha sonra da Hz. Ebû bekir (r.a.) ile
birlikte kendileri hicret etti. Bütün ashab-ı kiram inançlarını bu
şehirde daha rahat yaşayabilmek için doğup büyüdükleri Mekke'yi
gözyaşlarıyla geride bıraktılar. Ûmâme ve anneciği Zeynep (r.anhâ) ise
mecbûren müşrikler arasında Mekke'de kaldı.

Ümâme ve sevgili anneciği, Hz. Zeynep (r.anhâ) devamlı Ebû'l-Âs'ın
hidâyeti için duâ ediyorlardı. Fakat o henüz İslâm'a gelememişti. Bu
arada Müşrikler ordu hazırlayıp Medine'ye hücûma karar vermişlerdi.
Ebu'l-Âs'ı da içlerine katabilmek için uğraşıyorlardı. Nihayet toplum
baskısına dayanamıyan Ümâme'nin babası müşriklerle savaşa gitmeğe
karar verdi. Ama o şaşkın bir durumdaydı. Zira karşısında savaşacağı
kayınpederi idi. Fakat bir türlü müşriklerin baskısından kurtulamadı.
Bedir'e vardı ve esir düştü. Kurtulma Fidyesi olarak çok sevdiği
Zeyneb'ini Medine'ye gönderecekti. Bu şartla esaretten kurtuldu.
Sözünün eri adamdı. Mekke'ye döndüğünde çok sevdiği ailesi Zeyneb
(r.anhâ)'yı ve kızı Ümâme'yi götürmeğe gelen kafileye Mekke dışına
teslim edecekti. Kendisi ayrılıklarına dayamayacağı için kardeşi
Kinâne İbni Reb'i ile Mekke dışına çıkarttı. Ümâme ve annesi
müşriklerin saldırılarına maruz kaldılar. Gündüz gözüyle onları
çıkartmak istemediler. Hatta kılıçlarıyla saldırarak devenin
üzerindeki hevdeci aşağıya düşürdüler. Hz. Zeynep ve kızı Ümâme yere
yığıldılar. Ümâme anneciğinin acılı günlerini burada ağlayarak yaşadı.
Annesi hamile olduğu için yüksekten düşürülünce kan revan içinde
kaldı. O henüz çocuktu. Elinden fazla bir şey gelmiyordu. Sadece
anneciği şunu yap derse ona yardımcı olabiliyordu. Bunlar niçin
başlarına geliyordu onu da bilemiyordu. Anneciğinin Mekke'ye getirilip
birkaç gün tedavisinden sonra ancak Medine'ye gidebilmişlerdi.

İslâm'ın ilk günlerinden beri bütün ezâ ve cefâlara katlanan Ümâme'nin
anneciği Hz. Zeynep (r.anhâ) hicret esnasında başına gelenleri de
büyük bir sabırla atlattı. Fakat kocasının hidayeti aklından hiç
çıkmıyordu. Duâlarına devam etti. Nihayet o da bir sene sonra müslüman
olarak Medine'de ailesine kavuştu. Ümâme bu mes'ut evde 14 yaşlarına
gelmişti. Annesini, babasını ve dedeciğini çok seviyordu. Onların
sevgileriyle büyüyordu. Mekke'de çektikleri çileler geride kalmıştı.
Fakat sevgili anneciği hicrette pek yıpranmıştı. Bir türlü de kendini
toparlayamamıştı. Bir iki sene mutlu bir hayat yaşamışlardı. Anneciği
sık sık rahatsızlanıyordu. Son hastalığında yatağından kalkamaz oldu.
Hizmetini göremez hale düştü ve günden güne bedeni zayıfladı.
Kardeşleri Hz. Ümmü Gülsüm ve Hz. Fâtıma başından hiç ayrılmadılar.
Diğer annelerimizle birlikte Zeynep (r.anhâ)'ya hizmet ettiler.
Ümâme'yi daha yakın takib ettiler. Onu sevgiyle kucakladılar. Anne
hasretini gidermeye çalıştılar. Sayılı nefeslerini tamamlayan Hz.
Zeynep (r.anhâ) sevdiklerinin arasında ruhunu Rabbına teslim etti.

Kocası Ebû'l-As Zeyneb'inin dünyadan ayrılığına dayanamıyarak bayıldı
düştü. Sevgili Efendimiz ve ashâb-ı kiram onu teselliye gayret etti.
Hatta kızı Ümâme de babasının acısını hafifletmek için uğraştı. Anne-
baba-kız mutlu bir yuva kurmuşlardı. Onların yuvası bir sevgi ocağı
idi. Birbirlerini çok seviyorlardı. Gönülden bağlı huzur dolu mutlu
bir aile ortamları vardı. Hz. Zeynep (r.anhâ)'nın ebedî âleme göç
etmesiyle geride baba-kız kalmıştı.

İki Cihan Güneşi Efendimiz damadı ve torununu devamlı gözetmeğe
başladı. Yer yer mertliğini ve dürüstlüğünü yâdederek ona iltifatlarda
bulundu. Torunu Ümâme'yi de çok severdi. Hediyelerle ona olan
sevgisini devamlı diri tuttu. Küçük çocukken namazda Ümâme'yi
omuzlarında taşımıştı. Onu kucağına alıp ashâbının yanına çıkmıştı.
Şimdi Ümâme daha çok sevgiye muhtaçtı. -

-Birgün, dedeciği Fahr-i Kâinat (s.a.) Efendimize birkaç parça altın
hediye gelmişti. Onların içinde güzel bir gerdanlık da vardı. Onu alıp
annelerimizin yanına gitti ve: "Bunu bana en sevimli olanınıza
vereceğim" buyurdu. Annelerimiz kendi aralarında: "O gerdanlığı Ebu
Bekir'in kızına verir." dediler. Bu şerefin Hz. Âişe (r.anhâ)'ya ait
olacağını düşündüler. Fakat Resûl-i Ekrem (s.a.) annelerimizin tahmin
ettiklerine değil, sevgili torunu Ümâme'ye hediye edeceğini söyledi.
Torunu Hz. Ümâme'yi çağırdı ve kolyeyi onun boynuna taktı.

Hz. Ümâme (r.anhâ) gençlik çağına gelmişti. Annesinin vefatıyla ev
işleri üzerine kalmıştı. Babasının hizmetlerini görmekteydi. Annesinin
acısına kısa zamanda babacısını da kaybetme acısı eklenmişti. Sevgili
dedeciği de dâr-ı bekâ'ya uçmuştu. Geride teyzesi Hz. Fâtıma kalmıştı.
O da altı ay gibi kısa bir zaman içerisinde öbür âlemde sevdiklerine
kavuşmuştu. Teyzesi Hz. Fâtıma (r.anhâ) vefatından evvel kocası Hz.
Ali'ye şöyle bir vasiyette bulunmuştu:

"Ya Ali! Ben vefat ettikten sonra sen evlenmelisin. Zira senin ve
yavrularının perişan olmasını istemem. Ne var ki, yabancı bir üvey
annenin eline de yavrularımı bırakmak istemem. Bunun için ablam
Zeyneb'in kızı Ümâme'yi kendine nikahlamanı isterim!.."

Bu vasiyet üzere Hz. Ali (r.a.) Ümâme ile evlenmeliydi. Çocuklarının
da kendinin de bir sıcak ortama ve candan hizmete ihtiyaçları vardı.
Teyze anne yerine, teyze kızı da teyze yerine geçerdi. Böylece
ailesindeki sıcak ortam devam eder mutlu ve huzurlu olarak hayatlarını
geçirirlerdi. Bu düşüncelerle Hz. Ali (r.a.) Hz. Ümâme (r.anhâ) ile
evlendi. Hz. Ümâme henüz bekârdı. İlk defa Hz. Ali ile nikâhlanmış
oldu.

Hz. Ali (r.a.)'dan Muhammed Evsat adında bir oğlu olan Ümâme (r.anhâ)
gençliğinin baharında Hz. Ali (r.a.)'ı da kaybetti. O da vefat
etmezden önce Muğıre İbni Nevfel'e: "Benim ölümümden sonra Ümâme ile
evlen." diye vasiyyet etmişti. Hz. Ali (r.a.)'ın şehâdetinden sonra
Muğıre ibni Nevfel, Ümâme (r.anhâ) ile evlendi. Yahya adında bir oğlu
oldu. Bu çocuğuna nisbetle O "Ümmü Yahya" künyesiyle anılır oldu.

Hayat devam ediyordu. Vakti gelenler göçüyor yerine birileri
geliyordu. İlâhi takdir böyleydi. Kader böyle yazılmıştı. Bu böylece
kıyamete kadar sürecekti. Hz. Ümâme (r.anhâ) da takdir edilen ömrü
yaşadı. Sevenlerini hayatta hasretle yâdederek sayılı nefeslerini
tamamladı ve Muğıre ibni Nevfel (r.a) ile evli iken ebedî âleme göçtü.
Cenâb-ı Hak'tan şefaatlerini niyaz ederiz. Amin.
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7671



« Yanıtla #1 : Şubat 27, 2010, 11:58:10 ÖÖ »

http://www.resimyagmuru.com/data/media/3/Dew_Drops.JPG
"RESULULLAH'ın Kız Torunları....Hazret-i Ümâme





Hayat devam ediyordu. Vakti gelenler göçüyor yerine birileri
geliyordu. İlâhi takdir böyleydi. Kader böyle yazılmıştı. Bu böylece
kıyamete kadar sürecekti. Hz. Ümâme (r.anhâ) da takdir edilen ömrü
yaşadı. Sevenlerini hayatta hasretle yâdederek sayılı nefeslerini
tamamladı ve Muğıre ibni Nevfel (r.a) ile evli iken ebedî âleme göçtü.


Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: