|
RUMEYSA
|
 |
« Yanıtla #3 : Eylül 07, 2010, 10:18:04 ÖS » |
|
Emiru’l-mü’minin İmam Ömer ibnu’l-Hattab (r.a.) anlatıyor: Rasulullah’tan (s.a.s.) umre için izin istedim. Bana izin verdi ve: “Kardeşciğim, bizi de duadan unutma!” buyurdu. Bana öyle bir söz söylemiş oldu ki, o’nun yerine tüm dünyaya sahib olmam beni o kadar sevindirmezdi. Tağutu reddetmiş ve ’a iman etmiş, kendisine ve kendisinin getirdiğine katıksız inanıp teslim olarak itaat eylemiş ümmetine kardeş ve ümmetinin kendisine kardeş olan Rasulullah (s.a.s.), aynı zamanda ümmetinin velisi, yani dostudur… “Sizin dostunuz (veliniz), ancak , O’nun Rasulü, rükû, ediciler olarak namaz kılan ve zekâtı veren mü’minlerdir.”
“Merhamet olunmuş vasat ümmet” Önderi Rasulullah (s.a.s.) ile kardeş ve dost olmuştur… Ümmet kardeşlik ve dostluk üzere oluşmuştur… Kardeşlik, dostluk, barış ve özgürlük üzere oluşan ümmet şirksiz bir Tevhid, küfürsüz bir iman ile iyiliği emreden ve kötülükten alıkoyan bir vazife ile vazifelendirilmiştir
Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s.), kabristana gelerek: “Selâm size ey mü’minler diyarı! İnşallah, biz de size katılacağız. Kardeşlerimizi görmüş olmayı çok arzu ederdim.” buyurmuş. Ashab: _Ya Rasulullah, biz, senin kardeşleriniz değil miyiz? demişler. Rasulullah (s.a.s.): “Siz, benim ashabımsınız. Kardeşlerimizse, henüz gelmeyenlerdir.” buyurmuşlar. Bunun üzerine Ashab: _Ya Rasulullah, ümmetinden henüz gelmeyenleri nasıl tanıyacaksın? diye sormuşlar. Rasulullah (s.a.s.): “ Ne dersin, bir adamın yağız ve doru at sürüsü içinde sakar ve sekir bir takım atları olsa, o adam, atlarını tanımaz mı?” buyurmuş. Ashab: “Hay hay tanır ya Rasulallah” demişler. Rasulullah: “ İşte onlar da, abdestten dolayı böyle sakar ve sekir gelecekler. Ben, Havuz’a onlardan önce varacağım.” buyurmuşlar.
İmam Bâcî (r.a) şöyle der: “Rasulullah’ın (s.a.s.) yanındakilere: ‘Siz, benim ashabımsınız’ buyurması, onların kardeşliğini nefiy değildir. Lâkin sohbet sebebiyle hasıl olan üstün mertebelerini zikretmiştir. Yani bunlar, sahabe olan din kardeşleri, ileride gelecek olanlar da sahabe olmak saadetine eremeyen din kardeşleridir, demek istemiştir.
Nitekim Teâlâ: “Mü’minler ancak kardeştirler.” (Hucurat, 49/10) buyurmuştur.” Rasulullah’ın (s.a.s.) “kardeşlerim” dediği kişiler, katıksız iman eden ve üzerlerine düşen kulluk vazifelerini sünnet ölçüsünce yerine getiren kişilerdir… Erkek olsun, kadın olsun mü’min müslüman olan ve Rasulullah’a (s.a.s.) kardeş olmayı hak eden şahsiyetler, Rasulullah’ın (s.a.s.) izinden giden, O’nu, hayatlarında önder ve örnek edinenlerdir… Siyasette, ekonomide, hukukta, eğitimde, ailevî ve ferdî hayatlarında Rasulullah’a (s.a.s.) tabi olup itaat edenler, O’na kardeş olmaya hak kazanırlar… Hevâlarını, Rasulullah’ın (s.a.s.) getirdiği dine tabi kılanlar, ’dan başka hak ilâh olmadığına ve bütün yalancı sahte ilâhları reddedenler, hayatların her merhalesinde Rasulullah’ın sünnetine uyanlar, Rasulullah’a (s.a.s) kardeş olmuş olanlardır…
Rasulullah’a (s.a.s.) kardeş olmayı hak edenler, O’nun ahlâkıyla ahlâklanan şahsiyetlerdir… “Pek büyük ahlâk üzerinde olan” (13) Rasulullah’ın ahlâkını kendisine örnek ahlâk edinmiş olanlar, tamamlanmış güzel ahlâk sahibi olurlar… Bu şahsiyetler, canlı ve yaşayan bir sünnet olmalıdırlar… Sünneti, Kur’ân’ın hayata uygulanış şeklidir… Sünneti yaşamak, Kur’ân’ı yaşamak demektir… Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s.): “Ne mutlu (müjdeler olsun), beni görüp de iman edenlere!” buyurdu ve bunu, bir kere söyledi. Sonra:
“Ne mutlu, beni görmeden iman edenlere!” buyurdu ve bunu, yedi kere tekrarladı. “Âlemlere rahmet olarak gönderilen” Rasulullah’a (s.a.s.) kardeş olmak ve O’nu kardeş edinmek, en büyük izzet, en büyük servet ve en büyük şereftir!.. Rasulullah’a (s.a.s.) kardeş olanlar, bu kardeşliğe lâyık olmalıdır… Rasulullah’a (s.a.s.) kardeş olmak, O’na arkadaş olmak, ciddî bedel ödemeyi gerektirir… Bu yakınlığın, bu izzet derecesinin bedeli, şirkten ve küfürden tamamen arınmak, tağutun egemenliğini tamamen reddederek ilişkiyi kesmek bütün cahiliyye işlerini ayaklar altına almak, katıksız iman edip muvahhid olmak ve kendisinden daha yücelik olmayan, en yüce olan İslâm’a teslim olmak, yani muvahhid mü’min müslüman bir şahsiyet olup bu hâlini devam ettirmek!..
’a ve Rasulüne katıksız iman edip itaat edenler, bu şerefe nâil olur, bu kardeşliği ve bu arkadaşlığı hak ederler… “Kim ’a ve Rasulüne itaat ederse işte onlar, ’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sadıklar, şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar.” Rasulullah’a (s.a.s.) kardeş olmak isteyenler, emrolundukları gibi dosdoğru olmalıdırlar… Rasulullah (s.a.s.), Rabbi ’a itaat ettiği gibi itaat etmeli ve:
“Sana vahyolunana uy ve , hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.” (17) emrine uymalıdır… Rabbimiz Teâlâ’nın vahyettiğine uyan ve onu, ’ın muradına uygun olarak uygulayan Rasulullah’a (s.a.s.) tabi olmak, vahye uymak demektir… Çünkü vahyin gereğini yerine getiren yegâne şahsiyet Rasulullah’tır... (s.a.s.) Vahiy, O’na indi, O’nun tarafından bilindi ve en iyi uygulayan yine O oldu!...
’ın Kitabı’nı, yani Kur’ân-ı Kerim’i ayet ayet, sûre sûre, akıl ile değil, heves ile değil, hevâ ile değil, Rasulullah’ın (s.a.s.) sünnetiyle anlayıp kavramak gerek… Elbette vahyi, sünnet ile anlamaya, idrak etmeye çalışan kişi, dumura uğratılmamış akıldan da destek ve yardım almalıdır, fakat akıl birinci plana alınmamalı, sünnet’ten sonra devreye girmelidir… Kur’ân ve sünnet, akıllı, ferasetli ve basiretli mü’min müslümanlar tarafından kavranır, onların takvası ölçüsünce kendilerine hidayet rehberi olurlar…
“Muttakîler için yol gösterici bir kitab” olan Kur’ân-ı Kerim, sünnet’e göre hayatlarını düzenleyen, içlerini iman nûruyla, dışlarını İslâm nûruyla tertemiz kılıp aydınlatan takva sahibi muvahhid mü’min tarafından anlaşılıp uygulanır… Mü’minlerin, katındaki üstünlükleri takva derecelerine göre olduğu malumdur… Takva sahibi olmayanın Kur’ân’ı anlaması ve anlatması, ancak bir bilgi yığınıdır… Rasulullah’ı (s.a.s.) görmeden O’na iman eden, O’nun izi üzere yürüyen, O’nun sünnetine göre davranan, O’nun emirlerine itaat eden ve bu iman ile amel edip O’na kardeş olan mü’min müslüman için Rabbimiz Teâlâ şöyle buyurur: “Kim Rasule itaat ederse, gerçekte ’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.”
Ebu Abdurrahman el – Cüherî (r.a.) anlatıyor: Rasulullah’ın (s.a.s) yanındayken, binekli iki kişi çıkageldi. Rasulullah onları görünce: “Bu iki kişi kindeli (mi), Mezhıclı (mi) dir?” buyurdu. O ikisi, O’nun yanına gelince, baktı ki, Mezhıcli bazı kişiler ve onlardan biri, Rasulullah’a biat için yaklaştı, elinden tuttu ve sonra: _Ya Rasulullah, seni görüp iman eden, tasdikleyip sana tabi olan kişi hakkında ne desin? diye sordu. Rasulullah (s.a.s): “Ne mutlu ona!” buyurdu. Elini sıvazladı ve diğer kişiye döndü. Biat etmesi için onun da elinden tuttu. O kişi dedi ki: _Ya Rasulallah, seni görmeden iman eden, tasdikleyip sana tabi olan kişi hakkında ne dersin? diye sordu. Rasulullah: “Ne mutlu ona, ne mutlu, ne mutlu!” buyurdu. Onun da elini sıvazladı ve ayrıldı.
Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), kendisini görmeden iman edenlerin değerini beyan etmek üzere üç defa “ne mutlu ona” buyurmuştur… Bu mutluluk müjdesi, kıyamete kadar gelecek ümmetin mü’min müslüman ferdlerini kapsayıcıdır… Rasulullah’ı (s.a.s.) görmeden, O’nunla tanışmadan, O’nun güzel ahlâkına, doğruluğuna, vahyin inişine dünya gözüyle şahid olmadan tasdik etmek görmüş gibi şehadet getirmek, hazırda olan gibi iman etmek, elbette ki, çok büyük bir güzellik, iyilik, hayır ve izzettir!.. Ebu Hureyre’nin (r.a.) rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
“Ümmetin beni en çok sevenlerden bazıları, benden sonra gelecek bir takım insanlardır. Bunlardan her biri, ailesini ve malını fedâ ederek beni görmüş olmayı arzu edeceklerdir.” Hadisin şerhinde şunlar beyan edilmiştir:
“Bu hadiste: ‘Ümmetimin beni en çok sevenlerden bazıları…’ denildiğine göre, Peygamber ‘den (s.a.s.) sonra geleceklerin O’nu, Ashab-ı Kiram’dan daha çok sevmeleri düşünülemez. Hadis-i şerif:
“Beni en çok seven ümmetimin bazıları, Ashab-ı Kiram’dır. Bazıları da onlardan sonra gelecektir. Bunlar, imkân bulsalar mâlik oldukları her şeyi verip beni görmek isteyeceklerdir, mânasınadır.”
Mü’min müslümanlar, yegâne önderleri Rasulullah’ı (s.a.s.) canlarından daha çok sever ve canlarından daha çok kıymet verirler… Bu, onların imanlarının kuvvetli ve kâmil oluşundan kaynaklanmaktadır!..
“Peygamber, mü’minler için kendi nefislerinden daha evlâdır ve O’nun zevceleri de onların anneleridir.”
Ebu Hureyre’den. (r.a.)
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Ben mü’minlere, kendi öz nefislerinden daha yakınımdır.”
Mü’min müslümanlar, ümmeti olmaya kardeşi olmaya ve arkadaşı olmaya gayret ettikleri, aynı zamanda canlarından daha çok sevip değer verdikleri önderleri Rasulullah da, (s.a.s.) onları sevmekte, onlara çok düşkün çok şefkatli ve çok esirgeyicidir…
Rabbimiz şöyle buyurur:
“Andolsun size, içinizde sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden, size pek düşkün, mü’minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir Rasul gelmiştir.”
Muvahhid mü’minler kendisine kardeş, O da onlara kardeş olan Rasulullah’a (s.a.s.) lâyık bir kardeş olabilmek için, O’nun izini takib edib sünneti gereği amel etmek gerekir… O’nu seven Sünnetini işler, sünnetini işleyenler de O’nunla beraberdir! Ne mutlu onlara!.. n
|