Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Peygamberimizin üstün özellikleri  (Okunma Sayısı 337 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
selim mehmet hüdai
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 207


çogu zaman hayatı; masalsı romanlarda anlatılan öy


WWW
« : Haziran 25, 2010, 04:42:29 ÖS »

Peygamberimizin üstün özellikleriSerap Akincioglu

Peygamber Efendimiz (a.s.m.), (c.c.) tarafindan seçilmis olmasi itibariyle maddî ve mânevî yönden çok üstün özelliklere sahiptir. Öyle ki bugün Islâm karsiti kisiler bile onun üstün ahlâkini ve aklini takdir ettiklerini itiraf edebilmektedir. Ama elbette mü'minlerin takdiri çok daha güçlü ve çok yönlüdür.Bilindigi üzere, Resulullah (a.s.m.) daha çocuk yaslardayken dahi ahlâki ve olgunluguyla dikkat çeker, yasitlarindan farkli oldugunu belli ederdi. Asil davranislari ve ruhî melekeleriyle bulundugu ortamda herkesin sevgisini ve saygisini kazandi.
Dedesi Abdülmuttalip çok sayida çocugu ve torunu oldugu halde ona çok düskündü ve bu düskünlügünü ömrü elverdigince onu himaye ederek göstermistir. Ayni tavri amcasi Ebu Talip'te de görüyoruz. Kendi çocuklarindan üstün tutacak ve daha düskün olacak sekilde bir baglilik duymasinin sebebi elbetteki onun üstün ahlâki ve emsalsiz ruhu sebebiyledir. Görüldügü gibi daha peygamberlik verilmedigi halde etrafindaki herkes bu mübarek sahsa hayranlik duymustur. (c.c.) daha küçük yasta sirasiyla babasini, annesini, dedesini alarak onu egitmis bu tip zorluklarla onun ruhunu daha da olgunlastirmistir. Gençliginde de akli, ahlâki, fazileti, dürüstlügü ve diger pek çok yönüyle Mekkeliler arasinda dikkat çekmis, 'El-Emin' sifatina lâyik görülmüstür. Peygamberimiz (a.s.m.) Islâm'dan önce de hiçbir dönemde putlara tapmamis, akliyla, bir olan 'i bulmus, O'na yönelmis ve hanif olan Ibrahim'in dinini benimsemisti.
Saygin bir aileye mensup olup, Mekke'nin ileri gelenlerinin arasinda bulundugu halde hiçbir zaman ahlâkindan taviz vermemis hatta iffetiyle dikkat çekmistir.Peygamberligi döneminde de bu üstünlügü öncelikle 'a (c.c.) olan yakinliginda, korkusunda ve tevekkülünde görüyoruz. Kendisine ilk vahiy geldiginde de, inkârcilar onu reddettiginde de, magarada etrafi sarildiginda da, Uhud'da yenildiklerinde de hep ayni tevekkül ve 'a ayni baglilik göze çarpmaktadir. O tam bir dostuydu, her tutum ve davranisinda O'na yönelir, sadece O'nun rizasini gözetirdi. Kâfirlere karsi onurlu ve zorluyken, mü'minlere karsi da sefkatli ve merhametli idi. Resulullah Efendimiz bütün ömrünü 'i razi edebilmek ve O'nun dinini insanlara ulastirabilmek için geçirdi. Bunu yaparken de tamamen Kur'ân'la hükmetti ve âlemlere örnek kilinan bir insan oldu.
Onun güzel ahlâki, akli, dirayeti, hikmeti, takvasi, liderligi, hakimligi çok iyi anlasilmalidir. Zira onda bizim için güzel örnekler oldugunu söylemektedir."Sizin için, 'i ve ahiret yurdunu umanlar ile 'i çokça zikredenler için, 'in resulünde güzel örnekler vardir." (Ahzab Sûresi, 21)Hz. Muhammed (a.s.m.)'in önemli bir özelligi de kavminin hidayeti için gece-gündüz ugrasmasidir. Sadece ebedî hayatlarini kurtarabilmek için onlari sürekli olarak uyarmis ama bir yandan da salih olduklari takdirde cennetle müjdelemistir. Onlari 'in birligine tevhid çagirmis, her türlü puttan, sirkten, ortak kosmaktan arindirmistir. Âyetin de ifadesiyle üzerlerindeki agir yükleri kaldirmis, zincirleri indirmis (7/157) yerine kolay olani getirmistir. Çünkü insanlara zorluk dilememis ve kaldirabileceklerinden fazlasini da yüklememistir.Peygamberimiz Araplarin yüzyillardir süregelen inanç sistemlerini, batil hurafelerini, adetlerini, törelerini yikmis yerine tertemiz olan hak dini koymustur. Ama bu çok iyi takdir edilmesi gereken bir noktadir. Zira köklü inançlari ya da saplantilari yikabilmek çok zordur; sabir, dirayet ve cesaret ister. Bu özelliklere ise Resulullah (a.s.m.)'da en fazlasi ile rastliyoruz.Cenâb-i Peygamberimiz (a.s.m.)'i özel olarak seçmis, üstün kilmis, O'na büyük bir nur vermis ve serefli, üstün Kur'ân-i da ona indirmistir.
Bu mübarek insanin hayati boyunca mücadelesi çok yönlü olmustur. Bir tarafta inkârcilarin amansiz saldiri ve eziyetleri, diger tarafta münâfiklarin sinsi faaliyetleri, yine bir yanda yahudilerin siddetli düsmanliklari diger tarafta bedeviler... Görüldügü gibi pek çok açidan bakildiginda hep sorumluluk Peygamberimiz (a.s.m.)'in üzerindeydi. Hem hakim konumundaydi, hem savaslar idare ediyordu, hem de yöneticiydi. Bir yandan teblig yapiyor diger yandan da mü'minleri egitiyordu. Karsisindaki insanlarin cahiliyeden ve sirkten yeni kopmus ve dolayisiyla pek çok hatasi olan kimseler oldugu düsünüldügünde Peygamber Efendimizin üzerindeki yükümlülük daha iyi kavranabilir. Nitekim Said-i Nursi'nin Onun hakkindaki asagidaki sözleri, Peygamberimizde tecelli eden üstün ahlâki ve yüksek ruhunu bize çok güzel açiklamaktadir:"O asir o zat (a.s.m.) ile bir saadet-i beseriye asri olmus. Çünkü en bedevi ve en ümmi bir kavmi, getirdigi nur vasitasiyla, kisa zamanda dünyaya üstad ve hakim eylemis."Fahr-i Kâinat Efendimiz bir yandan cephede mücadele ederken diger taraftandan da 'in Kur'ân'da üstün onur sahibi bir elçi olarak niteledigi Cebrail (a.s.) ile görüsüyor ve vahiy aliyordu. Dahasi Sidret-ül Münteha ve Cennet-ül Meva'nin yanindaki bir makama çikiyor, Ruh'ül Kudüs'le burada da bulunuyordu. , bir kisim ayetlerini göstermek için bir gece onu Mescidsi Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götürmüstü. Asla hevadan konusmuyor ve Rabbinden aldigi vahyi insanlara aktariyordu. Böyle derin bir mâneviyat, yanindakilerin boyutunu asan bir hayat ve siddetli imtihan ortamiyla muhatapti. Peygamber Efendimizi (a.s.m.) degerlendirirken iste onun bu yönlerini de mutlaka tefekkür etmek gerekir. Öyle ki, Onun yasadigi üstün ahlâki ve derin maneviyati anlayabilen insanlar, süphesiz Ondaki 'en güzel örnekleri' daha iyi kavrayabilecek ve yasamaya çalisacaklardir.

Kaynak: Yeni asya, 20.05.98 [/SIZE][/COLOR]
« Son Düzenleme: Ekim 07, 2010, 10:05:18 ÖÖ Gönderen: ruveyda » Logged
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9767



WWW
« Yanıtla #1 : Haziran 25, 2010, 11:15:48 ÖS »

http://img2.blogcu.com/images/n/e/v/nevayin/img_9082.jpg
Peygamberimizin üstün özellikleri
Hz. Peygamber (SAV) önce beşer, sonra peygamberdir. Onun insan olma yönü peygamberliğinden önce gelir. Bu hususu kelime-i şehadetten de kolayca anlamak mümkündür. “Tanıklık ederim ki, ’tan başka tapılacak bir ilah yoktur, yine tanıklık ederim ki, Muhammed ’ın kulu ve elçisidir.” Esasen Müslümanlığa bu anahtar cümle ile girilir.

Bu cümlede Hz. Peygamber’in, ’ın kulu olmasını ’ın elçisi olmasından önceye alan Yüce insanlığa çok derin, ince ve anlamlı bir mesaj vermektedir.

Yani sakın yanlış yapmayın; bundan önce bozulmuş eski bazı dinlerde yer aldığı gibi, peygamberinize ilahlık izafe etmeyin; peygamberin sizin gibi bir kul olduğunu bilin ve bunu asla unutmayın; dolayısıyla Peygambere değil ’a tapın. Peygamber ise sadece ile kulları arasında bir elçidir; o size evrensel mesajlar getirmiştir. Bu mesajlar sizin için çok önemlidir, kutsaldır, fakat peygamberin varlığı fanidir.

Ona fanilik dışında bir özellik atfetmeyin. Peygamber diğer insanlar gibi doğmuştur, bir insan gibi yaşamıştır, görevini yerine getirip ömrü sona erince vefat etmiş, ’a kavuşmuştur. Bize getirdiği kitap çok önemlidir. O kitabı okuyup doğru yolda yürümeye ve doğru işler yaparak, dosdoğru bir insan olarak yaşamaya çalışın.

Kelime-i Şahadette bize esas kimliği tanıtılan Hz. Peygamber’in günlük işlerini nasıl yürüttüğünü, 24 saatinin nasıl geçtiğini ayrıntıları ile bilmemiz gerekir. Bunu sağlam bilgi veren kaynaklardan istifade etmek suretiyle hurafelerden arındırılmış bilgilere dayalı olarak bilmemiz gerekir. Onun hakkında yalan yanlış birçok bilgiler de uydurulmuş ve o, sanki sofi biri imiş gibi tanıtılmaya çalışılmıştır; halen de böyle tanıtılmaya çalışılmaktadır. İşin doğrusu hadis, siyer ve İslam tarihi kaynaklarında bulunmaktadır.

Bir insan olarak tanımadan, Hz. Peygamber’i peygamber olarak tanımak da mümkün değildir. İnsani yönü ile beşeri yönünü bir birine karıştırmamak gerekir. Bu yönleri karıştıranlar dini de karıştırmış olurlar. İnsanların din hayatı karman çorman olur.

Hz. Peygamber’i bir insan olarak ele aldığımız zaman onun için şunları söyleyebiliriz: O da bir insandı, fakat diğer insanlar gibi değildi. Nitekim İmam Muhammed-i Busîrî hazretleri Kaside-i Bür’e’sinde şöyle diyor: “Muhammed bir insandır, fakat diğer insanlar gibi değil; Muhammed iki dünyanın efendisi olan bir zattır; Onun hakkındaki nihai bilgi şudur: O bir insandır, fakat bütün yaratıkların en hayırlısıdır; O’nun mübarek zatına dilediğin kadar şeref nispet et, dilediğin kadar büyüklük izafe et.”

Hz. Peygamber, ’ın emir ve talimatları karşısında diğer insanlardan farklı değildi. Hak ve sorumluluklar bakımından da insanlarla arasında bir fark yoktu. Sadece ona özel bazı işler ve davranışlar vardı ki, bunlar da onu beşer üstü kılmazlar. Belki beşeri yönünün görüntüsüdürler. O’nun yeme-içmesi, aile hayatı, oturup kalkması diğer insanlar gibi idi. Tabiri caiz ise tarafından getirdiği kanunlar karşısında diğer insanlarla eşit idi. Diğer kullar da ’a itaat ediyorlar, Hz. Peygamber de ’a itaat ediyordu. Hatta bazı alanlarda Teâlâ kendisine kısıtlama getirmişti. Sadakanın ona haram kılınması bunun örneğidir.

Sadaka kavramı İslam devletinde tüm vergileri de içine alan geniş bir kavramdır. Topladığı vergiler zekât ve öşürlerdi. Bunlardan kendisine bir pay ayrılmamıştı. Topladığı sadakalardan pay almak ona helal değildi. Bunun anlamı şudur: Hz. Peygamber (SAV) insanlara hidayet için, kılavuzluk etmek için gönderilmiştir. O’nun görevi dünyalık bir menfaatle karşılık bulmamıştı. O, sadece rızası için görev yapmıştır. Eğer sadakadan pay almak ona helal kılınsaydı, o takdirde yığınla servet edinmesi ve toplumu sömürmesi, dolayısıyla saraylarda yaşamaya meyletmesi söz konusu olurdu. Ayrıca hasımları da ona bu kapıdan hücum ederlerdi. İşte bu şekilde o kapı ona kapatılmış oldu.

Sadece kendisine değil, aile fertlerine de sadaka helal değildi. Bunun günümüzdeki anlamı şudur: Din veya devlet hizmeti ifa eden kimselerin hem kendileri hem de aile fertlerinin tertemiz kalabilmesi için, amme malından uzak durmaları, bu maldan yararlanmamaları gerekir. Çağdaş siyaset adamları ile din adamlarının bundan alacakları çok önemli mesaj vardır.

Hz. Peygamber (SAV), getirdiği hak din ile ruhbanlığı kaldırmış, kendi geçimini kendi emeği ile kazanarak yolunda hizmet etme yolunu açmıştır. Onun günlük hayatına göz attığımız zaman şunu görürüz: Gecenin son üçte birinde kalkıp iki, dört ve en çok sekiz rekât teheccüd namazı kılardı. Teheccüd namazını Ramazan ayında en çok sekiz olarak kılmıştır. Teheccüd namazının sonunu tek bir rekâtla bitirirdi. İşte buna vitir denilmektedir. Teheccüd namazından sonra bir müddet yaslanarak dinlenir, sonra ezan okununca kalkıp iki rekât sabah namazının sünnetini kılardı. Ancak bu namazın ona mahsus bir namaz olduğunu, ümmetinin bununla yükümlü olmadığını hatırdan uzak tutmamak gerekir.

Hz. Peygamber (SAV) namazdan sonra yatmaz, belki güneş doğuncaya kadar bekler, sonra yemeğini yer ve yemekten sonra kuşluk vaktine kadar ülkenin her tarafından gelen heyetleri kabul eder, onların soracakları sorulara cevap verir, sorunlarını çözer, ihtiyaçlarını giderirdi. Sonra öğle vakti girince namazını cemale kılar ve namazdan sonra bir müddet kaylule uykusu uyuyarak dinlenirdi. Dinlenmek onun da ihtiyacı idi. Çünkü o bir insandı.

Daha sonra yine kalkar din ve devlet işlerinin yürütülmesi için meşgul olurdu. İkindi namazını güneşin hararetinin söndüğü bir zamanda akşama doğru kılar, sonra yine işlerine dönerdi. Akşam vakti olunca da namazını kılar, yemek yer ve bir müddet sonra yatsı namazını kılardı. Boş vakit bulunca hastaları ziyaret eder, vefat edenlerden çok azının cenazesine katılabiliyordu.

Hadis kaynaklarına müracaat ettiğimiz zaman, Hz. Peygamber (SAV)’in ibadet hayatı, sanıldığı gibi gece kaim gündüz saim derecesinde değildi. Pazartesi, Perşembe günleri, her ayın 14,15,16. günleri ve Âşura günleri ile Ramazan ayında oruç tutardı. Recep ve Şaban aylarının tamamında oruç tuttuğu bilinmemektedir.

Peygamberliğinden sonraki hayatında, sadece bir defa hac yapmıştır. Hac dışındı onun bir de umre yaptığını biliyoruz. Onun ibadet hayatını öğrenmek isteyenler kaynaklarda bunları göreceklerdir. Geri kalan zamanını dünya işlerine ayırmıştı.

O, terk-i dünya eden biri değil, belki dünya ve âhiret için nasıl çalışılacağının örneklerini vermişti. O, kendini bütünü ile dine vererek dünya işlerini dünya adamlarına, din işlerini kendisine ayırmış biri değildi. Ümmetini dünya işlerinde çalıştırıp kendisinin geçindirilmesi için kullanmamış, belki kendi rızkını bizzat çalışarak kendisi temin etmiştir.

Bu gün kendini dine veren bazı kesimlerde olduğu gibi, müritler çalışıp kazanacak, efendi hazretlerinin geçimini sağlayacak ve onun emrettiği gibi kullanacakları ortama asla izin vermemiştir. Bunun adı işte ruhbanlıktır.

Ruhbanlar toplumu kurtarmak için ile kul arasında aracılık yaparlar, toplum da rahipleri ve din adamlarının geçimini sağlarlar. Kilise, manastır ve mağaralarda yaşayan rahiplerin geçimini diğer insanlar sağlarlar. İslam bu yolu kapatmıştır.

Hz. Peygamber (SAV), hayata “Dinde ruhbanlık yoktur” ilkesini getirmiştir. Herkes dünyaya çalışarak geçimini bizzat sağlayacak, kimse kimsenin emeği ile geçinmeyecek, kimse kimseyi sömürmeyecek, din hizmeti de sadece rızası için yapılacaktır.

Hz. Peygamber (SAV)’in günlük hayatında vaktinin çoğunu dünyamızla ilgili işlere ayırdığı görülmektedir. Onun ibadetlere ayırdığı zaman dünya işlerine oranla çok azdır. Yirmi dört saatin ancak bir-bir buçuk saatlik kısmını ibadetler için kullanmış gerisini dünya işlerine çalışmak ve dinlenmek için ayırmıştır. Bu durum dinimizde ruhbanlık olmadığını, herkesin hem dünya hayatı için hem de âhiret için lazım olan çalışmaları bizzat yapması gerektiği mesajını bize veriyor.

Hıristiyanlıkta olduğu gibi, İslam’da bazı kimselerin kendilerini dünyadan soyutlayarak âhiret için çalışması, diğer insanların da onlar için çalışması şeklinde bir ilke yahut bir anlayış söz konusu değildir. Herkese görev düşmektedir. Hiç kimsenin varlığı kutsal değildir.

Dünyacılar ve ahretçiler diye insanları ikiye ayırmak mümkün değildir. Dünya hayatı da ’ın âhiret hayatı da ’ındır. Her ikisi için iyi niyetle yapılan çalışmalar katında ibadet olarak değerlendirilmiştir.

Bu sebeple hiçbir Müslüman, yürüttüğü güzel faaliyetlerde kendisini dinin dışında bir yerde kabul etmemeli, belki daima ile beraber hissetmelidir. Sevgili Peygamberimizin ibadet hayatı ile günlük hayatından bize yansıyan mesaj budur.

Yunus Vehbi Yavuz
« Son Düzenleme: Haziran 25, 2010, 11:19:25 ÖS Gönderen: RUMEYSA » Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5661



« Yanıtla #2 : Temmuz 09, 2010, 11:25:05 ÖÖ »

Logged

dervisane
Moderatör
Sağlam Forumcu
****

Karma: 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 302


AŞKSIZ OLMAKİ ÖLÜ OLMAYASN AŞK İLE ÖLKİ DİRİ KALSN


WWW
« Yanıtla #3 : Ekim 06, 2010, 09:47:01 ÖS »

ALLAH razı olsun saolasınız
alemlerin en güzel örneği olan EFENDİMİZ ( SallALLAHu aleyhi vesselemi ) en güzel şekilde anlayıp en güzel şekilde örnek alıp güzel bi şekilde yaşamak nasib olur inşaALLAH
dua ile
Logged

Aile yuvası, hem ALLAH muhabbetine vazgeçilmez bir basamak hem de nesillerin devamı için bir ilâhî kanun kılındı. Yani âile ortamı, hem bedenî bir ihtiyaç ve hem de rûhânî gelişmenin ilk ve esaslı zeminini teşkil etti.
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: