Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: PAMAK : ERDOĞAN ,MÜSLÜMAN HAKLARI LAİKLİK DİNİNE ÇAĞIRDI  (Okunma Sayısı 84 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
*****

Karma: 0
Online Online

Mesaj Sayısı: 1217



« : Eylül 26, 2011, 08:03:03 ÖS »


Pamak: “Erdoğan, Müslüman Halkları, Modern Cahiliyenin Laiklik Dinine Çağırdı”...
Mehmet Pamak, “Tayyip Erdoğan, Ortadoğu’nun Müslüman halklarını, bireysel İslami kimlik ve ibadetler alanında ’ın, kamusal ekonomik, siyasi, hukuki alanda piyasa ilahı ile laik demokratik parlamento ilahının otoriteyi paylaştıkları şirk dinine davet etmiştir” dedi.Mehmet Pamak bu haftaki Cuma konferansında, “AKP-Gülen koalisyonu öncülüğünde ve küresel emperyalizmin desteğinde, ülke ve bölge Müslümanları dönüştürülüyor” dedi. Pamak “Müslümanların İslam algısı, laiklikle sentez oluşturma istikametinde dönüştürülürken, Türkiye’de oluşturulan liberal, ılımlı laik, muhafazakâr demokrat model örnekliğinde bütün bölgenin yeniden dizayn edilmeye çalışıldığını” ifade etti.16 Eylül 2011 tarihli Cuma konferansında konuşan Mehmet Pamak, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Mısır, Tunus ve Libya’ya yönelik ziyaretinde yaptığı laikleşme çağrısını değerlendirdi.
M. Pamak’ın konferansta yaptığı konuşmanın, önemine binaen geniş bir özetini aşağıda sunuyoruz
İnsanlığın serüveni, hep hak ile batıl, İslam ile cahiliye arasında inişli çıkışlıdırİnsanlığın dünyadaki imtihanı, ilk insandan itibaren, hak ile batıl, İslam ile cahiliye arasında geçen inişli çıkışlı bir serüveni ortaya koymaktadır. İnsanlık hakkı terk ederek batıla yöneldiği, hak ile batılı karıştırıp cahiliyeyi her ürettiği yozlaşma süreci akabinde, Rabbimiz kullarına doğru yolu göstermek üzere Peygamberler ve vahiy göndererek tarihe ve topluma müdahale etmiştir. İnsanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkaracak, zulümden kurtarıp adalete ulaştıracak son mesaj ise, miladi 7. yy. da son Peygamber Hz. Muhammed (s) ve Kur’an’la inanlığa gönderilmiştir., bu mesajında insanlığa, bireysel ve toplumsal siyasi, ekonomik, hukuki ve ahlaki bütün hayat alanlarını düzenleyen hükümler göndermiş ve hak olan bu hükümlerine teslim olmaya, itaat etmeye, batılla örtmemeye ve karıştırmamaya çağırmıştır. Hayatın herhangi bir alanında kendi hükümlerini değil de, başka hükümleri tercih edenlerin, yani hayatın herhangi bir alanında ’ın hükümleriyle hükmetmeyen ve ’a itaati terk edenlerin ise, kafir olacaklarını beyan etmiştir. , Kur’an’da, kendisinden daha güzel hüküm koyacak hiçbir otoritenin olmadığına, hükmün sadece kendisine ait olduğuna ve sadece kendi hükümlerine itaat edilerek kulluğun, ibadetin ve itaatin de sadece kendisine tahsis edilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir. Bunun dışına çıkanların “cahiliye hükmünü” tercih ederek iman dairesinden çıkacakları uyarısını yapmıştır.
Tarihsel süreçte, tevhidi hat terk edilmek suretiyle, sömürgeleşmeye müsait hale gelinerek, zillete sürüklenildi
Ancak yüzyıllar süren bozulma sürecinde, Kur’an terk edilmiş bırakılarak, Resulün ve ilk neslin güzel örnekliği ve sünnetinden uzaklaşılarak, itaat, ibadet ve kulluk ’tan gayrısına da tahsis edilerek, heva ilahlaştırılarak cahiliye yeniden üretilmiş, hem de İslam adı altında pek çok bid’at ve hurafeyle, hak ile batıl karıştırılarak cahiliye kültürüne sürüklenilmiştir. Rabbimizin, ’ın ipine (Hablullah’a) Kur’an’a topluca sarılma çağrısına uyulmamış, hak-batıl karışımı farklı din anlayışlarına sahip her parça kendi ürettiği iplere tutunma çağrısı yapmaya başlamıştır. Sonuçta Ümmet tevhidi niteliğini, zindeliğini yitirerek, ümmet olma vasfını ve vahdetini de kaybederek parçalanmış, zillete sürüklenmiş, sömürgeleşmeye müsait hale gelmiştir.
Bunun sonunda gerçekleşen işgal ve sömürgeleşme dönemi sonrasında, bölge ve Müslüman halklar ulus devletlere bölünmüş, işbirlikçi despot yönetimlerin tahakkümü altına girmişlerdir. Büyük ve yaygın zulümler, sömürüler, işkenceler altında uzun dönemler geçirilmiştir.
Yeniden tevhidi uyanış süreci, İslam’ın tehdit ve düşman ilan edilmesiyle kesilmeye çalışıldı
Ancak bölgede tevhidi uyanış süreci (taban bulma anlamında) 20. yüz yılın ortalarından itibaren başlamış, son çeyreğinden itibaren de seküler dünyaca tehdit olarak algılanacak derecede ivme kazanmış, yaygınlaşmıştır.Bu sırada soğuk savaş, Kapitalist bloğu temsil eden Amerika ve AB ülkelerinin lehine komünizmin dünya siyasi sahnesinden çekilmesi ve SSCB’nin dağılması ile sonuçlandı. Hatta Amerikan politika yapımcıları –ki onlardan birisi F. Fukuyama’dır- artık kıyamete kadar gezegenin kapitalist uygarlık ekseninde şekilleneceği ve ömrünü böylece tamamlayacağı, kapitalizmin dışında insanlığın yaşamına hiçbir uygarlığın müdahil olamayacağı anlamına gelen “Tarihin Sonu Liberalizmin Zaferi” tezlerini gündemleştirmeye başladılar. Halbuki çöken yalnız komünizm değil, kapitalizmi de üreten topyekun modern seküler Batı paradigması idi. Buna rağmen bu gerçeklik örtülmeye ve kapitalizm yeni şartlara göre kendisini yeniden üretip, zafer kazanmış olduğu propagandasıyla dünya insanlığına dayatmaya kalkıştı. Ancak kendisini yeniden üretip, ayakta kalabilmesi için yeni bir düşmana ihtiyacı vardı. Bundan sonra İslam, Komünizmin de yıkılışıyla şımarıp zaferini ilan eden küresel kapitalizmin hedefi haline getirildi ve emperyalizmin silahlı gücü NATO’nun da yeni düşman algılamasında, yeni tehdit ve düşman ilan olarak edildi.Soğuk savaşın bitiminin hemen ardından 1994 yılında NATO’nun en üst düzeyli komutanı olan John Galvin şunu söylemektedir: “Soğuk savaşı kazandık. İşte şimdi 70 yıllık oyalayıcı mücadelenin ardından 1400 yıl boyunca var olan gerçek mücadele eksenine geri dönüyoruz. Bu mücadele İslam’la hesaplaşma mücadelesidir.”İslam’a ve Müslümanlara karşı bu kamuoyu oluşturma çabalarının ardından 11 Eylül olayları geldi ve Amerika bu senaryo ile bir taraftan Orta Asya’yı kontrol edebileceği Afganistan’ı diğer taraftan Ortadoğu’yu kontrol edebileceği Irak’ı, stratejik açıdan son derece kıymetli bu iki ülkeyi işgal etti.
İslam coğrafyasını işgal ve dönüştürme projeleri ardı ardına devreye sokuldu
İslam coğrafyasına yönelik yeni işgal ve istilalar, sopa ve havuç politikalarıyla dönüştürme projeleri ardı ardına gelmeye başlamıştır. Milyonlarca insan katledilmiş, on binlercesi işkenceden geçirilmiş, on binlercesi zindanlara tıkılmış, mülteci konumuna zorlanmış, açlık, sefalet kaderleri haline getirilmiştir. Çekilen acılar, ödenen bedeller, adaletsizlik, sömürü ve aşağılamalar sonucunda, bölge halklarında öfke birikimi ve değişim arzusu zirve yapmış, patlamaya hazır toplumsal yapılar oluşmuştur. Bölgenin despot yönetimlerini yıllardır destekleyen emperyalist demokrasiler, artık bu gidişin ve mevcut yönetimlerin bölgedeki çıkarlarına zarar verdiğini ve kendi kontrolleri dışında bir patlamayla meydana gelecek değişimlerin aleyhlerine olacağını fark etmişlerdir.
Bölgede biriken öfke, dirilen direniş ruhu ve konjonktürün zorlaması, değişimi kaçınılmaz kıldı
Pek çok iç ve dış sebeple, kojonktürün de zorlamasıyla, bölge değişime doğru sürüklenmiş, biriken öfkenin ve direnişin sonunda değişim kaçınılmaz hale gelmiş ve artık emperyalist ülkeler de despot yönetimleri savunamaz olmuş ve değişimi sahiplenip yönlendirmek tek çıkar yolları haline gelmiştir.İlk değişim Türkiye’de yaşanmış, ABD ve AB tarafından desteklenen bu değişimle Türkiye liberal muhafazakar (ılımlı Müslüman) laik demokratik bir model olarak bölge halklarına sunulmak ve böylece bütün bölge batı yanlısı ve modern paradigma içinde kalan bir değişime yönlendirilmek istenmektedir.
Türkiye’de Yaşanan Sistem İçi Değişim, Emperyalist Güçlerin Proje ve Hedefleriyle Örtüştü 
Komünizmin çöküşü ve İslam’ın emperyalist blok tarafından küresel tehdit ve düşman ilan edilmesini müteakip hazırlanan raporlar ve emperyal projeler istikametinde gerçekleştirilen uygulamalarla, İslam coğrafyasını işgal ederek sopa ve havuç politikalarıyla terbiye etme, İslam’ı reforme etme ve Müslüman halkları küresel kapitalist sisteme eklemleme operasyonu başlatılmıştı. İşte bu tür rapor ve projelerde, İslam’ı nasıl dönüştüreceklerinin ve bu amaçla Müslümanlardan kimleri ve nasıl kullanacaklarının stratejilerini şöyle belirlemişlerdi. “1- Önce modernist ve laik Müslümanları destekle. 2- Geleneksel Müslümanları fundamentalistlere karşı destekle. 3- Fundamentalistlerle savaş. 4- Seçici bir şekilde laikleri destekle. 5- "Batılı İslam" tezini destekle. 6- Sufizmi destekle ve güçlendir…” Bu rapor, “ABD ve Avrupa için güven telkin edenler sadece, kitleleri yönlendirmede Kur'an'ı sınırlandıran modernist Müslümanlardır. Bu grup desteklenmelidir. Fundamentalistler zayıflatılmalı ve yok edilmelidir" diyordu.Daha yakın zamanda 2007 yılında ABD merkezli Rand Corporatinon’ın hazırladığı 217 sayfalık "Building Moderate Muslim Networks" (Ilımlı Müslüman Ağı Oluşturmak) başlıklı raporda ise; Soğuk Savaş döneminde Sovyet yayılmacılığına ve komünizme karşı küresel kapitalist sistemin müttefiki olarak kullanılan “ılımlı İslam”ın, bugün de “radikal İslam”a karşı kullanılması teklif ediliyor. ABD’ye “aşırılık yanlılığına karşı ılımlı Müslümanlar ağını daha fazla desteklemesi" öneriliyor. Bugün İslam âlemindeki çekişmenin düşünce savaşı olduğunu ifade eden rapora göre, bunun, “İslam'la Batı arasında bir medeniyetler savaşı değil, Müslümanlar arasında İslam'ın yapısını belirlemek için yapılan bir iç çekişme” olduğu ifade ediliyor.Raporda öngörülen "Ilımlı İslam" düşüncesini Müslüman zihinlere giydirmek için yapılması gerekenlerin, “İslam dünyasının özgürleştirilmesi; demokratikleştirilmesi; eğitim-öğretim seviyesinin yükseltilmesi; insan haklarını esas alan devlet sisteminin oluşturulması” olduğu belirtiliyor. Rapora göre, ABD ve Batının razı olacakları “ılımlı İslam”ın en temel şartları, Demokrasinin benimsenmesi, kamu alanına dinin müdahalesine ve İslam prensiplerine göre kurulan bir devlete karşı çıkılması, “şeriat” uygulamasından vazgeçilmesi, laik devlete ve devleti yönetecek kadrolara gayri müslimlerin de gelmesine rıza gösterilmesi olarak zikrediliyor.Hudson Institute’de yüksek düzey bir üye ve The Other Muslims’in editörü olan Zeyno Baran ise, şu tespit ve önerilerde bulunmaktadır: “Uzun vadedeki hedefleri, dünyanın şeriat kanunlarıyla yönetilmesini görmek olduğu müddetçe İslamcılar asla kazanılamaz. Eğer batılı toplumlar ‘Müslümanları kazanmak’ noktasındaki başarılarını İslamcı taleplere ödün vererek değerlendirmeyi denerlerse; o zaman kendi kimliklerini ve temel özgürlüklerini kaybetmeye devam edeceklerdir. Ama eğer batılı toplumlar İslamcı olmayan Müslümanların yanında olurlar ve onlardan İslamcıların kısa ve uzun vadeli hedeflerine nasıl karşı koyulabileceğini öğrenirlerse; o zaman diyebilirim ki, batılıların sadece kendi norm ve değerlerini korumak noktasında başarılı olmak için değil aynı zamanda Müslümanlara, çok acil bir şekilde ihtiyaçları olan İslami Rönesansı gerçekleştirmede yardımcı olabilmek için de büyük bir imkan doğmuş olacaktır. İslamcı aktivistler ılımlı Müslümanların ve batılı değerlerin (ya da evrensel) altını oymak için çalışırken, onlara özgürlük alanı sunmayarak ılımlılara yardım edebilirler. Ve yine ılımlıların çalışmalarının görünürlüğünü artırarak yardım edebilirler. İslami Rönesans için uğraşan The Other Muslim’de olduğu gibi, İslam’ın kendi öz metinlerini ve tarihini kullanarak seküler yönetimi savunabilirler.”
Aynı şekilde, FBI elemanlarına verilen İslam’a dair eğitim kitabında, “Kur’an değişmedikçe ılımlı İslam oluşmaz” ifadelerine yer verilmektedir. Çünkü Kur’an’da var olan, hayatın bütün alanlarını, ekonomik, siyasi, hukuki bireysel ve toplumsal bütün alanları kuşatan hükümler, cihadı teşvik eden ayetler var oldukça, bütün bunları kaldıracak ya da değiştirecek bir reform gerçekleştirilmedikçe, ılımlı İslam diye takdim ettikleri, bireysel ibadetler alanına çekilmiş bir İslam algısının oluşturulamayacağını söylüyorlar ve bu gerçeği onlar bile fark etmiş bulunuyorlar. Onun için de, reformist, modernist ve tarihselci akımları destekleyerek, laiklikle, demokrasiyle İslam’ı uzlaştıracak bir İslam “reform ve Rönesans”ının gerçekleştirilmesini savunuyorlar, teşvik edip destekliyorlar.2008 yılında gündeme gelen ve aynı projelere vurgu yapan bir başka RAND raporu daha var. Pentagon'da ABD eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman'ın deruhte ettiği Siyasi İşlerden Sorumlu Savunma Müsteşarlığı, RAND Corporation adlı araştırma kuruluşuna 'Türkiye'de Siyasal İslam'ın Yükselişi' konulu bir rapor hazırlattı. Bu raporda Türkiye'de mutedil ve çoğulcu bir İslam geleneği olduğu vurgulanarak, dindar insanların da içinde bulunduğu çok büyük bir çoğunluğun din devletini desteklemediği belirtiliyor. Türkiye'nin Batı'ya büyük ölçüde entegre olmuş bir ülke olmasının dine dayalı bir sistem kurulmasını zorlaştıran bir başka faktör olarak anlatıldığı raporda, AKP hükümetinin gerçekleştirdiği demokratik reformlar ve azınlıklara yönelik yaklaşımıyla ülkedeki azınlık topluluklarının da desteğini aldığı kaydediliyor....Söz konusu raporda, 'İslamî köklere sahip bir partinin din ve devlet arasındaki sınırlara riayet ederek laik demokratik sistemde icraat yapma kabiliyeti, İslam'ın modern laik demokrasi ile bağdaştırılamayacağı argümanını çürütür' deniyor. Bu deneyimin akim kalmasının 'daha büyük laik-İslam kutuplaşmasına sebebiyet vereceği, Türkiye dışındaki İslam ülkelerine ve gruplara olumsuz yansımaları olacağı anlatılıyor.... Türkiye'deki mutedil ve çoğulcu İslam anlayışının diğer Müslüman ülkeler için örnek oluşturabileceği notu düşülüyor. Raporda, 'Eskiden Kemalistler Batı'yla bağların ve Batı'ya entegrasyonun ana destekçileriydi. Ancak yakın geçmişte bu rol artan şekilde AKP tarafından ifa ediliyor' deniyor. Türkiye'nin AB üyeliğinin reddi halinde ise 'Türkiye'nin Batı'ya bağlarını zayıflatmak isteyen güçlerin kuvvetleneceği' savunuluyor. Bütün bunların da ortaya koyduğu ve artık herkesin bilip gözlemleyebildiği gerçeklik, küresel proje ve desteklerin yanında, pek çok iç saiklerin değişimi zorlaması ile militarist-laik vesayet rejiminden, demokratik-laik liberal bir modele doğru değişim yaşanmaktadır. Türkiye’deki bu değişim sürecinin öncülüğünü, iktidar ve ranttan pay almak üzere örgütlenmiş yerli özgürlük arayışlarının siyasi, bürokratik ve medya alanındaki temsilciliğini üstlenen, liberal destekli, liberal-muhafazakâr sentezli AKP-Gülen koalisyonu yapmaktadır. İşte bu süreci yöneten siyasi ve bürokratik kadrolar, gerek yerli etkenlere dayalı özgürlük arayışının tetiklemesi ve nispi özgün inisiyatifle, gerek dış konjonktürdeki gelişmelerin, yönlendirmelerin etkisiyle, gerekse uzlaştıkları küresel projeler içinde rol kaparak yakaladıkları imkânları değerlendirerek bu değişimi götürmeye çalışıyorlar.2005 de Katar Doha’da yapılan toplantıda ABD Dışişleri Bakanı Gondeleza Rice’ın İhvan ve HAMAS gibi İslami kesimlere teklifleri, bugün AKP modeliyle uygulamaya konmaktadır. O gün ABD Bakanı, İslami kesimlere hitaben “sizler de partilerinizi kurup sisteme dahil olarak halk desteği alarak hükümet olabilirsiniz, ancak bu sözümüz, İslami hükümetlere de rıza göstereceğimiz anlamına alınmamalıdır. AKP misali laik demokratik hükümetler kurmanıza yol açılacağı şeklinde anlaşılmalıdır” mealinde sözler sarf etmişti. Eski AKP Dışişleri Bakanı Babacan’ın HAMAS’a teklifi de (HAMAS silahlı bir örgüt mü yoksa demokratik bir parti mi olacağına karar vermeli) bugün uygulamaya konmaya çalışılmaktadır. İhvan ve HAMAS, AKP modeli gibi laik demokratik partiler olmaya yönlendirilmektedir.
Yine 2004 ya da 2005 yıllarında olsa gerek, ABD’de yapılan ABANT toplantısında ABD li yönetime de yakın bir Profesör, “İslam’la savaşan radikal Kemalist laiklik artık batı çıkarlarına zarar vermektedir, dinlere saygılı batı standartlarında ılımlı laiklik öne çıkmalıdır” diyordu. Bugün AKP modeli işte bu çerçevede ortaya çıkarılıp, bireysel ibadetlere indirgenip, siyasi, hukuki ve ekonomik alanları düzenlememe iddialarından vazgeçmiş “ılımlı İslam algısıyla, devlet ve kamu alanının dinlerden soyutlayan, bütün dinlere eşit uzaklıkta duran ve dinlerin müntesiplerine kendi özel alanlarında özgürlük tanıyan “ılımlı laikliğin” kesiştiği noktada oluşan bu model, bütün bölge ülkelerine, bizzat bölgede kahramanlaşmasına göz yumulan Erdoğan’ın ağzından model olarak teklif edilmektedir. Utah üniversitesi öğretim üyesi Prof. Hakan Yavuz’un içeriden bir tespitle ifade ettiği Protestanlaşma Türkiye’de oluşturulup geliştirilerek, tüm bölgeye ihraç edilmeye çalışılmaktadır.
Logged
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5731



« Yanıtla #1 : Ekim 02, 2011, 01:27:16 ÖÖ »

Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: