Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Oruç neden benzersiz bir ibadettir?  (Okunma Sayısı 277 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Seheryeli
Hep Burda
*****

Karma: 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 646



WWW
« : Ağustos 16, 2010, 12:27:19 ÖÖ »

http://www.necmiunlu.com/wp-content/uploads/2009/09/nnn.jpg
Oruç neden benzersiz bir ibadettir?






Yusuf Kaplan'ın yazısı
[JUSTIFY]Oruç, diğer ibadetlerden pek çok bakımdan ayrılan benzersiz bir ibadettir. Orucun benzersizliği, öyle kolayca geçiştirilecek türden bir özellik değildir. Orucun benzersiz olması ile 'ın benzersiz (misilsiz) olması arasında yakîn, derûnî bir irtibat vardır.

Şûrâ sûresinin 11. âyet-i celîlesinde Rabbimizin benzersizliği, "O'nun benzeri / misli bir şey yoktur" (Leyse kemislihî şey'un) ifadesiyle dile getirilir. 'ın eşi, ortağı, benzeri yoktur.

Ramazan orucunun benzersizliği ile 'ın benzersizliği arasındaki bu hayatî irtibat, hem "Ramazan" kelimesinde, hem de "oruç / savm, sıyam" kelimesinde kendini gösterir.

"Ramazan", 'ın (cc) esmasından biridir. Ve 'ın "Es-Samed" ism-i şerifiyle aynı anlama gelir: , hiçbir şeye muhtaç değildir. , beslenmekten münezzehtir.

Oruç, tek kelimeyle, "tutmak" demektir. Biraz daha deşmek gerekirse, oruç, kişinin kendisini yeme, içme, cinsî münasebet gibi bütün beşerî eylemlerden uzak tutması, tenzih etmesi, dolayısıyla ilâhî mertebelere ulaşması, yakınlaşması anlamına gelir. Başka bir ifadeyle, oruç, beşerî özellikleri terk etmek, böylelikle ilâhî özelliklerle donanarak 'a yaklaşmak ve yükselmek demektir.

Nitekim, oruç âyetinin (Bakara-185) hemen ardından gelen 186. âyette Rabbimiz, oruç ibadetiyle birlikte, oruçlunun Rabbine nasıl yakınlaştığını, bu "yakınlık, yakınlaşma" meselesini şöyle izah eder: Kim beni hatırlarsa (anarsa, zikrederse, çağırırsa), beni hatırlayanın hatırlamasını ânında işitir, ona icabet ederim.

Meallerin handiyse hepsinin, bu anma, zikir, hatırlama ve çağırma fiillerini, "dua" kelimesiyle karşılayarak, âyetin anlamını tersyüz ettiklerini müşahede ettim. Ayette "dua" sözcüğü kullanılmıyor oysa. Dua sözcüğünden türeyen anma, zikir, hatırlama ve çağrı anlamlarına gelen "da'vet" ve "dâî" sözcükleri kullanılıyor. Burada zikir ve şükür sözcüklerinin anlamları çerçevesinde Allahu Teâlâ, kullarıyla ilişkisine ilişkin bir izahatta bulunuyor: "Kullarımdan sana beni sordukları vakit, (onlara) de ki, ben, kesinlikle onlara yakınım. Beni ananın anmasını (veya zikredenin zikretmesini, ya da "çağıranın çağırmasını") anında işitir ve icabet ederim. O hâlde benim davetime uysunlar ve bana inansınlar; umulur ki 'doğru yolu bulurlar' (yürşidûn)".

Burada kastedilen anlam, dua değil, 'ın davetine icabet anlamında zikirdir ve zikrinde üç türünden sözedilebilir: Lisanî zikir, kalbî zikir ve bedenî zikir.

İşte oruç'ta bu üç zikir de aynı ânda söz konusudur: Bu durum, hem orucun benzersizliğini, hem de oruçlunun 'a, 'ın da oruçluya nasıl yaklaştığını ve yakınlaştığını gözler önüne serer.

Orucun benzersizliği, çok iyi bilinen ama ne anlama geldiği konusunda pek fazla imal-i fikir edilmeyen şu hadîs-i kudsî'de de açıkça dile getirilir: "Oruç, bana aittir ve orucun mükâfâtını ben vereceğim."
[/JUSTIFY]
[/COLOR]
Logged

RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Online Online

Mesaj Sayısı: 9894



WWW
« Yanıtla #1 : Ağustos 16, 2010, 12:40:00 ÖÖ »

“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, ’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir”
(Bakara, 2/185).
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
Seheryeli
Hep Burda
*****

Karma: 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 646



WWW
« Yanıtla #2 : Ağustos 16, 2010, 12:43:00 ÖÖ »

Orucun benzersizliği: Kendinden geçerek kendine gelmek

Oruç, diğer ibadetlerden pek çok bakımdan ayrılan benzersiz bir ibadettir. Orucun benzersizliği, öyle kolayca geçiştirilecek türden bir özellik değildir. Orucun benzersiz olması ile 'ın benzersiz (misilsiz) olması arasında yakîn, derûnî bir irtibat vardır.
Şûrâ sûresinin 11. âyet-i celîlesinde Rabbimizin benzersizliği, "O'nun benzeri / misli bir şey yoktur" (Leyse kemislihî şey'un) ifadesiyle dile getirilir. 'ın eşi, ortağı, benzeri yoktur.
Ramazan orucunun benzersizliği ile 'ın benzersizliği arasındaki bu hayatî irtibat, hem "Ramazan" kelimesinde, hem de "oruç / savm, sıyam" kelimesinde kendini gösterir.
"Ramazan", 'ın (cc) esmasından biridir. Ve 'ın "Es-Samed" ism-i şerifiyle aynı anlama gelir: , hiçbir şeye muhtaç değildir. , beslenmekten münezzehtir.
Oruç, tek kelimeyle, "tutmak" demektir. Biraz daha deşmek gerekirse, oruç, kişinin kendisini yeme, içme, cinsî münasebet gibi bütün beşerî eylemlerden uzak tutması, tenzih etmesi, dolayısıyla ilâhî mertebelere ulaşması, yakınlaşması anlamına gelir. Başka bir ifadeyle, oruç, beşerî özellikleri terk etmek, böylelikle ilâhî özelliklerle donanarak 'a yaklaşmak ve yükselmek demektir.
Nitekim, oruç âyetinin (Bakara-185) hemen ardından gelen 186. âyette Rabbimiz, oruç ibadetiyle birlikte, oruçlunun Rabbine nasıl yakınlaştığını, bu "yakınlık, yakınlaşma" meselesini şöyle izah eder: Kim beni hatırlarsa (anarsa, zikrederse, çağırırsa), beni hatırlayanın hatırlamasını ânında işitir, ona icabet ederim.
Meallerin handiyse hepsinin, bu anma, zikir, hatırlama ve çağırma fiillerini, "dua" kelimesiyle karşılayarak, âyetin anlamını tersyüz ettiklerini müşahede ettim. Ayette "dua" sözcüğü kullanılmıyor oysa. Dua sözcüğünden türeyen anma, zikir, hatırlama ve çağrı anlamlarına gelen "da'vet" ve "dâî" sözcükleri kullanılıyor. Burada zikir ve şükür sözcüklerinin anlamları çerçevesinde Allahu Teâlâ, kullarıyla ilişkisine ilişkin bir izahatta bulunuyor: "Kullarımdan sana beni sordukları vakit, (onlara) de ki, ben, kesinlikle onlara yakınım. Beni ananın anmasını (veya zikredenin zikretmesini, ya da "çağıranın çağırmasını") anında işitir ve icabet ederim. O hâlde benim davetime uysunlar ve bana inansınlar; umulur ki 'doğru yolu bulurlar' (yürşidûn)".
Burada kastedilen anlam, dua değil, 'ın davetine icabet anlamında zikirdir ve zikrinde üç türünden sözedilebilir: Lisanî zikir, kalbî zikir ve bedenî zikir.
İşte oruç'ta bu üç zikir de aynı ânda sözkonusudur: Bu durum, hem orucun benzersizliğini, hem de oruçlunun 'a, 'ın da oruçluya nasıl yaklaştığını ve yakınlaştığını gözler önüne serer.
Orucun benzersizliği, çok iyi bilinen ama ne anlama geldiği konusunda pek fazla imal-i fikir edilmeyen şu hadîs-i kudsî'de de açıkça dile getirilir: "Oruç, bana aittir ve orucun mükâfâtını ben vereceğim."
"Orucun 'a ait olması" ne demek peki? Oruçlunun yeme, içme vesaire gibi beşerî eylemleri terk etmesi, beşerî eylemleri terk etmesi ölçüsünde de ilâhî özelliklere yak/ın/laşması demektir bu.
Başka bir ifadeyle, kişinin nefsiyle, beniyle, arzularıyla, hırslarıyla yüzleşmesi, hesaplaşması, beşerüstü bir düzleme yükselmesi; kendinden geçerek kendine gelmesidir.
Kişinin kendinden geçmesi; nefsini, nefsânî özelliklerini terk etmesi... açlığı tecrübe ederek, beşerî özelliklerini terk etme ameliyesini tecrübe ederek kendisiyle, eşyayla, diğer insanlarla, varlıklarla yakînen, yani ayne'l-yakîn irtibata geçerek ilme'l-yakîn ve hakka'l-yakîn mertebelerine yalnızca bilfiil değil, bilhal vâsıl olmasıdır; böylelikle nefsini terbiye ve tezkiye ederek, arınmış, aşkınlaşmış, eşyayla, bin bir türlü hallere dûçâr olan insanların hâlleriyle bütünleşmiş olarak kendine gelmesi, kemale ermesidir.
Sonuçta, oruçlu kişi, hele de bihakkın oruç tutan kişi, vücudun / varlığın bütün hâllerini, vicdanı ve vecdi aynı ânda tecrübe eder, bizzat yaşar ve aşkın özelliklerle donanarak adeta yeniden doğar hayata.
Hasılı kelâm, oruç, kişinin kendine gelebilmesi için, öncelikli olarak kendinden geçmesi gerektiğini öğreten benzersiz bir diriliş ve varoluş yolculuğudur. Bu yolculuğu bihakkın yerine getirme cehdi gösterenlere ne mutlu!
Logged

Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7654



« Yanıtla #3 : Ağustos 16, 2010, 12:51:12 ÖÖ »

Oruç gerçekten farklı bir ibadet.
Sadece rızası için yemeden içmeden nefsi isteklerden vazgeçmek.
Paylaşım için teşekkürler kardeşim.
Logged

ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5731



« Yanıtla #4 : Ağustos 16, 2010, 12:34:30 ÖS »

                                                                                                                                                                
Logged

RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Online Online

Mesaj Sayısı: 9894



WWW
« Yanıtla #5 : Ağustos 17, 2010, 01:57:10 ÖÖ »

Orucun hikmetleri başta insanın nefsinin dizginlenmesi, maliki gözüktüğü dünyalıkların (ev, araba, yiyecek-içecekler, hanımı, hatta kendi vücudu vs.) aslında gerçek sahibinin Teala olduğunu bilmesidir. Orucun hikmetlerinden biri de fakir fukaranın yaşadıkları şartları, bütün Müslümanların öğrenmesidir. İşte bu hikmetlere binaen oruç ibadeti farz kılınmış, Müslüman ferdin, toplumu meydana getiren kesimlerden biri olan fakirlerin halini anlaması ve kendisinin sahibi gözüktüğü hiçbir şeyin esasen ona ait olmadığını kavramasıdır.


 
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: