Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Nebe Suresi  (Okunma Sayısı 427 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
hayyade
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 200



« : Kasım 12, 2008, 09:34:57 ÖS »

MÜRSELÂT SÛRESİ

 

Rahman ve Rahim ´ın Adı ile    (Mekke'de nazil olmuştur.)

 

………………………………………………….

 

Rahman ve Rahim olan 'ın adıyla,

 

1 - Neyi soruşturuyorlar?

(Amme yetesaaaaelune.)

 

2 - Büyük, haberi mi?

( ‘aninnebei’l-‘azıym.)

 

3 - Ki onlar, bunun üzerinde ihtilâfa düşmektedirler.

(Elleziy hum fiyhi mukhtelifuun)

 

4 - Hayır, ileride bileceklerdir.

(Kellaa seya‘lemuun)

 

5 - Yine hayır, ileride bileceklerdir.

(Sümme kellaa seya‘lemuun)

 

6 - Yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?

(Elem nec‘ali’l-arda mihaaden)

 

7 - Dağlan da birer kazık?

(Ve’l-cibaale evtaadaa)

 

8 - Ve sizi çift çift yarattık.

(Ve khalaknaakum ezvaacen.)

 

9 - Uykunuzu dinlenme kıldık.

(Ve ce‘alnaa nevmekum subaaten.)

 

10- Geceyi bir örtü kıldık.

(Ve ce‘alnelleyle libaasen)

 

11 - Gündüzü de maişet vakti kıldık.

(Ve ce'alnennehaare me‘aaşaa)

 

12 - Üstünüzde yedi sağlam gök bina ettik.

(Ve beneynaa fevkakum seb‘an şidaaden.

 

13 - Pırıl pırıl parlayan bir kandil astık.

(Ve ce'alnaa siraacen vehhaacaa)

 

14 - Sıkıştırılmışlardan da şarıl şarıl bir su indirdik.

(Ve enzelnaa minelmu‘sıraati maaaaen seccaacen.)

 

15 - Ki onunla taneler ve bitkiler çıkaralım.

(Linukhrice bihi habben ve nebaaten.)

 

16 - Ve sarmaş dolaş bahçeler yetirelim.

(Ve cennaatin elfaafaa)
 

« Son Düzenleme: Kasım 12, 2008, 09:43:36 ÖS Gönderen: hayyade » Logged
hayyade
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 200



« Yanıtla #1 : Kasım 12, 2008, 09:35:49 ÖS »

Büyük Haber

 

Teâlâ, kıyametin vukuunu inkâr ederek soru soran

kâfirleri reddedip buyuruyor ki:

 

“Neyi soruşturuyorlar? Büyük haberi mi?”

Sordukları şey nedir? Kıyametin durumunu mu soruyorlar.

Bu dehşet verici, göz kamaştırıcı, feci bir haberdir.

 

Katâde ve İbn Zeyd, “büyük haberin”

‘ölümden sonra dirilme’ olduğunu söylerler.

Mücâhid ise bunun ‘Kur'ân’ olduğunu söyler.

Birinci görüş daha açıktır. Çünkü Teâlâ âyetin devamında:

 

“Ki onlar, bunun üzerinde ihtilâfa düşmektedirler.” buyuruyor.

Yani insanlardan bir kısmı onu kabul edip inanmakta,

bir kısmı da inkâr etmektedir.

Müteakiben de kıyameti inkâr edenleri tehdîd ederek:

 

“Hayır, ileride göreceklerdir. Yine hayır, elbette görüp bileceklerdir.”

buyuruyor. Bu, kuvvetli bir tehdîd ve ağır bir azâb vaadidir.

Arkasından Teâlâ yüce kudretinin

hârika şeyleri ve akıl ermez halleri yaratmaya yettiğini belirterek söze başlıyor.

Bu ifâdeler öldükten sonra dirilme ve diğer konularda

'ın kudretini göstermektedir. Buyuruyor ki:

 

“Yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?”

Yaratıkların emrine hazır kılıp ona boyun eğdirmedik mi?

Sabit, hareketsiz bir kara parçası yapmadık mı?

 

“Dağları da birer kazık?”

Teâlâ dağları birer kazık yapmış,

onu yeryüzünün üzerine oturtarak pekiştirip kararlaştırmış

ve böylece yeryüzü kımıldamaktan uzaklaşıp üzerindekileri sarsmaz olmuştur.

 

“Ve sizi çift çift olarak yarattık.”

Erkek ve dişi olarak.

Her biriniz diğerinden yararlanır ve böylece soyun devamı sağlanır.

Nitekim Rûm sûresinde de şöyle buyurmaktadır:

 

“Kendileriyle huzura kavuşmanız için

size kendi nefislerinizden eşler yaratıp

aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de

O'nun âyetlerindendir.

Şüphesiz ki bunlarda, düşünen bir kavim için âyetler vardır.”

(Rûm, 21)

 

“Uykunuzu dinlenme kıldık,”

Hareketin kesildiği bir an kıldık ki

fazla gidip gelmelerden doğan huzursuzluk önlenip

tâm bir rahat sağlansın.

Çünkü gündüzün maişet peşinde koşup durursunuz,

Benzer bir âyet daha önce Furkân sûresinde (âyet, 47) geçmişti.

 

“Geceyi bir örtü kıldık.”

Karanlığı ve zulümâtıyla insanları kuşatan bir örtü. Nitekim:

“Andolsun; bürüyüp Örttüğü zaman geceye.” (Leyl, 1) buyurulmaktadır.

(...)

Katâde der ki: “Geceyi bir örtü kıldık.” = ‘Sükûn ve huzur anı’, demektir.

 

“Gündüzü de maişet vakti kıldık.”

Gündüzü de aydınlık ve parlak kıldık ki, insanlar

o süre içerisinde işlerini görmek için gidip gelebilsinler,

kazanç, geçim ve ticâretlerini yapıp benzeri faaliyetlerini gerçekleştirebilsinler.

 

“Üstünüzde yedi sağlam gök bina ettik.”

Yedi kat göğü.

Yüceliği, sağlamlığı, genişliği, sabit ve gezegen yıldızlarıyla süslü sağlam yedi gök bina ettik.

 

“Pırıl pırıl parlayan bir kandil astık.”

Bütünüyle yeryüzü halkını aydınlığa boğan ve cümle kâinatı ışıklandıran, güneşi.

 

“Sıkıştırılmışlardan da şarıl şarıl bir su indirdik.”

Avfî, İbn Abbâs'-tan nakleder ki; burada sözü edilen “sıkıştırılmışlar”dan maksat, ‘rüzgâr’dır.

İbn Ebu Hatim der ki: Bize Ebû Said... Abdullah Ibn Abbâs'tan nakletti ki o; “sıkıştırılmışlardan” maksad, ‘rüzgâr’dır, demiştir.

İkrime, Mücâhid, Katâde, Mukâtil, Kelbî, Zeyd İbn Eşlem ve oğlu Abdurrahmân da bunun rüzgâr olduğunu söylemişlerdir.

Bu sözün anlamı, rüzgâr bulutlardan suyu toparlayıp indirir, demektir.

Ali îbn Ebu Talha, İbn Abbâs'tan nakleder ki; o

“sıkıştırılmışlardan” maksad, ‘buluttur’, demiştir.

İkrime, Ebu'l-Âliye, Dahhâk, Hasan, Rebî' İbn Enes ve Sevrî de böyle demişlerdir. İbn Cerîr Taberî de bu görüşü tercih etmiştir.

Alâ der ki: Bu “sıkıştırılmışlar”dan maksad,

yağmur yüklenmiş olup da henüz yağmamış olan bulutlardır.

Nitekim bir kadının aybaşısı yaklaşıp da henüz âdet olmadığı zaman Araplar ona (imraaetun mu‘sıratun) ‘sıkıştırılmış kadın’ ta'bîrini kullanırlar.

Hasan ve Katâde'nin' de “sıkıştırılmışlar” ta'bîri ile ‘göklerin’ kasdedildiğini söylediği bildirilir- Ancak bu, garîb bir görüştür.

En açık görüş; “sıkıştırılmışlar” kavliyle ‘bulutlar’ın kasdedilmiş olmasıdır.

Nitekim Teâlâ bir başka sûrede şöyle buyurmaktadır:

O'dur ki, rüzgârları gönderip bulutları yürütür ve

onları dilediği gibi gökte yayar ve kısım kısım yığar.

Nihayet sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün.”

(Rûm, 48)

 

“Şarıl şarıl bir su indirdik.”

Mücâhid, Katâde ve Rebî' ibn Enes bunun

‘akan bir su’ olduğunu söylerken,

Sevrî; ‘ardarda gelen’, der.

İbn Zeyd ise bunun ‘çok su’ anlamına geldiğini bildirir.

 

İbn Cerîr Taberî der ki:

Arapların sözünde çokluk ifâde eden bir nitelik olarak (el-sec) kelimesinin kullanıldığı bilinen bir şey değildir. Bu kelime ancak ‘ard arda dökülme’ anlamına kullanılır.

Nitekim Rasûlullah (s.a.)ın şöyle buyurduğu bilinmektedir:

‘Haccın en faziletlisi yüksek sesle telbiye yapılan ve develerin kanı akıtılan haçtır.’

Rasûlullah bu kelimeyi;

kan dökülmesi ve akıtılması anlamında kullanmıştır.

 

Nitekim Rasûlullah (s.a.)ın yanına gelip,

âdet gördüğünü ve kanının fazla aktığını söyleyen kadının hadîsinde;

Rasûlullah (s.a.) ona;

-         Pamukla kapamanı ve örtmeni anlatıyorum, demiş kadın;

-         Ey 'ın Rasûlü, bu pamukla tutulamayacak kadar fazla, şarıl şarıl akıyor, demiştir.(seccacen kelimesini kullanarak soylemis))

 

Bu ifâde de gösteriyor ki, ardı arkası kesilmeyen akmaya ( el-sec) kelimesi kullanılır.

en iyisini bilendir.

 

“Ki onunla taneler ve bitkiler çıkaralım. Ve sarmaş-dolaş bahçeler bitirelim.”

Bu, ardarda inen ve şarıl şarıl akan mübarek ve faydalı sularla

insanların biriktirip sakladıkları “taneler” ve hayvanların yaş olarak yedikleri yeşil “bitkiler” çıkaralım.

Muhtelif renklerden, değişik çeşitlerden farklı koku ve tadlardan oluşan meyveler bitiren bahçeler, bostanlar yetiştirelim.

Hepsi aynı bölgede yetişse de farklı tat ve lezzette olan meyveler.

 

“Sarmaş-dolaş bahçeler”

İbn Abbâs ve bir başkası der ki: Sarmaş-dolaş anlamına gelen ( el-faafen) ifâdesi ‘topluca’, demektir. Bu, Teâlâ'nın Rad süresindeki şu kavli gibidir:

 

“Yeryüzünde birbirine komşu toprak parçaları, üzüm bağları, ekinler ve çatallı çatalsız hurma ağaçlan vardır. Hepsi de aynı suyla sulanır.

Ama lezzetçe onları birbirinden ayrı kılmışızdır.

Şüphesiz ki bunlarda, akleden bir kavim için âyetler vardır.”

(Râd, 4)

( İbn Kesir; “Tefsir” ;  c: 15; s: 8251-8254)  ;  Çev: Bekir Karlığa, Bedrettin Çetiner)

 

::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

Mevdudi’nin açıklaması: ‘Tefhimu'l-Kur'an’

 

1- Birbirlerine hangi şeyi sorup duruyorlar?

2- O büyük haberi  mi?
'Büyük Haber' deyimiyle, Kıyamet günü kastedilmektedir.

Kıyamet günü hakkında Mekke müşrikleri çeşitli sorular soruyor ve diyorlardı ki;

Bu ne ilginç bir haberdir?

Kemiklerimiz toz olmuşken tekrar nasıl diriltilebiliriz? Bu imkânsız birşeydir.

Gelmiş-geçmiş bunca insan diriltilerek, ayağa kaldırılması olacak şey midir?

Koca dağların parçalanarak dağılması, güneşin sönmesi, ay ışığının kaybolması ve bu dünya nizâmının alt-üst olması mümkün müdür?
Bizler Muhammed'i aklı başında feraset sahibi biri olarak bilirdik.

Oysa o, bizlere nasıl haberler veriyor.

Madem öyle, onun haberini verdiği cennet, cehennem nerededirler?

Şimdiye kadar Muhammed bize, bu tür şeylerden hiç bahsetmemişti.

Niçin durup dururken bize böyle haber vermeye başladı?


 

'Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.' ayeti iki anlama da gelebilir.

Birincisi onlar bu haber hakkında farklı düşünceler taşımaktadırlar,

ikincisi onlar dünya hayatının son bulacağı konusunda

aralarında bir akide birliği olmamakla birlikte ihtilaf içindelerdi.

Bazıları Hristiyanlığın etkisi altında bulunduklarından dolayı Maad'a inanıyorlar,

fakat ölümden sonraki hayatin cismânî olmayıp, ruhanî olduğunu söylüyorlardı.

Bazıları çeşitli tereddütler taşıyorlardı;

"Saat nedir bilmiyoruz, onu sadece bir kuruntu sanıyoruz, biz ona inanmıyoruz."

(Câsiye-32)

Bazıları ise, öbür dünyadaki hayata hiçbir şekilde inanmıyorlardı;

"Dediler ki, dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur, diriltilecek değiliz."

(En'am-29)

Bazı ateist (dehrî) ler de diyorlardı ki;

"Ne varsa dünya hayatımızdır, başka birşey yoktur, ölürüz, yaşarız.

Bizi zamandan başkası helâk etmiyor." (Câsiye-24)

Yine bazıları ölümden sonraki dirilişi imkânsız sanarak şöyle söylüyorlardı;

"Şu Çürümüş kemikleri kim diriltecek?"

(Yâsin-78)

Mekkeli müşriklerin bu kadar farklı düşüncelere sahip olmaları,

onların bir ilme dayanmadan zan ve kuruntu ile birlikte düşündüklerini gösterir.

Şayet bir ilme dayansalardı,

aralarında bu kadar köklü anlaşmazlıkların olmaması gerekirdi.

Daha fazla bilgi için bkz. Zâriyat an: 6

 

3- Ki kendileri hakkında anlaşmazlık içindedirler.
4- Hayır,

Onların bu konudaki tüm sözleri yanlıştır ve kesinlikle onların düşündükleri gibi değildir.

yakında bileceklerdir.
5- Yine hayır; yakında bileceklerdir.

Yani, o zaman çok uzakta değildir ve

şimdi ileri geri konuşuyorlarsa da onlar yakında bu gerçeğe bizzat şahit olacaklardır.

Böylece Resulullah'ın (s.a) verdiği haberlerin

doğru ve gerçek olduğunu, onların 'zan' ettikleri gibi olmadığını da anlayacaklardır.
6- Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı?

Yeryüzünü insan için bir döşek, yani bir sükûn yeri kıldık.

Yeryüzünün bir sükûn yeri kılınmış olmasının kudret ve hikmetleri hakkında, Tefhimu'l-Kur'an'ın çeşitli yerlerinde açıklamalar yapılmıştır. Bkz. Neml an: 73-74-81, Yâsin an: 29, Mümin an: 90-91, Zuhruf an: 7, Câsiye an: 7, Kaf an: 18.
7- Dağları da birer kazık?

Yeryüzüne dağların yerleştirilmesi ile ilgili hikmetlerin anlaşılabilmesi için bkz. Nahl an: 12, Neml an: 74, Mürselât, an: 15
8- Sizi çift çift yarattık.

İnsanların erkek ve kadın olmak üzere çift çift yaratılmasında büyük hikmetler vardır.

Açıklama için bkz. Furkan an: 69, Rum an: 28-30, Yâsin an: 31, Şura an: 77, Zuhruf an: 12, Kıyamet an: 25
9- Uykunuzu bir dinlenme  yaptık.

Uyku ihtiyacı insanın fıtratında vardır ve

çalışabilmesi için insan dinlenmek zorundadır. Bkz. Rum an: 33
10- Geceyi bir örtü yaptık.
11- Gündüzü bir geçim-vakti  kıldık.
« Son Düzenleme: Kasım 12, 2008, 09:44:15 ÖS Gönderen: hayyade » Logged
hayyade
Buraya bağlanmış.
***

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 200



« Yanıtla #2 : Kasım 12, 2008, 09:42:16 ÖS »

Gece karanlık yaratılmıştır, çünkü insan karanlıkta daha iyi istirahat edebilir.

İnsanın geçimini sağlayabilmesi için ise, gündüz aydınlık yaratılmıştır.

Gece ve gündüzün birbiri ardınca gelişinden doğan

sayısız yararlardan sadece biri burada zikredilmiştir.

Buradaki vurgulama, içinde yaşadığımız nizâmın,

gayesi olmaksızın bir rastlantı sonucu oluşmadığına işarettir.

Bu gerçeğin ardında sayısız yararlar vardır ve

gerçekten de insanın çıkarları doğrudan doğruya buna bağlıdır.

Örneğin rahatça uyuyabilmeniz için vücudunuzun gece karanlığına ihtiyacı vardır.

"Biz bunun için geceyi karanlık yarattık ve rızık sağlayabilmeniz için

aydınlığa olan ihtiyacınızı gündüzü yaratarak karşıladık.

Bu muazzam nizam sizin ihtiyaçlarınıza cevap verecek şekilde yaratılmıştır."

İşte böylesine eşsiz bir nizâmın,

bir Hâlık'ı ve Hakîm'i olduğunu,

bu sistemin bizzat kendisi kanıtlamaktadır.

Bkz. Yunus. an: 65, Yasin. an: 32, Mümin. an: 85, Zuhruf. an: 4.
12- Sizin üstünüze de sapasağlam yedi-gök bina ettik.
"Şidaden" kelimesi, "sağlam" anlamında kullanılmıştır.

Göğün sınırları sağlamdır. Yani gökyüzünde sayısız yıldızlar dolaşıyor,

herbiri kendi yolunu takib ediyor ve buna rağmen birbirleriyle çarpışmıyorlar.

Daha fazla bilgi için bkz. Bakara. an: 34, Râ'd. an: 2, Hicr. an: 8-12, Müminun. an: 15, Lokman. an: 13, Yasin. an: 37, Saffat. an: 5-6, Mümin. an: 90, Kaf. an: 7-8.
13- Parıldadıkça parıldayan bir kandil (güneş) kıldık.
"Vehhacen" kelimesi, güneş için kullanılmıştır.

Asıl anlamı çok parlak ve çok sıcak demektir.

Biz bu kelimeyi tefsir ederken, iki anlamı da tercih ettik.

(c.c.) bu ayetiyle büyük bir kudret ve hikmete işaret etmektedir.

Güneşin çapı yeryüzünün çapından 109 kat daha geniştir ve güneşin sıcaklığı 4 milyon C°'dir. Yeryüzünden 933 milyon mil uzaklıktadır.

Buna rağmen bir kimse, çıplak bir gözle güneşe bir süre baksa, gözleri aşırı derecede kamaşır. Yine güneşin sıcaklığı o kadar şiddetlidir ki, bazı bölgelerde bu sıcaklık 140 F° kadar yükselir.

Güneşin yeryüzü ile arasındaki uzaklığın orantılı bir ölçüye göre ayarlanması,

'ın (c.c) yüce kudretinin bir göstergesidir.

Güneş şayet dünyaya belli bir mesafeden daha yakın olsaydı,

yeryüzü sıcaklıktan kavrulurdu.

Yine belli bir mesafeden uzak olsaydı yeryüzünde herşey soğuktan donar,

insan, hayvan ve bitkilerin yaşamaları mümkün olmazdı.

Güneşin ölçülü bir ısı yayması ile yeryüzünde hayat devam eder.

Bu ölçülü ısı yayılmasıyla birlikte,

bitkiler yeşerir, olgunlaşır ve kendilerinden yararlanılacak hale gelirler.

Aynı zamanda bu sıcaklık buharlaşmaya neden olur ve

bulutlara yükselerek çeşitli bölgelerde yağmurun yağmasını sağlar.

Teâla'nın güneşi yegâne enerji kaynağı olarak yaratması nedeniyledir ki,

milyonlarca seneden beri, yeryüzünde aydınlık, ısı ve ışınların yayılması mümkün olabilmektedir.
14- Sıkıp suyu çıkaran (bulut) lardan da 'bardaktan boşanırcasına bir su' indirdik.
15- Bununla taneler ve bitkiler bitirip-çıkaralım diye
16- Ve birbirine sarmaş-dolaş bahçeleri de
« Son Düzenleme: Kasım 12, 2008, 09:44:43 ÖS Gönderen: hayyade » Logged
iktibas
özel üye
Sağlam Forumcu
***

Karma: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 390



« Yanıtla #3 : Kasım 14, 2008, 08:07:34 ÖS »

 
Logged
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7654



« Yanıtla #4 : Kasım 16, 2008, 05:28:02 ÖÖ »

 
Logged

RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Online Online

Mesaj Sayısı: 9894



WWW
« Yanıtla #5 : Kasım 16, 2008, 03:03:04 ÖS »

 
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: