hayyade
Buraya bağlanmış.
 
Karma: 0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 200
|
 |
« Yanıtla #1 : Kasım 12, 2008, 09:35:49 ÖS » |
|
Büyük Haber
Teâlâ, kıyametin vukuunu inkâr ederek soru soran
kâfirleri reddedip buyuruyor ki:
“Neyi soruşturuyorlar? Büyük haberi mi?”
Sordukları şey nedir? Kıyametin durumunu mu soruyorlar.
Bu dehşet verici, göz kamaştırıcı, feci bir haberdir.
Katâde ve İbn Zeyd, “büyük haberin”
‘ölümden sonra dirilme’ olduğunu söylerler.
Mücâhid ise bunun ‘Kur'ân’ olduğunu söyler.
Birinci görüş daha açıktır. Çünkü Teâlâ âyetin devamında:
“Ki onlar, bunun üzerinde ihtilâfa düşmektedirler.” buyuruyor.
Yani insanlardan bir kısmı onu kabul edip inanmakta,
bir kısmı da inkâr etmektedir.
Müteakiben de kıyameti inkâr edenleri tehdîd ederek:
“Hayır, ileride göreceklerdir. Yine hayır, elbette görüp bileceklerdir.”
buyuruyor. Bu, kuvvetli bir tehdîd ve ağır bir azâb vaadidir.
Arkasından Teâlâ yüce kudretinin
hârika şeyleri ve akıl ermez halleri yaratmaya yettiğini belirterek söze başlıyor.
Bu ifâdeler öldükten sonra dirilme ve diğer konularda
'ın kudretini göstermektedir. Buyuruyor ki:
“Yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?”
Yaratıkların emrine hazır kılıp ona boyun eğdirmedik mi?
Sabit, hareketsiz bir kara parçası yapmadık mı?
“Dağları da birer kazık?”
Teâlâ dağları birer kazık yapmış,
onu yeryüzünün üzerine oturtarak pekiştirip kararlaştırmış
ve böylece yeryüzü kımıldamaktan uzaklaşıp üzerindekileri sarsmaz olmuştur.
“Ve sizi çift çift olarak yarattık.”
Erkek ve dişi olarak.
Her biriniz diğerinden yararlanır ve böylece soyun devamı sağlanır.
Nitekim Rûm sûresinde de şöyle buyurmaktadır:
“Kendileriyle huzura kavuşmanız için
size kendi nefislerinizden eşler yaratıp
aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de
O'nun âyetlerindendir.
Şüphesiz ki bunlarda, düşünen bir kavim için âyetler vardır.”
(Rûm, 21)
“Uykunuzu dinlenme kıldık,”
Hareketin kesildiği bir an kıldık ki
fazla gidip gelmelerden doğan huzursuzluk önlenip
tâm bir rahat sağlansın.
Çünkü gündüzün maişet peşinde koşup durursunuz,
Benzer bir âyet daha önce Furkân sûresinde (âyet, 47) geçmişti.
“Geceyi bir örtü kıldık.”
Karanlığı ve zulümâtıyla insanları kuşatan bir örtü. Nitekim:
“Andolsun; bürüyüp Örttüğü zaman geceye.” (Leyl, 1) buyurulmaktadır.
(...)
Katâde der ki: “Geceyi bir örtü kıldık.” = ‘Sükûn ve huzur anı’, demektir.
“Gündüzü de maişet vakti kıldık.”
Gündüzü de aydınlık ve parlak kıldık ki, insanlar
o süre içerisinde işlerini görmek için gidip gelebilsinler,
kazanç, geçim ve ticâretlerini yapıp benzeri faaliyetlerini gerçekleştirebilsinler.
“Üstünüzde yedi sağlam gök bina ettik.”
Yedi kat göğü.
Yüceliği, sağlamlığı, genişliği, sabit ve gezegen yıldızlarıyla süslü sağlam yedi gök bina ettik.
“Pırıl pırıl parlayan bir kandil astık.”
Bütünüyle yeryüzü halkını aydınlığa boğan ve cümle kâinatı ışıklandıran, güneşi.
“Sıkıştırılmışlardan da şarıl şarıl bir su indirdik.”
Avfî, İbn Abbâs'-tan nakleder ki; burada sözü edilen “sıkıştırılmışlar”dan maksat, ‘rüzgâr’dır.
İbn Ebu Hatim der ki: Bize Ebû Said... Abdullah Ibn Abbâs'tan nakletti ki o; “sıkıştırılmışlardan” maksad, ‘rüzgâr’dır, demiştir.
İkrime, Mücâhid, Katâde, Mukâtil, Kelbî, Zeyd İbn Eşlem ve oğlu Abdurrahmân da bunun rüzgâr olduğunu söylemişlerdir.
Bu sözün anlamı, rüzgâr bulutlardan suyu toparlayıp indirir, demektir.
Ali îbn Ebu Talha, İbn Abbâs'tan nakleder ki; o
“sıkıştırılmışlardan” maksad, ‘buluttur’, demiştir.
İkrime, Ebu'l-Âliye, Dahhâk, Hasan, Rebî' İbn Enes ve Sevrî de böyle demişlerdir. İbn Cerîr Taberî de bu görüşü tercih etmiştir.
Alâ der ki: Bu “sıkıştırılmışlar”dan maksad,
yağmur yüklenmiş olup da henüz yağmamış olan bulutlardır.
Nitekim bir kadının aybaşısı yaklaşıp da henüz âdet olmadığı zaman Araplar ona (imraaetun mu‘sıratun) ‘sıkıştırılmış kadın’ ta'bîrini kullanırlar.
Hasan ve Katâde'nin' de “sıkıştırılmışlar” ta'bîri ile ‘göklerin’ kasdedildiğini söylediği bildirilir- Ancak bu, garîb bir görüştür.
En açık görüş; “sıkıştırılmışlar” kavliyle ‘bulutlar’ın kasdedilmiş olmasıdır.
Nitekim Teâlâ bir başka sûrede şöyle buyurmaktadır:
“ O'dur ki, rüzgârları gönderip bulutları yürütür ve
onları dilediği gibi gökte yayar ve kısım kısım yığar.
Nihayet sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün.”
(Rûm, 48)
“Şarıl şarıl bir su indirdik.”
Mücâhid, Katâde ve Rebî' ibn Enes bunun
‘akan bir su’ olduğunu söylerken,
Sevrî; ‘ardarda gelen’, der.
İbn Zeyd ise bunun ‘çok su’ anlamına geldiğini bildirir.
İbn Cerîr Taberî der ki:
Arapların sözünde çokluk ifâde eden bir nitelik olarak (el-sec) kelimesinin kullanıldığı bilinen bir şey değildir. Bu kelime ancak ‘ard arda dökülme’ anlamına kullanılır.
Nitekim Rasûlullah (s.a.)ın şöyle buyurduğu bilinmektedir:
‘Haccın en faziletlisi yüksek sesle telbiye yapılan ve develerin kanı akıtılan haçtır.’
Rasûlullah bu kelimeyi;
kan dökülmesi ve akıtılması anlamında kullanmıştır.
Nitekim Rasûlullah (s.a.)ın yanına gelip,
âdet gördüğünü ve kanının fazla aktığını söyleyen kadının hadîsinde;
Rasûlullah (s.a.) ona;
- Pamukla kapamanı ve örtmeni anlatıyorum, demiş kadın;
- Ey 'ın Rasûlü, bu pamukla tutulamayacak kadar fazla, şarıl şarıl akıyor, demiştir.(seccacen kelimesini kullanarak soylemis))
Bu ifâde de gösteriyor ki, ardı arkası kesilmeyen akmaya ( el-sec) kelimesi kullanılır.
en iyisini bilendir.
“Ki onunla taneler ve bitkiler çıkaralım. Ve sarmaş-dolaş bahçeler bitirelim.”
Bu, ardarda inen ve şarıl şarıl akan mübarek ve faydalı sularla
insanların biriktirip sakladıkları “taneler” ve hayvanların yaş olarak yedikleri yeşil “bitkiler” çıkaralım.
Muhtelif renklerden, değişik çeşitlerden farklı koku ve tadlardan oluşan meyveler bitiren bahçeler, bostanlar yetiştirelim.
Hepsi aynı bölgede yetişse de farklı tat ve lezzette olan meyveler.
“Sarmaş-dolaş bahçeler”
İbn Abbâs ve bir başkası der ki: Sarmaş-dolaş anlamına gelen ( el-faafen) ifâdesi ‘topluca’, demektir. Bu, Teâlâ'nın Rad süresindeki şu kavli gibidir:
“Yeryüzünde birbirine komşu toprak parçaları, üzüm bağları, ekinler ve çatallı çatalsız hurma ağaçlan vardır. Hepsi de aynı suyla sulanır.
Ama lezzetçe onları birbirinden ayrı kılmışızdır.
Şüphesiz ki bunlarda, akleden bir kavim için âyetler vardır.”
(Râd, 4)
( İbn Kesir; “Tefsir” ; c: 15; s: 8251-8254) ; Çev: Bekir Karlığa, Bedrettin Çetiner)
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
Mevdudi’nin açıklaması: ‘Tefhimu'l-Kur'an’
1- Birbirlerine hangi şeyi sorup duruyorlar?
2- O büyük haberi mi? 'Büyük Haber' deyimiyle, Kıyamet günü kastedilmektedir.
Kıyamet günü hakkında Mekke müşrikleri çeşitli sorular soruyor ve diyorlardı ki;
Bu ne ilginç bir haberdir?
Kemiklerimiz toz olmuşken tekrar nasıl diriltilebiliriz? Bu imkânsız birşeydir.
Gelmiş-geçmiş bunca insan diriltilerek, ayağa kaldırılması olacak şey midir?
Koca dağların parçalanarak dağılması, güneşin sönmesi, ay ışığının kaybolması ve bu dünya nizâmının alt-üst olması mümkün müdür? Bizler Muhammed'i aklı başında feraset sahibi biri olarak bilirdik.
Oysa o, bizlere nasıl haberler veriyor.
Madem öyle, onun haberini verdiği cennet, cehennem nerededirler?
Şimdiye kadar Muhammed bize, bu tür şeylerden hiç bahsetmemişti.
Niçin durup dururken bize böyle haber vermeye başladı?
'Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.' ayeti iki anlama da gelebilir.
Birincisi onlar bu haber hakkında farklı düşünceler taşımaktadırlar,
ikincisi onlar dünya hayatının son bulacağı konusunda
aralarında bir akide birliği olmamakla birlikte ihtilaf içindelerdi.
Bazıları Hristiyanlığın etkisi altında bulunduklarından dolayı Maad'a inanıyorlar,
fakat ölümden sonraki hayatin cismânî olmayıp, ruhanî olduğunu söylüyorlardı.
Bazıları çeşitli tereddütler taşıyorlardı;
"Saat nedir bilmiyoruz, onu sadece bir kuruntu sanıyoruz, biz ona inanmıyoruz."
(Câsiye-32)
Bazıları ise, öbür dünyadaki hayata hiçbir şekilde inanmıyorlardı;
"Dediler ki, dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur, diriltilecek değiliz."
(En'am-29)
Bazı ateist (dehrî) ler de diyorlardı ki;
"Ne varsa dünya hayatımızdır, başka birşey yoktur, ölürüz, yaşarız.
Bizi zamandan başkası helâk etmiyor." (Câsiye-24)
Yine bazıları ölümden sonraki dirilişi imkânsız sanarak şöyle söylüyorlardı;
"Şu Çürümüş kemikleri kim diriltecek?"
(Yâsin-78)
Mekkeli müşriklerin bu kadar farklı düşüncelere sahip olmaları,
onların bir ilme dayanmadan zan ve kuruntu ile birlikte düşündüklerini gösterir.
Şayet bir ilme dayansalardı,
aralarında bu kadar köklü anlaşmazlıkların olmaması gerekirdi.
Daha fazla bilgi için bkz. Zâriyat an: 6
3- Ki kendileri hakkında anlaşmazlık içindedirler. 4- Hayır,
Onların bu konudaki tüm sözleri yanlıştır ve kesinlikle onların düşündükleri gibi değildir.
yakında bileceklerdir. 5- Yine hayır; yakında bileceklerdir.
Yani, o zaman çok uzakta değildir ve
şimdi ileri geri konuşuyorlarsa da onlar yakında bu gerçeğe bizzat şahit olacaklardır.
Böylece Resulullah'ın (s.a) verdiği haberlerin
doğru ve gerçek olduğunu, onların 'zan' ettikleri gibi olmadığını da anlayacaklardır. 6- Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı?
Yeryüzünü insan için bir döşek, yani bir sükûn yeri kıldık.
Yeryüzünün bir sükûn yeri kılınmış olmasının kudret ve hikmetleri hakkında, Tefhimu'l-Kur'an'ın çeşitli yerlerinde açıklamalar yapılmıştır. Bkz. Neml an: 73-74-81, Yâsin an: 29, Mümin an: 90-91, Zuhruf an: 7, Câsiye an: 7, Kaf an: 18. 7- Dağları da birer kazık?
Yeryüzüne dağların yerleştirilmesi ile ilgili hikmetlerin anlaşılabilmesi için bkz. Nahl an: 12, Neml an: 74, Mürselât, an: 15 8- Sizi çift çift yarattık.
İnsanların erkek ve kadın olmak üzere çift çift yaratılmasında büyük hikmetler vardır.
Açıklama için bkz. Furkan an: 69, Rum an: 28-30, Yâsin an: 31, Şura an: 77, Zuhruf an: 12, Kıyamet an: 25 9- Uykunuzu bir dinlenme yaptık.
Uyku ihtiyacı insanın fıtratında vardır ve
çalışabilmesi için insan dinlenmek zorundadır. Bkz. Rum an: 33 10- Geceyi bir örtü yaptık. 11- Gündüzü bir geçim-vakti kıldık.
|