15- Ey insanlar, biz nasıl Firavuna bir peygamber gönderdiysek size de davranışlarınızı yakından gözleyecek bir peygamber gönderdik.
16- Firavun, gönderdiğimiz peygambere karşı geldi de kendisini sert bir şekilde yakalayıverdik.
17- Eğer kafir olursanız, çocukların saçlarını anında ağartan o günün dehşetinden paçayı nasıl kurtaracaksınız?
18- O günün dehşetinden gökler parçalanacaktır.

'ın sözü kesinlikle yerine gelir.
19- Bu söylenenler bir öğüttür. Dileyen, Rabbine erdirecek yolu tutar.
Kendilerine zorba Firavun hatırlatılıyor. Arkasından yüce

'ın, karşı gelinmez, ezici gücü ile bu zorbanın yakasına nasıl yapıştığına değiniliyor. Okuyoruz:
"Ey insanlar biz nasıl Firavuna bir peygamber gönderdiysek size de davranışlarınızı yakından gözleyecek bir peygamber gönderdik.
Firavun gönderdiğimiz peygambere karşı geldi de kendisini sert bir şekilde yakalayıverdik."
Burada Firavun hikayesine kısaca değiniliyor. Fakat bu kısa hatırlatma,

'ın ayetlerini yalanlayanların kalplerini çırıl-çıplak soyarak, tirtir titretecek niteliktedir. Çünkü sarsılan ve yıkılan yer ve dağ sahnesinin hemen arkasından geliyor.
Az önceki ahiretteki "yakalayış" idi, bu ise dünyadaki "yakalayış"tır. Peki, müşrikler bu korkunç dehşetten kendilerini nasıl kurtaracaklar, nasıl korunabilecekler? Okuyoruz:
"Eğer kafir olursanız, çocukların saçlarını anında ağartan o günün dehşetinden paçayı nasıl kurtaracaksınız?"
Daha önce yeri sarstığı, dağları yerlerinden oynattığı belirtilen kıyamet dehşeti burada gökleri parçalayan ve genç yaştaki çocukların saçlarını anında ağartan bir panik tablosunda sunuluyor. Başka bir deyimle hem cansız tabiatta hem de canlı insanlar üzerinde somut etkisini gösteren bir dehşetle yüzyüzeyiz. Kur'an bu dehşeti olmakta olan bir olay gibi bir canlılıkla okuyucuların gözleri önüne getiriliyor. Arkasından bu dehşeti daha da pekiştiren bir cümle ile karşılaşıyoruz:
"

'ın sözü kesinlikle yerine gelir."
Havada kalmaz, mutlaka gerçekleşir. O her istediğini yapar.. O'nun dilediği hemen oluverir.
Yüce

hem evrende ve hem de insanın kendisi üzerinde somutlaşan bu dehşetin önünde müşriklerin kalplerine dokunuyor, onları ders almaya, kurtuluş yolunu, yani O'nun yolunu seçmeye özendiriyor. Okuyalım:
19- Bu söylenenler bir öğüttür. Dileyen, Rabbine erdirecek yolu tutar.
Bu. sıkıntı dolu dehşete sürükleyen felâketli yolun yanında

'a erdiren yol güvenli ve rahattır.
Bu ayetler yalanlayıcıların dizlerini titretirken Peygamberimiz ile o günün bir avuçluk güçsüz mümin azınlığın kalplerine huzur, güven ve sarsılmazlık duygusu aşılıyor. Çünkü Peygamberimiz ve müminler bu ayetleri okurken şunları hissediyorlar: Yüce

onlarla beraberdir, düşmanlarını tepeliyor, ağır cezalara çarptırıyor. Şu anda onlara kısa bir mühlet verilmiştir, o kadar. Bu mühletin süresi dolunca işlerini bitirecektir; tanınan mühletin sonu gelince yüce

, hem kendisinin hem de müminlerin düşmanları olan bu sapıkları yakalarından tutarak ağır zincirlere vuracak, cehenneme atacak ve acıklı azaba uğratacaktır.
SEYYİD KUTUB
Musa Ve Firavun Kıssası
Firavun ve kendisine gönderilen

'ın elçisine (Musa) karŞı takındığı tavira ilk kez burada değinilmiş; genelde önceki inkarcıların ve özel olarak da Firavun'un tavırlarına ve (bu andaki) olaylara ilk defa bu ayetlerde işaret edilmiştir.
Bir yönden işaretin dar çerçevede olması, diğer bir yönden de ilk iki ayetin üslûbu: ilkin, bu önceliği ikinci olarak da Musa ve Firavun kıssasının Kur'an dinleyicilerine yabancı olmadığını kanıtlamaktadır. Musa ve Firavun kıssası. Musa (a)'ya nisbet edilen sifirler olan Ahd-Kadîm sifirlerinden. "HurûçrÇıkış" sifrinde tam ayrıntısıyla anlatılmamıştır. Bu sifir (bölüm)ler Peygamber (s)'in çevresindeki yahudi ve hristiyanların ellerinde dolaşmaktaydı. Kitabî olmayan Arapların, kıssayı onlardan duymuş olmaları mümkündür. Âyetlerin içerik ve üsluplarında kafirlere yönelik uyarı ve tehditlerin hedefi açıkça görülmektedir ki: bu. Kur'an'daki anlatım ve kıssaların esas hedefidir. Daha önce kendisine dikkat çektiğimiz Kur'an nazmının üslûbuna uygun olarak. îlkin durumu anlatıcı ve uyarıcı ayetler getirilmiş, bunlara buradaki ayetler eklenmiştir. Burada yine söz konusu hedef desteklenmiştir.
Musa ve Firavun kıssası, İsrailoğulları ve bunların peygamberlerinin haberleri: önceki diğer peygamberler ve topluluklara göre daha fazla tekrar edilmiş ayrıca bu kıssa ve haberler diğerlerinden daha ayrıntılı biçimde anlatılmıştır.
Israiloğulları'ndan büyük bir kitle. bİ'setten bir kaç küsur asırdan itbaren Peygamber (s)'in çevresinde yerleşmişler ve ekonomik yönlerden büyük bir yer edinmişlerdi. Bu durum bölge halkının Musa ve Firavun kıssası. Israiloğulları ve onların peygamberlerine dair birçok şeyi bilmelerini sağlamıştır. Bu yüzden de tenzilin hikmeti/İlahi hikmet. verme uyarma, hatırlatma ve teyid amacı ile bunları çokça örnek vermeyi gerekli
görülmüştür.
Rasulullah'ın Görevi
Buradaki son (15.) ayetle Peygamberin görevi ve bu görevin sınırına ilişkin kısa ve üstü kapalı bir açıklama vardır. Öyle ki. Rasûl hatırlatıcı ve

'a davet edicidir. Bundan sonra insanlar.

'ın kendilerine verdikleri seçme kabiliyeti ve ayırma gücü ile başbaşa bırakılmışlardır. Dileyen hidayet yolunu tercih eder ve Rabbine ulaşmak için bir yol bulur; neticede mutlu olur ve kurtulur. Bu şekilde, (konumuz olan) ayet aynı zamanda insandaki kabiliyeti, ayırma ve seçme kudretinin bulunduğunu anlatmaktadır. Yeri geldiğinde üzerinde duracağımız üzere;, anlatımı çeşitli üsluplar ile iekrar edilen muhkem Kur'anî prensiplerdendir. Açıkça görüldüğü gibi bu durum peygamberler göndermek, mü'minleri müjdelemek ve kafirleri uyarmak gibi hususlardaki

'ın hikmetine uygundur.
İtalyan oryantalist catani'yi, "İslam Tarihi" kitabında; Peygamber (s)"in İslam'a davet etliği ilk dönemlerde kendisini bir "Rasûl" olarak takdim etmediğini: hazırlanıp korunarak kendisinin onlara karşı bir uyarıcı olduğunu söylemekle yetindiğini iddia ederken görmekteyiz. Oysa çok erken nazil olmuş bir sûrede yer alan bu ayetlerde "Rasûl" niteliği açıkça belirtilmiştir.
Bunun yanında, erken veya geç dönemlerdeki. Mekkİ veya Medenî ayetlerde Kur'an, "nezir", "beşîr", "nebî:\ ve "rasûl" kelimelerini aynı anlamlarda kullanmıştır ki, bu durum, kelimeleri kullanışın, hitap ve üslubun hikmetinin gereği ile uyumu olduğunu ispatlamaktadır. Bu niteliklerin tamamı Maide süresindeki tek bir ayette toplanmıştır:
"Ey kitap ehli. elçilerin arasının kesildiği, bir boşluk meydana geldiği sırada size elçimiz geldi, gerçekleri açıklıyor ki; 'Bize bir müjdeleyİci ve uyarıcı gelmedi' demeyesiniz. işte müjdeleyici ve uyarıcı geldi.

, herşeyi yapabilendir." (Maide 5/10)
Bu hadise, oryantalistlerin, konudan uzak oluşlarından doğan garipliklerdendir ve ölçüsüz söz sarfetmelerine bir örnektir.
ayetlerin üslûbu; kıyamet günü gökyüzünün yarılması ve çocukların ak saçlı (ihtiyar)lara dönüşmesi ifadesi ise ahiret gününün korkunçluğunu nitelemek amacıyla kullanıldığı; şehid seyyid kutubun dediği gibi inkarcıların nefislerinde korku salmak, onları bu tulumlarından vazgeçmeye ve

'ın gazabından korunmaya yöneltilmelerini hedeflediğini göstermektedir. Daha önce de dikkat çektiğimiz üzere; bu benzer ayetlerin de hedeflediği bir durumdur.
Gökyüzünün çatlaması ve parçalanması ifadesinden ötürü şöyle bir soru sözkonusu olabilir: Gökyüzü Kur'an'da, parçalanmaya elverişli olan katı bir cisim olarak geçmekle ise, bunun ile ilmi teoriler ve gerçekler arasında bir çelişki meydana gelmekle değil midir? Bunun cevabı şudur: Buradaki üslup; uyarma, korkulma ve kıyametin korkunçluğunu anlatma üslûbudur. Bu uslub, gökyüzünü, başlarının üzerinde duran, yeryüzünü kuşatan bir kubbe ve O'nup üzerindeki bir çatı olarak gören İnsanların anlayışlarına ve anlattıklarına uygun olarak; onların mensup oldukları çeşitli sınıflara aittir. Bununla birlikte "parçalanma" (inşikâk) kelimesinin; güneş sisteminin bozulması, çökmesi şeklinde yorumu da mümkündür. Biz bu tür soruların yersiz olduğunu düşünüyoruz. Çünkü, bu soru ve buna bağlı şeylerin konu edilmesi, ayetlerin hedeflerinden tamamen uzaktır. Bu. benzer Kur'an konularından her bir konu için de geçerlidir. "Kefertum" kelimesinin ilk kez belirtilmesi münasebetiyle şu duruma dikkat çekmek isliyoruz: "Küfr" kelimesinin çeşitli türev ve kalıplan, Kur'an ayetlerinin büyük bir bölümümle: Peygamber (s.a.v risaletini veya önceki peygamberleri.

'ın ayetLerini inkar etmek anlamındadır. Kafir kelimesi sırf özel bir dinî akideyi (inkar edene) işaret etmemektedir.Müslümanda inkarcıdır misal vermek gerekirse müslümanın özelliğide tağutu inkar etmektir.
Aslında bu kelime herhangi bir şeyi inkar eden her insana yöneltilmesi uygun olan: üslûba bağlı bir ifadedir. Şu kadar var ki, bu kelime, Kur'an'da, Peygamber dönemi ve ondan sonra yine bir kötüleme ifadesi olarak kullanılmıştır. Belirtilen anlamından ötürü "kafir" kelimesi, müşrik, mecûsî ve kitabîlerin tümünün inkarına işaret amacıyla kullanılmıştır. Şöyle ki, bazı ayetlerde mutlak olarak

'ın tekliğini inkar edenler veya İsa Mesih'in tanrılığına inananların belirtilmesi için bu kelime kullanılmıştır ki şu ayetlerde bu konu geçmektedir:
"Andolsun;

, Meryem oğlu Mesih (İsa)'dır diyenler kafir olmuşlardır."
"

üçün üçüncüsüdür diyenler kafir olmuşlardır. Tekbir ilah (

)' dan başka ilah yoktur." (Maide
CENGİZ