Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: müzemmil suresi 1-9  (Okunma Sayısı 364 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
iktibas
özel üye
Sağlam Forumcu
***

Karma: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 390



« : Kasım 07, 2008, 03:43:56 ÖS »

1-Ey örtüye bürünerek saklanan Muhammed,

2- Geceleyin biraz uyuduktan sonra kalk

3- Gecenin yarısında uyanık ol, ya bu miktarı biraz eksilt

4- Ya da artır da ağır ağır Kur'an oku.

5- Çünkü biz sana sorumluluğu ağır bir söz indireceğiz.

6- Kuşkusuz gece ibadeti, gündüze göre daha zor, fakat sözü daha etkilidir.

7 Çünkü gündüzleri, seni uzun uzun uğraştıracak işlerin vardır.

8- Rabbinin adını an, bütün varlığında O'na yönel

9- O doğunun da, batının da Rabbidir, O'ndan başka ilah yoktur. O halde tek dayanağın O olsun.

Evet, "Ey örtüye bürünerek saklanan Muhammed, kalk..." Bu göğün seslenişi, yüceler yücesi 'ın komutudur. Kalk, seni bekleyen büyük görev için, senin tarafından sırtlanmak üzere hazırlanan ağır yükün altına girmek için ayağa kalk. çalışmak, yorulmak, sıkıntı çekmek ve eziyetlere katlanmak için ayağa kalk. Kalk, uyku ve istirahat zamanı geride kaldı. Kalk, bu görev için hazırlan, onun gerektirdiği eğitimden geç.

Bu komut Peygamberimizi sakin evinin, ılık yuvasının yumuşak yatağından çekip çıkararak coşkun ve kurşun gibi ağır dalgalarının ortasına, vicdanlardaki ve pratik hayattaki çékici ve itici boğuşmaların arasına atan büyük ve ürpertici bir buyruktur.

Sırf kendisi için yaşayan kimse huzur içinde yaşayabilir. Fakat küçük olarak yaşar ve küçük olarak ölür. Böylesine ağır bir yükü sırtlanan büyük adama gelince uyku, rahatlık, ılık yatak, sakin hayat ve gönül okşayan konfor onun neyine. Peygamberimiz işin iç yüzünü anlamış, gerçeği farketmişti. Bu yüzden eşi Hatice'nin heyecanını yatıştırması ve uyuması yolundaki önerisine "Ey Hatice, uyku zamanı geride kaldı" diye karşılık verdi. Evet, uyku dönemi bir daha geri gelmemek üzere gerçekten geçmişti. O günden itibaren Peygamberimizi sadece uykusuz geceler, yorgunluklar, uzun ve zorluklarla dolu bir cihad görevi bekliyordu. Evet;

"Ey örtüye bürünerek saklanan Muhammed, Geceleyin biraz uyuduktan sonra kalk

Gecenin yarısında uyanık ol, ya bu miktarı biraz eksilt, ya da artır da ağır ağır Kur'an oku."

Burada büyük göreve hazırlayıcı, araçları ilahi kaynaklı ve garantili sonuç verecek bir eğitim proğramı ile karşı karşıyayız. Bu programın ana maddesi gece uykusunu bölerek kalkmaktır. Üst sınırı gecenin yarısından çok ve üçte ikisinden az bir süredir. Alt sınırı ise gecenin üçte birlik bölümüdür. Gecenin bu saatlerinde namaz kılınacak ve ağır ağır Kur'an okunacaktır. Ayetin orjinalinde kullanılan "tertil" sözcüğü tok sesle, "tecvid" kuralları uyarınca her harfi doğru biçimde seslendirecek, bu arada şarkı söyler gibi yapmayarak, sözcükleri ağız boşluğunda dalgalandırmaktan kaçınarak Kur'an okumaktır.

Peygamberimizin geceleri kıldığı "vitir" namazlarının on bir rekatı geçmediği yolunda elimizde kesin bilgiler vardır. Fakat Peygamberimiz gecenin üçte birinden biraz eksik bölümünü bu rekatlarla geçirirdi. Çünkü Kur'an'ı ağır ağır, tane tane okurdu.

İmam-ı Ahmed'in Yahya b. Said (ibn-i Ebu Arub), Katade ve Zarare b. Evfa kanalı ile "Müsned" adlı eserinde verdiği bilgiye göre Said b. Hişam bir gün Abdullah b. Abbas'a gelerek kendisine Peygamberimizin nasıl bir vitir namazı kıldığını sordu. Abdullah ibni Abbas da ona "Peygamberimizin kıldığı vitir namazı hakkında en geniş bilgisi olan kimsenin kim olduğunu sana söyleyeyim mi?" diye sordu. Said b. Hişam'ın "evet, söyle" demesi üzerine Abdullah b. Abbas "Hz. Ayşe'ye git ve bu soruyu ona sor, sonra da gel, verdiği cevabı bana anlat" dedi. Hikayenin bundan sonrasını Said b. Hişam şöyle anlatıyor:

Hz. Ayşe'ye "Ey müminlerin annesi, Peygamberimizin ahlâkı hakkında bana bilgi ver" dedim. Hz. Ayşe bana "Sen Kur'an okumuyor musun?" diye sordu. "Evet" demem üzerine "Peygamberimizin ahlâkı Kur'an'ın kendisi idi:' dedi. Bu cevabın arkasından kalkmayı düşünmüştüm ki, birden aklıma Peygamberimizin gece ibadeti konusu geldi. Hz. Ayşe'ye "Ey müminlerin annesi, Peygamberimizin gece nasıl ibadet ettiği konusunda banâ bilgi ver" dedim. Hz. Ayşe bana "Sen Müzzemmil suresini okumadın mı?" diye sordu. "Evet, okudum" demem üzerine Hz. Ayşe şùnları söyledi; "Yüce bu surenin baş kısmında geceleri ibadet etmeyi farz kıldı. Bunun üzerine Peygamberimiz ile yakın arkadaşları bir yıl boyunca geceleri ayakları şişesiye kadar namaz kılmaya koyuldular. Yüce bu surenin son ayetini on iki ay gökte tuttu. Bir yıl sonra inen son ayetle bu yük hafifletildi ve gece ibadeti farz olmaktan çıkarak nafileye dönüştü.

Bu cevabın arkasından yine kalkmayı düşünmüştüm ki, birden aklıma Peygamberimizin nasıl bir vitir namazı kıldığı konusu geldi. Hz. Ayşe'ye "Ey müminlerin annesi, Peygamberimizin nasıl bir vitir namazı kıldığı hakkında bana bir bilgi ver" dedim. Hz. Ayşe bana şunları söyledi; "Biz O'nun abdest suyunu ve misvakını hazırladık. O'nu gecenin dilediği saatinde uyandırırdı. Kalkınca ağzını misvaklar, abdest alır ve namaza dururdu, hiç oturmadan sekiz rekat kılardı. Sekizinci rekatta oturunca 'ın adını anar, O'na dua ederdi. Sonra selâm vermeden kalkar, dokuzuncu rekatı kılardı. Sonra oturup tek olan 'ın adını anar, dua eder, arkasından işitebileceğimiz bir ses tonu ile selam verirdi. Bu selamın arkasından oturduğu yerde iki rekat daha kılardı. Yavrum, böylece kıldığı vitir namazı on bir rekat olurdu. Sonraları yaşlanıp da vücudu ağırlaşınca ayakta kıldığı dokuz rekatlık vitri yedi rekata indirdi. Selam verdikten sonra da oturarak iki rekat daha kılıyordu. Yavrum, böylece kıldığı toplam vitir namazı dokuz rekat oluyordu. Peygamberimiz kıldığı namazları sürekli olarak kılmayı severdi. Bu yüzden geceleri uyanamayınca yahut bir sancısı, bir hastalığı olunca kaçırdığı bu gece namazı yerine gündüzleri on iki rekat kılardı. Peygamberimizin gece sabaha kadar Kur'an okudu~unu ve Ramazan dışında bir ay boyunca oruç tuttuğunu hiç hatırlamıyorum.

Bu eğitim proğramı, indirilecek olan "ağır söz"e Peygamberimizi hazırlamak içindi. Okuyoruz:

"Çünkü biz sana sorumluluğu ağır bir söz indireceğiz."

"Ağır söz"den maksat bu Kur'an ve içerdiği yükümlülüklerdir. Kur'an aslında "ağır" değildir, okunması ve anlaşılması kolay bir kitaptır. Fakat o "hak" terazisindeki tartısı ve kalplere yönelik etkisi açısından "ağır"dır. Nitekim yüce başka bir ayette "Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirmiş olsaydık, sen onun korkusu ile parça parça olduğunu görürdün" buyuruyor. (Haşr Suresi, 21) Ama yüce Kur'an'ı bir dağa değil de onu algılamaya yetenekli ve dağdan daha sağlam, daha sarsılmaz bir kalbe indirdi.

Bu nur ve bilgi feyzini algılayıp özümlemek, gerçekten uzun hazırlığı gerektiren ağır bir işti.

Büyük ve soyut evrensel gerçeklerle iletişim kurmak, gerçekten uzun hazırlığı gerektiren ağır bir işti.

Yüceler alemi ile, evrenin özü ile, canlı-cansız tüm yaratıkların ruhları ile Peygamberimizin kurduğu gibi bir ilişki kurmak, gerçekten uzun varlığı gerektiren ağır bir işti. Tereddütsüz ve kuşkusuz bir kararlılıkla bu yola koyulmak, bu görevi yürütürken içgüdülerin fısıltılarına, dışardaki çekim odaklarına ve engellere kapılmaksızın, sağa-sola bakmaksızın ilerleyebilmek, gerçekten uzun hazırlık gerektiren ağır bir işti.

Geceleyin herkes uyurken ayakta olup ibadet etmeyi, gündelik hayatın dağdağasından ve karmaşasından uzaklaşarak yüce ile ilişki kurmayı,,O'nun feyzini ve nurunu algılamayı, O'nun birliğinin beraberliğinde coşup O'nunda başbaşa kalmanın masum yaşamayı, sanki yüceler aleminden yeni iniyormuş gibi ve varlık aleminin her yanından sözsüz ve sözcüksüz bir yankı yükseliyormuş gibi bir heyecanla evrenin sessizliği ortasında ağır ağır Kur'an okumayı, gecenin karanlığı içinde Kur'an'ın ışınlarını, mesajlarını ve yüksek frekanslı titreşimlerini düşünelim. Bütün bunlar bu "ağır sözü" yüklenmeye, bu değerli yükümlülüğü sırtlanmaya, bu ağır sıkıntıyı göğüslemeye hazırlanan Peygamberimiz için son derece gerekli birer azık niteliğindedirler. Aynı zamanda bu çağrının savunuculuğunu üstlenen her kuşaktan dava adamları için bu böyledir. Bu saydıklarımız, uzun ve meşakkatli yolları boyunca dava adamlarının kalplerini aydınlatır, onları şeytanın vesveselerinden ve bu aydınlık yolu saran karanlıkların çöllerinde şaşırmaktan korur. Okumaya devam edelim:

"Kuşkusuz gece ibadeti, gündüze göre daha zor, fakat sözü daha etkilidir." Ayetin orjinalinde geçen "naşietelleyli" tamlaması "gecenin yatsıdan sonraki gelişmeleri" anlamına gelir. Ayette "gece faaliyetleri gündüze göre daha zor yani vücut için daha yorucu, fakat "sözü daha etkilidir". Tefsir bilgini Mücahid'in açıklamasına göre "yararı daha kalıcıdır" deniyor. Gerçekten gündüz yorgunluğu arkasından uykunun çağrısı çok güçlü olur, yatağın çekiciliği dayanılmaz boyutlara ulaşır, bu çağrıya ve bu çekiciliğe karşı koyup bir şeyler yapmak, mesela ibadet etmek insan vücuduna son derece yorucu gelir. Fakat vücudun bu isteğini yenerek uyanık kalabilmeyi başarmak ruhun özgürlüğünü ilan etmek,

Yüce 'ın çağrısına olumlu cevap vermek, O'nunla başbaşa kalma uğruna özveride bulunmaktır. Bu yüzden gecenin sözü "daha etkili"dir. Geceleyin 'ı anmanın ayrı bir hazzı, gece kılınan namazın ayrı ürperticiliği, geceleyin 'a yalvarmanın ayrı bir coşkusu vardır. Gece zikirleri, gece namazları, gece duaları kalbe öylesine büyük bir huzur ve 'a yakınlık duygusu doldurur ki, kalpleri öylesine duyarlı ve ışıklı hale getirir ki, bu durum gündüz namazlarında ve zikirlerinde görülmeyebilir. Kalplerin yaratıcısı olan yüce onların giriş kanallarını, bam tellerini, onlara hangi mesajların gideceğini ve etkili olabileceğini; onların günün hangi saatlerinde daha açık mesaj almaya daha hazırlıklı ve yetenekli olacaklarını, hangi uyarıcıların onlarda daha canlı ve güçlü etki uyandırabileceğini herkesten iyi bilir.

Kulu ve elçisi Hz. Muhammed'i bu "ağır söz"ü algılamaya ve bu koca yükü sırtlanmaya hazırlayan yüce , O'nun için gece ibadetini uygun gördü. Çünkü gece faaliyetleri, gündüze göre daha zor ve daha yorucu olmakla birlikte geceleyin söylenen sözler daha etkilidir. Bunun yanısıra O'nun gündüzleri yoğun işleri ve uğraşmaları vardır, bunlar O'nun enerjisinin ve ilgisinin çoğunu tüketmektedir. Okuyalım:

"Çünkü gündüzleri, seni uzun uzun uğraştıracak işlerin vardır."

Öyleyse Peygamberimiz gündüzlerini bu yoğun işlere ve uğraşmalara ayır

malı, geceleri ise Rabbi ile başbaşa kalarak namaz kılmalı, 'ı anmalıdır. Okuyoruz:

"Rabbinin adını an, bütün varlığınla O'na yönel."

"'ın adını anmak" demek sadece yüzlük ya da binlik "zikir" tesbihleri ile O'nun yüce adını tekrarlamak demek değildir. Gerçek anlamda "'ın adını anmak" dille yapılacak zikir ile birlikte uyanık bir kalbin O'nu anmasıdır; bunun yanısıra aynı kalp duyarlılığı ile namaz kılmak ve Kur'an okumaktır. Ayetin orjinalinde geçen "tebettül" sözcüğü de insanın yüce dışındaki herşeyle ilgisini tamamen kesmesi, tüm varlığı ile 'a yönelerek ibadete ve zikre dalması, her türlü oyalayıcı ve gönül karıştırıcı yabancı duygudan arınması, tam bir duygusal duyarlılıkla ile başbaşa kalması demektir.

Yüce dışındaki herşeyle ilişkiyi kesme anlamına gelen "tebettül"ün gereği vurgulandıktan sonra zaten gerçekte dışında hiçbir şeyin varolmadığı, isteyenin O'na yönelebileceği vurgulanıyor. Okuyoruz:

"O doğunun da, batının da Rabbidir, O'ndan başka ilah yoktur. O halde tek dayanağın O olsun."

O bütün yönlerin Rabbidir. O doğunun da, batının da Rabbidir. O kendisinden başka ilah olmayan "tek" ve "bir"dir. Her şeyden soyutlanıp sırf O'na bağlânmak, aslında şu evrendeki tek gerçeğe bağlanmaktır. O'na dayanmak, aslında şu evrendeki tek güce dayanmaktır. Tek olan 'a dayanmak, O'nun birliğine, doğuyu ve batıyı, başka bir deyimle tüm evreni kapsayan egemenliğine inanmanın dolaysız ürünü ve sonucudur. .

"Kalk" komutu ile bu ağır yükü sırtlanmaya çağrılan Peygamberimizin her şeyden önce tüm varlığı ile 'a yönelmeye, diğer herşeyi bir yana bırakarak sırf O'na dayanmaya ihtiyacı vardır. Çünkü ağır bir yük altında çıkacağı uzun yolculuğu sırasında gerekli gücü ve azığı bu kaynaktan alacaktır.


  seyyid kutub
« Son Düzenleme: Kasım 07, 2008, 03:49:44 ÖS Gönderen: iktibas » Logged
iktibas
özel üye
Sağlam Forumcu
***

Karma: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 390



« Yanıtla #1 : Kasım 07, 2008, 03:50:59 ÖS »

AÇIKLAMA

1. Bu kelime ile, Rasulü'ne "Kalk ve geceleri ibadetle geçir" emri verilmektedir. Bundan anlaşılıyor ki o an Rasulullah uyuyor idi. Veya uyumak için bir örtü çekerek uzanmıştı. O zaman (c.c) O'na "Ey üstüne örtü çekerek uyuyan" diyerek hoş bir üslub ile seslenmişti. Bundan, "Şimdi artık rahat yatma zamanı geçmiştir. Büyük bir yük yüklendin, bu işin sorumluluğu başkadır" sonucunu çıkarmaktayız.

2. Bunun iki anlamı olabilir. Birincisi, "Geceyi namazla kıyamda geçirin ve çok az bir kısmında uyuyun." İkincisi ise "Bütün geceyi namazla geçirmen emrolunmaktadır. Hem istirahat et ve hem de gecenin az bir kısmında ibadet et," şeklindedir. Fakat, bir sonraki ayetlerden birinci anlamın daha uygun olduğu anlaşılmaktadır. İnsan Suresi 26. ayet de bunu teyid etmekte ve "Gecenin bir bölümünde O'na secde et ve geceleyin uzun uzadıya O'nu tesbih et" denilmektedir.

3. Bu gecenin ne kadarını ibadetle geçirecektir? Ayet, bu vaktin miktarını açıklamaktadır. Burada, gecenin yarısından biraz fazla veya biraz az ibadet etmesi konusunda Rasulü serbest bırakılmıştır. Ama anlaşılmaktadır ki, burada gecenin yarısı tercih edilmektedir. Çünkü o, yarı ölçüt kılınarak bunun biraz azı veya çoğu hususu ona bırakılmıştır.

4. Yani, çok hızlı okumayın, yavaş yavaş ve kelime kelime okuyun. Her bir ayet üzerinde durun ki zihninizde ilahi kelâm'ın manası ve esprisi iyice yerleşsin ve muhtevası size tesir etsin. Bazen geçen, 'ın zatının ve sıfatlarının zikri de kalbinize kök salsın, O'nun büyüklüğünü, heybetini hissettirsin, 'ın Rahmeti'nin beyanı içinizde şükran cezbesi uyandırsın. O'nun gazab ve azabının zikri ise içinizde korku yaratsın. Eğer bir şey emrolunmuşsa veya bir şeyden menolunuyorsa bu emir ne içindir ve bu nehiy hangi şey içindir iyice anlaşılsın.

Velhasıl, Kur'an'ı okumak sadece kelimeleri telaffuz etmek değildir. Onun üzerinde tefekkür etmek gerekir. Hz. Enes'ten, Rasulü'nün kıraatı sorulmuştu. O da cevaben dedi ki: Rasulü kıraat ettiğinde kelimeleri uzatırdı. "Mesela, , Rahman, Rahim kelimelerini med ile (çekerek) okurdu." (Buhari). Aynı soru Ümmü Seleme'den soruldu. O da şöyle cevap verdi: " Rasulü tane tane ve ara vererek okur, her ayet üzerinde dururdu. Meselâ, Elhamdülillahi-Rabbil-Alemin der bir dururdu, sonra Errahmanirrahim der durur, sonra maliki yevmiddin derdi." (Müsned-i Ahmed, Ebu Davud, Tirmizi) Ümmü Seleme başka bir rivayette de dedi ki: " Rasulü kelime kelime, açık ve net okurdu." (Tirmizi ve Nesei). Hz. Huzeyfetü'l-Yemani diyor ki "Bir kere bir gece Rasulüllah'ın yanında namaza durdum. Azap ayeti gelince kıraatı kesip istiazede bulunur, rahmet ayeti gelince de kıraatı keser dua ederdi." (Müslim ve Nesei). Hz. Ebu Zer diyor ki: "Bir kere gece namazında Rasulü, sabah oluncaya kadar 'eğer onlara azab edersen, onlar senin kulların, şayet onları affedersen Sen aziz ve hakimsin' (5/122) ayetini tekrarladı durdu." (Müsned-i Ahmed, Buhari ve Nesei)

5. Yani, sana gece namazını kılman emri, "Sana yüklediğimiz bir ağır sözü taşıyabilmek için sende tahammül gücü geliştirsin" diye verilmiştir. Bu güç, eğer sen gecenin rahatını bırakır da aşağı yukarı yarısını ibadetle geçirirsen hasıl olacaktır. Kur'an için "çok ağır bir söz" denmesi, O'nun emirlerini uygulamanın, onun talimatına göre bir örnek oluşturmanın, onun davetini yaparken bütün dünyayı karşısına almanın, bu Kitabaa göre inanç, düşünce, ahlâk, edeb, kültür ve medeniyet düzeninde bir inkilab oluşturmanın güç bir misyon olduğu içindir. Ayrıca bu kelâmın nüzulune tahammül etmek çok güç bir işti.

Bu konuda Zeyd bin Sabit diyor ki "Bir defasında Rasulü'ne vahiy geldiğinde O'nun dizi benim dizime dayanmaktaydı. O esnada dizlerimin üzerinde o kadar yük hissettim ki nerdeyse dizlerim kırılacak sandım." Hz. Aişe buyurmuştu ki, "Şiddetli soğuk ve kış bir günde Rasulü'ne vahiy geldiğinde ellerinden ter damladığını gördüm." (Buhari, Müslim, Muvatta, Tirmizi, Nesei.) Başka bir rivayette yine Hz. Aişe diyor ki, " Rasulü'ne vahiy geldiğinde o deve üzerindeydi. Vahiy bitene kadar devenin göğsü yerde kaldı, çökmüş vaziyette. Vahiy bitmeden kıpırdayamadı." (Müsned-i Ahmed, Hakim, İbn Cerir)

6. Metinde geçen "Gece Neşîesi-Naşietel-leyl" hakkında müfessirler ve dilciler arasında dört değişik görüş vardır. Birincisi, "Naşia"dan murad "gece kalkan kimse". İkinci görüş; bundan kastolunan "gecenin vaktidir." Üçüncü görüş; "geceleyin kalkmaktır." Dördüncüler ise, "sadece gece kalkmak değil, biraz uyuduktan sonra kalkmaktır." anlamını verdiler. Hz. Aişe ve Mücahid bu dördüncü görüşte olanlardandır.

7. Metinde "tesirce daha kuvvetlidir- " ibaresi geçmektedir. Bunun manası çok geniştir, bir cümle ile açıklamak mümkün değildir. Bir manası şudur; gece ibadet için kalkmak ve uzunca bir kıyam etmek insan mizacının tersidir,bu saatte insan istirahat ister. Bu yüzden bu eylem nefsi kontrol altına almak için çok etkili bir çabadır. Bu şekilde eğer bir kimse nefsi ve bedeni üzerinde hakimiyet sağlar ve onları yolunda kullanmaya muktedir olursa, o kimse Hak dininin tebliğini dünyaya galip kılmak için daha başarılı olacaktır. İkinci anlamı ise, kalp ve dil arasında bir harmoni oluşturmak için çok etkili bir vasıta olduğu şeklindedir. Çünkü gecenin bu saatlerinde kul ile arasına başka bir şey giremez. Bu halde insan diliyle ne söylüyorsa kalbinin sesiyle de onu söyler. Kalp ve dilde bir ahenk meydana gelir. Bir diğer anlamı da insanın zahir ve batınında ahenk meydana getirmek için çok tesirli bir vasıta olduğu şeklindedir. Çünkü gece yalnızlığında eğer bir kimse istirahatını terkederek ibadet için kalkarsa bu muhakkak ihlasındandır. Çünkü bunda gösteriş yapmanın bir unsuru yoktur. Bir diğer dördüncü mana da şöyle verilebilir; Bu gece ibadeti insan için gündüz ibadetinden daha ağırdır. Dolayısıyla bu ibadete devam eden kimsede sebat oluşturur. O kişi 'ın yolunda daha bir bilinçle ve kesin iradeyle gider ve her türlü zorluğa karşı direnç gösterir.

8. Burada "" geçmektedir. Lugat manası bir sözü daha doğru yapmak ve düzeltmektir. Fakat burada kastolunan o zaman insanın Kur'an-ı Kerim'e daha sakin ve ihtiram ile kalbi ona yönelik olarak ve daha iyi anlayarak okumasıdır. İbn Abbas bunu şöyle izah etmiştir: "... ecdaren yefkahu fil-Kur'an" yani insanın Kur'an üzerinde daha derin düşünmeye uygun olduğu vakit. (Ebu Davud).

mevdudi
Logged
iktibas
özel üye
Sağlam Forumcu
***

Karma: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 390



« Yanıtla #2 : Kasım 07, 2008, 04:07:43 ÖS »

Bazı rivayetlerde bu ayetlerin Kur'an ;ın ilk nazil olan bölümü olduğu söylenilmektedir. Ayrıca bazılarında kendisine vahiy ilk kez indikten sonra. Peygamber (s)'in Hira mağarasından döndüğü ve kalbi şiddetle çarparken ailesine, "beni örtünüz (MÜZEMMİL" dediği zaman indiği belirtilmiştir. Ayetlerin içeriği ikinci rivayeti daha çok kuvvetlen­dirmektedir ki, müfessirlerin çoğunluğu bu görüştedir. Hal böyle olunca rivayetler bu ayetlerin yalnız başına indiğini göstermektedir. Çünkü müleakip ayetler bazı tablo ve olayları ihtiva etmiştir ki, bunların ancak Kur'an'dan bir kısım ayetlerin inmesinden ve Peygamber (s)'in de risalet yolunda azımsanmayacak kadar bir mesafe katetmesinden sonra meydana gelmesi uygun olabilir. Bu duruma göre sûre, bahsedilen sebepten ötürü nüzul yönünden üçüncü sûre olarak tertip edilmiş oluyor.

Hal böyle iken, bu ayetler ile müteakip ayetler arasında insicam, (sûre sonlarındaki) kafiye uyumu, sonraki ayetlerin öncekilere atfedilmesi, ayrıca (bütün bu ayetlerde) in­karcıların tavırlarının anlatımı, Peygamber (s)'in desteklemesi yer almıştır ki, bu durum ilk ayetlerin, sonrakilerden ayrı nazil olmadığını; içerisinde "destekleme" ve "hazırla­ma" olan bir giriş bölümü olarak geldiğini gösterebilir. Bu (tez) doğru olduğu zaman, ayetlerin ilk önce nazil olduğu görüşü, sonra da sûrenin bu şekilde sıralanışı doğru gö­rünmemektedir.

Her halükârda ayetler çok erken dönemde inenlerdendir ve bu duruma göre: gece kalkma, o vakitte Kur'an okuma ve 'a yönelme konularındaki ayetlerde yer alan emirler birinci derecede Peygamber (s)'e has idi, denilmesi doğru olmaktadır. Bir bakıma  muhatap (2. tekil şahıs) /.amiri bunun ipucudur. Peygamber (s)'in, emredildiğİ .şeyleri en güzel suretle yerine gelirmiş olması gerekir ki. bu durumu kesintisi/ olarak nakledilen rivayetler onaya koymuştur

Oysa. dikkatli bir gözlemci/okuyucu, bu ayetlerde; Peygamber (s)'in ruhî hayalı ve ibadet yaşantısından bir sayfayı; O'nun için yalnızlığa ve çoğunlukla gecenin sü­kûnetine kendisini verdiğini okur; O'nun nefsinin temizliğine ve ruh kuvvetine temas eder. Özellikle Peygamber olarak gönderilişinden önceki  gibi yalnız kalma (halvet) ve ruhî itikâfları hatırlayınca (bu daha da belirginleşir) ki. hz. Aişe'den nakledilen bir buhari hadisinde (Peygamber) hakkında şu ifadeler geçmekledir: "Sonra O'na yalnızlık sevdirildi, Hira mağarasında yalnız kalır ve sayılı gecelerde orada ibadet ederdi

Rivayet edildiğine görePeygamber (s)'in ilk sahabileri. bu hususta derhal Peygambere uymuşlar, hatta gece kıyamı ve namazda durmaktan onların ayakları şişmişti. Bıı onların güçlerini, imanlarını ve nefislerinin safiyetini arttırıyordu.

İlk kez geldiğinden ötürü buradaki ayetlerin sonuncusu  ayetler  büyük önem taşı­maktadır. Çünkü bu ayetlerde, halkı 'tan başka evliya, şefaatçi ve yardımcılar edi­nen, neredeyse halkın kendilerini 'ın dışında Rabb'ler edinecekleri lider takımının böbürlendiği (islikbâr) bir muhitte: 'ın tekliği ve rubûbiyelinin kapsayıcı olduğu ilan edilmiş; sadece O'nu vekil ve dayanak kabul etmeye çağrıda bulunulmuştur, Bu ayet böylece şirke. 'tan başka varlıklara kulluğa, yakarmaya ve yönelmeye karşı vuru­lan ilk Kurani darbe; sadece 'ın Rabblığının evrensel olduğunun ilk anlatımıdır. Bu (tevhid) İslam'ın esası ve mesajının özüdür.

 

Kur'an Kelimesi
 

Kur'an kelimesi, burada ilk defa geçmiştir. Bu kelime "okuma: karade" kelimesinin mastarıdır. Aynı zamanda okunmuş- (şey)'" anlamına da gelmekledir. Bununla birlikle bu kelime. Peygamber (s) ve raşid halifeler döneminden beri mushaf içindeki ayetlerin hülünü için özel isim olmuştur. Aynı zamanda Kur'an'ın tamamlanmasından önce de nazil olan Kur'an bölümlerine bu ad veriliyordu, ki. şu ayetler bu gerçeği göstermekle­dir:


Bu Kur'an bana. onunla sizi o (onun) ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu

(En am 6119)

"Tâha. Bil bu Kur'an' ı sana güçlük çekesiı: diye indirmedik" (Taha 2011)

"Ramazan ayı ki. insanlara yol gösterici, hidayeti, doğruyu ve yanlısı birbirinden ayırdedip açıklayıcı olarak Kur'an o ayda indirilmiştir..." (Bakara

 "Kur'an" kelimesi, kafirlerin inkarcı tutum ve tartışmaları ile onlara verilen cevapların anlatımı dışında; davetin ilkeleri ve bu ilkeleri destekleyen hükümleri ihtiva eden bölümler anlamına da gelmektedir ki. şu ayetler bunun delilidir:

"Biz Kur'an'dan mü' minlere şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz. Ama bu, zalim­lerin ziyanını arttırmaktan başka bir katkıda bulunmaz." (İsra

"Onlara acık açık ayetlerimiz okunduğu zaman, bizimle buluşmayı ummayahnar: "Bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir." derler. De ki: "O'nu kendi tara-fımndan değiştiremem. Ben sadece vahyolunana uyarım . Şayet ben Rabbime kar­şı gelirsem büyük bir günün azabından korkanım. De ki: "Eğer dileseydi. onu size hiç okumazdım ve onu size hiç bildirmezdi. Ben ondan önce aranızda bir Umur boyu kalmıştım, düşünmüyor musunuz.'" (Yunus 10/15-16)

"İnkar edenler: Kur'an O'na bir defada indirilmeli değil miyydi; dediler. Biz senin kalbini sağlamlaştırmak için onu böyle ve ağır ağır okuduk. " (lf

"İnkar edenler dediler ki: Bu Kur'an'ı dinlemeyin, (okunurken) onun hakkında gü­rültü edin." (fussilet 41/126)

"Biz bu Kur'an'ı bir dağa indırseydik. korkusundan onu. ba.ş eğmiş, çatlamış görürdün. Bu misalleri, düşünsünler dive insanlara veriyoruz." (lhaşr 59121)

"(Bu ) Rabhleıinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa nkanp güç/ü ye övgü­ye layık ()' m yoluna iletmen için sana indirdiğimiz bir ki laptır." (İbrahim 14/11}

Yunus. 15-16: fırkan. 23: Fussilet. 26 ve kafirlerin Kur'an'a ilişkin sözlerini anla­tan bunlar gibi birçok ayetle açıkça görüldüğü gibi (kulluğa) davet. sirk koştukları var­lıklara hücumu, düşüncelerinin aşağılanmasını, gelenek ve inançlarına muhalefet edil­mesini; ayrıca (Kur'an'da) yer alan ve bidat kabul edip, odak noktalannı ve çıkarlarını tehdit eden bir unsur olarak gördükleri sosyal, beşeri, ekonomik, ve ahlâki ilkeleri kas­tediyorlardı. Her halükârda bu kelime ile kastettikleri anlamın içerisine onların sözleri ve bu sözlere verilen cevaplar girmemektedir. Bunlar Kur'an'ın mekkî bölümünün bü­yük bir kısmını teşkil etmişiir. Aynı şekilde açıkça görüldüğü üzere: Enam. l(): Bakara. 185: İsra, 82: Maşr. 21: İbrahim. 1 ve birçok benzer ,ayette (Kur'an kelimesi) bu anlama gelmiştir.

îşle surelerin giriş bölümü Peygamber (s)"cenida ile başlamıştır ki. bu busu-. Kuran nazmının sûre başlarındaki üslup ve özelliklerinden biridir, demek doğru olur.
 


CENGİZ

« Son Düzenleme: Kasım 07, 2008, 04:09:13 ÖS Gönderen: iktibas » Logged
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7654



« Yanıtla #3 : Kasım 08, 2008, 01:27:07 ÖÖ »

 
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: