Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: müzemmil 20  (Okunma Sayısı 251 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
iktibas
özel üye
Sağlam Forumcu
***

Karma: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 390



« : Kasım 18, 2008, 10:10:08 ÖS »

- Senin ve bazı arkadaşlarının, gecenin ya üçte ikisine yakın bölümünü ya yarısını ya da üçte birini ibadetle geçirdiğinizi Rabbin biliyor. Gecenin ve gündüzün sürelerini belirleyen 'tır. O bu gece ibadetinin temposuna dayanamayacağınızın farkındadır. Bundan böyle kolayınıza gelecek kadar Kur'an okuyunuz. Aranızda hastalar olacağını, bir bölümünüzün 'ın lütfettiği geçim payını elde edebilmek için yeryüzünde oradan-oraya koştuğunu, bir bölümünüzün de O'nun yolunda savaştığını biliyor. Öyleyse kolayınıza gelecek kadar Kur ân okuyunuz. Namazı kılınız, zekatı veriniz, gönüllü olarak ve karşılık beklemeksizin 'a borç veriniz. Kendiniz için yaptığınız hayırları ilerde katında daha yararlı ve daha büyük ödüllü olarak bulursunuz. 'tan af dileyiniz. Hiç kuşkusuz bağışlayıcı ve merhametlidir.

Bu ayet, çekilen yorgunlukları, zahmetleri ve sıkıntıları yumuşak okşayışları ile silen serin bir "hafifletme" meltemi estiriyor. Yüce 'ın Peygamberimize ve müminlere yönelik "kolaylaştırma" çağrısını seslendiriyor. Yüce Peygamberimizin ve müminlerin samimi bağlılıklarını belirlemiştir. Onların uzun gece namazları boyunca ayakta dikilmekten ayaklarının şiştiğini görmüştür. Aslında O, uzun uzun Kur'an okuyarak ve saatlerce namazda durarak sıkıntı çekmesini istemektir. O'nun istediği tek şey Peygamberimizi, hayatının geride kalan bölümü boyunca sırtında taşıyacağı ağır göreve hazırlamak ve kendisi ile birlikte bu çetin yola giren az sayıdaki müminlerin O'nun temposuna ayak uyduracak pişkinlik düzeyine yükselmelerini sağlamaktı.

Ayetin ilk cümlelerini oluşturan "sesleniş" sevgi yüklü ve güven aşılayıcıdır.

"Senin ve bazı arkadaşlarının, gecenin ya üçte ikisine yakın bölümünü ya yarısını ya da üçte birini ibadetle geçirdiğinizi Rabbın biliyor."

Rabbin seni ve arkadaşlarını görüyor. Yakın arkadaşlarınla birlikte geceleri uykusuz kalarak kıldığımız namaz 'ın terazisinde ağırlık sağlamış, kabul edilmiştir. Rabbin, senin yakın arkadaşlarınla birlikte uykularınızı bölerek yataklarınızdan kalktığınızı, soğuk gecelerde ılık döşeklerinizden isteyerek uzaklaştığınızı, kışkırtıcı yatak fısıltısı yerine yüce 'ın çağrısına kulak verdiğinizi biliyor. Rabbin sana ve yakın arkadaşlarına acıyor ve taşıdığınız bu gece ibadeti yükümlülüğünü hafifletmek istiyor. Devam ediyoruz:

"Gecenin ve gündüzün sürelerini belirleyen 'tır."

Buna göre birinden alır, öbürüne ekler. Böylece geceler bazan uzun, bazan de kısa olur. Sen ve yakın arkadaşların kısa-uzun ayırımı yapmaksızın gecelerin ya üçte ikiye yakın bölümlerini ya yarılarını ya da üçte birilerini ibadetle geçirmeye devam etmek durumundasınız. bunu sürdürmenin size zor geleceğini biliyor. O sizi sıkmak, sıkıntıya sokmak istemez. O'nun istediği tek şey sizin ilerdeki mücadeleniz için azık biriktirmenizdir. Bu azığı biriktirdiğiniz görüldü. O halde bu yükümlülüğünüzü hafifletin, gece ibadetinizi kolaylaştırın. Devam ediyoruz:

"Bundan böyle kolayınıza gelecek kadar Kur'an okuyunuz."

Gece namazlarınızda uzun uzun Kur'an okuma uygulamasına son veriniz, kendinizi sıkıntıya düşürmeyiniz, aşırı derecede yorulmayınız. Yüce , sizi tüm emeklerinizi ve enerjilerini yutacak görevlerin beklediğini biliyor. Uzun gece ibadeti bu görevlerle birlikte zor olur. Devam ediyoruz:

"Aranızda hastalar olacağını, bir bölümünüzün 'ın lütfettiği geçim payı elde edebilmek için yeryüzünde oradan-oraya koştuğunu, bir bölümünüzün de O'nun yolunda savaştığını biliyor."

Hastalar gece ibadeti yapmak için zor kalkarlar. Bir bölümünüz de gündüzleri geçim peşinde koşmak, bunun için çalışmak zorundadır. Bu da hayatın kaçınılmaz gereklerinden biridir. Yüce sizin dünya işlerinden el-etek çekerek tıpkı hristiyan keşişleri,gibi manastırlara kapanıp kendinizi tümü ile ibadete vermenizi istemez. Bunun yanısıra yüce ilerde size savaşma izni verecek, zalimler karşısında zafer kazanmanızı nasip edecek, yeryüzüne azgınları titretecek islam sancağını dalgalandırmayı başarmanızı sağlayacaktır. O halde bu yükümlülüğünüzü hafifletin;

"Öyleyse kolayınıza gelecek kadar Kur'an okuyunuz."

Kendinizi zora, sıkıntıya, meşakkate koşmayınız. Yalnız bu dinin farz olan görevlerini düzenli biçimde yerine getiriniz.

"Namazı kılınız, zekatı veriniz."

Bunların yanısıra yüce 'a karşılık beklemeksizin, gönüllü olarak borç veriniz, ilerde karşılığını fazlası ile bulacak hayırlar yapınız. Yani;

"Gönüllü olarak ve karşılık beklemeksizin 'a borç veriniz. Kendiniz için yaptığınız hayırları ilerde katında daha yararlı ve daha büyük ödüllü olarak bulursunuz."

Ayrıca 'a yönelerek O'ndan kusurlarınızı affetmesini dileyiniz. Çünkü insan ne kadar dikkat ederse etsin, ne kadar doğruyu araştırırsa araştırsın, yine de yanılabilir, kusur işleyebilir.

"'tan af dileyiniz. Çünkü kuşkusuz bağışlayıcı ve merhametlidir." Bu ayet, gece ibadetine ilişkin buyruktan bir yıl sonra gelen bir kolaylaştırma direktifi; bir merhamet, sevgi ve güven aşılama dokunuşudur. Yüce böylece müminlerin gece ibadeti ile ilgili yükümlülüklerini hafifletmiş, bu ibadeti farz olmaktan çıkarıp "nafile"ye dönüştürmüş oluyordu. Peygamberimize gelince o bu konudaki tutumunu değiştirmemişti. Yine gecenin üçte birinin altına düşmeyen bir bölümünü ibadetle geçirme uygulamasına bağlı kalmıştı. Gecenin bu sessiz ve sakin saatlerinde Rabbine yalvarıyor, O'nun dergahına sığınarak hayat ve cihad azığı sağlıyordu. Üstelik gözleri uykuya dalsa bile kalbi hep uyanıktı. sürekli 'ı anıyor, her an O'na bağlılığını tazeliyordu. Sırtında taşıdığı yükümlülüğün ağırlığına ve sorumluluklarının yorgunluğuna rağmen geceleri yüce Rabbi ile başbaşa kalmayı hep devam ettirmiştir. Çünkü her şeyden yana boşalttığı kalbinde sadece yüce vardı.

SEYYİD KUTUB
Logged
iktibas
özel üye
Sağlam Forumcu
***

Karma: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 390



« Yanıtla #1 : Kasım 18, 2008, 10:14:42 ÖS »

Başlangıçta, bu emrin muhatabı yalnızca Rasulü idi; fakat zamanla ashabtan bazıları sevab kazanmak için coşkuyla Rasulüne uyarak gece namazına önem vermeye başladılar.

 Çünkü namazda en uzun olan şey Kur'an kıraati idi. Onun için teheccüd namazında Kur'an'ın ne kadarı kolayınıza gelirse o kadarını okuyun, buyurulmaktadır. Bu tabii ki namazın hafifletilmesi olacaktır. Bu buyruk görünüşte bir emir gibi gözüküyorsa da, teheccüd namazının farz değil, nafile bir namaz olduğu hususunda ittifak vardır. Bir hadis-i şerfte de şöyle denilmektedir: Birisinin sorusu üzerine Rasulü "Size gece ve gündüz beş vakit namaz farzdır" dedi. O zat "Bunun dışında bir şey lazım mı? diye sorunca Rasulü "Hayır, yalnız kendin arzuluyorsan o başka" diye cevapladı. (Buhari ve Müslim)

Bu ayetten aynı zamanda, rükû ve secde etmek nasıl namazın farzı ise, Kur'an'ı kıraat etmenin de öyle farz olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü pekçok yerde namazın karşılığı olarak rükû etmek ve secde etmek kelimeleri kullanıldığı gibi, kıraat zikredilerek namazın kast edildiği de vakidir. Bundan yola çıkarak "teheccüd namazı madem ki nafiledir o halde onda Kur'an okumak nasıl farz olabilir?" şeklinde bir soru sorulmamalıdır. Gene de cevap olarak deriz ki: İnsan nafile bir namaz kılmak için bedeni ve elbiseyi temizlemek, abdest almak, avret yerlerini örtmek vs. gibi şartları yerine getirmek gerekmez diyemez. Öyleyse bu namazda kıyam, ruku, secde etmek ve teşehhüde oturmak da nafiledir denilemez.

 Caiz ve helal görülen yollardan rızık kazanmak için sefer etmeyi Kur'an "'ın fazlını aramak" tabiri ile ifade etmiştir.

Burada (c.c) helal rızık aramak ile yolunda cihada çıkmayı nasıl birarada zikretmişse, aynı şekilde, hastalığın yanısıra iki sebep nedeniyle teheccüd namazını affetmek ya da hafifletmek de zikredilmiştir.

Burada, İslâm'da helal rızk kazanmanın ne kadar büyük bir fazilete sahip olduğu anlaşılmaktadır. Abdullah bin Mesud'dan rivayet edilen bir hadiste, Rasulü şöyle söylüyor: "Her kim ki müslümanların meskûn oldukları yere buğday getirir de o buğdayı günün fiyatına göre satarsa işte o, 'a yakınlığa nail olacaktır. Bunun üzerine bu ayeti okudu. (İbn Merduye) Hz. Ömer, bir keresinde "Eğer yolunda cihaddan başka bir yolda canımı teslim etmek istesem o da 'ın ihsanını aramak için bir vadiden geçerken ölümün beni yakalamasıdır." dedi ve sonra bu ayeti okudu. (Beyhaki - imanın şubeleri)

 Müfessirler beş vakit namaz kılmanın ve zekat vermenin farz olduğu hususunda müttefiktirler.

 İbn Zeyd, "Bundan murat zekatın dışında malından sarf etmektir" demiştir. Bu yolunda cihad için de, 'ın kullarından birisine yardım etmek gayesiyle de veya halkın refahını sağlamak ya da başka bir hayır iş için de olabilir. 'a borç vermeyi ve karz-ı haseni daha önce bir çok yerlerde açıklamıştık. Bkz. el-Bakara an: 267; el-Maide an: 33; Hadid an: 16

 Yani, ahiret için önceden ne göndermişsen sana faydası dokunacak olan odur. Bu dünyada tuttuğun ve rızası için bir iyilikte harcamadığın malın Abdullah İbn Mesud'tan rivayet edilen şu hadiste ne işe yarayacağı güzel izah edilmektedir: "Bir defa Rasulü 'içinizden kim kendi varisinin malını kendi malından daha çok sever?' dedi. Hepimiz 'Kendi malımızı daha çok severiz' dedik. Rasulü 'İyice bir düşünün bakalım' dedi. Yeniden hepimiz, 'Ey 'ın Rasulü! Doğrusu budur' dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdu: 'Senin malın ileriye ahiret için gönderdiğindir, burada bıraktıkların ise onlar senin varislerinindir." (Buhari, Müslim, Ebu Ya'lâ.)

MEVDUDİ
« Son Düzenleme: Kasım 18, 2008, 10:15:15 ÖS Gönderen: iktibas » Logged
iktibas
özel üye
Sağlam Forumcu
***

Karma: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 390



« Yanıtla #2 : Kasım 18, 2008, 10:29:44 ÖS »

Alimlerin çoğunluğuna göre bu ayet Medine'de nazil olmuştur Bizim esas aldığı­mız mushafla aynı şekilde bu ayetin Medenî olduğunu belirtmekledir. Bu ayette, ancak hicretten sonra meydana gelen yolunda savaşın zikredilmesi, yolunda infaka teşvik olarak 'a borç verme İfadesinin sadece Medeni ayetlerde bulunması, bu ayetin nazmının sûrenin diğer ayetlerinin nazmına uymaması, Medeni ayetlerin dışında görülmesi pek nadir olacak şekilde ayetin uzun olması gibi; Medeni ayetlerin karekteristikleri kendini göstermektedir. Öte yandan bu ayetin konusu ile sûrenin ilk ayetlerinin konusu arasında bir ilişki olduğu da görülmektedir. Gece kıyamı/ibadeti ayetler arasın­daki ortak konudur. Sûrenin ilk ayetlerinde bu eylemin zorunluluğu vardı; bu ayette ise bir hafifletilmesi söz konusu edilmiştir. Burada Kur'an'ın toplanması ve özelikle Medi­ne'de inmiş olan ayetlerin Mekki sûrelere konulması ile ilgili bir örnek vardır ki, biz bu işlemin Peygamber'in emri ile O'nun sağlığında iken gerçekleştirildiğine inanmaktayız. Ayetin anlamı herhangi bir akçiklamaya ihtiyacı olmayacak şekilde anlaşılır bir du­rumda olup; Peygamber (s) ve ilk sahabilerin ibadet yaşantılarına ait bir tabloyu içer­mekledir. Peygamber (s) sûrenin ilk ayetlerine uyarak; gecenin büyük bir kısmında kı­yam ve teheccüd etmek, Kur'an okumak gibi gerekli görülen eylemlere devam etti. Qnun ilk ashabı da bu hususta kendisini takip etliler. Nitekim buradaki ayet ve Zâriyât sü­resindeki şu ayetler bunu ispatlamakladır;

"Geceleri pek az uyurlardı. Seherlerde onlar istiğfar ederlerdi." (Zâriyât 51/17-18) Ayette de belirtildiği üzere bu hal, Medine döneminde de devam etmiş, bu dönemde müslümanların sayısı artıp, uğraşı ve görevleri çoğalınca; şartlara, maslahat ve olayların tabiatına bağlı kalınmak suretiyle ilahi hikmet bu ibadeti hafifletmeyi gerekli görmüş­tür. Nihayet son ayet nazil olmuş, ilk ayetlerinde gecenin büyük bir kısmında kalkma­yı/kıyamı emreden Müzzemmil sûresine katılmıştır. Açıkça görüldüğü üzere burada mükellefiyet ve  gelişim sürecine ait önemli bir merhale ve ahkâmın, şartların değisimi ile değişmesine ilişkin önemli bir açıklama buünmaktadır. İslam şeriatı meşru ve akılcı bir maslahatla beraber yol alır. , kendisine ibadet etme hususunda hir zorluk ve zahmet olmayacak biçimde ancak güç yetkilen kadarından yükümlü tınmakla: özel ya da genci olsun, diğer meşru görevler konusunda bir ihmal, uzaklaşma ve acizliğe se­bep olmamakladır. , kendisine ibadet hususunda, ne kadar ısrarlı ve şiddetli olursa olsunlar, insanların 'a lam hakkı ile ibadet edemeyeceklerini ve son noktaya ulaşa­mayacaklarını bilmektedir. Zira insanlardan; hasta, nzık peşinde koşturan, yolun­da görevli olan ve savaşanlar bulunabilir. Buna benzer haller, hafifletme için meşru ma­zeretlerdir. Bu gibi telkinler Kur'an'da çeşidi üsluplarla tekrar edilmiştir ki, yeri geldi­ğinde bunlara değineceğiz. Şuna da dikkat çekmek istiyoruz: Bu ve buna benzer açıkla­malar, herhangi sabit, kesin ve sarih bir Kur'an ve sünnet nassı varid olmaması halinde; ruhsal ve Kur'an ile sünnetteki kolaylık çerçevesinde geçerlidir.

 

Zekât
 
Her ne kadar Medine'de nazil olan bir ayetle olsa da "zekat'" kelimesi ilk defa bu sû­re içerisinde geçtiğinden ötürü diyoruz ki; bu kelimenin aslı "nema" (gelişti, büyüdü) ve 'tâbe" (temizlendi güzel oldu, hoş oldu) anlamlarına gelen "zekat" dır. Aynı şekiide bu kelime Kur'an'da da arınmak/temizlenmek veya bunun eşanlamlısı olarak kullanılmıştır. Mesela;

"Nitekim kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitap ve hik­meti ve size bilmediklerinizi öğreten bir elçi gönderdik." (Bakara 2/151)

"Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin, yücelteceğin bir sadaka al." (Tevbe 9/103)

Kelimenin tasadduk (infak) manasında kullanılması mecazidir ki, bu mânâ İle onun, malı temizleyip arttırdığı kastedilmekledir. Leyl sûresi gibi erken dönemlerde inen ayet­lerde de geçmesinden ötürü bu kelimenin bi'setten önce de bu anlamda kullanıldığı gö­rüsünü kabul ediyoruz.

"En çok korunan da ondan mahrum olur, O ki, malını hayra vererek arınır yücelir/' (Leyl

Kur'an açık Arapça ile inmiştir. Ondaki herşey Arapların ve Kur'an nazil olmadan Peygamber çevresindeki halkın dili olan bu dile uygundur Ne var ki. bu kelime, fakir ve ihıiyaç sahipleri ile hayır yolları için, müslümanlar mallarına konulan bir farizanın özel adı olmuştur. Her ne kadar kelime bu mânâ ile bi'setten epeyce sene sonra kullanıl­mış ise de biz bu isimlendirmenin İslam davetinin ilk döneminden itibaren bilindiği gö­rüşündeyiz.

"Onlar ki namazı kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar."

(Nemi 27/3)

Öyle ki bu ayet yaklaşık olarak Mekkİ dönemin ortalarında ya da bu civarda nazil olmuştur. Bu kelime/ifade ile, farz kılınan zekatın yanında Kur'an'm Mekkİ ve sonra da Medeni bölümlerinin devamlı teşvik ettiği gönüllü sadakaların dışında bir mana anlaşıl­maktaydı. Görülen o ki, İster bu davetin gerekçelerinden dolayı ve isterse de Mekke'de Peygamber (s)'e tabi olanların ekseriyetini teşkil eden fakir, yoksul ve köle mü'minlere yardım nedeniyle olsun; davetin başlangıcından itibaren bu farizaya duyulan ihtiyaç şid­detlenmişti.

Bu zekat farzının ilk çekirdeği (temeli), biraz Önce belirttiğimiz Leyl sûresinin 18. ayetinde mevcuttur. Leyl sûresi ise Kur'an'dan ilk nazil olanlardandır. Çünkü bu sûrede bir tartışmaya veya münakaşaya girmeksizin davetin bazı ilkeleri arz edilmiştir. Kur'an'ın Mekkî veya Medenî bölümlerinde zekat için belirli bir ölçü yoktur. Ancak Peygamberdin uygulaması ile zekatın sınırları belirlenmiştir. Şu kadar var ki, Mekki olan Meâric sûresinde yer alan ayetlerin Peygamber (s)'in Mekke devrinde belki de çok erken dönemde zekat miktarlarını belirlediğini gösterebilir.

"Onların mallarında belli bir hisse vardır: Sâil (isteyen)e ve mahruma." (Meâric

70/23-24)

Çünkü başlangıçtan itibaren zekat miktarının belirlenmesine şiddetle ihtiyaç vardı. Bununla birlikte zekatın harcanacağı yerler Tevbe süresindeki ayetlerin birisinde belir­tilmiştir: "Sadaka (zekat)lar, 'tan bir farz olarak ancak fakirlere, düşkünlere, onlar üzerinde çalışan memurlara, kalpleri ısındırılacak olanlara, kölelik allında bulunanlara, borçlulara, yolunda olanlara ve yolcuya aittir. bilendir hüküm ve hikmet sa­hibidir." (Tevbe 9/60)

Bu ayet Medine döneminin son dönemlerinde nazil olmuştur. Ayetin Üslûbu ve sö­zün akışı zekatın harcanma kalemlerinin, bu ayetin inişinden önce cari olduğu izlenimi­ni vermektedir. Bunun yanında söz konusu uygulama bu ayette sabit olan nebevi bir teşrîdir. Zekatın harcanma kalemlerinden bazıları, Medine döneminin ilk zamanlarında na­zil olan Bakara sûresinin bir ayetinde lafızları ile belirtilmiştir;

"Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Lakin asıl iyilik Al­lah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitab'a, peygamberlere inanan, O'nun sevgisiyle, ya­kınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren, namaz kılan, zakat veren ve ahitleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenlerin iyili­ğidir." (Bakara 2/177)

Şu an ele aldığımız ayette zekat ile namaz birbirine yaklaştırılmıştır.. Bu yaklaştırma, içerisinde zekatın belirtildiği ayetlerin çoğunda tekrar edilmiştir. Bir açıdan, zekatı na­maza yaklaştırma ve onu mü'minin temel niteliklerinden biri kabul etmede, diğer açı­dan da, zekatın imanın gereklerinden birisi ve İslam'ın bir rüknü sayılmasında; serbest ve gönüllü bağış şeklinde birakılmayıp ihtiyaç sahipleri ve kamu yararı için mali yardım ilkesinin zorunlu ve farz olarak yerleştirilmesi söz konusudur.

Belki de hu nitelik ve anlamıyla zekat farizası, İslam toplumunun salâhı, emniyet ve dayanışması ile ilgili olarak; boyut, mesafe ve etki bakımından İslami yasaların en önemlilerinden biridir.

Zekât ile bu toplumun evlatları ve muhtaçlarının sıkıntılarının hafifletilmesi, İhtiyaç sahipleri ile ekonomik durumu iyi olanlar arasında meydana gelmesi olası kin, Öfke ve haset sebeplerinin aza indirilmesi, ancak mal (ekonomik güç) ile gerçekleştirilebilecek olan kamuyu ilgilendiren projelerin finansmanın sağlanması imkanı vardır. Aynı zaman­da zekât, İslam şeriatının diğerleri karşısındaki en büyük özelliklerinden birisidir. Bu iti­bar ve anlama göre de, onun ebediliğe layık olduğunun en muazzam göstergelerindendir.

Bu arada şu husus da kayda değerdir: Kur'an'da, zekatın farz kılınmasının yanında; fakirlere, miskin ve ihtiyaç sahiplerine tasadduk/yardım ve yolunda infak etmeye teşviki konu edinen birçok ayet bulunmakladır. Yeri geldiğinde üzerinde duracağımız üzere ayetlerin üslubundan bu tasadduk ile farza ilave olarak (tavsiye edilen) gönüllü sa­dakaların kastedildiği anlaşılmaktadır. Bu şekilde, Kur'an anlatımının kuvveti ve hoyu-tunun genişliği artmaktadır.

Belirttiğimiz Tevbe süresindeki 60. ayet, Peygamber (s)'in, zekan tayin ettiği me­murlar ile topladığını; gördüğü yarar, ihtiyaç ve şartlar çerçevesinde bunları yerlerine harcadığını çok açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Peygamber (s) böylece İslam da­vetinde yetkili otoriteyi temsil ediyordu. Buna göre, islam'da otoriteyi elinde tutan yö­netici; Kur'an ve sahih sünnetin çizdiği sınırlar içerisinde zekatı toplama ve (yerlerine) harcama yetkisine sahiptir denilmesi uygun düşmektedir

"'a güzel bir borç veriniz" ifadesi, görüldüğü gibi, yolunda infak ve ihti­yaç sahiplerine yardım etmeye yönelik bir teşvik olup birçok Medenî ayetle tekrar edil­miştir. Burada teşvikin kuvvetini arttıran şöyle bir anlam vardır: Mallarını yolun­da infak eden ve bunları ihtiyaç sahiplerine harcayan bir kimse sanki 'a borç veri­yor gibidir. Borç veren kimse kat kat bunun karşılığını almaya müslehak olmaktadır. Bu husus birçok ayette yer almıştır ki, bunlardan birisi de şu ayettir: "Kim 'a kal kat karşılığını arttıracağı güzel bir borç takdiminde bulunur? hem darlaştırır hem bollaştırır; O'na döneceksiniz." (Bakara 2/245) Bize öyle geliyor ki, zekat bağlayıcı bil­farz ve bundan fazlası ise rızası için güzel borç olması kabul edilirse; bu tabir  yardımlar sahasındaki birinci dereceyi ifade etmektedir.

 

İstiğfarın Öğretilmesi
 

Müzzemmil sûresinin son ayeti 'a istiğfar emriyle sona ermiştir. Gufran, aslında Örtmek ve korunmak anlamına gelmektedir. Sonradan müsamaha ve günahların ba­ğışlanması anlamını kazanmıştır. Kelimenin bu anlamı ile bi'setten Önce de kullanıl­makta olduğu tercih edilen bir görüştür. Bu emirde; 'ın, insanların çoğunun hata ve günahlardan kurtulmuş olamayacaklarını bildiği, iman edip günahlarının farkına va­rır ve pişman olurlar; bağışlanma ve rahmetini talep ederek O'na sığınırlar ise, müsama­ha etmek ve kullarını geniş rahmeti ile kuşatmak gibi nitelikleri olan 'ın gafur ve rahîm olduğu hususu vurgulamıştır. Aynı şekilde bu (af talebi) emri ıslah olmaya bir va­sıta olup; günahkârı pişmanlık ve tevbeye bağışlanma ve merhameti ümit etmeye teşvik etmektedir. Başka bir İfade ile burada ruh terbiyesinin vasıtalarından birisi bulunmakla­dır.

 

"'ın Yolu" Kavramı
 

Her ne kadar ayet Medine'de indiyse de şu an konumuzu teşkil eden ayette "Al­lah'ın yolu" ifadesi ilk kez geçmektedir, birçok kimsenin bu kelimenin anlamını cihat ve cihat vasıtaları şeklinde anlamalarından dolayı bu kavramda karışıklık meydana gel­miştir. Bu karışıklığın sebebi söz konusu ifadenin çoğunlukla cihat ayetlerinde geçmiş olmasıdır. Ne var ki bu ayetler bile dikkatlice incelendiğinde, burada cihadın dışında da birtakım hususların bulunduğu, kelimenin genel Özellik taşıdığı, cihadın mal ve nefisle de yapıldığı ve bu yüzden vaz' edildiği; hakikaten bu kelimenin Kur'an'ın ihtiva ettiği. Peygamber (s)'in de göslerdiği, 'ın yolu. daveti, dinî-imanî-ahlâkî-sosyal-insanî ve siyasi açıdan olgunlaştırıcı öğretileri ile aynı manaya geldiği; başka bir ifade ile İs­lam'ın bizzat kendisi olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. " yolu" ifadesinin Kur'an'da çoğu kez cihad kelimesi ile beraber seçmesi, cihadın İslam'ın yayılması için farz kılınan yegane faktör olduğu anlamına gelmemelidir. Çünkü Kur'an yoluna davet için çok sağlam bir proje koymuştur. Nitekim Nahl sûresinde buna işaret edilmek­tedir:

"Rabbinin yoluna hikmet, güzel öğüt ile çağır. Onlarla en güzel met odla mücadele et. Rabbin yolundan sapanı  da hidayette olanı da en iyi bilendir." (Nahl 125)

Kur'an'da bu projeyi destekleyen epeyce Mekkî ve Medenî ayet bulunmaktadır. Bu, aynı şekilde Mekke ve Medine dönemlerinde Peygamber (s) ve sonraki raşit halifelerin izlediği çizgi olmuştur. Savaşa gelince, İslam'a davet hürriyetini sağlamak, durdurulup engellenmesine, müslümanlara işkence yapılmasına mani olmak ve onları korumak için vaz'edilmiştir. Bununla ilgili, yeri geldiğinde açıklayacağımız birçok ayet vardır. 

 

CENGİZ
Logged
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7654



« Yanıtla #3 : Kasım 19, 2008, 10:56:17 ÖS »

  Eline sağlık kardeşim.
Logged

RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Online Online

Mesaj Sayısı: 9894



WWW
« Yanıtla #4 : Kasım 19, 2008, 10:56:54 ÖS »

 
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: