Alimlerin çoğunluğuna göre bu ayet Medine'de nazil olmuştur Bizim esas aldığımız mushafla aynı şekilde bu ayetin Medenî olduğunu belirtmekledir. Bu ayette, ancak hicretten sonra meydana gelen

yolunda savaşın zikredilmesi,

yolunda infaka teşvik olarak

'a borç verme İfadesinin sadece Medeni ayetlerde bulunması, bu ayetin nazmının sûrenin diğer ayetlerinin nazmına uymaması, Medeni ayetlerin dışında görülmesi pek nadir olacak şekilde ayetin uzun olması gibi; Medeni ayetlerin karekteristikleri kendini göstermektedir. Öte yandan bu ayetin konusu ile sûrenin ilk ayetlerinin konusu arasında bir ilişki olduğu da görülmektedir. Gece kıyamı/ibadeti ayetler arasındaki ortak konudur. Sûrenin ilk ayetlerinde bu eylemin zorunluluğu vardı; bu ayette ise bir hafifletilmesi söz konusu edilmiştir. Burada Kur'an'ın toplanması ve özelikle Medine'de inmiş olan ayetlerin Mekki sûrelere konulması ile ilgili bir örnek vardır ki, biz bu işlemin Peygamber'in emri ile O'nun sağlığında iken gerçekleştirildiğine inanmaktayız. Ayetin anlamı herhangi bir akçiklamaya ihtiyacı olmayacak şekilde anlaşılır bir durumda olup; Peygamber (s) ve ilk sahabilerin ibadet yaşantılarına ait bir tabloyu içermekledir. Peygamber (s) sûrenin ilk ayetlerine uyarak; gecenin büyük bir kısmında kıyam ve teheccüd etmek, Kur'an okumak gibi gerekli görülen eylemlere devam etti. Qnun ilk ashabı da bu hususta kendisini takip etliler. Nitekim buradaki ayet ve Zâriyât süresindeki şu ayetler bunu ispatlamakladır;
"Geceleri pek az uyurlardı. Seherlerde onlar istiğfar ederlerdi." (Zâriyât 51/17-18) Ayette de belirtildiği üzere bu hal, Medine döneminde de devam etmiş, bu dönemde müslümanların sayısı artıp, uğraşı ve görevleri çoğalınca; şartlara, maslahat ve olayların tabiatına bağlı kalınmak suretiyle ilahi hikmet bu ibadeti hafifletmeyi gerekli görmüştür. Nihayet son ayet nazil olmuş, ilk ayetlerinde gecenin büyük bir kısmında kalkmayı/kıyamı emreden Müzzemmil sûresine katılmıştır. Açıkça görüldüğü üzere burada mükellefiyet ve gelişim sürecine ait önemli bir merhale ve ahkâmın, şartların değisimi ile değişmesine ilişkin önemli bir açıklama buünmaktadır. İslam şeriatı meşru ve akılcı bir maslahatla beraber yol alır.

, kendisine ibadet etme hususunda hir zorluk ve zahmet olmayacak biçimde ancak güç yetkilen kadarından yükümlü tınmakla: özel ya da genci olsun, diğer meşru görevler konusunda bir ihmal, uzaklaşma ve acizliğe sebep olmamakladır.

, kendisine ibadet hususunda, ne kadar ısrarlı ve şiddetli olursa olsunlar, insanların

'a lam hakkı ile ibadet edemeyeceklerini ve son noktaya ulaşamayacaklarını bilmektedir. Zira insanlardan; hasta, nzık peşinde koşturan,

yolunda görevli olan ve savaşanlar bulunabilir. Buna benzer haller, hafifletme için meşru mazeretlerdir. Bu gibi telkinler Kur'an'da çeşidi üsluplarla tekrar edilmiştir ki, yeri geldiğinde bunlara değineceğiz. Şuna da dikkat çekmek istiyoruz: Bu ve buna benzer açıklamalar, herhangi sabit, kesin ve sarih bir Kur'an ve sünnet nassı varid olmaması halinde; ruhsal ve Kur'an ile sünnetteki kolaylık çerçevesinde geçerlidir.
Zekât
Her ne kadar Medine'de nazil olan bir ayetle olsa da "zekat'" kelimesi ilk defa bu sûre içerisinde geçtiğinden ötürü diyoruz ki; bu kelimenin aslı "nema" (gelişti, büyüdü) ve 'tâbe" (temizlendi güzel oldu, hoş oldu) anlamlarına gelen "zekat" dır. Aynı şekiide bu kelime Kur'an'da da arınmak/temizlenmek veya bunun eşanlamlısı olarak kullanılmıştır. Mesela;
"Nitekim kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitap ve hikmeti ve size bilmediklerinizi öğreten bir elçi gönderdik." (Bakara 2/151)
"Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin, yücelteceğin bir sadaka al." (Tevbe 9/103)
Kelimenin tasadduk (infak) manasında kullanılması mecazidir ki, bu mânâ İle onun, malı temizleyip arttırdığı kastedilmekledir. Leyl sûresi gibi erken dönemlerde inen ayetlerde de geçmesinden ötürü bu kelimenin bi'setten önce de bu anlamda kullanıldığı görüsünü kabul ediyoruz.
"En çok korunan da ondan mahrum olur, O ki, malını hayra vererek arınır yücelir/' (Leyl
Kur'an açık Arapça ile inmiştir. Ondaki herşey Arapların ve Kur'an nazil olmadan Peygamber çevresindeki halkın dili olan bu dile uygundur Ne var ki. bu kelime, fakir ve ihıiyaç sahipleri ile hayır yolları için, müslümanlar mallarına konulan bir farizanın özel adı olmuştur. Her ne kadar kelime bu mânâ ile bi'setten epeyce sene sonra kullanılmış ise de biz bu isimlendirmenin İslam davetinin ilk döneminden itibaren bilindiği görüşündeyiz.
"Onlar ki namazı kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar."
(Nemi 27/3)
Öyle ki bu ayet yaklaşık olarak Mekkİ dönemin ortalarında ya da bu civarda nazil olmuştur. Bu kelime/ifade ile, farz kılınan zekatın yanında Kur'an'm Mekkİ ve sonra da Medeni bölümlerinin devamlı teşvik ettiği gönüllü sadakaların dışında bir mana anlaşılmaktaydı. Görülen o ki, İster bu davetin gerekçelerinden dolayı ve isterse de Mekke'de Peygamber (s)'e tabi olanların ekseriyetini teşkil eden fakir, yoksul ve köle mü'minlere yardım nedeniyle olsun; davetin başlangıcından itibaren bu farizaya duyulan ihtiyaç şiddetlenmişti.
Bu zekat farzının ilk çekirdeği (temeli), biraz Önce belirttiğimiz Leyl sûresinin 18. ayetinde mevcuttur. Leyl sûresi ise Kur'an'dan ilk nazil olanlardandır. Çünkü bu sûrede bir tartışmaya veya münakaşaya girmeksizin davetin bazı ilkeleri arz edilmiştir. Kur'an'ın Mekkî veya Medenî bölümlerinde zekat için belirli bir ölçü yoktur. Ancak Peygamberdin uygulaması ile zekatın sınırları belirlenmiştir. Şu kadar var ki, Mekki olan Meâric sûresinde yer alan ayetlerin Peygamber (s)'in Mekke devrinde belki de çok erken dönemde zekat miktarlarını belirlediğini gösterebilir.
"Onların mallarında belli bir hisse vardır: Sâil (isteyen)e ve mahruma." (Meâric
70/23-24)
Çünkü başlangıçtan itibaren zekat miktarının belirlenmesine şiddetle ihtiyaç vardı. Bununla birlikte zekatın harcanacağı yerler Tevbe süresindeki ayetlerin birisinde belirtilmiştir: "Sadaka (zekat)lar,

'tan bir farz olarak ancak fakirlere, düşkünlere, onlar üzerinde çalışan memurlara, kalpleri ısındırılacak olanlara, kölelik allında bulunanlara, borçlulara,

yolunda olanlara ve yolcuya aittir.

bilendir hüküm ve hikmet sahibidir." (Tevbe 9/60)
Bu ayet Medine döneminin son dönemlerinde nazil olmuştur. Ayetin Üslûbu ve sözün akışı zekatın harcanma kalemlerinin, bu ayetin inişinden önce cari olduğu izlenimini vermektedir. Bunun yanında söz konusu uygulama bu ayette sabit olan nebevi bir teşrîdir. Zekatın harcanma kalemlerinden bazıları, Medine döneminin ilk zamanlarında nazil olan Bakara sûresinin bir ayetinde lafızları ile belirtilmiştir;
"Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Lakin asıl iyilik Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitab'a, peygamberlere inanan, O'nun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren, namaz kılan, zakat veren ve ahitleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenlerin iyiliğidir." (Bakara 2/177)
Şu an ele aldığımız ayette zekat ile namaz birbirine yaklaştırılmıştır.. Bu yaklaştırma, içerisinde zekatın belirtildiği ayetlerin çoğunda tekrar edilmiştir. Bir açıdan, zekatı namaza yaklaştırma ve onu mü'minin temel niteliklerinden biri kabul etmede, diğer açıdan da, zekatın imanın gereklerinden birisi ve İslam'ın bir rüknü sayılmasında; serbest ve gönüllü bağış şeklinde birakılmayıp ihtiyaç sahipleri ve kamu yararı için mali yardım ilkesinin zorunlu ve farz olarak yerleştirilmesi söz konusudur.
Belki de hu nitelik ve anlamıyla zekat farizası, İslam toplumunun salâhı, emniyet ve dayanışması ile ilgili olarak; boyut, mesafe ve etki bakımından İslami yasaların en önemlilerinden biridir.
Zekât ile bu toplumun evlatları ve muhtaçlarının sıkıntılarının hafifletilmesi, İhtiyaç sahipleri ile ekonomik durumu iyi olanlar arasında meydana gelmesi olası kin, Öfke ve haset sebeplerinin aza indirilmesi, ancak mal (ekonomik güç) ile gerçekleştirilebilecek olan kamuyu ilgilendiren projelerin finansmanın sağlanması imkanı vardır. Aynı zamanda zekât, İslam şeriatının diğerleri karşısındaki en büyük özelliklerinden birisidir. Bu itibar ve anlama göre de, onun ebediliğe layık olduğunun en muazzam göstergelerindendir.
Bu arada şu husus da kayda değerdir: Kur'an'da, zekatın farz kılınmasının yanında; fakirlere, miskin ve ihtiyaç sahiplerine tasadduk/yardım ve

yolunda infak etmeye teşviki konu edinen birçok ayet bulunmakladır. Yeri geldiğinde üzerinde duracağımız üzere ayetlerin üslubundan bu tasadduk ile farza ilave olarak (tavsiye edilen) gönüllü sadakaların kastedildiği anlaşılmaktadır. Bu şekilde, Kur'an anlatımının kuvveti ve hoyu-tunun genişliği artmaktadır.
Belirttiğimiz Tevbe süresindeki 60. ayet, Peygamber (s)'in, zekan tayin ettiği memurlar ile topladığını; gördüğü yarar, ihtiyaç ve şartlar çerçevesinde bunları yerlerine harcadığını çok açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Peygamber (s) böylece İslam davetinde yetkili otoriteyi temsil ediyordu. Buna göre, islam'da otoriteyi elinde tutan yönetici; Kur'an ve sahih sünnetin çizdiği sınırlar içerisinde zekatı toplama ve (yerlerine) harcama yetkisine sahiptir denilmesi uygun düşmektedir
"

'a güzel bir borç veriniz" ifadesi, görüldüğü gibi,

yolunda infak ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmeye yönelik bir teşvik olup birçok Medenî ayetle tekrar edilmiştir. Burada teşvikin kuvvetini arttıran şöyle bir anlam vardır: Mallarını

yolunda infak eden ve bunları ihtiyaç sahiplerine harcayan bir kimse sanki

'a borç veriyor gibidir. Borç veren kimse kat kat bunun karşılığını almaya müslehak olmaktadır. Bu husus birçok ayette yer almıştır ki, bunlardan birisi de şu ayettir: "Kim

'a kal kat karşılığını arttıracağı güzel bir borç takdiminde bulunur?

hem darlaştırır hem bollaştırır; O'na döneceksiniz." (Bakara 2/245) Bize öyle geliyor ki, zekat bağlayıcı bilfarz ve bundan fazlası ise

rızası için güzel borç olması kabul edilirse; bu tabir yardımlar sahasındaki birinci dereceyi ifade etmektedir.
İstiğfarın Öğretilmesi
Müzzemmil sûresinin son ayeti

'a istiğfar emriyle sona ermiştir. Gufran, aslında Örtmek ve korunmak anlamına gelmektedir. Sonradan müsamaha ve günahların bağışlanması anlamını kazanmıştır. Kelimenin bu anlamı ile bi'setten Önce de kullanılmakta olduğu tercih edilen bir görüştür. Bu emirde;

'ın, insanların çoğunun hata ve günahlardan kurtulmuş olamayacaklarını bildiği, iman edip günahlarının farkına varır ve pişman olurlar; bağışlanma ve rahmetini talep ederek O'na sığınırlar ise, müsamaha etmek ve kullarını geniş rahmeti ile kuşatmak gibi nitelikleri olan

'ın gafur ve rahîm olduğu hususu vurgulamıştır. Aynı şekilde bu (af talebi) emri ıslah olmaya bir vasıta olup; günahkârı pişmanlık ve tevbeye bağışlanma ve merhameti ümit etmeye teşvik etmektedir. Başka bir İfade ile burada ruh terbiyesinin vasıtalarından birisi bulunmakladır.
"

'ın Yolu" Kavramı
Her ne kadar ayet Medine'de indiyse de şu an konumuzu teşkil eden ayette "Allah'ın yolu" ifadesi ilk kez geçmektedir, birçok kimsenin bu kelimenin anlamını cihat ve cihat vasıtaları şeklinde anlamalarından dolayı bu kavramda karışıklık meydana gelmiştir. Bu karışıklığın sebebi söz konusu ifadenin çoğunlukla cihat ayetlerinde geçmiş olmasıdır. Ne var ki bu ayetler bile dikkatlice incelendiğinde, burada cihadın dışında da birtakım hususların bulunduğu, kelimenin genel Özellik taşıdığı, cihadın mal ve nefisle de yapıldığı ve bu yüzden vaz' edildiği; hakikaten bu kelimenin Kur'an'ın ihtiva ettiği. Peygamber (s)'in de göslerdiği,

'ın yolu. daveti, dinî-imanî-ahlâkî-sosyal-insanî ve siyasi açıdan olgunlaştırıcı öğretileri ile aynı manaya geldiği; başka bir ifade ile İslam'ın bizzat kendisi olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. "

yolu" ifadesinin Kur'an'da çoğu kez cihad kelimesi ile beraber seçmesi, cihadın İslam'ın yayılması için farz kılınan yegane faktör olduğu anlamına gelmemelidir. Çünkü Kur'an

yoluna davet için çok sağlam bir proje koymuştur. Nitekim Nahl sûresinde buna işaret edilmektedir:
"Rabbinin yoluna hikmet, güzel öğüt ile çağır. Onlarla en güzel met odla mücadele et. Rabbin yolundan sapanı da hidayette olanı da en iyi bilendir." (Nahl 125)
Kur'an'da bu projeyi destekleyen epeyce Mekkî ve Medenî ayet bulunmaktadır. Bu, aynı şekilde Mekke ve Medine dönemlerinde Peygamber (s) ve sonraki raşit halifelerin izlediği çizgi olmuştur. Savaşa gelince, İslam'a davet hürriyetini sağlamak, durdurulup engellenmesine, müslümanlara işkence yapılmasına mani olmak ve onları korumak için vaz'edilmiştir. Bununla ilgili, yeri geldiğinde açıklayacağımız birçok ayet vardır.
CENGİZ