|
RUMEYSA
|
 |
« Yanıtla #2 : Mayıs 13, 2010, 09:54:24 ÖS » |
|
Ancak, gelinen noktada bu emperyalist desteğe rağmen oligarşik despotizmin “yurtta savaş, bölgede savaş” içerikli ideolojik, militarist politikaları sonucunda, ülke halklarının yıllarca çektiği bu sıkıntılar, ıstıraplar, acılar, Müslümanlar ve Kürtler başta olmak üzere resmi ideolojiyi benimsemeyen farklı kesimlerin ödediği bedeller ve verilen mücadeleler sonucunda artık sistem dibe vurdu, tıkandı. Kemalizm, Prof. Şerif Mardin’in de isabetle tespit edip ifşa ettiği üzere, yok ettiği İslami değerler yerine, toplumu inşa edecek “iyi, güzel, doğru”ya ait değerler de üretemedi, toplumun değerlerine uygun olmayan Batılı modern paradigmanın ürünü seküler değerleri taklit edip jakoben politikalarla dayattı ve sonuçta hem devleti hem de toplumu çürütüp, yozlaştırdı. İşte bu sebeple artık sistemin tükendiğini gören görece özgürleşme peşindeki kimi yerli kadrolar ile bu bölgedeki çıkarlarını artık İslam düşmanı radikal laiklikle koruyamayacaklarını, Kürt kimliği ve İslami kimlikle savaşan radikal Kemalizmin artık batı çıkarlarına zarar verdiğini anlayan emperyalist ülkeler (ABD ve AB) mevcut sistemi restore edecek yeni bir değişim hamlesinin şart olduğunu fark ederek harekete geçtiler. Tabii ki, Batı içinde AKP’ye hâlâ Ergenekoncuların gözüyle bakanlar da vardır ve Batı yaklaşık 7 yıldır AKP’yi kontrollü bir biçimde değişime, ılımlı laik demokrat sentezci, kapitalist seküler sisteme uyumlu eklektik bir İslami kimliği temsile doğru yönlendirerek ve belli ölçüde bunu başaracağına şahid olup ikna oldukça sahiplenmiştir. Ve henüz kimi noktalarda tam ikna olmasalar da, bölgedeki çıkarlarını korumak, bölgeyi dönüştürmeye yönelik projelerini uygulamak açısından AKP’den daha iyi bir alternatifi oluşturmayı zorladıkları halde bir türlü ortaya çıkaramadıkları için kabullenme konumuna gelmiş bulunmaktadırlar.
Batı çıkarlarının Ortadoğu’daki merkezi güvencesi konumuna getirilmek istenen Türkiye bir an önce istikrara kavuşturulmalı, bölgesi ve ülkesi içinde barışı sağlayarak bölgenin dönüştürülmesi projesindeki model rolünü, laiklik ve İslami kimliği meczeden, yaşantı ve tavırlarıyla bölgede saygınlığı olan siyasilerin öncülüğünde etkili bir biçimde oynayabilmeliydi. Bu sebeple, yıllardır koruyup destekledikleri PKK ve Ergenekon’u tasfiye sürecini başlattılar. Bu yüzden ABD ve AB, bir yandan yıllardır Türkiye’nin bütün ısrarlarına rağmen yapmadıklarını yaparak PKK’nın üzerine en şiddetli biçimde gitmeye, kendi ülkelerindeki uzantılarını ve Irak’taki yapılanmasını tasfiye niyetlerini açıkça izhar etmeye ve finans kaynaklarını kurutmaya çalışmakta, diğer yandan yıllardır kurup destekledikleri, eğittikleri ve “bizim çocuklar” diye sahiplendikleri darbecileri, Ergenekoncuları tasfiye çabalarına çok açık biçimde destek verip, geçmişteki yandaşlarını bu yeni konsepte uymaya zorlamaktadırlar.
Böylece 85 yıldır süregelen ve aslında sistem de dâhil her şeyi tüketip çıkmaza sürükleyen temel mesele olan, başta İslam ve Kürt kimlikleriyle savaşta, bir takım görece özgürleşme açılımları gerçekleştirilerek, komşularla ilişkilerdeki sorunlar belli ölçüde giderilerek görece bir barış sağlanmak ve zulme itiraz eden kesimler rahatlatılmak suretiyle sistem restore edilerek ömrü uzatılmak isteniyor. İşte önceliği Kürt kimliğinde görece özgürleşmeye vererek başlatılan son açılım süreci de yerel ve küresel boyutta hissedilen bu ihtiyacın dayatmasıyla ortaya çıkmış bulunuyor. Aslında yapılmaya çalışılan, Avrupa’nın faşist dönemini taklit edip, daha sonra o döneme takılı kalarak kendisini yenileyemeyen ve artık bölgedeki Batı çıkarlarına da zarar veren, üstelik Türkiye’nin Ortadoğu’yu dönüştürme projesinin modeli olmasını da engelleyen zorba Kemalist sistemi, Batının son hukuki yapısına göre güncelleme operasyonudur. 85 yıl süresince kullanılan sopa ve havuç politikalarıyla, halk Batı kültürüne uydurulmaya, Kemalizme göre terbiye edilmeye çalışıldı. Ve bu sopa ve baskı dönemleri, sistemin ömrünün yarıdan fazlasını teşkil etmektedir. Tek parti dönemi, CHP-DYP-ANAP-DSP-MHP koalisyon iktidarları, fiili darbe dönemleri, sıkıyönetimli dönemler, olağanüstü hal dönemleri baskı ve sopa politikalarının uygulandığı dönemler olmuş ve halk baskıyla, zorbalıkla resmi ideoloji ve Batı kültürü istikametinde sekülerleştirilmeye, modernleştirilmeye, Türk kimliği altında uluslaştırılmaya çalışılmıştır. Sekülerleştirmenin en başarılı olduğu, en fazla sonuç aldığı dönemler ise, bu baskı dönemlerinden ziyade hep havuç politikalarının uygulandığı (sistemin ilk havuç politikası ve restorasyon dönemi olan Menderes hükümeti, Demirel’in ilk hükümeti-kısmen, en belirgin olarak Özal hükümeti gibi) dönemler olmuştur. Şimdi de hepsinden daha etkili ve kuşatıcı olarak Erdoğan ve AKP hükümeti döneminin sistemi restore etme süreci yaşanmakta ve halka yönelik zorunlu modernleştirme, sekülerleştirme süreçlerini tamamen kapatıp, artık gönüllü sekülerleşme, modernleşme dönemini başlatma özelliği de taşımaktadır. Durum, bu tür restorasyon dönemlerinde sağlanan imkânlarla geçmişe nazaran önemli sayılabilecek seviyede sermaye birikimine ulaşan ve İslami görünüm ve yaşantıyı belli ölçüde yansıtan insanların büyük çapta liberalleşip, kapitalistleştikleri, kapitalistçe bir yaşam tarzıyla bireysel plandaki kimi kıyafet ve ibadetleri mezcettikleri eklektik bir din algısı çerçevesinde yaşanan gönüllü sekülerleşmenin, liberalleşmenin süratle yaygınlaştığı bir süreçten geçildiğini göstermektedir.
|