Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Müslümanların, Sistem İçi Değişime Yaklaşım Farklılıkları ve Yol Açtığı Zaaflar  (Okunma Sayısı 193 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7671



« : Mayıs 13, 2010, 01:09:02 ÖÖ »

Türkiye’de sistem içi bir değişim süreci yaşanıyor. Kemalist oligarşik diktatörlükten,
AB standartlarında görece özgürlükçü ve insan haklarına daha saygılı “demokratik” bir sisteme doğru, yerli liberaller ile Batı destekli
AKP-Gülen koalisyonu öncülüğünde bir değişim gerçekleştirilmeye çalışılıyor.

Bu bağlamda, bir yandan Kürt, Alevi, Roman, Ermeni açılımları gerçekleştirilip, komşularla sıfır sorun çabaları
çerçevesinde bölgede ve ülkede “barış”ı sağlamaya yönelik adımlar atılırken,
bir yandan yaklaşık 8 yıl geçmesine rağmen henüz hiçbir somut gelişme sağlanamayan İslami kimliğe yönelik baskı ve yasaklarla ilgili olarak da olumlu niyetler izhar edilmiş ve gelecekte bu konuda da olumlu adımlar atılacağının sinyalleri verilmiş bulunuyor.

İşte bu sistem içi değişimin temel sâikleri, arka planı ve yönlendiricileri ile İslam ve Müslümanlara yönelik
dönüştürme amaçları ve değişime karşı takınılması gereken tutum gibi konularda ortaya çıkan değerlendirme farklılıkları,
bir yandan kimi Müslümanları bu değişimin tarafı konumuna sürüklemekte,

değişimin öncüsü görünen partiye ve politikalarına doğru savrulmalara, eklemlenmelere yol açmakta, diğer yandan da Müslümanlar
arasındaki kardeşliğin zedelenmesine ve giderek kopuşlara yol açmaktadır.

İşte bu sebeple konu hakkındaki düşüncelerimi, izin verirse birkaç yazı halinde paylaşarak, halimizi sorgulayıp ıslah etmeye vesile olmak istiyorum

Kemalist Laik Sistem Tıkandı, Çürüdü ve Her Şeyi Çürüttü, Bu Sebeple, Yine Batı Desteğinde Restorasyon Sürecine Girdi

Aslında bu ülkede, “Cumhuriyet” kavramı hiç sınırlardan içeri girmedi, lügatlerden dışarı çıkmadı, halkın iradesi hiç belirleyici olmadı,
saltanat sistemi despot oligarşi tarafından devralınıp daha zalim boyutuyla sürdürüldü.

Ülke halkları hep baskı altında tutuldu, kültürü, kimliği, hak ve özgürlükleri yok edildi.
Cahil sürüsü olarak nitelenen halkların görüşü hiç önemsenmedi. Üst seviye asker bürokratların öncülüğündeki oligarşi, ülkenin,
devletin ve halkın efendisi ve sahibi konumuna oturtulup, halklar ise köle muamelesi gördü.

Halk kitleleri sürekli oligarşinin arzularına, seküler tercihlerine ve Batılı yaşam tarzına göre terbiye edilip hizaya sokulmaya,
jakoben despot politikalarla, medya, kültür ve eğitim kurumları kullanılarak dönüştürülmeye çalışıldı.
Logged

Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7671



« Yanıtla #1 : Mayıs 13, 2010, 01:12:44 ÖÖ »

Yeni sistem, laik batıcı Kemalizmi, Türk ulusalcılığını, resmi ideolojiyi dinleştirip bütün topluma dayatınca;
başlangıçta İslami kimlik, İslam hukuku/şeriatı, ümmet bilinci ve Müslüman halk ötekileştirilip, düşmanlaştırıldı.

Tehdit ve tehlike algısında 1. sıraya oturtuldu. Daha sonra bu tercihin kaçınılmaz sonucu olarak,
Türk ulusalcısı resmi ideoloji önünde engel görülen Kürt kimliği, Kürt anadili de ötekileştirilip, düşman ve tehdit algısının 2. sırasına yerleştirildi.

Sistemin ömrü sürekli, bu iki kimlikten oluşturulan “iç düşman”a karşı savaşmakla ve bu savaş ortamında üretilen sorunlarla boğuşmakla geçti.
Zaman içinde konjonktürel düşmanlar
Komünizm ve Alevilik gibi) icad edilse ve onlara da büyük acılar yaşatılsa da, bunların büyük bölümü daha
sonra Kemalistleştirilerek dost kesimler haline dönüştürüldüler. İlk iki “iç düşman”a karşı teyakkuz hali ve çatışma hali ise süreklilik arz etti.

Üst rütbeli kimi asker bürokratların liderliğindeki oligarşik despotizmin, resmi ideoloji dışındaki düşünce, inanç ve kimlikleri,
özellikle de İslamı ve Kürt kimliğini ötekileştirip,
şiddete dayalı inkârcı ve asimilasyoncu politikaları uygulamaya koyması sonucunda oluşan sorunlar,
yeni pek çok sorunların da kaynağı haline geldi.

Bu zulüm bataklığında, sorunlar çığ gibi yuvarlanarak toplumun üzerine çöktüler. Aynı kadroların çözümsüzlük dayatmalarıyla
daha da büyüyerek ve sorunlar yumağı halini alarak, sürekli kriz ve bunalımlara kaynaklık ettiler.

Ulusalcı darbeciler, çeteler ve Ergenekon, hepsi emperyalistlerle işbirliği halinde,
yerli halkların İslami ve etnik kimlik ve kültürlerine karşı emperyalistlerin kültürünü egemen kılmak için savaştılar.

Emperyalistlerle (ABD-İsrail-Batı) stratejik müttefik olan bu Batıcı kadrolar, onların kültürünü şiddete dayalı politikalarla
yerli halka zorla dayattılar.
Çünkü halka rağmen kurdukları sistemin, kendilerine sağladığı iktidarı ve rantı ancak emperyalist destekle koruyabileceklerini biliyorlardı.
Bu sebeple, 28 Şubat da dâhil bütün darbelerin arkasında ABD ve Batı yer aldı. Kimisi tam destek vererek,
kimisi de itiraz etmeyip ilişkilerini sürdürerek sürekli darbecilere yardım ettiler.

Mehmet Pamak (devam edecek)
Logged

RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9771



WWW
« Yanıtla #2 : Mayıs 13, 2010, 09:54:24 ÖS »

Ancak, gelinen noktada bu emperyalist desteğe rağmen oligarşik despotizmin “yurtta savaş, bölgede savaş” içerikli ideolojik, militarist politikaları sonucunda, ülke halklarının yıllarca çektiği bu sıkıntılar, ıstıraplar, acılar, Müslümanlar ve Kürtler başta olmak üzere resmi ideolojiyi benimsemeyen farklı kesimlerin ödediği bedeller ve verilen mücadeleler sonucunda artık sistem dibe vurdu, tıkandı. Kemalizm, Prof. Şerif Mardin’in de isabetle tespit edip ifşa ettiği üzere, yok ettiği İslami değerler yerine, toplumu inşa edecek “iyi, güzel, doğru”ya ait değerler de üretemedi, toplumun değerlerine uygun olmayan Batılı modern paradigmanın ürünü seküler değerleri taklit edip jakoben politikalarla dayattı ve sonuçta hem devleti hem de toplumu çürütüp, yozlaştırdı. İşte bu sebeple artık sistemin tükendiğini gören görece özgürleşme peşindeki kimi yerli kadrolar ile bu bölgedeki çıkarlarını artık İslam düşmanı radikal laiklikle koruyamayacaklarını, Kürt kimliği ve İslami kimlikle savaşan radikal Kemalizmin artık batı çıkarlarına zarar verdiğini anlayan emperyalist ülkeler (ABD ve AB) mevcut sistemi restore edecek yeni bir değişim hamlesinin şart olduğunu fark ederek harekete geçtiler. Tabii ki, Batı içinde AKP’ye hâlâ Ergenekoncuların gözüyle bakanlar da vardır ve Batı yaklaşık 7 yıldır AKP’yi kontrollü bir biçimde değişime, ılımlı laik demokrat sentezci, kapitalist seküler sisteme uyumlu eklektik bir İslami kimliği temsile doğru yönlendirerek ve belli ölçüde bunu başaracağına şahid olup ikna oldukça sahiplenmiştir. Ve henüz kimi noktalarda tam ikna olmasalar da, bölgedeki çıkarlarını korumak, bölgeyi dönüştürmeye yönelik projelerini uygulamak açısından AKP’den daha iyi bir alternatifi oluşturmayı zorladıkları halde bir türlü ortaya çıkaramadıkları için kabullenme konumuna gelmiş bulunmaktadırlar.

Batı çıkarlarının Ortadoğu’daki merkezi güvencesi konumuna getirilmek istenen Türkiye bir an önce istikrara kavuşturulmalı, bölgesi ve ülkesi içinde barışı sağlayarak bölgenin dönüştürülmesi projesindeki model rolünü, laiklik ve İslami kimliği meczeden, yaşantı ve tavırlarıyla bölgede saygınlığı olan siyasilerin öncülüğünde etkili bir biçimde oynayabilmeliydi. Bu sebeple, yıllardır koruyup destekledikleri PKK ve Ergenekon’u tasfiye sürecini başlattılar. Bu yüzden ABD ve AB, bir yandan yıllardır Türkiye’nin bütün ısrarlarına rağmen yapmadıklarını yaparak PKK’nın üzerine en şiddetli biçimde gitmeye, kendi ülkelerindeki uzantılarını ve Irak’taki yapılanmasını tasfiye niyetlerini açıkça izhar etmeye ve finans kaynaklarını kurutmaya çalışmakta, diğer yandan yıllardır kurup destekledikleri, eğittikleri ve “bizim çocuklar” diye sahiplendikleri darbecileri, Ergenekoncuları tasfiye çabalarına çok açık biçimde destek verip, geçmişteki yandaşlarını bu yeni konsepte uymaya zorlamaktadırlar.

Böylece 85 yıldır süregelen ve aslında sistem de dâhil her şeyi tüketip çıkmaza sürükleyen temel mesele olan, başta İslam ve Kürt kimlikleriyle savaşta, bir takım görece özgürleşme açılımları gerçekleştirilerek, komşularla ilişkilerdeki sorunlar belli ölçüde giderilerek görece bir barış sağlanmak ve zulme itiraz eden kesimler rahatlatılmak suretiyle sistem restore edilerek ömrü uzatılmak isteniyor. İşte önceliği Kürt kimliğinde görece özgürleşmeye vererek başlatılan son açılım süreci de yerel ve küresel boyutta hissedilen bu ihtiyacın dayatmasıyla ortaya çıkmış bulunuyor. Aslında yapılmaya çalışılan, Avrupa’nın faşist dönemini taklit edip, daha sonra o döneme takılı kalarak kendisini yenileyemeyen ve artık bölgedeki Batı çıkarlarına da zarar veren, üstelik Türkiye’nin Ortadoğu’yu dönüştürme projesinin modeli olmasını da engelleyen zorba Kemalist sistemi, Batının son hukuki yapısına göre güncelleme operasyonudur.
85 yıl süresince kullanılan sopa ve havuç politikalarıyla, halk Batı kültürüne uydurulmaya, Kemalizme göre terbiye edilmeye çalışıldı. Ve bu sopa ve baskı dönemleri, sistemin ömrünün yarıdan fazlasını teşkil etmektedir. Tek parti dönemi, CHP-DYP-ANAP-DSP-MHP koalisyon iktidarları, fiili darbe dönemleri, sıkıyönetimli dönemler, olağanüstü hal dönemleri baskı ve sopa politikalarının uygulandığı dönemler olmuş ve halk baskıyla, zorbalıkla resmi ideoloji ve Batı kültürü istikametinde sekülerleştirilmeye, modernleştirilmeye, Türk kimliği altında uluslaştırılmaya çalışılmıştır. Sekülerleştirmenin en başarılı olduğu, en fazla sonuç aldığı dönemler ise, bu baskı dönemlerinden ziyade hep havuç politikalarının uygulandığı (sistemin ilk havuç politikası ve restorasyon dönemi olan Menderes hükümeti, Demirel’in ilk hükümeti-kısmen, en belirgin olarak Özal hükümeti gibi)  dönemler olmuştur. Şimdi de hepsinden daha etkili ve kuşatıcı olarak Erdoğan ve AKP hükümeti döneminin sistemi restore etme süreci yaşanmakta ve halka yönelik zorunlu modernleştirme, sekülerleştirme süreçlerini tamamen kapatıp, artık gönüllü sekülerleşme, modernleşme dönemini başlatma özelliği de taşımaktadır. Durum, bu tür restorasyon dönemlerinde sağlanan imkânlarla geçmişe nazaran önemli sayılabilecek seviyede sermaye birikimine ulaşan ve İslami görünüm ve yaşantıyı belli ölçüde yansıtan insanların büyük çapta liberalleşip, kapitalistleştikleri, kapitalistçe bir yaşam tarzıyla bireysel plandaki kimi kıyafet ve ibadetleri mezcettikleri eklektik bir din algısı çerçevesinde yaşanan gönüllü sekülerleşmenin, liberalleşmenin süratle yaygınlaştığı bir süreçten geçildiğini göstermektedir.
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: