şimdide söz sırasıo bize geldi inş.

'ın Dilemesi
"

dilemedikçe (onlar da) dileyemezler; ancak

'ın dilediğini dileyebilirler"(İlk etapta) İnsanların dilemelerinin

'ın dilemesine bağlı olduğunun belirtildiği beşinci ayet ile insanların mutlak irade sahibi olduklarının anlatıldığı (37.) aycl arasında bir çelişki veya tahdit görülmekledir. Bazı alim ve müfessirler; buradaki ifade, insanlann ancak

'ın kendilerinde yaratmış olduğu irade kuvvetiyle dileyebileceklerinin anlatımı tarzındadır. Eğer böyle olmasaydı insanlar irade sahibi olamazlardı, demişlerdir. Diğer alimler ise; insanların iradesinin

'ın iradesine bağlı ve

'ın iradesinin onların iradelerinin önüne geçmiş olmasından, zahirdeki mutlak anlamın kastedildiği (buna göre de) insanların ancak

'ın dilediği şeyleri dileyebileceklerini, söylemişlerdir.
Bu ayet ile insanlarda mutlak olarak tercih ve irade kaabiliyelinin olduğunu ortaya koyan diğer ayetler arasında çelişki/zıtlık görüldüğünden ötürü bu gibi ayetler; çeşitli kelâmı ekollere mensup alimler arasında tartışma konusu olmuştur,
Bize öyle geliyor ki, birinci görüş insanlarda irade ve tercih etme kabiliyetinin anlatımı ile uygunluk arzetmektedir ki, bu durum daha önce geçen ayetlerde ve bunların dışındaki birçok ayette yer almıştır. Aynı zamanda bu (görüş), insanlarda irade yeteneğinin olduğunu direkt olarak ortaya koyan ayetten sonraki ayetin ruhuna da uygundur. Yine bu, Peygamberlerin gönderilmesi ve ahiret gününün hikmetine de uygundur ki, bu günde insanlar

'ın kendilerine bahşetmiş olduğu bu irade, tercih etme ve fiiliyata geçirme kuvvetiyle işlemiş oldukları amellerinin karşılıklarını göreceklerdir. Buradaki ayetler ile eylemleri ve düşünmeyi insana nispet eden Kur'an'daki ayetlerin büyük bir bölümü neredeyse bu görüşün kesin doğru olduğunu ortaya koyan delillerdendir. Buna ilaveten bizim düşüncemize göre (ilgili) ayet ile; yüz çevirme, inat ve düşmanlık gibi inkarcıların gösterdiği (olumsuz) tavırlara üzülmemesi için Peygamber'in teselli edilmesi amaçlanmıştır. Bu husus Kur'an'daki birçok yerde tekrar edilmiştir. Mesela;
"Kötü işi, kendisine süslendirilip de onu güze! gören kimse, (kötülüğü) hiç istemeyen kimseye benzer mi?

dilediğini sapıklık içinde bırakır, dilediğini yola iletir. Bundan dolayı kendini onlar için helak etme.

onların ne yaptıklarını biliyor." (Fatır 35/8)
"Sen sevdiğini doğru yola iletemezsin, fakat

dilediğini doğru yola iletir. O, yola gelecekleri daha iyi bilir." (Kasas 28/56)
"Eğer onların yüzçevirmesi sana ağır geldiyse, yapabilirsen yerin içine inebileceğin bir tünel ya da göğe çıkabileceğin bir merdiven ara ki, onlara bir mucize getiresin! Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplayıp birleştirirdi, o halde sakın cahillerden olma!" (En'am 6/35)
"Ancak dinleyenler daveti kabul eder. Ölülere gelince,

onları diriltecek, sonra da O'na döndürülecekler." (En'am 6/36)
Görülen o ki, ayetler hidayet ve (daveti) kabulü, (eylemlerin) sahiplerine nispet etmiştir. Bu durum bizim yorumumuzun doğruluğunu gösteren bir delil olabilir.
Kâfirlerin Peygamber'den Mucize İstemeleri Ve Kur'an'ın Verdiği Cevaplar
Kafirlerin meydan okumaları ve mucize taleplerini gösteren birçok tablo Kur'an'da tekrar edilmiştir. 52. ayet bu tür ayetlerdendir ve eğer müfessirlerin rivayetleri sahihse -ki sahih olmalarına engel bir durum da yoktur- bu meydan okuma hareketlerinin ilkini teşkil etmektedir.
Çünkü (bu ayetteki) tablo daha önce de belirttiğimiz gibi başka bir Kur'an nassı ile teyid edilmiştir.Bu durum, kafirlerin kendilerine Peygamber (s)'in risaletinin doğru olduğunun teyid edildiği ve O'na tabi olmanın emredildiği kitapların indirilmesini istemeleri dolayısıyla olmuştur. Müteakip ayetler ise onlan reddetmiş ve bu olumsuz tavırlarının aslında ahi-retten korkmamalarından kaynaklandığını, Peygamber'in risaleti ve O'nun kendilerine okuduğu Kur'an'ın bir öğüt olup, dileyenin öğüt alarak hidayete ulaşabileceğini açıklamış fakat onların (isteklerini) yerine getirmemiştir.
Kur'an kafirlerin göstermiş oldukları her meydan okuma eyleminde ve onların her olağanüstü delil taleplerinde öz olarak tıpkı bu ayetlerde olduğu gibi onları cevaplayıp reddetmiştir.
İfade ve üsluplar farklı olsa da; ayetler kişinin, davetin doğruluğu, kendisinin evrendeki gücü, kainattaki eşsiz deliller, sonsuz hikmet ve ince tabiat kanunlarının farkına varması, üstün ahlâka ve fazilete yönelip günah, azgınlık ve çirkinliklerden engelleyen Özelliğini görmesi için; kafirlerin meydan okuma isteklerine uyulmadan; düşünülmesi için akıllara, yönelmeleri için kalplere hitap edilmek suretiyle; Peygamber'in çağrısının tek bir

'a çağrı ve O'na ibadet; O'nun dışındakilerini bir tarafa atmak ve salih amel işlemek; küfür, şirk, günah ve çirkinliklerden uzaklaşmak olduğu; bu özellikleri taşıyan çağrının bazı olağanüstü desteklere muhtaç olmayıp ancak tefekkür, izan, iyi niyet, temiz kalp ile hak, hayır ve hidayete yönelip, inat ve husûmetten uzak durmak olduğunu; bazen açıkça bazen de üstü kapalı olarak açıklamıştır.
Nitekim şu ayetler bunu göstermektedir:
"O'na bir melek indirilmeli değil miydi?" dediler. Eğer bir melek indirseydik, is bitirilmiş olurdu, artık kendilerine hiç göz açtırılmazdı."
"Eğer O'nu melek yapsaydık, yine bir adam (insan) yapardık ve onları yine düştükleri kuşkuya düşürürdük."
"Senden önce de peygamberlerle alay edilmişti. Fakat onlarla alay edenleri, alay ettikleri gerçek kuşatıverdi." (En'am 6/8-10)
"Eğer kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklarına olanca güçleri ile

'a yemin ettiler. De ki: Mucizeler ancak

'ın katındadır. Hem bilir misiniz o, gelmiş olsa da onlar yine inanmazlar."
"Gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz, ilkin ona inanmadıkları gibi (sonra inanmazlar) ve bırakırız onlan, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar."
"Biz unlara melekleri ındirseydik, ölüler kendileriyle konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydİk,

dilemedikten sonra yine inanmazlardı. Fakat çokları bilmezler." (En'am
"İnkar edenler diyorlar ki: Ona Rabbnden bîr ayet indirilmeli değil miydi? "Sen. ancak bir uyarıcısın; her toplumun bir yol göstericisi vardır." (Ra'd
"Ve iste biz O'nu. Arapça bir hüküm (kitap* olarak indirdik. Eğer sana gelen hu ilimden sonra onların arzularına uyarsan. Artık seni Allahtan kurtaracak ne bir veli ne de korııvucıı olmaz." (Ra'd 13/37)
"Dediler ki: Yerden bize bir göze fıskırtmadtkça sana inanmayız! Yahu! senin hurma ve üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı, aralarından ırmaklar fışkırtmalısın. Yahut zannettiğin gibi üzerimize gökten parçalar düşürmelisin. yahut

'ı ve melekleri karşımıza getirmelisin. altından bir evin olmalı, ya da göğe çıkmalısın. (Yine del sen bizim üzerimize, okuyacağımız bir kitap indirmedikçe senin göğe çıkmana da inanmayız! De ki: Rabbimin şanı yücedir. Ben. sadece elçi bir insan değil miyim'.' Zaten kendilerine hidayet geldiği zaman insanları doğru yola gelmekten alıkoyan şey hep: "

, bir insanı elçi mi gönderdi?" demeleridir. De ki: "Eğer yeryüzünde uslu uslu yürüyen melekler olsaydı elbette onlara gökten bir meleği elçi gönderirdik." De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak

yeter. O, kullanın haber alır, görür. "

kime hidayet ederse, işte doğru yolu bulan odur. Kimi de sapıklıkta bırakırsa artık onlar için ondan başka veliler bulamazsın. Kıyamet günü onları, yüzü koyun, kör. dilsiz ve sağır hır halde süreriz. Varacakları yer cehennemdir. Ateş dindikçe, onlara çılgın alevi arttırırız." (İsra 17/90-97)
"Kendilerine okunan kitabı sana indirmemiz, onlara yetmedi ini? Şüphesiz inanan bir toplum için barda bir rahmet vardır. De ki: "Bizimle sizin aranızda şahıd olarak Allah yeler. O. göklerde ve yerde olanları bilir. Batıla inanıp

'a karşı nankörlük edenler, işte ziyana uğrayanlar onlardır." (Ankebut 29/5 1-52)
Kafirlerin meydan okumalarına verilen bu güçlü cevaplar Peygamber'in çağrısının olağanüstü desteklere (mucizeler) muhtaç olmadığı; niyetleri iyi, vicdanları temiz olanlar, hak ve hakikatle yönelimleri doğru olan kimselerin iman etmiş okluklarının anlatımı tarzındadır. Burada; onların hakka dönüp (Peygamber'in çağrısını) kabul etmeye yöneltiri yeterli hususlar vardır. Niyetleri çirkin olan. hak ve hakikate meyilleri olmayanlaır ne kadar açık delil ve mucize görseler de iman etmeyeceklerdir, Eğer herhangi ıir ayetin olması gerekiyorsa önada onlara okunan ve onların islediklerine tamamen yeterli olan Kuran vardır. İşte bu şekilde Kur'anî-Muhammedi çağrı daha öncekilerden şeriatlarıdır. Şöyle ki İslam, kafirlerin mucize isteklerini verine getirmek için olağanüstü olaylar üzerine bina edilmeyip, akla ve kalbe hitap etmek: kainatla var olan eşsizlik, nizam ve büyüklüğe dikkat çekmek, bu davetin içinde yer alan hak. hayır, iyilik, iyiliği emredip kötülükten nehyelme, güzel/hoş şeylerin helal kılınıp açık ve gizli günahların haram kılınışı, dayanışma ve yardımlaşmaya teşvik, istila ve yağmanın yasaklanması, insanları hak ve sorumluluklar karşısında eşit ve birbirine destek olmaları; hak, adalet, özgürlük, güzellik ve iyiliğin hakim olduğu, bir insani toplumun oluşturulması gibi içinde barındırdığı prensipler üzerine kurulmuştur.
Bir hususa daha dikkat çekmek istiyoruz: Bizim Kur'an ayetlerinden ilham alarak anlattıklarımız, kafirlerin Peygamber (s)'e meydan okumaları ve onların

'la bağlantısı olduğunu destekeyen mucize ve olağanüstü şeyler getirmesini istemelerini reddetme biçimindedir. Yeri geldiğinde üzerinde duracağımı birçok Kur'an ayetinin gösterdiği ve sağlam senetli birçok hadiste yer aldığı üzere: çoğu kez; özelde kendisi ve genel olarak da tüm müslümanlar İçin yüce

'ın Peygamber (s) elinde çeşitli suretlerde birtakım mucizeleri göstermiş olduğunu inkar etmiyoruz. Bunlar Peygamber (s)"in gece yolculuğu (İsra), kendisine vahiy inmesi.

'ın meleğini görmesi, ruhanî-rabbani sahneleri ve

'ın büyük delillerini müşahade etmesi (gibi mucizelerdir.) Nitekim bundan önceki sûrenin ayetlerinde bu konuya değinilmiştir.
Böyle söylerken: Kamer sûresinin ilk ayetinde anlatılan, kafirlerin meydan okuma/mucize istemeleri üzerine ayın yarılması olayının fiili olarak meydana gelmiş olduğu hakkında kuvvetli senetleri olan hadislerin varlığını da bilmekleyiz. Şu kadar var ki. yeri geldiğinde bunların üzerinde durulması daha uygun olur.
53. ayet. ahiret konusu ve kafirlerin tavırlarının nedenleri hakkında kuvvetli bir telkini içermiştir. Şöyle ki, ahirete inanmayan (kişi) çeşitli alanlarda, hak ve hayra dikkat etmez; dünyada yaptıklarının karşılığını ve cezasını düşünmediği takdirde vicdanî bir atılını ile bu sahalara atılmaz, akıbetinden kurtulacağını bilirse günah ve çirkin işlerden uzak durmaz. İşle böylece bu ayet. ahiret gününe iman çimenin insanların yaşantısında ne kadar etkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu, daha önceki bir bağlamda bizim açıkladığımız, görüşe uygun düşmekle ve onu desteklemektedir. "Onlardan her biri kendilerine açılmış sahifeler verilmesini islerler" ayetinde ise Kur'an dinleyicilerinde okuryazar olanların sayısının büyük çapla olduğunun ve onların sayfalar yani bir kağıt veya yumuşak ince deri üzerine yazdıkları, katlayıp yaydıkları hususunda bir delil vardır. Bu durum: Arap kültürünün zayıflığı ve çerçevesnin darlığı şeklinde zihinlerde var olan kanaatlerin yanlış olduğunu göstermektedir.
cengiz