Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: müdessir 52-56  (Okunma Sayısı 235 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
iktibas
özel üye
Sağlam Forumcu
***

Karma: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 390



« : Aralık 16, 2008, 04:48:09 ÖS »

52- Aslında bunların her biri, kendisine okunmaya hazır kutsa! sayfalar inmesini istiyor.

Bu adamlar Peygamberimizi kıskanıyorlar. Yüce 'ın O'nu seçmiş olmasını, kendisine vahiy indirmiş olmasını hazmedemiyorlar. Hepsi bu mertebeye erenin kendisi olmasını, kendisine insanlara sunulmaya ve okunmaya hazır bir kitap indirilmiş olmasını karşı konulmaz bir arzu ile istiyor. Bilindiği gibi ileri gelen Kureyşliler, vahyin kendilerini atlayarak Peygamberimize inmiş olmasını yadırgamışlar ve bu duygularını "Şu Kur'an, iki şehir halkından olan büyük bir adama inseydi ya" diyerek açığa vurmaktan çekinmemişlerdi. Okuduğumuz ayet, bu kıskançlığa, bu hazımsızlığa parmak basıyor olmalıdır.

Oysa yüce peygamberliğe kimi uygun gördüğünü sınırsız bilgisi ile belirlememiş ve bu göreve o yüce, onurlu ve saygın insanı seçmiştir. İşte müşriklerin içlerini yakan ve bu ayetin açığa vurduğu kin ateşinin sebebi budur. O düşmanlığın ve gerçeğin sesinden bucak bucak kaçışın bahanesi budur.

Bir sonraki ayette müşriklerin iç dünyalarının tanıtımına devam ediliyor, yüz çevirmelerinin ve inkarcılıklarının bu kıskançlık ve çekememezlik dışındaki bir başka sebebine değiniliyor. Bu sebep içlerindeki ihtiras ateşini anlamsız yere körüklüyor. Çünkü onlar yüce 'ın vahyine ve ayrıcalığına muhatap olmak için en ufak bir yeterliğe, en ufak bir yeteneğe sahip değildirler. Onları dayanaksız bir ihtirasın pençesine düşüren sebep şudur:

 

53- Hayır, hayır! Aslında onlar ahiretten korkmuyorlar.

Bu zavallılar, ahiretten korkmadıkları için kendilerine yapılan hatırlatmaları umursamıyorlar, gerçeğe yönelik çağrıdan bucak bucak kaçıyorlar. Eğer kalpleri, ahiret gerçeğinin bilincinde olsaydı, tutumları farklı olur, kendilerini rehavete sürükleyen tereddütlerinden arınırlardı.

Adamlar bir kere daha paylanıyorlar ve bu azarlama ile birlikte onlara son söz söyleniyor. Bu sözün arkasından seçtikleri yolla ve gelecekle başbaşa bırakılıyorlar. Okuyoruz:

54- Hayır, hayır! Bu Kur'an bir öğüt, bir hatırlatmadır.

55- İsteyen ondan ders alır.

Peygambere karşı için için kin besledikleri ve ahireti umursamadıkları için dinlemek istemedikleri ve çağrısından yaban eşekleri gibi kaçtıkları bu Kur'an uyarısı bir hatırlatma, bir öğüttür. isteyen bundan dersini alsın. Ders almak istemeyene gelince kendini bilir,durumu ve geleceği kendini ilgilendirir. isterse cenneti ve onurluluğu seçer, dilerse "sakar" cehennemini ve onursuz geleceği tercih eder.

Adamların diledikleri yolu seçebilecekleri belirtildikten hemen sonra yüce 'ın dileğinin sınırsızlığı ve her şeyin eninde sonunda bu dileğe bağlı olduğu vurgulanıyor. Kur'an, yüce 'ın dileğine ilişkin iman içerikli düşünceyi ne zaman doğru yere oturtmak isterse bu dileğin sınırsızlığını, geniş kapsamlılığını, bütün olayların ve gelişmelerin arkasında birinci derecede rol oynayan baş faktör olarak yer aldığını özenle hatırlatır. Okuyoruz:

56- Fakat dilemedikçe onlar bundan ders alamazlar. O kendisinden korku duyulmaya ve affetmeye lâyıktır.

Şu evrende meydana gelen bütün olaylar ve gelişmeler bu büyük dileğe bağlıdır. Bu dilek kendi doğrultusunda, kendi alanı içinde engellenmeksizin yolunu izler. Yüce 'ın hiçbir yaratığı O'nun dileği ile çelişecek bir şey dileyemez. O'nun dileği tüm evrenin kaderine egemendir. Evreni yoktan var eden, onun kanunlarını ve geleneklerini koyan O'dur. Evren, canlı-cansız bütün varlıkları ile her türlü çerçeveden, her türlü sınırdan ve her türlü bağdan arınmış olan bu yüce dileğin çizdiği çerçeve içinde varlıklarını ve gelişmelerini sürdürürler.

Öğütlerden ders almak, yüce 'ın lütfettiği bir başarıdır; o bu başarıyı ancak onu hakkeden iyi niyetli kullarına nasip eder. "Kalpler, yüce 'ın parmakları arasındadır", onları dilediği tarafa çevirir. Eğer kulunun iyi niyetli olduğunu belirlerse kendisini ibadet etmeye, iyi işler yapmaya yöneltir.

Kul, yüce 'ın kendisine yönelik dileğinin ne yönde olduğunu bilemez. Bu bilgisi kullara kapalı bir "gayb" sırrıdır. Fakat herkes, 'ın kendisinden ne istediğini bilir. Bu konu kullara açıklanmıştır. Eğer kul, iyi niyetle yükümlülüklerine sarılırsa yüce onun yardımına koşarak, onu özgür dileği uyarınca iyiliğe yöneltir.

Kur'an'ın Müslümanın zihnine işlemek istediği şey, 'ın dileğinin özgürlüğü ve bütün kulların dileklerini kapsamına aldığıdır. Amaç kulun bu dileğe içtenlikle yönelmesi, ona kayıtsız şartsız teslim olmasıdır. Bu islamın her kalbe yerleştirmek istediği bir gerçektir. Bu gerçekten yoksun olan kalplerde islamın da yeri olmaz. Eğer bu gerçek bir kalbe yerleşirse onu özel ve köklü bir değişime uğratır, orada hayatın bütün olayları için başvuru merkezi oluşturan kendine özgü bir düşünce meydana getirir. Yüce 'ın gerek cennete ve cehenneme, gerekse hidayete ve sapıklığa ilişkin her vaadinden, her tehdidinden sözedildikten sonra hemen 'ın dileğinin özgür kapsamlı olduğunun vurgulanmasındaki asıl amaç budur.

Yüce 'ın dilediğinin sonsuz olduğu gerçeğini çarpıtarak onu determinizm (gerekçilik) ve volantarizm (iradecilik) tartışmalarına malzeme yapmaya gelince bu tutum genel bir kavramı, mutlak bir gerçeği kesip biçerek kapalı ve dar bir kalıba sokmaktır ki bundan gönül açıcı bir sonuca varılamaz. Çünkü bu genel kavaramı dar ve sıkışık bir kalıba yerleştirme girişiminin Kur'an'ın hiçbir ayetinde yeri yoktur. Evet;

" dilemedikçe onlar bundan ders alamazlar."

Yani kulların diledikleri, yüce 'ın dilediği ile çatışamaz. Onlar yüce 'ın iradesi olmaksızın herhangi bir yönde hareket edemezler. Onlara yönelme ve hareket gücünü verecek olan O'dur. Evet;

" kendinden korku duyulmaya layıktır."

Kulları O'ndan korkmalıdırlar. Bu onlardan istenen ve beklenen bir reaksiyondur. Bunun yanısıra;

" affetmeye layıktır."

O dileği uyarınca kullarının günahlarını bağışlar. korkusu, bağışlanmaya kapı açar. Yüce bunların her ikisine layık ve yatkındır.

Sure, bu kalp ürpertici "tesbih"le noktalanıyor. insan ruhu bu tesbih cümleciklerinin verdikleri cesaretle yüce 'ın cömert dergahına umutla yöneliyor. Yüce 'tan hatırlatmalardan öğüt alma kendinden korkmaya yöneltme başarısı ile karşılıksız bağış bekliyor. Çünkü o "Kendinden korku duyulmaya ve affetmeye layıktır."

 
SEYYİD KUTUB
Logged
iktibas
özel üye
Sağlam Forumcu
***

Karma: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 390



« Yanıtla #1 : Aralık 16, 2008, 04:55:44 ÖS »

mevdudi ise müdesir suresi 52. ayeti kerimeyi şöyle izah ediyor.

Muhammed benim peygamberimdir, onun için ona itaat edin" şeklinde yazılmış birer mektup getirmelidir. Üstelik bu mektubun 'tan geldiğini görerek inanmak istiyorlar. Kur'an'da başka bir yerde yine bunlar ", Rasullerine verdiği şeyi bize de vermezse inanmayız" (Enam: 124) demişlerdi. Diğer bir yerde de "Sen göğe git ve oradan bizim okuyacağımız bir kitap getir" (İsra 93) isteğinde bulunmuşlardı.
 Yani, onların iman etmemelerinin sebebi, Rasulü'nün onların isteklerini yerine getirmediği için değildir. Asıl sebep, onların ahiretten korkmamaları ve her şeyi bu dünyadan ibaret zannetmeleridir. Düşünmüyorlar ki bu dünyadan başka bir hayat daha vardır. Orada, bu dünyada iken sorumsuzca ve aldırış etmeden yaptıklarının hesabını vereceklerdir. Bunlar Hak ve batılı anlamsız zannediyorlardı. Bu dünyadayken görüyorlardı ki doğruya uyan bir kimseye her zaman bir fayda temin etmiyor ve batıla gitmenin neticesi de her zaman zarar getirmiyordu. Bu yüzden bu konuda düşünmeyi gereksiz görüyorlardı. Hak nedir, batıl nedir onlar için bir anlam ifade etmiyordu. İşte bu mesele üzerinde ciddi olarak düşünen kimse, bu dünyanın geçici bir hayat olduğunu bilir ve asıl ve ebedi hayatın ahiret hayatı olduğunu kabul eder. Doğruya uyanın sonu orada muhakkak güzel, batıla uyanların ise sonu muhakkak kötü olacaktır. Kur'an'ın ileri sürdüğü bu mantıkî delilleri ve saf talimatları görerek böyle bir kimse iman edecek ve aklını kullanarak Kur'an'a göre yanlış olan inanç ve eylemlerin gerçekten yanlış olduğunu anlamaya çalışacaktır. Fakat ahireti inkar eden kimsenin zaten doğruyu aramaya ciddi isteği yoktur. İman etmemek için her an yeni bir talepte bulunacak ve bir bahane uyduracaktır. Aynı husus Enam Suresi 7. ayette de şöyle ifade edilmektedir. "Ey Peygamber! Sana bir kağıtta yazılmış bir kitap indirseydik de onlar ona elleriyle dokunmuş olsalardı, kafir olanlar yine muhakkak 'Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir' diyeceklerdi."
 Yani, onların bu gibi istekleri asla yerine getirilmeyecektir

55- Artık kim dilerse, öğüt alıp-düşünür.
56- dilemedikçe, onlar öğüt almazlar; takvanın sahibi   (onu kabul etmeye ehli olan) O'dur, mağfiretin sahibi  (bağışlamaya ehil olan da) O'dur.



 Yani, bir kimsenin hidayeti yalnız onun kendi iradesine bağlı değildir. Ancak eğer ona bunu nasip ederse olur. Diğer bir ifade ile burada şu gerçek vurgulanmaktadır: Kulun hiçbir eylemi yalnız onun kendi iradesiyle meydana gelmez. Ancak o fiil 'ın iradesi ile tevafuk ederse gerçekleşir. Bu çok nazik bir meseledir. Bu hususu doğru düzgün anlamamak yüzünden birçok insana her istediği şeyi gerçekleştirebilme gücü verilseydi, o zaman bu dünyanın nizamı alt üst olmaz mıydı? Bu nizam, 'ın iradesi diğer bütün iradelerin üzerinde galip olduğu için ayaktadır. Bir insan bir şeyi, ancak o şeye izin verdiği zaman yapabilir. Aynı şey hidayet ve dalâlet için de geçerlidir. Sadece bir kimsenin hidayet isteği ile o kimsenin hidayete ermesi yeterli olamaz. Ona hidayet, ancak 'ın, onun dilediğini yerine getirmeye karar vermesinden sonra olur. Öte taraftan dalâlet için de aynı şey geçerlidir. Bir kimsenin dalâlete düşmek istemesi salt yeterli olmamaktadır. Ancak onun bu sapıtma ve dalâlete düşme isteğine izin verirse, onun sapık bir yolda ilerlemesi mümkün olur ve o da türlü türlü yollara sapar. Meselâ bir kimse hırsız olmak isterse, bir eve girerek istediği şeyi çalması için sırf bu temenni yeterli değildir. Ancak 'ın büyük hizmetleri ve onun maslahatına göre bu isteğe ne vakit, ne kadar ve ne şekilde yapılacağı fırsatı tanınırsa, hırsızlık eylemi gerçekleşir.
 Yani, 'ın hoşnut olmayacağı şeylerden sakınmanız tavsiyesinde bulunulmaktadır. Bu, ona muhtaç olduğu için değildir. Siz böyle yapmadığınız zaman O bir zarar görecek değildir. Aslında bu nasihat, 'ın rızasını aramanın ve O'nun emirlerine karşı gelmemenin, kulları üzerinde 'ın hakkı olduğu içindir.
. Yani, bir kimse ne kadar isyankarlıkta bulunmuş ve ne kadar günah işlemiş olursa olsun, bunlardan vazgeçerek 'ın rahmetine sığındığı an, onu bağışlar. Bu günahları hiçbir şekilde affetmeyerek onu cezalandırma gibi bir intikam duygusu taşımaması, ancak ve ancak büyük şan sahibi 'a yakışır.
mevdudi
Logged
iktibas
özel üye
Sağlam Forumcu
***

Karma: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 390



« Yanıtla #2 : Aralık 16, 2008, 05:12:17 ÖS »

şimdide söz  sırasıo bize geldi inş.

'ın Dilemesi
 

" dilemedikçe (onlar da) dileyemezler; ancak 'ın dilediğini dileyebilirler"(İlk etapta) İnsanların dilemelerinin 'ın dilemesine bağlı olduğunun belirtildiği beşinci ayet ile insanların mutlak irade sahibi olduklarının anlatıldığı (37.) aycl arasında bir çelişki veya tahdit görülmekledir. Bazı alim ve müfessirler; buradaki ifade, insanlann ancak 'ın kendilerinde yaratmış olduğu irade kuvvetiyle dileyebileceklerinin anlatımı tarzındadır. Eğer böyle olmasaydı insanlar irade sahibi olamazlardı, demişler­dir. Diğer alimler ise; insanların iradesinin 'ın iradesine bağlı ve 'ın iradesi­nin onların iradelerinin önüne geçmiş olmasından, zahirdeki mutlak anlamın kastedildi­ği (buna göre de) insanların ancak 'ın dilediği şeyleri dileyebileceklerini, söyle­mişlerdir.

Bu ayet ile insanlarda mutlak olarak tercih ve irade kaabiliyelinin olduğunu ortaya koyan diğer ayetler arasında çelişki/zıtlık görüldüğünden ötürü bu gibi ayetler; çeşitli kelâmı ekollere mensup alimler arasında tartışma konusu olmuştur,

Bize öyle geliyor ki, birinci görüş insanlarda irade ve tercih etme kabiliyetinin anla­tımı ile uygunluk arzetmektedir ki, bu durum daha önce geçen ayetlerde ve bunların dı­şındaki birçok ayette yer almıştır. Aynı zamanda bu (görüş), insanlarda irade yeteneği­nin olduğunu direkt olarak ortaya koyan ayetten sonraki ayetin ruhuna da uygundur. Yi­ne bu, Peygamberlerin gönderilmesi ve ahiret gününün hikmetine de uygundur ki, bu günde insanlar 'ın kendilerine bahşetmiş olduğu bu irade, tercih etme ve fiiliyata geçirme kuvvetiyle işlemiş oldukları amellerinin karşılıklarını göreceklerdir. Buradaki ayetler ile eylemleri ve düşünmeyi insana nispet eden Kur'an'daki ayetlerin büyük bir bölümü neredeyse bu görüşün kesin doğru olduğunu ortaya koyan delillerdendir. Buna ilaveten bizim düşüncemize göre (ilgili) ayet ile; yüz çevirme, inat ve düşmanlık gibi in­karcıların gösterdiği (olumsuz) tavırlara üzülmemesi için Peygamber'in teselli edilmesi amaçlanmıştır. Bu husus Kur'an'daki birçok yerde tekrar edilmiştir. Mesela;

"Kötü işi, kendisine süslendirilip de onu güze! gören kimse, (kötülüğü) hiç istemeyen kimseye benzer mi? dilediğini sapıklık içinde bırakır, dilediğini yola iletir. Bun­dan dolayı kendini onlar için helak etme. onların ne yaptıklarını biliyor." (Fatır 35/8)

"Sen sevdiğini doğru yola iletemezsin, fakat dilediğini doğru yola iletir. O, yo­la gelecekleri daha iyi bilir." (Kasas 28/56)

"Eğer onların yüzçevirmesi sana ağır geldiyse, yapabilirsen yerin içine inebileceğin bir tünel ya da göğe çıkabileceğin bir merdiven ara ki, onlara bir mucize getiresin! Al­lah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplayıp birleştirirdi, o halde sakın cahil­lerden olma!" (En'am 6/35)

"Ancak dinleyenler daveti kabul eder. Ölülere gelince, onları diriltecek, sonra da O'na döndürülecekler." (En'am 6/36)

Görülen o ki, ayetler hidayet ve (daveti) kabulü, (eylemlerin) sahiplerine nispet etmiştir. Bu durum bizim yorumumuzun doğruluğunu gösteren bir delil olabilir. 

 

Kâfirlerin Peygamber'den Mucize İstemeleri Ve Kur'an'ın Verdiği Cevaplar
 

Kafirlerin meydan okumaları ve mucize taleplerini gösteren birçok tablo Kur'an'da tekrar edilmiştir. 52. ayet bu tür ayetlerdendir ve eğer müfessirlerin rivayetleri sahihse -ki sahih olmalarına engel bir durum da yoktur- bu meydan okuma hareketlerinin ilkini teşkil etmektedir.

Çünkü (bu ayetteki) tablo daha önce de belirttiğimiz gibi başka bir Kur'an nassı ile teyid edilmiştir.Bu durum, kafirlerin kendilerine Peygamber (s)'in risaletinin doğru olduğunun teyid edildiği ve O'na tabi olmanın emredildiği kitapların indirilmesini istemeleri dolayısıyla olmuştur. Müteakip ayetler ise onlan reddetmiş ve bu olumsuz tavırlarının aslında ahi-retten korkmamalarından kaynaklandığını, Peygamber'in risaleti ve O'nun kendilerine okuduğu Kur'an'ın bir öğüt olup, dileyenin öğüt alarak hidayete ulaşabileceğini açıkla­mış fakat onların (isteklerini) yerine getirmemiştir.

Kur'an kafirlerin göstermiş oldukları her meydan okuma eyleminde ve onların her olağanüstü delil taleplerinde öz olarak tıpkı bu ayetlerde olduğu gibi onları cevaplayıp reddetmiştir.

İfade ve üsluplar farklı olsa da; ayetler kişinin, davetin doğruluğu, kendisinin evren­deki gücü, kainattaki eşsiz deliller, sonsuz hikmet ve ince tabiat kanunlarının farkına varması, üstün ahlâka ve fazilete yönelip günah, azgınlık ve çirkinliklerden engelleyen Özelliğini görmesi için; kafirlerin meydan okuma isteklerine uyulmadan; düşünülmesi için akıllara, yönelmeleri için kalplere hitap edilmek suretiyle; Peygamber'in çağrısının tek bir 'a çağrı ve O'na ibadet; O'nun dışındakilerini bir tarafa atmak ve salih amel işlemek; küfür, şirk, günah ve çirkinliklerden uzaklaşmak olduğu; bu özellikleri taşıyan çağrının bazı olağanüstü desteklere muhtaç olmayıp ancak tefekkür, izan, iyi ni­yet, temiz kalp ile hak, hayır ve hidayete yönelip, inat ve husûmetten uzak durmak ol­duğunu; bazen açıkça bazen de üstü kapalı olarak açıklamıştır.

Nitekim şu ayetler bunu göstermektedir:

"O'na bir melek indirilmeli değil miydi?" dediler. Eğer bir melek indirseydik, is bi­tirilmiş olurdu, artık kendilerine hiç göz açtırılmazdı."

"Eğer O'nu melek yapsaydık, yine bir adam (insan) yapardık ve onları yine düştük­leri kuşkuya düşürürdük."

"Senden önce de peygamberlerle alay edilmişti. Fakat onlarla alay edenleri, alay ettikleri gerçek kuşatıverdi." (En'am 6/8-10)

"Eğer kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklarına olanca güçleri ile 'a yemin ettiler. De ki: Mucizeler ancak 'ın katındadır. Hem bilir misiniz o, gelmiş olsa da onlar yine inanmazlar."

"Gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz, ilkin ona inanmadıkları gibi (sonra inan­mazlar) ve bırakırız onlan, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar."

"Biz unlara melekleri ındirseydik, ölüler kendileriyle konuşsaydı ve her şeyi topla­yıp karşılarına getirseydİk, dilemedikten sonra yine inanmazlardı. Fakat çokları bilmezler." (En'am

"İnkar edenler diyorlar ki: Ona Rabbnden bîr ayet indirilmeli değil miydi? "Sen. ancak bir uyarıcısın; her toplumun bir yol göstericisi vardır." (Ra'd

"Ve iste biz O'nu. Arapça bir hüküm (kitap* olarak indirdik. Eğer sana gelen hu ilimden sonra onların arzularına uyarsan. Artık seni Allahtan kurtaracak ne bir veli ne de korııvucıı olmaz." (Ra'd 13/37)

"Dediler ki: Yerden bize bir göze fıskırtmadtkça sana inanmayız! Yahu! senin hurma ve üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı, aralarından ırmaklar fışkırtmalısın. Yahut zannettiğin gibi üzerimize gökten parçalar düşürmelisin. yahut 'ı ve melekleri kar­şımıza getirmelisin. altından bir evin olmalı, ya da göğe çıkmalısın. (Yine del sen bizim üzerimize, okuyacağımız bir kitap indirmedikçe senin göğe çıkmana da inanma­yız! De ki: Rabbimin şanı yücedir. Ben. sadece elçi bir insan değil miyim'.' Zaten kendi­lerine hidayet geldiği zaman insanları doğru yola gelmekten alıkoyan şey hep: ", bir insanı elçi mi gönderdi?" demeleridir. De ki: "Eğer yeryüzünde uslu uslu yürüyen melekler olsaydı elbette onlara gökten bir meleği elçi gönderirdik." De ki: "Benimle si­zin aranızda şahit olarak yeter. O, kullanın haber alır, görür. " kime hida­yet ederse, işte doğru yolu bulan odur. Kimi de sapıklıkta bırakırsa artık onlar için on­dan başka veliler bulamazsın. Kıyamet günü onları, yüzü koyun, kör. dilsiz ve sağır hır halde süreriz. Varacakları yer cehennemdir. Ateş dindikçe, onlara çılgın alevi arttırı­rız." (İsra 17/90-97)

"Kendilerine okunan kitabı sana indirmemiz, onlara yetmedi ini? Şüphesiz inanan bir toplum için barda bir rahmet vardır. De ki: "Bizimle sizin aranızda şahıd olarak Al­lah yeler. O. göklerde ve yerde olanları bilir. Batıla inanıp 'a karşı nankörlük edenler, işte ziyana uğrayanlar onlardır." (Ankebut 29/5 1-52)

Kafirlerin meydan okumalarına verilen bu güçlü cevaplar Peygamber'in çağrısının olağanüstü desteklere (mucizeler) muhtaç olmadığı; niyetleri iyi, vicdanları temiz olan­lar, hak ve hakikatle yönelimleri doğru olan kimselerin iman etmiş okluklarının anlatımı tarzındadır. Burada; onların hakka dönüp (Peygamber'in çağrısını) kabul etmeye yönel­tiri yeterli hususlar vardır. Niyetleri çirkin olan. hak ve hakikate meyilleri olmayanlaır ne kadar açık delil ve mucize görseler de iman etmeyeceklerdir, Eğer herhangi ıir ayetin olması gerekiyorsa önada onlara okunan ve onların islediklerine tamamen yeterli olan Kuran vardır. İşte bu şekilde Kur'anî-Muhammedi çağrı daha öncekilerden şeriatlarıdır.  Şöyle ki İslam, kafirlerin mucize isteklerini verine getirmek için olağanüstü olaylar üzerine bina edilmeyip, akla ve kalbe hitap etmek: kainatla var olan eşsizlik, ni­zam ve büyüklüğe dikkat çekmek, bu davetin içinde yer alan hak. hayır, iyilik, iyiliği emredip kötülükten nehyelme, güzel/hoş şeylerin helal kılınıp açık ve gizli günahların haram kılınışı, dayanışma ve yardımlaşmaya teşvik, istila ve yağmanın yasaklanması, insanları hak ve sorumluluklar karşısında eşit ve birbirine destek olmaları; hak, adalet, özgürlük, güzellik ve iyiliğin hakim olduğu, bir insani toplumun oluşturulması gibi için­de barındırdığı prensipler üzerine kurulmuştur.

Bir hususa daha dikkat çekmek istiyoruz: Bizim Kur'an ayetlerinden ilham alarak anlattıklarımız, kafirlerin Peygamber (s)'e meydan okumaları ve onların 'la bağ­lantısı olduğunu destekeyen mucize ve olağanüstü şeyler getirmesini istemelerini red­detme biçimindedir. Yeri geldiğinde üzerinde duracağımı birçok Kur'an ayetinin gös­terdiği ve sağlam senetli birçok hadiste yer aldığı üzere: çoğu kez; özelde kendisi ve ge­nel olarak da tüm müslümanlar İçin yüce 'ın Peygamber (s) elinde çeşitli suretler­de birtakım mucizeleri göstermiş olduğunu inkar etmiyoruz. Bunlar Peygamber (s)"in gece yolculuğu (İsra), kendisine vahiy inmesi. 'ın meleğini görmesi, ruhanî-rabba­ni sahneleri ve 'ın büyük delillerini müşahade etmesi (gibi mucizelerdir.) Nitekim bundan önceki sûrenin ayetlerinde bu konuya değinilmiştir.

Böyle söylerken: Kamer sûresinin ilk ayetinde anlatılan, kafirlerin meydan oku­ma/mucize istemeleri üzerine ayın yarılması olayının fiili olarak meydana gelmiş oldu­ğu hakkında kuvvetli senetleri olan hadislerin varlığını da bilmekleyiz. Şu kadar var ki. yeri geldiğinde bunların üzerinde durulması daha uygun olur.

53. ayet. ahiret konusu ve kafirlerin tavırlarının nedenleri hakkında kuvvetli bir tel­kini içermiştir. Şöyle ki, ahirete inanmayan (kişi) çeşitli alanlarda, hak ve hayra dikkat etmez; dünyada yaptıklarının karşılığını ve cezasını düşünmediği takdirde  vicda­nî bir atılını ile bu sahalara atılmaz, akıbetinden kurtulacağını bilirse günah ve çirkin iş­lerden uzak durmaz. İşle böylece bu ayet. ahiret gününe iman çimenin insanların yaşan­tısında ne kadar etkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu, daha önceki bir bağlamda bizim açıkladığımız, görüşe uygun düşmekle ve onu desteklemektedir. "Onlardan her biri ken­dilerine açılmış sahifeler verilmesini islerler" ayetinde ise Kur'an dinleyicilerinde okur­yazar olanların sayısının büyük çapla olduğunun ve onların sayfalar yani bir kağıt veya yumuşak ince deri üzerine yazdıkları, katlayıp yaydıkları hususunda bir delil vardır. Bu durum: Arap kültürünün zayıflığı ve çerçevesnin darlığı şeklinde zihinlerde var olan kanaatlerin yanlış olduğunu göstermektedir.

cengiz
Logged
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Online Online

Mesaj Sayısı: 9894



WWW
« Yanıtla #3 : Aralık 16, 2008, 11:18:38 ÖS »

 
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: