48- Artık onlara şefaat edebilecek olanların aracılığı yarar sağlamaz.
Bu ayet de daha önceki ayetlerin devamı olup, kıyamet günü günahkâr/suçluya şefaatçilerin yarar sağlamayacağını; davranışlarından dolayı müstehak oklukları korkunç mekana varacaklarını anlatmaktadır.
Görüldüğü üzere ayet, kişiye imanı ve amel-i salibinin fayda vereceği gerçeğine kafirlerin dikkatini çekmiş; onları sapıklıktan vazgeçmeye ve şefaatçilerin şefaatlerine meyletmemeye yöneltmiştir,
Araplara Göre Şefaat İnancı
Birçok Kur'an ayeti, Arapların şefaat hakkındaki inançlarım ve şefaat meselesini; onların büyük çoğunluğunun tabi olduğu şefaat inancının şirk inancına yaklaştığını göstererek anlatmıştır. Çok sayıda Kur'an ayetinin de belirttiği gibi onlar

'ın en büyük ilah olduğunu itiraf etmekteydiler. Mesela:
"De ki: 'Biliyorsunuz dünya ve içinde bulunanlar kimindir? '

'ındır' diyecekler. O halde düşünmüyor musunuz? 'Yedi göğün Rabbi ve büyük arşın Rabbi kimdir' de. Bunlar

'ındır diyecekler. 'O halde korunmuyor musunuz?' de. '

'a aittir diyecekler. 'O halde, nasıl büyüleniyorsunuz' de". (Müminim 23/84-89)
"Onlara, 'Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan elbette diyecekler ki: "Onları, çok üstün, çok bilen (

)yarattı." (Zuhruf 43/9)
"Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız

'a has kılarak O'na yalvarırlar. Fakat (

) onları salimen karaya çıkarınca hemen ortak koşarlar". (Ankebut 29/65)
(Cahiliye Arapları

'a) inanmakla birlikte, birçok ayetin de gösterdiği gibi; Allah nezdinde şefaat etmelerini istemek kasdiyla; İbadet, yönelim ve duada O'na başka varlıkları şirk koşuyorlardı. Mesela:
"

'ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de yarar veremeyen şeylere, tapıyorlar ve: Bunlar

katında bizim şefaatçilerimizde! diyorlar. De ki:

'ın, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi

'a haber veriyorsunuz? O, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir." (Yunus 10/18)
"İyi bil ki, halis din yalnız

' indir. O'ndan başka veliler edinerek: "Biz bunlara, sırf bizi

'a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz" diyenler: şüphesiz ki

, onlar arasında, ayrılığa düştükleri şeyde hüküm verecektir.

; yalancı, nankör insanı doğru yola iletmez." (Zümer 39/3)
Tercih edilen görüşe göre; şu an konumuzu teşkil eden ayetin anlamı; (şefaat inancının) kötülenmesi ve buna inananların dalalet ve hüsranda olduklarının vurgulanması ile bağlantılıdır. Çok sayıdaki ayette bu husus tekrar edilmiştir. Mesela:
"Yoksa

'tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: "Onlar, hiç bir şeve malik olmayan, düşünmeyen şeyler olsalar da mı? De ki: "Bütün şefaat

'ındır. Göklerin ve yerin mülkü onundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz." (Zümer 39/43-44)
"Ondan başka yalvardıkları şeyler, şefaate sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır." (Zuhruf 43/86)
Daha önce açıkladığımız üzere söz konusu ayetlerin çoğu Arapların, inandıkları ve

'a ortak koştukları şefaatçilerin ilk etapta; -Allah'ın kızları olmaları ve onun huzurunda bulunmalarını kabul etmeleri itibariyle-"melekler" olduğunu göstermekledir. Bu belki de, zihinlerinde

'ı, dünyanın kralları, oğul ve saltanat sahipleriyle mukayese etmelerinden kaynaklanmaktadır. Öyle ki, bu kimselerin çaba ve çıkarları, bunlar ile ihtiyaç sahipleri arasında engel olmuş, onlar da bu kimselere ulaştıracak aracıların zorunlu olduğu kanaatine varmışlardır. (Ayetler) Arapların,

'a ve O'nun büyüklüğüne i-man etmelerine rağmen, hiç bir şaibe ve karmaşaya yer vermeyen İslamdaki eşsiz tev-hid İnancının ne anlama geldiğini göstermektedir.
Durum ne olursa olsun burdada ayet ve konumuzla ilgili diğer ayetlerde şefaatçilerin şefaatine dayanmanın sapıklık olduğuna dair, geniş boyutlu bir beyan vardır. Öyle ki. kişi iman edip salih amel işleyenlerden olmaz ise bu şefaatçilerin

yanındaki mertebeleri ne kadar yüce olursa olsun.

'ın rızasını gözeten; ona iman edip takva edenler müstesna; şefaat etmeleri imkansızdır. Burada engelleyici ve yoneltici bir durum vardır.
cengiz