|
Yakup
|
 |
« : Eylül 01, 2010, 09:21:33 ÖS » |
|
Günümüz insanlarının uyarılıp-korkutulduğu bir çok şeyler vardır. Hakim otoritelerden ve bu otoritelerin hazırladığı kanun kitaplarından kaynaklanan uyarıp-korkutmalar, genel olarak bu siyasi otoritelerin çıkarlannı gözeten, bunların zulümlerine ve bu zulümlerin devamına olanak sağlayan uyarıp-korkutmalardır. İnsanların din adına yüz yüze getirildiği uyarıp-korkutulmalar ise, bunları gündeme getiren fırka veya grupların keyfiyetine göre değişmektedir. Gerçi bunların yaptıkları şey uyarıp-korkutma değil, en doğru ifadesiyle uyutup korkutmadır. Resmi din anlayışının köpekleri olan bel'amlar, insanları özellikle tağut ile uyutup, tabut ile korkuturlarken, birçok batıl gruplara mensup olan kimseler ise insanları liderleriyle, şeyhleriyle veya bilmem hangi ölü­nün manevi tokatıyla korkutabilmektedirler!. Oysa herhangi bir uyarıp-korkutmanm hak olabilme­si için, insanlann uyarılıp-korkutulduğu mercinin, bu yetki­ye, bu güce sahip olması gerekmektedir. Mesela günü­müzdeki insanları açlık ile korkutan merciler, insanlara rızık vermeye mutlak muktedir olan merciler değildir. Fakat ne gariptir ki, insanlara rızk verici yani Rezzak olan (c.c), in­sanları açlık ile korkutmazken, kendi rızıkları için dahi 'a muhtaç olan yaratık­lar, insanları açlık ile korkutabilmektedirier!. Nitekim üç kuruş maaş için tağuta kulluk yapan bir­çok zavallıda, bu açlık korkusu bulunmaktadır. Bütün dikkatlerini kendilerine bir lokma ekmek uzatan ele yönelten bu zavallılar, eli ve ekmeği yaratan 'tan değil, o elin sahibinden korkmaktadırlar!. Birçok batıl tarikate mensup kimseler ise “Benim şeyhim, beni her yerde işitiyor, beni her yerde görüyor” diyerek, şeyhlerinden korkup sakınmakta ve tavırlarına bu korkuyla istikamet vermektedirler. Bu gibi hadiselere hüsnüzanla yaklaşan bazı kimseler “Bu müridler, şeyhlerinden böyle sakındıkları için kötülüklere yönelmiyorlar, bu iyi bir şey değil mi?” demektedirler. Açık yüreklilikle belirtelim ki, bu iyi bir şey değil!. Çünkü katında makbul olan ibadetler, için yapılan ibadetlerdir. Her şeyi, her yerde hakkıyle gö­ren ve işiten Rabbimizin bu sıfatlarını bir yaratılmışa nisbet ederek şirk içine düşen insanlar, bu şirki yöneliş ile hangi iyiliği yaparlarsa yapsınlar, hangi kötülükten sakınırlarsa sakınsınlar, Rabbimiz katında makbul değiidir. Çünkü ön­celikle sakınılması gereken en büyük kötülük şirktir. Şeyhlerinin kendilerini gördüğünü, kendilerini işittiğini kabul ederek kötülüklerden sakın­maya çalışan kimseler, bu rabıtayı neden ile yapmıyorlar ki? Gerçekten korkmaları, korkup sakınmaları gereken merci, kendilerini hak­kıyle gören, hakkıyle işiten ve Kahhar olan (c.c.) de­ğil mi? Yoksa bu kimseler İçin sadece korkusu yeterli olmuyor mu!. Oysa kendilerini ve bütün dünya insanlarını uyarıp-korkutma meselesinde, müslümanlar için yegane kaynak olan Kur'an-ı Kerim; bütün bir insanlığı beşeri tehditlerle değil, (c.c.)'ın İlahi tehditleriyle uyarıp-korkutma için indirilmiştir. “Alemlere uyarıcı-korkutucu olsun diye, Furkan'ı indiren ( ) ne yücedir.”(Furkan: 25/1) “İşte bu (Kur'an), önündekileri doğrulayıcı ve şe­hirler anası (Mekke) ile çevresindekilerini uyarıp-korkutman için indirdiğimiz kutlu Kitab'tır. Ahirete iman edenler buna inanırlar. Onlar namazlarını (özenle) koruyanlardır.”(En'am: 6/92) “Bu indirdiğimiz mübarek bir Kitab'tır. Şu halde ona uyun ve korkup-sakının. Umulur ki esirgenirsiniz.”(En'am: 6/155) “(Bu,) Bir Kitab'tır ki onunla uyarıp korkutman için ve müminlere bir öğüt olmak üzere sana indiril­di. Öyleyse bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olma­sın.”(A'raf: 7/2) “İşte bu (Kur'an) uyanlıp-korkutulsunlar, gerçek­ten O'nun yalnızca bir tek ilah olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahibleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip-duyurma (bir belağ)dır.”(İbrahim: 17/52)
Mehmet Alagaş
|