Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: KUR'ÂN VE HADÎSE UYMAYA DAİR  (Okunma Sayısı 238 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7654



« : Temmuz 12, 2009, 11:43:23 ÖS »

- Yezid İbnu Erkam (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Size, uyduğunuz takdirde benden sonra asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum.
Bunlardan biri diğerinden daha büyüktür. Bu, 'ın Kitabı'dır. Semâdan arza uzatılmış bir ip durumundadır.
(Diğeri de) kendi neslim, Ehl-i Beytim'dir.
Bu iki şey, cennette Kevser havuzunun başında bana gelip (hakkınızda bilgi verinceye kadar) birbirlerinden ayrılmayacaklardır.
Öyleyse bunlar hakkında, ardımdan bana nasıl bir halef olacağınızı siz düşünün"
[Tirmizî, Menâkıb: 77, (3790); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/328-329]

AÇIKLAMA:



Tîbî, bu hadiste, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in Kur'ân-ı Kerîm'le Ehl-i Beyt'ini birbirinden ayrılmaz ikiz kardeşler olarak takdim edip, ümmettten her ikisi hakkında da iyi muâmele taleb ettiği, "Onların hakkını kendi nefislerinize tercih edin" demek istediğini belirtir. Tîbî şu noktaya da dikkat çeker. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bu tavsiye ile, ümmetini, Cenab-ı Hakk'ın emri olan şükür vazifesini edâya çağırmış olmaktadır. Çünkü şu âyet, mü'minlere olan in'am ve ihsanına mukâbil edâ edilmesi gereken şükran borcunu Resul-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm)'in Al-i Beyti'ne muhabbet ve sevgi şartına bağlamaktadır: "(Habibim) de ki: "Ben bu (tebliğime) karşı akrabalıkta sevgiden başka hiçbir mükâfaat istemiyorum" (Şûrâ: 42/23).

Âyette geçen ve akrabalık diye tercüme ettiğimiz el-Kurbâ kelimesinden çıkarılan mânalardan biri Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in yakınları, yâni Âl-i Beyt'idir. Yukarıda belirtilen hadis-i şerif'in bu âyeti tefsir edici mahiyette olduğu, bu maksatla îrad buyrulduğu ulemâmızca belirtilmiştir.

"Öyle ise, demiştir ulemâ, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ümmeti, nimete karşı nankörlük etmemeye çağırıyor. Kim bu vasiyeti yerine getirir, mezkûr iyiliğe -Kur'ân ve Âl-i Beyt hakkında iyi davranmak suretiyle- şükran borcunu öderse, Havz-ı Kevser'in başına gelinceye kadar kıyamet safhalarında birbirlerinden hiç ayrılmayacak olan bu ikizler, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a o şahıs hakkında davranışlarıyla ilgili lehte şehâdette bulunacaklar. O zaman Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onu bizzat mükâfatlandıracağı gibi, Cenab-ı Hakk da en uygun mükâfaatla mükâfaatlandıracaktır. Kim de Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm)'in bu vasiyetini yerine getirmez, Kur'ân ve Al-i Beyt'inin hukukuna saygılı olmamak sûretiyle mazhar olduğu iman ve İslâm nimetinin şükrünü ödemezse, hakkında, bu açıklananın aksi bir hüküm verilecek, nankör muâmelesine mâruz kalacaktır.

Hadisin Müslim'de gelen bir vechi şöyledir:

"Ey insanlar, bilesiniz ki: Ben bir beşerim. Rabbim'in elçisinin (Azrail aleyhisselam) gelmesi ve davetine icabet etmem zamanı yakındır. Ben size iki kıymetli şey bırakıyorum: Birincisi Kitabullah'tır, içerisi nur ve hidâyet doludur. 'ın Kitabı'nı alın ve ona dört elle sarılın." -Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Kur'ân-ı Kerîm'e birçok teşviklerde bulunduktan sonra devamla dedi ki: "Ehl-i beytim hakkında size 'ı hatırlatıyorum. Ehl-i beytim hakkında size 'ı hatırlatıyorum. Ehl-i beytim hakkında size 'ı hatırlatıyorum..."
[İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/329-330]
Logged

Faruk
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : Temmuz 13, 2009, 01:55:11 ÖÖ »

                         selamün aleykum
       Kur'an Ehli Olan Mü'minler

 
(c.c)'a ve Rasûlüne (s.a.v) iman edenlere gelince;

Bunların en basit ferdinden en üstün vasıflı olanına kadar herkes Kur'an ehlidir.
'ın Rasûlü (s.a.v) buyurmaktadır:
"Şüphesiz insanlar içinde (c.c) ehli olanlar vardır"
dediğinde, etrafındakiler, "kimdir onlar?" diye sordular. Cevaben buyurdu ki:
" (c.c) ehli, (c.c)'ın has kulu olanlar sadece Kur'an ehli olanlardır"
Kur'an ehli olan bu müminler; (c.c)'ı herşeyin Rabbi, halikı ve mâliki olarak bilirler. Hâlıkın mahlûkun zıddı olduğu hâlıkın mahlûka hulul etmiyeceğine (yerleşmeyeceğine) hâlık ile mahlûkun birleşmiyeceğine ve hâlıkın vücudunun aynı zamanda, mahlûkun vücudu olmayacağına kesinlikle (bilerek) inanırlar.
Yüce hıristiyanları, yalnızca (c.c)'ın mahlûkta (hulul ettiğine) vücud bulduğuna ve İsa (a.s.) ile birleştiğine inandıkları için kafir saymıştır. 
(c.c)'ın bütün mahlûklara hulul ettiğini (vücud bulduğunu) ve her mahlûk ile birleştiğini iddia edenler nasıl olur da Müslüman olarak kabul edilebilirler? (nasıl müslüman kalırlar?)
O yegane kitap olan Kur'an'ın bağlıları (mü'minler), (c.c)'ın, kendisine ve Rasûlüne itaati emrettiğini, gene kendisine ve Rasûlüne isyan edilmesini yasakladığını bilir ve inanırlar.
Gene bu müminler Yüce 'ın fesat çıkaranları sevmediğini, kullarının küfrüne razı olmadığını ve insanlara yalnız (c.c)'a kulluk edip emirlerine itaat edilmesi lâzım geldiğini bilir ve böyle inanırlar.
Fatiha suresinde işaret buyurulduğu gibi, bütün bunları yapabilmek için:
"Ancak sana itaatla (ibadet) kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz" (Fatiha: 1/5) diyerek, yalnız (c.c)'tan yardım istenmesi lâzım geldiğini idrak ederler.

Bir insanın kendi imkân ve gücü, kudreti oranında, iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak, başlıca kulluk görevleri arasındadır.
(c.c)'a ve Rasulüne savaş açmış küfür ve nifak ehliyle, (c.c)'ın emri galip gelsin diye cihad etmek (savaşmak), (c.c)'a itaatla kulluk, ibadet görevlerinin en Önemlisidir.

Müminler (c.c)'ın dinini idame ettirmek (yaymak için) gayretle canla başla ve şevkle çalışır didinirler. Bunu yaparken de (c.c)'ın kendilerine yardım etmesini niyaz eder yalvarırlar. Böylece ellerinde olmadan, bilmeden yapmış oldukları günahlarının affını temin etmeye hak kazanırlar. Elbette ki günahlarından ötürü başlarına gelecek felâketleri, belaları da defetmiş olurlar.
Nasıl ki insan, acıktığı zaman açlığını yemek yemekle izale eder ve gelecekteki açlığı o yemekle defederse; nasıl ki soğuğu elbiseyle defederse; ( (c.c)'ın taleblerinden birini yapmakla da bir kötü iş defedilmiş olur.)
İşte aynı şekilde, her bir matlub ile bir mekruh defedilir. (İstenilerek yapılan her (iyi) bir şey ile, vukuu istenmeyen (kötü) bir şey önlenir.) (İstenilerek yapılan her iyi iş, istenmeyen kötü işlerden birini yapmaktan alıkoyar insanı.)
Nasıl ki, 'ın Rasûlüne (s.a.v) sordular:
"Ey 'ın Rasulü! Haber ver bize; birtakım ilaçlarla hastalıkları iyileştiriyoruz, bazı dualarla ve koruma usulleriyle kendimizi koruyoruz. Bu yaptıklarımız gerçekten (c.c)'ın bizim için çizdiği kaderden herhangi birini önler mi?"
'ın Rasulü cevap verdi:
"Bütün saydıklarınız da (c.c)'ın yazmış olduğu kaderden cüzlerdir" (Tirmizi, Kader: 12; Tıbb: 21.)
Bir hadisi şerifte 'ın Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurdu:
"Tedbir alınarak yapılmış olan dua ile başınıza gelecek bela yerle gök arasında karşılaşır ve biri diğerine ilaç olur, üstün gelir" (Hakim.)
  İşte bütün bunlar (c.c)'a ve Rasûlüne (s.a.v) iman eden ve sadece (c.c)'a itaatla kulluk eden müminlerin halidir ve saydıklarımızın hepsi de "ibadet" kelimesinin ifade ettiği mana içinde en önemli yerlere sahiptir.ALINTI

 
Logged
güliçkimi
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : Temmuz 13, 2009, 01:55:43 ÖÖ »

"Eyinsanlar, bilesiniz ki: Ben bir beşerim. Rabbim'in elçisinin (Azrailaleyhisselam) gelmesi ve davetine icabet etmem zamanı yakındır. Bensize iki kıymetli şey bırakıyorum: Birincisi Kitabullah'tır, içerisinur ve hidâyet doludur. 'ınKitabı'nı alın ve ona dört elle sarılın." -Resûlullah (aleyhissalâtuvesselâm) Kur'ân-ı Kerîm'e birçok teşviklerde bulunduktan sonra devamladedi ki: "Ehl-i beytim hakkında size 'ı hatırlatıyorum. Ehl-i beytim hakkında size 'ı hatırlatıyorum. Ehl-i beytim hakkında size 'ı hatırlatıyorum..."

Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: