Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: KUR'AN OKUMAYA BAŞLARKEN  (Okunma Sayısı 306 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Faruk
Ziyaretçi
« : Eylül 14, 2008, 07:27:40 ÖÖ »

KUR'AN OKUMAYA BAŞLARKEN

                     



      Bir müslüman için temel amaç, yaşamını 'ın rızası
doğrultusunda sürdürmektir bunun nasıl gerçekleştirilebileceği ise
ancak son ilahi vahiyden öğrenmekle mümkün olabilir.
Tabii bu noktada ilahi vahyin nasıl anlaşılabileceği, anlamak için ne
gibi yöntemler takip edilmesi gerektiği soruları gündeme gelmektedir.

Bu yazıda Kur'an'ı anlama ve yaşama çabası içinde olanlanrın, ilk anda
karşılarına çıkan hususların altlarını çizmeye çalışacağız. Rabbimiz
Kur'an'ın açık, net ve detaylandırılmış (5:32; 22:16; 24:1; 39:28) bir
kitap olduğunu belirttiği halde zamanla bazıları din adına insanlarla
onun arasına çok büyük engeller koymuşlar, adeta Kur'an'ın üzerini bir
sis perdesiyle örtmüşlerdir. Kur'an sadece şekli bir saygıyla
kutsanmış ve Rasulullah (s)'ın Kur'an'da yer alan kaygısı gerçek
olmuştur (25:30).

Yine birtakım kişiler Kitab anlaşılmak için (17:45; 18:57; 56:79)
gönderildiği halde onun insanları etkileyen yönünü anlama değil,
sadece ses yapısı olduğunu söyleyebilmişlerdir.

Doğaldır ki her kitap için olduğu gibi Kur'an'ı anlamak için de belli
yöntemler ve usuller izlemek gereklidir. Bu konuda tarihte iki metod
ortaya çıkmıştır: Bunlardan birisi teczii (atomist-parçacı) metod, bir
diğeri de yakın dönemlerde gündeme gelen mevzui metodtur ( konularma
göre araştırma ya da bütüncül yaklaşım).

Şehid M. Bakır es-Sadr'ın da belirttiği gibi teczii metodta ayetlerin
Sure veya Kur'an bütünlüğünden kopuk olarak teker teker incelemesi söz
konusudur. Burada öncelikli amaç üzerine çalışılan ayetin her türlü
vasıta ile (sebebi nüzul rivayetleri, hadisler, siyer vs.) anlaşılmaya
çalışılmasıdır .Genellikle müfessirlerin kullandığı yöntem budur.
 Kur'an bu yöntemle baştan sona tefsir edilmiş de olsa, bu çalışma
sonucunda ortada düzensiz bir yığın malumattan başka bir şey kalmaz.
Bu tarz tefsir çalışmalarında bir bütünlükten bahsetmek olanaksızdır.

Oysa çözüm, yaşadığımız realiteleri ve problemleri görüp onlara Kur'an
bütünlüğünde cevap aramaya girişmektir. Örneğin Kur'an'da ekonomi,
Kur'an'da insan, Kur'an'da , Kur'an'da Hz. Muhammed gibi konular
Kur'an ayetleri baştan sona o konuyla ilgili olarak taranarak, o
konuya tekabül eden ayetlerin analizi ve kendi aralarında irtibatları
kullanılarak işlenebilir.

Kur'an'ı değerlendirirken yapılan yanlışlardan birisi de sanki
bilimler ve keşifler hazinesi bir kitap olarak tanıtmaktır.
Şu bilinmelidir ki Kur'an bilimsel buluşları bildirmek için indirilen
bir kitap değildir. Yani o bilimler ve keşifler ansiklopedisi olarak
nitelendirilemez. Bir hidayet kaynağıdır (2:2). Kur'an insanları
karanlıklardan (zulümat) aydınlığa (nura) çıkarmak üzere nazil olan bir
kitaptır.

Her şeyden önce Kur'an'ın ilk olarak gönderildiği topluma da
anlaşılması için Arapça olarak indirildiğini (12:2) bilmeliyiz. Ve bu
noktada vahyin daha iyi anlaşılabilmesi için de -Arapça bilmenin önemi
ne abartılmalı ne de perdelenmelidir. Ancak herkes için Arapça,
bilme zorunluluğunu öne sürmek de Kur'an'ın önüne başka bir engel
koymak anlamına gelmektedir.

Kur'an mealleriyle ilgili de şu söylenebilir: Bir mealle yetinmemek,
farklı meallerle karşılaştırmalar yaparak okumak gerekir.
Çözümlenmesinde ihtisas gereken bazı terkip ve kavramların daha iyi
anlaşılabilmesi için de iyi Arapça bilenlerden yardım istenmelidir.

Bir diğer nokta da Kur'an ayetlerinin nazil olduğu ortamla ilişkisinin
gözönünde bulundurulmasıdır. Elbette Kur'an evrensel bir kitaptır.
Zamanlar üstü bir yönü vardır. Ancak indiği dönemle de ilişkisi
dikkate alınmalıdır. Bunun için ayetlerin sebebi nüzullerinden
 faydalanılabilir.

Esbab-ı nüzulle ilgili problemlerden birisi de bir ayetle ilgili
olarak birden fazla aktarılan rivayetlerdir. Tabii olarak ayetin
ruhuna en uygun rivayet alınmalıdır. Bir de hakkında hiç bir sebebi
nüzul olmayan ayetler söz konusu oluyor. Bunlar bize ayetlerle
ilgili aktarılan rivayetlerin mutlaklaştınlmaması ve ayetler
arasındaki iç bütünlüğe dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor.

Demek ki rivayetlerin Kur'an'ın anlaşılmasında tayin edici değil
açıklayıcı bir rolü olması gerekir. Kur'an'ın anlaşılmasında
karşılaşılan meselelerde hakim rolü oynayacak olan yine Kur'an'ın
bizzat kendisi olmalıdır. Kur'an'ın anlaşılmasma katkısı olacak yan
unsurlar (sebeb-i nüzul, hadis, siyer, cahiliye şiiri) asıl
belirleyici değil, yardımcı bir 'İşlev görmesi gerekir. Eğer bu
şekilde yaklaşılacak olursa yani Kur'an dışı rivayetler Kur'an
ışığında değerlendirilerek dikkate alınırsa gerçekten o zaman ayetlere
çok daha geniş ufuklu bakabiliriz.

Örneğin Kur'an'da anlatılan kıssaların özellikle Yahudi ve
Hıristiyanların başlarından geçen tecrübelerin bugün bizim için
aynıyla vaki olduğunu görebiliriz. Yaşanan olaylar aynı fakat olayda
adı geçen kişi ve toplumlar farklıdır.

Kur'an'ın, indiği toplumun özelliklerini yansıtması onun
evrenselliğine ve son kitap oluşuna gölge düşürmez. Kur'an bir tarih
kitabı değildir. Kur'an'da anlatılan kıssalar insanlann tarih bilgisi
arttırmak amacıyla anlatılmamıştır. İnsanların geçmiş toplumların
yasalarını (sünnet) incelemelerini onların karşılaştıklan kötü sondan
kendilerini uzak tutmalarını temel amaç edinmiştir .

Bu bağlamda Kur'an'ın müslümanlara yönelik şu uyarısına bakalım:
"Yalnız ona yönelin ve ondan korkun, Namazı kılın ve 'ortak
koşanlardan olmayın. Onlar ki dinlerini parça parça edip fırkalara
böldüler, hizipler haline geldiler. Her hizip kendi kabulleriyle
 avunup sevinmektedir. " (30:31-32) (Yine bkz.: 25:52-56)

burada geçmiş milletlerin hatalarını belirterek müslümanları
bundan sakındırıyor. Ancak ne var ki müslümanlar bu uyarıyı unuttular
ve kendilerine bir de hadis uydurarak ümmeti  fıkralara ayırdılar.

Fırka, mezhep, tarikat ayrımlarıyla yüzlerce parçaya bölünen İslam
toplumu Tevhid inancının gereği olarak Tevhid toplumu olmaları
gerekirken dinlerini de şirket dini haline getirdiler. Her mezhep
kendine göre kurallar koydu ve kendisi dışındakini din dışına çıkardı.
Ve böylece bugünkü karanlık tablonun oluşmasına en büyük katkılardan
birisi de bu şekilde gerçekleşmiş oldu.

Bundan kurtulmanın yolu 'ın dinini yine 'a bırakmak ve
Kur'an'ın belirleyiciliğinden başka hiç bir belirleyici kabul
etmemektir. Bir sureyi okurken surenin iç bütüıılüğünü kurmaya
çalışmalıyız.

Çünkü sureler gelişi güzel ayetlerden oluşmuş değildir. Her surenin
kendi iç bütünlüğü vardır. Örneğin bir konu öncelikle ilgili ayetin
bağlamında ele alınması gerekirken değişik rivayetlerle hiç ilgisi
olmayan yerlere çekilebiliyor ve böylece surenin bütünlüğü de
bozuluyor.
Göz önünde bulundurulması gereken önemli bir diğer noktada Kur'an'ın
bir anda toptan değil peyderpey indiği gerçeğidir (76:23).

Yine Kur'an'da herhangi bir meseleyle ilgili ayetler aynı zamanda
toplu olarak, gelmemiştir. Aynı konudaki ayetler değişik zamanlarda
gelmiş ve farklı surelerde yer alabilmiştir. Bu da Kur'an'ın
tedricilik ilkesini temel aldığnıı göstermektedir. Bunun en somut
örneğini içkinin yasaklanması hadisesinde görebiliyoruz. İçki aniden
haram kılınmamış aşamalı bir çerçevede ele alınmıştır.

Önce içkinin zararının yararından daha çok olduğu sonra onun fesada
kaynaklık ettiği ve son tahlilde de şeytan işi pislik olduğu
belirtilerek azı da çoğu da yasak olan bir şey olduğu belirtilmiştir.
 Burada sorulması ve üzerine durulması gereken bir husus, müslümanların
bugün, Kur'an'ın indiği dönemde uygulanmış olan tedrici metodtan hangi
ölçüde faydalanabilecekleridir.

Kur'an öncelikle değerleri ortaya koymuştur. Bunu daha çok Mekke'de
yapmıştır. Mevcut sistem sorgulanmış mal ve evlat sahibi olanların
yaratıcılarına karşı geldikleri ve sadaka vermedikleri bildirilmiş
(75:31-32). Eğer bu gidişte devam ederlerse çok acı bir akıbetin
kendilerini beklediği sürekli olarak vurgulanmıştır (77:47; 75:10-13).
Haddler (yasakların cezalan) İslam toplumu oluştuktan sonra gündeme
gelmiştir.

Yani öncelikle Kur'an'i ilkeleri kabuleden bir ümmet oluşmuş daha
sonra haddler uygulamaya konulmuştur. Buradan da Kur'an'ı okurken
nüzul sırasında dikkate almamız gerektiği sonucu ortaya çıkıyor. Ancak
bugün Kur'an tam olarak elimizde; o halde yapılacak iş, bir konuyu
enine boyuma Kur'an çerçevesinde incelemek-araştırmak için, araş-
tıracağımız konuyu zihnimizde tutarak Kur'an'ı ona göre okumak
gerekir. Kur'an'ın bütünlüğü gözönüne alınarak yapılacak her insani
çaba bir anlam ifade eder. Herkes çabası oranında ondan
faydalanabilir. 'ın hoşnutluğunu kazanmayı hedefleyen her çaba
sonuçta ortak bir payda da buluşacaktır. Ama bu anlamaların
mutlaklaştırılmaması gerekir. Zaten Kur'an'ın emirleri ile ilgili ilk
dönemlerde yapılan içtihadlar daha sonraki nesillerce
mutlaklaştırılmış ve onu tek anlama biçimi olarak kabul etmişlerdir.
Bundan sonra Kur'an'dan yapılan çıkarımlar Kur'an'ın önüne geçmiş ve
'ın vahyi arka plana itilmiştir: Hicri II. asırda mezhep
imamlarınca ortaya konulan esaslar tek anlama biçimiymiş gibi hareket
eden sonraki mezhep takipçileri kendi görüşlerini Kur'an'ın önüne
geçirmişler ve ayııı kitaba inanan insanlar arasında kapatılması
imkansız uçurumlar meydana gelmiştir. Kur'an nassları mezhep görüşleri
ışığı altında tevil edilebilmiştir.
 
Bu konuda meşhur Hanefi bilginlerinden Ebu'l Hasan el-Kerhi şunları
söyleyebilmiştir: ''Mezhep imamımız ve arkadaşlarımızın görüşlerine
ters düşen her ayet veya hadis ya tevil edilir yahut mensuh kabul
edilir.'' Böyle bir bakış açısı doğal olarak Kur'an'a kendi mezhebinin
gözlüğüyle bakacak ve her mezhep mensubu Kur'an'dan kendisini haklı
çıkartacaktır. Birleştirici rolü olması gereken (3:103) Kitab
müslümanların bu tavrı yüzünden gerçek işlevini göremeyecektir. Kur'an
bir çok yerde İsrailoğullarına şu uyarıyı yapmaktadır. "Siz kitabın
bir bölümüne inanıp bir bölümünü inkar mı diyorsunuz?" (2:85) Bu da
bize Yahudiler'in bir takım menfaatler için 'ın gönderdiği
emirleri ters yüz ettiklerini göstermektedir.

Acaba kendi mezhebini kurtarmak adına sergilenen bu bakışla, Kur'an'ın
birtakım ayetlerini nesh teorisiyle ortadan kaldırmak anlayışı
arasında ne fark vardır? Bir yandan Kur'an'ın evrensel olduğunu bütün
zamanlar için geçerli bir klavuz olduğunu kabul edeceksiniz öte yandan
bir nevi bir kısmının geçerliliğini kabul etmeyen bir tutum içinde
olacaksınız.

Bu apaçık tutarsızlıktan başka bir şey değidir. Kur'an'ı anlamak salt
zihni bir olay değildir. Onun 23 yıllık iniş sürecini de gözönünde bu-
undurursak ilahi vahy ile indiği ortam arasında doğrudan bir ilgi
olduğunu görebiliriz. Nitekim müminlerin aıınesi Aişe'de Kur'an onun
ahlakıydı" derken kasdettiği Kur'an'ın ilkelerinin Hz. Peygamber'in
davranışlarına yansıdığı gerçeğidir.
Kur'an'a baktığımızda bir çok surede geçmiş milletlerden ve onlara
gönderilen peygamberlerden bahseden kıssalar olduğunu görürüz.

Bu da bize kıssaların Kur'an açısından önemli bir yeri olduğunu
gösteriyor. Ancak geçmişte Kur'an kıssalarını inceleyenler daha çok
onların belaği ve edebi yönlerini öne çıkarmışlardır. "Öğüt alınması"
için anlatılan kıssalar belli bir dönem sonra özellikle Yahudi ve
 Hıristiyan kültürünün de etkisiyle üzerinde spekülasyonlar yapılan
müslümanlar arasında ihtilaflar oluşturan konular haline
getirilmiştir. Kıssalarda asıl verilmek istenen ve dikkat çekilen
noktalar gözardı edilmiş ve kıssanın muhtevasındaki birtakım
ayrıntılar üzerinde daha önce özellikle Yahudiler'in yapmış olduğu ve
Kur'an'ın sürekli olarak uyardığı anlamsız tartışmalar yürütülmüştür.

Bunlardan uzaklaşıp Kur'an'ın Hz. Muhammed döneminde gördüğü işlevin
benzerinin kendi hayatımızda da gerçekleşmesine çabalamamız gerekir.
Kur'an'ı daha iyi anlamak için onun zaman ve mekan boyutunu da iyi
kavramamız gereklidir. Eğer içinde yaşadığımız dönemi iyi algılamaz
isek Kur'an'ı okumak bize pek fazla bir şey kazandırmayacaktır. Burada
genel olarak bir takım konulara değindik.

Başvuru Eserleri
1- İzzed Derveze, Kur'an'a Göre Hz. Muhammed'in Hayatı- Ekin Yay
2: M. Bakır es-Sadır, Kur'an Okulu, Fecr Yay.
3. Muhammed Gazali, Kur'an'ı Anlama- da Yöntem, Şule Yayıncılık
4. Halis Albayrak, Kur'an'ın Bütünlüğü Üzerine, Şule Yay.
 5.Malik b. Nebi, Kur'an.ı Kerim Mucizesi, Diyanet Vakfı Yay.






--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
 
   
Logged
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7654



« Yanıtla #1 : Eylül 17, 2008, 09:06:55 ÖS »

 
Logged

S@LİH
Hep Burda
*****

Karma: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1226



« Yanıtla #2 : Eylül 20, 2008, 01:13:36 ÖS »

 
Logged



Kalpler ancak; ’ı zikretmekle mutmain olur.
Sade
Hep Burda
*****

Karma: 13
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3099



« Yanıtla #3 : Eylül 20, 2008, 02:39:24 ÖS »

 
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: