Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: KELİME-İ TEVHîDİN TEFSİRİ (LA İLAHE İLLALLAH)  (Okunma Sayısı 2586 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
mahşerde buluşalım
Süper Moderatör
Sağlam Forumcu
*****

Karma: 3
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 434



« : Mayıs 10, 2011, 08:25:38 ÖS »

KELİME-İ TEVHîDİN TEFSİRİ
(LA İLAHE İLLALLAH)

Bu kelime, küfür ile islâm arasında alâmet-i fârikadır. O, takva kelimesidir ve urvetu'l-vüskâ'dır (kopmak bilmeyen sağlam bir kulp). O; İbrâhim'in,ardından geleceklere,belki dönerler diye bıraktığı kelimedir.
Bu kelime ile istenilen; onu, anlamını bilmeksizin sadece dille söylemek değildir. Şüphesiz ki münafıklar da onu söylüyorlardı,buna rağmen onlar,Kâfirlerin de altında ''cehennemin (dibinde), en aşağı tabakasındadırlar.'' (4/Nisâ, 145) Üstelik onlar,namaz kılıyor,oruç tutuyor ve tasaddukta bulunuyorlardı. Ancak istenilen; kalp ile bilip kavrayarak,ona ve ehline sevgi besleyerek ve ona muhalif olana buğzederek düşmanlık göstererek söylenmesidir. Nitekim Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: ''Her kim ihlaslı olarak Lâ ilâhe illallah derse.. '' başka bir rivâyette: ''kalbinden ihlaslı olarak..'' başka bir rivâyette: ''kalbinden sıdk ile..'' diğer bir hadiste: '' Her kim Lâ ilâhe illallah der ve 'tan başka ibâdet edilenleri reddederlerse..'' şeklindedir. Ve bunlardan başka çok sayıda hadis, insanların çoğunun bu şehâdetin hakikatinden yana cehâlet içinde olduklarına delâlet etmektedir.
Bütün bunlardan sonra bil ki, bu kelime nefiy (olumsuzlamak) ve isbâttır.
Nefy: Bütün ibadet çeşitlerinde Teala dışındaki bütün ibadet edilenleri reddetmek olumsuzlaştırmak.
İsbât: Sağlamlaştırma, dayanıklı hâle getirme. Delil ve şâhit göstererek bir sözün ve fikrin doğruluğunu ortaya koyma.
Ulûhiyyeti; rasûllerden, hatta Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'den; meleklerden, hatta Cibril'den ; peygamberler ve sâlihler bir yana, o ikisinden bile nefyetmek ve için isbât etmektir.
Bunu kavrayınca, 'ın kendi zâtı hakkında isbât ettiği ve ondan, bir hardal tenesi ağırlığınca bir şeyin bile Muhammed (s.a.v)e Cibril'e ve ikisi dışındaki velilere ve sâlihlere ait olmasını nefyettiği ulûhiyyet üzerinde iyice düşün. Ve bil ki, bu ulûhiyyeti; zamanımızda çoğunluk, '' Sır ve velâyet'' diye adlandırmaktadır. Buna göre ilah'ın anlamı da ''Sır sahibi veli'' dir. Ona fakir ve Şeyh adını verirler. Umumun adlandırılması ise ''Seyyid'' ve benzeri isimlerdir. Böylelikle 'ın, yaratılmışlardan özel seçilmiş kimselere kendi katında bir makam verdiğini ve insanın, onlara sığınmasından, onlara ümit bağlamasından, onlardan yardım istemesinden ve onları ile kendi aralarında bir vâsıta edinmelerinden râzı olduğunu zannetmişlerdir. Zamanımızdaki şirk ehlinin haklarında bâtıl zanlar besledikleri vâsıtalar, önceliklerin ''ilahlar'' diye isimlendirdikleri şeyin ta kendisidir. Vâsıta ilahın ta kendisidir. O halde kişinin Lâ ilâhe illallah sözü, vâsıtaların iptâl edilmesi içindir. Bu hususu tam bir marifet ile bilmek istersen; bu, şu iki şey ile mümkündür:
Birincisi, şunu bilmendir: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendileriyle savaştığı, onları öldürüp mallarını mübah, kanlarını helal kıldığı ve kadınlarını esir aldığı kâfirler, hakkında tevhid-i rubûbiyyeti (rablik tevhidi) ikrar (dil ile söylemek) ediyorlardı. O da; 'tan başka yaratan, rızık veren, dirilten, öldüren ve işleri çekip çeviren olmadığını ikrar etmektir. Nitekim Yüce şöyle buyurur: ''(Ey Rasûl!) De ki: Kimdir sizi gökten ve yerden rızıklandıran, o işitme ve görme melekelerinizi hükmü altında tutan kim! Ölüden diriyi diriden ölüyü kim çıkarıyor, kâinatta bütün işleri kim çekip çeviriyor? Hemen:, diyecekler. De ki: O halde(şirkten) korunup sakınmayacak mısınız?'' (10/Yûnus,31)
Bu; yani Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendisiyle savaştığı kâfirlerin bunların tümüne şehâdette bulunduklarını ve ikrar ettiklerini; buna rağmen bununla islâm'a girmediklerini; ne kan ne de mal dokunulmazlığı kazanmadıklarını; üstelik onların sadaka verdiklerini, hacc ve umre yaptıklarını, ibâdette bulunduklarını, korkusu ile haramların bazılarını terk ettiklerini bilmen; oldukça büyük, alabildiğine değerli ve çok önemli bir meseledir.
İkincisi, bir şey daha var ki, onları tekfir ettiren, kanlarını ve mallarını helal kıldıran odur. Bu da, onların hakkında ulûhiyyet tevhidine şehâdette bulunmamış olmalarıdır. Ulûhiyyet tevhidi (İlahlık Tevhidi) tek ve hiçbir ortağı olmaksızın yalnızca 'a yalvarıp yakarmak ve O'na ümit beslemektir. O'ndan başkasından yardım istenmez, O'ndan başkasına kurban kesilmez,O'ndan başkasına adak adanmaz. ne mukarreb bir meleğe ne de mürsel bir nebiye! Her kim O'ndan başkasından yardım isterse kâfir olur, her kim O'ndan başkasına kurban keserse kâfir olur, her kim O'ndan başkasına adak adarsa kâfir olur.. ve bunlar gibi ibâdetleri 'tan başkasına yaparsa kâfir olur.
Bu hususun tamama ermesi de şunu bilmen ile mümkündür: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in kendileriyle savaştığı müşrikler; melekler, İsâ, annesi ve Uzeyr gibi sâlihlere ve evliyadan bunlardan başkalarına yalvarıp yakarıyorlardı ve işte onları bu sebeple tekfir etti. Hâlbuki onlar, 'ın yaratan, rızık veren, işleri yöneten olduğunu ikrar ediyorlardı. Bunu öğrendiğin zaman, Lâ ilâhe illallah'ın anlamını ve bir peygamberden veya melekten yardım isteyen veya istiğasede (Şefâat dileme, yardım isteme) bulunan veya yalvarıp yakaran kimsenin islam dininden çıktığını öğrenmiş olursun. İşte Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in hakkında savaştığı küfür budur!
Bu müşriklerden biri ''Biz 'ın yaratıcı, rızık verici, bütün işleri düzenleyici olduğunu biliyoruz. Ancak onlar 'a yakın sâlih kimselerdir. Biz de onlara yalvarıyor, onlar için adak adıyor, onlara sığınıyor ve onlardan yardım istiyoruz. Bunu yaparak istediğimiz şey sadece itibar ve şefaattir. Yoksa bizler de 'ın yaratıcı, rızık verici, bütün işleri düzenleyici olduğunu anlıyoruz.'' derse; de ki: ''Senin bu söylediğin, Ebû Cehil ve benzerlerinin dinidir.'' Çünkü onlar da İsâ'ya, Uzeyr'e, meleklere ve evliyaya yalvarıp yakarıyor ve bunu istiyorlardı. Nitekim Yüce şöyle buyurmaktadır: Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca 'ındır. O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) Biz, bunlara bizi 'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz. Elbette , kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten , yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez.'' (39/Zümer,3) Yine şöyle buyurmaktadır: '''ın yanı sıra kendilerine ne bir zara ne de fayda veremeyecek kimselere tapıyor vediyorlar ki: Bunlar, katında bizim şefaatçilerimizdir.'' (10/Yûnus,18) Bunları iyiden iyiye düşündüğün zaman, kâfirlerin hakkında tevhid-i rubûbiyyet; O'nu, yaratmada, rızık vermede, yönetmede birlemektir. Onlar İsâ'dan meleklerden, velilerden yardım istiyor; onların kendilerini 'ın yakınlığına erdirmelerini, kendileri için O'nun katında şefaat etmelerini kasdediyorlardı. Yine öğrenmiş olursun ki; kâfirlerden bazıları özellikle Hıristiyanlardan bir kısmı- gece gündüz 'a ibâdet ederler. Dünyaya karşı zâhidlik yapar, ondan kendilerine ulaşan payı insanların duymasından kaçına kaçına tasadduk ederler. Bununla birlikte o kişi, İsâ veya velilerden ondan başkası hakkında beslediği i'tikâd ve ona yalvarıp yakarması veya onun için kurban kesmesi veya onun için adak adaması sebebiyle kâfirdir, 'ın düşmanıdır ve cehennemde ebedi kalıcıdır.
Böylelikle senin için, peygamberin Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in davet ettiği İslam'ın ne olduğu açık seçik ortaya çıktı. Yine, insanlardan pek çoğunun ondan ne denli uzak olduğu ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şu sözünün anlamı senin için açık seçik ortaya çıktı: 'İslam ğarib olarak başladı, başladığı gibi ğaribliğe tekrar geri dönecektir.''
Kardeşlerim! Dininizin aslına, onun evveli, âhiri, temeli ve başı olan Lâ ilâhe illallah şehâdetine sıkı sıkıya sarılın. Anlamını öğrenin. Onu da ehlini de sevin ve onları, uzakta da olsalar kardeşler edinin. Tâğûtlara küfredin (inkar edin) . Düşmanlık gösterip buğzedin. Onları sevenlere veya onlar adına mücadele edenlere veya onları tekfir etmeyenlere veya ''onlardan bana ne?'' veya '' beni onlarla mükellef kılmadı'' diyenlere buğzedin. Böyleleri hakkında yalan söyleyip iftirada bulunmuştur. Aksine onu, onlardan mükellef kılmış ve onun üzerine; onlara küfretmeyi (inkar etmeyi), kardeşleri ve çocukları olsalar bile onlardan uzaklaşmayı farz kılmıştır.
Ey kardeşlerim! Bunlara sımsıkı sarılın! Umulur ki böylelikle rabbinize, şirk koşmamış kimseler olarak kavuşursunuz. 'ım, canımızı Müslüman olarak al ve bizi salihlere kat!
Sözü; 'ın, Kitâbı'nda zikrettiği bir âyet ile noktalayacağız. Böylelikle senin için, zamanımız müşriklerinin küfrünün Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendileriyle savaştığı kimselerin küfründen daha büyük olduğu açık seçik ortaya çıkacaktır. Yüce şöyle buyurur: '' Size denizde bir sıkıntı dokununca O'ndan başka yalvarıp durduklarınız kaybolur. Biz sizi kurtarıp da karaya ulaştırınca yüz çevirirsiniz. İnsan gerçekten çok nankördür.''(17/isra,67) Yüce kâfirlerin kendilerine bir zarar dokunduğunda sâdatlarını (Seyyidler, Evliyalar) ve şeyhlerini terk ettiklerini, onlardan hiçbirine yalvarıp yakarmadıklarını, onlardan yardım istemediklerini, ibâdeti ortağı olmaksızın yalnızca 'a has kıldıklarını, sadece O'ndan yardım istediklerini, rahatsız zamanında da şirk koştuklarını anlatmaktadır.
Günümüzdeki müşrikler ise görüldüğü gibi, içlerinden bazıları ilim ehlinden olduğu iddiasında bulunmasına; zühd, ictihâd ve ibâdet ehli olmasına rağmen, ona bir zarar dokununca kalkar, 'tan başkasından, mesela; Ma'ruf'tan veya Abdulkâdir Geylâni'den veya bunlardan daha üstün olan; Zeyd b. el-Hattab'dan ve Zübeyr'den ve bunlardan daha üstün olan Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den yardım ister. yardımcımız olsun! en iyi bilendir.
Başta ve sonda övgü 'ın hakkıdır. Peygamberimiz Muhammed'e, (s.a.v) âilesine ve bütün ashâbına salât ve selâm olsun.
« Son Düzenleme: Mayıs 11, 2011, 12:33:26 ÖÖ Gönderen: RUMEYSA » Logged
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Online Online

Mesaj Sayısı: 10555



WWW
« Yanıtla #1 : Mayıs 11, 2011, 12:36:57 ÖÖ »

 
Alıntı
Kardeşlerim! Dininizin aslına, onun evveli, âhiri, temeli ve başı olan Lâ ilâhe illallah şehâdetine sıkı sıkıya sarılın. Anlamını öğrenin. Onu da ehlini de sevin ve onları, uzakta da olsalar kardeşler edinin. Tâğûtlara küfredin (inkar edin) . Düşmanlık gösterip buğzedin. Onları sevenlere veya onlar adına mücadele edenlere veya onları tekfir etmeyenlere veya ''onlardan bana ne?'' veya '' beni onlarla mükellef kılmadı'' diyenlere buğzedin. Böyleleri hakkında yalan söyleyip iftirada bulunmuştur. Aksine onu, onlardan mükellef kılmış ve onun üzerine; onlara küfretmeyi (inkar etmeyi), kardeşleri ve çocukları olsalar bile onlardan uzaklaşmayı farz kılmıştır.
Ey kardeşlerim! Bunlara sımsıkı sarılın! Umulur ki böylelikle rabbinize, şirk koşmamış kimseler olarak kavuşursunuz. 'ım, canımızı Müslüman olarak al ve bizi salihlere kat!

 
abim çok doyurucu bir açıklama
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
Faruk
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 1
Online Online

Mesaj Sayısı: 2123



« Yanıtla #2 : Mayıs 11, 2011, 02:37:45 ÖS »

şöyle buyurmaktadır: Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca 'ındır. O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) Biz, bunlara bizi 'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz. Elbette , kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten , yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez.'' (39/Zümer,3)
Yine şöyle buyurmaktadır: '''ın yanı sıra kendilerine ne bir zara ne de fayda veremeyecek kimselere tapıyor vediyorlar ki: Bunlar, katında bizim şefaatçilerimizdir.'' (10/Yûnus,18
Türkçede ‘birlemek’ şeklinde ifade edilen ‘tevhid’, Arapça ‘vahd’ kökünden türemiş bir mastardır. ‘Tevhid’ sözlükte, bir şeyin ‘bir’ olduğuna hükmetmek, onu ’bir’ olarak bilmek, bir şeyi diğerlerinden ayırarak onu tek kılmak, birlemek gibi anlamlara gelmektedir. Kavram olarak ‘tevhid’, mutlak anlamda ’ın bir olduğunu bilmeyi, O’ndan başka ilâh bulunmadığına, ortağı ve benzeri olmaktan uzak bulunduğuna inanmayi ifade eder.
‘Tevhid’ en geniş anlamıyla ‘bir’ inancının, insanların düşündüğü bütün ilâh düşüncelerinden uzak bir dünya görüşünün, tek Yaratıcı, tek Rab tanımanın açıkça ortaya konulmasıdır. ‘Tevhid’ aynı zamanda alemlerin Rabbi (cc) tarafından insanlara gönderilen ilâhí dinin adıdır. Şirk’i anlatırken söylediğimiz gibi, insanlar ya Tevhid Dinine, ya da şirk dinlerine inanırlar. Üçüncü bir yol yoktur insanın hayatında. Şirk, nasıl insanların kendi heva ve heveslerinden uydurdukları bütün dinleri tanımlıyorsa; ‘Tevhid’ de ’ın vahy yoluyla gönderdiği dini tanımlar.
Aziz dostum böyle  bir tevhid izahınız için
« Son Düzenleme: Mayıs 11, 2011, 02:38:40 ÖS Gönderen: Faruk » Logged
selvi
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3009


« Yanıtla #3 : Mayıs 12, 2011, 06:58:02 ÖÖ »

Logged



Eğer yürüdüğünüz bir yolda hiç engel yoksa, o yol sizi hiçbir yere götürmez.
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5998



« Yanıtla #4 : Mayıs 22, 2011, 12:19:46 ÖÖ »

http://3.bp.blogspot.com/_PMUCjRxVYa8/TR8w0PmFAfI/AAAAAAAAA_I/SB2zB0ytrYQ/s1600/4.jpg
KELİME-İ TEVHîDİN TEFSİRİ (LA İLAHE İLLALLAH)
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: