Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Kadının Gerçek Değerini Ancak Allâh Verir  (Okunma Sayısı 56 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
*ümmühani*
Moderatör
Sağlam Forumcu
****

Karma: 6
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 483


FREE_GAZA


« : Temmuz 16, 2010, 11:02:35 ÖS »

                        
            Kadının Adı Yok, Peki Ya Değeri?


“Kadının Adı Yok” diyerek, kadının değerini yok eden mâlum zihniyete bir nazire olsun diye koydum bu başlığı.

Modernler kadını evden çıkartıp, evini yıktılar. Kadını iknâ etmek için, evini ona “Bu senin zindanın” diye tanıttılar. Bu şeytanî telkine aldanan modern kadın evi terk etti.

Modern kadına ev yerine önerdikleri şey ne? Sokak, cadde, süpermarket, kulüp, dernek, fabrika, daire, dükkân, ofis vesaire vesaire… Ama bunların hiç biri evin yerine geçmedi. Kadın eve düşman dışarıya hayran edildi. Fakat dışarı onu korumadı. Koruyamazdı da. Onu dışarı çağıranlar zaten korumasız kalsın, savunmasız kalsın diye çağırmıştı. Onu dışarı çağıranlar, onu metalaştırmaya can atanlardı.

Kadın onlar için süslendi, boyandı, pudralandı. Onlar için harcadı parasını, zamanını, hayatını. Onlar, içerden çıkarıp dışarının malı ettikleri her kadını yağlı ve bağımlı bir müşteri olarak alkışladılar. Nitekim öyleydi de. Kadın artık kazanmak için harcıyor, harcamak için kazanıyordu.

Önce anneliğini unuttu. Zîrâ kendine yabancılaştı. Zaten dışarlıklı bir hayatın yoğunluğunu hiçbir kadın annelikle birlikte kaldıramazdı. O nazenin omuzlara bu ağır gelirdi. Öyle de oldu. Yıktıkları evin yerine pansiyonu koydular. Yıktılar dedimse, damını duvarını yıktıklarını kastetmedim elbet. Bu mecazen bir yıkımdı. Evin misyonunu yıktılar, tıpkı kadının kadınlık misyonunu yıktıkları gibi.

Artık evler iki kişilik pansiyondu. Baba işe anne işe çocuk kreşe; oh ne âlâ memleket! Siz buna ev diyebilecek misiniz? Zaten olmadı da. Önce çocuk sayısını azaltmaya iknâ ettiler. Zaten evinden çıkardıkları kadın, buna mecbûren iknâ olmak zorundaydı. Başka türlü yapamazdı. Kendisini dışarıdan koparak her şey ayak bağıydı. Bu çocuk için de, hattâ eşinden “hanımlık” bekleyen koca için de geçerliydi.

Evsizliğin merkezi olan Batılı toplumlarda kadın doğurmuyor. Geçenlerde Kıbrıs Rum yönetimi her doğum için 60 bin dolar vereceğini açıkladı. Biliyorum yine iknâ edemeyecekler. Çocuğu angarya gören bir kadını doğurmaya nasıl iknâ edebilirsiniz. Dahası, “kamu malı” haline getirilmek için içindeki anne öldürülmüş olan modern kadın, fıtratın haykıran sesini, taş kesilmiş kalple nasıl duysun?

Eline köpeğin zincirini tutuşturdular ve “çocuk yok, köpek olsun” dediler. Modern kadın farkına varmadan köpeği çocuğun yerine koyuverdi. Çocuğun kahrına katlanmamak için evden kaçan modern kadın köpeğin kahrına katlandı. Tıpkı bir kocanın kahrına katlanmamak için evi gözden çıkaran modern kadının, kocalık sorumluluğunun hiç birini taşımayan bir sürü sorumsuz ve iffetsiz erkeğin kahrına katlandığı gibi.

Müslüman kadını önce birinci evi olan tesettürü, sonra ikinci tesettürü olan evi koruyor. Bu Allâh’ın kendi tâlimâtına uyan kadına bahşettiği bir lütuftur.

Evet, İslâmî tesettür birinci evdir. Bazıları İslâmî tesettüre “ikinci deri” gibi bakarlar. Bu ifrattır, aşırılıktır ve fıtrata aykırıdır. Tesettür mümin kadının sosyal ilişkilerini düzenleyen bir talimattır. Karşıt cinsle ilişki kurarken dişiliğini arka plana atar ve kişiliğini ön plana çıkarır. Bunu tesettür sayesinde yapar. Muhâtabına “Benimle kişiliğim üzerinden ilişki kur” mesajı vermiş olur.

Tesettüre ikinci deri gibi gören ifrat anlayış, onu Müslüman kadının yalnız olsun başkalarıyla olsun deri gibi ondan kopmaz bir parça olarak görür. Bu ilk bakışta “hassasiyet” gibi gözükse de, derinden bakınca fıtrata zıt ve zorlama olduğu anlaşılır. Fıtrata uygun olmayan her dîndarlık gösterisi, mutlakâ ziyâna yol açar. Ya bunu uygulayanın tavır, davranış, ilişki ve anlayışında, ya da muhâtaplarının üzerinde.

İlk ev olan İslâmî tesettür, Müslüman kadınla birlikte yürür. Müslüman kadın nereye giderse gitsin, o da oraya gider. İşte bu nedenle o “ev”lidir. Tesettürü alınarak dışarı salınmış bir kadın, bu yüzden evi başına yıkılmış bir kadındır.

“İlk evi” olan tesettürünü koruyamayan, “ikinci tesettürü” olan evini koruyamaz. Başta inşa edemez ki korusun. İşte bu yüzden, hakkı ifa edilen bir tesettür mucizedir.

Dünyanın kadın açısından gittiği yöne dikkatlice bakınız. Mucize derken ne kastettiğimi o zaman anlarsınız. Yine tesettürün hürriyetin sembolü olduğu gerçeği, özgürlük adı altında metalaştırılan modern kadının içinde bulunduğu sıkıntılı duruma bakınca daha iyi anlaşılmaktadır.

Kadın rahatsız olacaksa, değersizleştirme operasyonundan rahatsız olmalıdır. Kadının adı yoksa, ona bir ad konulur. Ama ya değeri yoksa ne yapılır? Değer, isim gibi “koydum” demekle konulacak bir şey değil ki.

Kadını değerinden koparanlar, ona “fiyat” biçiyorlar. Zîrâ kendilerinde değer yok, para çok. “Parayı bastırırız, alırız” diye düşünüyor olmalılar.

Kadın, değersizleştirme operasyonuna kurban gitmemek istiyorsa, eûzu besmele çeksin. Çeksin de şeytanlar ondan elini çeksin.

Mustafa İslâmoğlu
Logged

RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 24
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7988



WWW
« Yanıtla #1 : Temmuz 16, 2010, 11:19:42 ÖS »

 
Alıntı
“İlk evi” olan tesettürünü koruyamayan, “ikinci tesettürü” olan evini koruyamaz. Başta inşa edemez ki korusun. İşte bu yüzden, hakkı ifa edilen bir tesettür mucizedir.

Dünyanın kadın açısından gittiği yöne dikkatlice bakınız. Mucize derken ne kastettiğimi o zaman anlarsınız. Yine tesettürün hürriyetin sembolü olduğu gerçeği, özgürlük adı altında metalaştırılan modern kadının içinde bulunduğu sıkıntılı duruma bakınca daha iyi anlaşılmaktadır.

Kadın rahatsız olacaksa, değersizleştirme operasyonundan rahatsız olmalıdır. Kadının adı yoksa, ona bir ad konulur. Ama ya değeri yoksa ne yapılır? Değer, isim gibi “koydum” demekle konulacak bir şey değil ki.

 
 
Logged

YUMUŞAK BAŞLI İSEM KİM DEMİŞ UYSAL KOYUNUM.KESİLİR BELKİ FAKAT ÇEKMEYE GELMEZ BOYNUM
(M.AKİF ERSOY)




RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 24
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7988



WWW
« Yanıtla #2 : Temmuz 16, 2010, 11:34:48 ÖS »

Eşitiz ama özdeş değiliz
Kadın ve erkek tek bir ruhtan yaratılmıştır.

Rabbiniz sizi tek bir nefisten yaratmıştır…” (Nisa–1)



Kadın ve erkek, insanlık değeri açısından tartışmasız eşittir. , kadını da erkeği de eşit yaratmıştır. Ancak özdeş değildir. Bu çok önemli bir nüastır. Bunu çok iyi bilmemiz gerekir. İnsan olma ve insan hakları açısından eşitlik, ama özdeşlik değil. Yani her iki cinsi farklı özelliklerde ve donanımda yaratmıştır. Nasıl ki erkek, çocuk doğuramazsa, kadın da kendinden ağır yükleri çok rahat taşıyamaz. Her iki cinsi kendi özgü özelliklerle donatılarak yaratılmıştır.
Kur’an-ı Kerim Âl-i İmran 195. ayette yer alan “birbirinizden meydana gelmiş olan sizler…” prensibi, kadınla erkeği bir bütünün iki parçası olarak kabul etmektedir.


 
Kız evlat hasenattır


İmam Cafer-i Sadık Hazretlerinin tam 10 tane evladı vardı. 7’si erkek, 3’ü kızdı. Bir gün, erkek evladı olmayan biri geldi:
—Çocuklarımın hepsi de kız oldu. Ne dersiniz? Diye sordu. Hz. İmam şu cevabı verdi:
—Kız evlatlar, anne baba için hayır hasenattır. Erkekler ise nimettir. Hasenata sahip olanlar, sevap kazanırlar. Nimete sahip olanlar ise, nimetten hesaba çekilirler. Sen hep hasenata sahip olmuşsun, hesaba çekilmeyeceksin inşallah.
Kadın toplumu doğurur


Kadına verilen anne olma yetisi sıradan bir göreve değildir. Çünkü kadın, çocuk doğurmaz, toplumu doğurur. Mehmet Âkif’in de dediği gibi, “Alçalır beşer, kadın sefih olursa.”
Erkekleşen kadınlar olmayalım
Kadına anlatılan yanlış, eşitlik uğruna “erkekleşen kadın” olmasına sebebiyet vermektedir. Nasreddin Hocanın leyleği kuşa benzetmek için ayaklarından ve gagasından kesmesi gibi, kendini kadın savunucusu olarak lanse edenler de, şeytandan ödünç aldıkları kör bir makasla, çağdaşlık adına insan fıtratını kesip biçmeye, kuşa benzetmeye çalışmaktadırlar. Fakat asıl gerçek balçıkla sıvanmaz. Kadına en güzel değeri de İslam vermiştir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen bir Peygamberin soyu kızından devam ediyorsa, bu kadına verilen değerin büyüklüğünü göstermek için kâfidir. Kadına verilen annelik görevi de bunu katlayan bir değer göstergesidir. Şimdi bu üstünlüğü bırakıp da “ille de erkekle eşit olmak istiyorum,” diyenler varsa, gidip erkekler gibi çalışsın, en ağır işleri yapsın, çocukları da başkalarının elinde, kendine bile yabancı bireyler olarak yetişsin…
Kadın ve erkek yaratılıştan farklıdır


Çocuklara bir bakın. Kız çocuklar, bebeklere düşkündür. Erkek tüfeğe, arabaya… Kız, anne olmak ister. Öğretmen, hasta bakıcı olmak ister. Kendinden küçüklerle oynamaktan, onları okşamaktan, okşanmaktan hoşlanır. Kendisini annesine ve öğretmenine beğendirmek için deli divane olur. Erkek, kendinden büyükleri arar. Ya şoför olmak ister ya da general. Kumanda edecek, herkes ona boyun eğecek. 
Kadınla erkek arasında çok farklar vardır. Kadın özgecidir, yani kendi merkezi dışındadır. Erkek ise egoisttir, yani kendi merkezi içindedir, benmerkezcidir.
Kadın başkası için yaşar. Sadece kadın değil, dişi hayvanlar, dişi bitkiler, tüm canlıların dişileri…
Kadın sarmaşıktır. Sert ve düz bir duvarı yapraklarıyla süsleyen güzel bir sarmaşık.
Aslında kadın, kendini anne olarak daha anlamlı bulmakta. Çünkü annelik fıtratında vardır. Fıtratı dışında hareket etmesi onu mutsuz ve bedbaht ederken, çevresindekileri de beraberinde mutsuzluğa sürüklemektedir. “Kadınlar zayıftır, ama anneler güçlüdür,” der Victor Hugo.
Kadını mesut etmek için, erkeği terbiye etmek lazım.
Kraldan daha kralcı olmak

Kâinatın sahibi, kadın ve erkeği birbirlerini tamamlamaları için yarattığını ve huzurda eşit olduklarını söylerken, din adına kadını ikinci sınıf görme eğilimi gösteren erkeklerin, dinle dindarlıkla hiçbir alakaları olmadığını söylemek gerekir. Çünkü kraldan daha kralcı olmaları yanı sıra, cinsiyet ayrımcılığı yapmayan bir dinin yasalarına uymuyor demektir. Bu da dindarlıkla değil, geleneksellikle bağdaştırılabilir. Çünkü dinde böyle bir yaklaşım yoktur, ama yüzyıllar önce dayanan geleneksellikte böyle bir yaklaşım vardır.
Modernlik kadını kullanıyor mu?


Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, yeni dünyanın modernleşmeyi ve dindarlaşmayı kadın üzerinden yaptığını söyledi. İstanbul Müftülüğünün düzenlediği aile konulu seminerde konuşan Bardakoğlu, “Yeni dünya modernleşmeyi de dindarlaşmayı da kadın üzerinden yapıyor. İffet ve namusun korunması da hep kadın üzerinden yapılıyor. Bu doğru değil,” dedi.
Hanne gibi mücadele örneği gösterebilir miyiz?

Hanne’nin duası, “Onu doğurunca, , ne doğurduğunu bilip dururken: Rabbim! Ben onu kız doğurdum. Oysa erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Kovulmuş şeytana karşı onu ve soyunu senin korumanı diliyorum, dedi.” (Al-i İmran 36. ayet)
Logged

YUMUŞAK BAŞLI İSEM KİM DEMİŞ UYSAL KOYUNUM.KESİLİR BELKİ FAKAT ÇEKMEYE GELMEZ BOYNUM
(M.AKİF ERSOY)




Berceste
Moderatör
Burada
****

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 58


Her Kışın Bir Baharı Varsa Her Tağutun Bir Yıkılış


« Yanıtla #3 : Temmuz 17, 2010, 12:13:10 ÖÖ »

Feministler kendilerini hala yırtıyor ya "Kadın Hakkı" diye.İyi de,bizlere bu haklar zaten bilmem kaç yüz yıl önce zaten Rabbim tarafından verildi... Ahey ahey
Logged
S@LİH
Süper Moderatör
Hep Burda
*****

Karma: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1228



« Yanıtla #4 : Temmuz 17, 2010, 12:22:17 ÖS »

Kadını değerinden koparanlar, ona ;fiyat biçiyorlar. Zira kendilerinde değer yok, para çok. Parayı bastırırız, alırız diye düşünüyor olmalılar.
Kadın, değersizleştirme operasyonuna kurban gitmemek istiyorsa, euzü besmele çeksin. Çeksin de şeytanlar ondan elini çeksin.


kadınımızı cahiliye dönemine göre yapmaya çalışnları Rabbime havale ediyirum
emeginize yüregimnize saglık kardeşim
Logged



Kalpler ancak; ’ı zikretmekle mutmain olur.
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3716



« Yanıtla #5 : Temmuz 23, 2010, 11:17:43 ÖÖ »

Tesettüre ikinci deri gibi gören ifrat anlayış, onu Müslüman kadının yalnız olsun başkalarıyla olsun deri gibi ondan kopmaz bir parça olarak görür. Bu ilk bakışta “hassasiyet” gibi gözükse de, derinden bakınca fıtrata zıt ve zorlama olduğu anlaşılır. Fıtrata uygun olmayan her dîndarlık gösterisi, mutlakâ ziyâna yol açar. Ya bunu uygulayanın tavır, davranış, ilişki ve anlayışında, ya da muhâtaplarının üzerinde.

İlk ev olan İslâmî tesettür, Müslüman kadınla birlikte yürür. Müslüman kadın nereye giderse gitsin, o da oraya gider. İşte bu nedenle o “ev”lidir. Tesettürü alınarak dışarı salınmış bir kadın, bu yüzden evi başına yıkılmış bir kadındır.

“İlk evi” olan tesettürünü koruyamayan, “ikinci tesettürü” olan evini koruyamaz. Başta inşa edemez ki korusun. İşte bu yüzden, hakkı ifa edilen bir tesettür mucizedir.
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: