Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: kadın erkeği boşarmı?  (Okunma Sayısı 2134 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
iktibas
özel üye
Sağlam Forumcu
***

Karma: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 390


csarsmazelsoy@hotmail.com
E-Posta
« : Haziran 19, 2009, 11:17:49 ÖS »

İslam da boşanma, anlaşamayan eşlerin evlilik bağını bitirmek için konulan çözüm yoludur. Taraflardan biri bu evlilikten memnun olmayıp ayrılmaya karar verirse (ki bunun kadın ve erkek olması fark etmez) gerekli mercîlere niyetini ve nedenini bildirerek, (evliliğini tescil ettirdiği gibi, ayrılığını da tescil ettirip) boşanma ilamını alması gerekir. Bu malın ve neslin korunması için bir zorunluluktur. Hakimin ve yakınların birleşme ümidi olan eşleri, yeniden düşünmeye çağırarak gerekli nasihatta bulunmasının zorlayıcı hiçbir boyutu yoktur. Sonuca (ayrılmaya veya devamına) yine eşler karar verecektir.
Kuran’da yaptırım olarak öne çıkartılan mehirlerini vererek evlenme, boşadığınız eşlerin ve çocukların bakımı, evlilik talebinin erkeklerden gelmesi gibi konuların Nisa suresi 34. ayetinde beyan edilen “kavvamlık”ın bir derece üstünlük sebebi, zikredildiği gibi mallarından harcamaları, koruma, kollama, mehir verme ve nafakalarını temin etmelerinden dolayıdır. Evlilik talebi erkekten geldiği gibi kadından da gelebilir. Bunun Kur’an’daki örneği şöyledir: “Ey peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, 'ın sana ganimet olarak ihsan buyurduklarından elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halalarının, dayının ve teyzelerinin seninle beraber göç eden kızlarını sana helal kıldık. Bir de kendini peygambere hibe eden ve peygamberin de kendisini almak istediği inanmış kadını, diğer müminlere değil sırf sana mahsus olmak üzere helal kıldık. Biz eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri ile ilgili müminlere neyi farz kıldığımızı bildirdik ki, sana bir zorluk olmasın. bağışlayandır merhamet edendir.”
33/50 de beyan edilen “peygambere kendisini hibe eden kadınlar” peygamberle evlenme şerefine ulaşmak için evlenme talebinde bulunanlardır. Burada talep kadından  geliyor ve evlenmek için mehirden vazgeçtiğini bildiriyor. Evlilikte böyle olduğu gibi boşanmada da durum şöyledir:
Boşanma talebi kadından geldiği zaman kadının mehrinden vazgeçmesi gerekir. Asrı saadette evlenirken mehir olarak bir hurma bahçesi alan kadın peygamberimize gelerek boşanmak istediğini söyleyince, Peygamberimiz de:
“Evlenmek için aldığın hurma bahçesini geri verir misin?” buyurur; kadın: “Beni bu adamdan kurtar da ya Rasulullah üste para da veririm” der. Peygamberimiz de bu boşanma olayını gerçekleştirir.
Şunu açıkça bilmeliyiz ki, evliliğin gerçekleşmesi için evlenecek tarafların rızası nasıl gerekli ve şart ise, evliliğin devamı için, her iki tarafın bu evliliğin devam etmesini istemesi de şarttır. Kadın veya erkek ister geçimsizlikten, ister güvensizlikten kaynaklansın yahut başka sebeplerden olsun evliliğini bitirmek istediği taktirde, her iki taraf için de herhangi bir dini engel yoktur. Ancak her ikisi için dinin, insafa, düşünmeye, ’ın ilkelerini korumaya çağrısı vardır. İnsan iyi düşünüp kararını öyle vermelidir. Kimsenin tercihine engel olma söz konusu değildir. Kalmaya veya gitmeye eşler karar verecektir.
Kur’an’ın delili ise şöyledir: Bakara suresi 228. ayetinde boşanan kadınların durumu anlatılırken “kadınların meşru şekilde görevleri olduğu gibi hakları da vardır. Ancak erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece daha fazla hakkı vardır. güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” Buradaki üstünlük ( doğrusunu bilir), nafakalarını temin etmek, koruyup kollamaları gibi nedenlerle verilen “kavvamlık”, sorumluluk ve yöneticiliktir.
“Eğer boşanmaya karar verilirse, boşanma kesinleşir. Şüphesiz işitendir, bilendir.” (2/227) Burada ”boşanmaya karar verirlerse” ifadesinden de anlaşılacağı gibi kararı veren tek şahıs kastedilmemiş, birden fazla bir ifade kullanılmıştır. Hüküm tek kişilik değildir. Taraflardan her ikisi için de geçerlidir.
“... Eğer eşlerin 'ın çizdiği sınırlar içinde kalamayacaklarından endişe ederseniz, kadının kendi boşanmasını sağlamak için, mehrinden vazgeçmesi  veya başka bir şey vermesinde her iki taraf içinde bir sakınca yoktur...” (2/229) Bunun anlamı şudur:
Kadın kocasıyla evliliğini sürdürmeden ümidini kesmişse bunu bitirmek için karşı taraftan herhangi bir hak talep etmediği gibi mehrinden de vazgeçebilir ve kocasına fazladan bir şeyler de verebilir demektir. Bu ise kadının, kocasından boşanma talebinde bulunabileceğinin en açık kanıtıdır.
Yukarıdaki Hadisi Şerifte anlatılan olayın kaynağı işte burasıdır. İslam insanı hiçbir şekilde mahkum etmez. Razı olmadan yapılan imanı kabul etmediği gibi, ikrahla/zorla söyletilen inkarı da kabul etmez. O halde bir kimseye istemediği bir evliliği de asla dayatmaz. Bunu insanlar kendi istek ve arzuları ile yapacak ve koruyacaklar ki bir anlamı olsun. Ancak İslam yapılacak işlerin doğrusunu ve eğrisini insanların idrakine sunarak; yapılacak doğru işlerin ilkelerini belirler. Kul olan insan da dilediğini tercih edip sonucuna katlanmaya razı olur. Şu ayet bunu daha net olarak ifade etmektedir.
“Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden veya yüz çevirmesinden korkarsa; aralarında anlaşma yapmalarında her ikisi içinde bir günah yoktur. Hatta anlaşmak daha iyidir. Ancak nefisler cimriliğe eğilimli hale getirilmiştir. Eğer iyi davranır ve haksızlıktan sakınırsanız bilin ki, yaptıklarınızdan şüphesiz haberdardır.” (4/128)
“Eğer ayrılırlarsa, herbirini bol nimetiyle yoksulluktan kurtarır. 'ın nimeti boldur. Hikmeti büyüktür.”  (4/130)
Sonuç olarak şunu bilmeliyiz ki nikah, belli şartları taşıyan insanlar tarafından kendi istekleriyle yapılan bir sözleşmedir. Sözleşmede en az iki taraf vardır. Sözleşmeyi yapmada veya devamını sağlamada, karşılıklı sadık kalmada ve sözleşmeyi bozmada taraflar aynı haklara sahiptir. Birinin diğerinin aleyhine kullanacağı herhangi bir imtiyazı yoktur. Bir antlaşmayı yaparken taraflardan biri razı olmayınca yapılamadığı gibi; var olanın devamı için de iki tarafın devamını istemesi şarttır. Kadın veya erkek bunu istemediği zaman nikahın devamı söz konusu olmaz. Müslümana yakışan güzellikle bitirmektir. Sonuç olarak 'ın 2/229’daki hükmünü hatırlatıyor, sizlerin de düşünmesini istiyoruz. Doğruların paylaşılmasını, yanlışların da düzeltilmesini umuyoruz.   
Logged
S@LİH
Hep Burda
*****

Karma: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1222



E-Posta
« Yanıtla #1 : Haziran 20, 2009, 12:40:34 ÖS »

Logged



Kalpler ancak; ’ı zikretmekle mutmain olur.
güliçkimi
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : Haziran 20, 2009, 12:58:16 ÖS »

Logged
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5958



« Yanıtla #3 : Haziran 21, 2009, 12:32:49 ÖÖ »

       Kadın?ın İtaati Kocasını Ondan Üstün Yapmaz!..

Öyle konular vardır ki meramı anlatmakta dil aciz kalır; hele konunun tarafı iseniz kelimeleri kursağınızda şişiren, yutsanız yutulmaz, tükürmeye kalksanız inatla yerine tutunur bir hale getiren bazı engeller vardır. Mesela size borcu olan bir dostunuzun yanında ‘borca sadakat’ten bahsetmenin zorluğu gibi; kendinizi bütün milletin önünde dostunu mahcup duruma düşüren biri gibi hissedersiniz. Konuşsanız yanlış anlaşılmaya müsait, sussanız başka türlü...

Gördüğünüz bir haksızlığı, büyük mağdurlarından iseniz eğer dile getirmekte zorlanırsınız; hak davası mı yoksa menfaat davası mı güttüğünüz kafalarda şüphe oluşturur. Sizinle uzaktan yakından ilgisi olmayan meselelerde istediğiniz kadar yüksek perdeden hakkı haykırabilirsiniz oysa. Hele haksızlığın menfaat gören tarafı olduğunuz halde ortaya çıkıp çarpıklığı açıklarsanız, daha etkili olmanın yanında bir de takdir kazanırsınız. Örneğin Anayasa Mahkemesinin şekli ve uygulamalarıyla ilgili değişikliği CHP, seçim barajının düşürülmesi ile ilgili olanı ise AKP’nin teklif etmesi bahsettiğim türden çözülümlerdir.

Yok siyaset yazacak değilim; o başka sefere. Anlatmak istediğim problemi yazarken ne kadar zorlanacağımın işaretlerini veriyorum sadece. Kimseyi üzmemek, kırmamak ve hatta kışkırtmamak için ne gibi cümleler kullanmalıyım acaba?.. Keşke kafamdakileri bir bayan yazara aktarabilsem de benim yerime o yazsa ama ne mümkün.

Geçen yazımda bıraktığım yerden devam etmek gerekirse kadın ve erkeği tanımak adına zihnimizi çalıştıralım inşallah.

Öncelikle bazı kavramları yerli yerine oturtmakta fayda var sanırım. Örneğin ‘üstünlük’, ‘eşitlik’ kavramlarının ne anlama geldiğini konuşalım. Üstünlük nasıl elde edilir, kimler birbirine eşittir?..

Mesela güçlü olan bir erkek diğerine göre üstün müdür veya güzel olan bir bayan güzel olmayan kardeşinden üstün müdür? Zengin fakirden, evli bekardan, çocuklu "körocaktan" üstün müdür?.. Bunun bir ölçüsü var mıdır?

Elbette vardır!..

“…Şüphesiz, katında sizin en üstün olanınız, takvaca en ileride olanınızdır. …” (Hucurat-13) Yani üstünlüğün tek ölçüsü vardır o da takvadır ve onu da ancak Yüce Yaradan bilebilir; bizimki olsa olsa tahminden ibarettir ki bu da çok yanıltıcı olabilir. Kadının erkekten veya erkeğin kadından üstünlüğü söz konusu olamaz. Bir kadın pekala kocasından hatta erkeklerin ezici çoğunluğundan üstün olabilir bunun Kur’an şahitli örnekleri vardır değil mi?..

Eşitlik için ise tersi bir durum söz konusudur; kimse bir diğerine eşit olamaz! Kadın erkek, baba evlat, işçi patron, güçlü zayıf, genç yaşlı aklınıza ne gelirse...

Faraza kadınla erkeği birbirine eşit duruma getirelim veya eşit olduklarını varsayalım. Nitekim bazı konularda bu çerçevede gelişmeler yaşanıyor modern dünyada; örneğin artık boşanmak isteyen erkek de karısından nafaka talep edebiliyor, eşit olduklarından evin geçimi için kadın da çalışmak zorunda. Peki bu, geri kalmış dünyanın yavaş yavaş arayı kapatacağı ve bütün konularda kadınla erkeğin eşitleneceği manasına mı gelmektedir. Örneğin 100 metre yarışlarını bayanlarla erkeklerin aynı pistte koştuklarını görebilecek miyiz? Çocukların babalarına anne demeye başladıklarını görebilmek için daha ne kadar modernleşmemiz gerekecek? Tabi böyle bir durum için çocuğu da erkeğin doğurması gerektiğini söylememe gerek yok sanırım.

Aslında kargaların bile güleceği türden örnekleri bir yana bırakırsak, kadınla erkek eşittir demek kadına verilen bir hakmış gibi durmakla beraber, onu kendi sıkletinden birkaç numara büyük sıkletlerle yarışa sokmaktan başka bir şey değildir; haksızlığın ta kendisidir.

Kadınla erkek arasında üstünlük ve eşitlik açısından bir kıyaslamanın yapılamayacağı açıktır; ne biri diğerinden üstün, ne de eşittirler. Her ne kadar ikisine de insan deniyorsa da, ayrı yaradılışlarla yaratılmış ve birbirinin eksiğini kapatan, birbirine örtü olan iki apayrı yaratıktırlar. Lütfen tabirlerimi mazur görün.

Peki, öyleyse sorun nereden kaynaklanıyor sorusuna verilecek cevap da yukarıdaki cümlede gizli zaten. Ayrı yaradılışa sahip iki varlık da, diğerinden kendisi gibi olmasını beklemektedir; daha doğrusu kendisi gibi düşünmesini. Ancak buradaki bir inceliğe dikkat çekmeden geçersek yanlış anlaşılmanın önünü açmış oluruz. Anlatmak istediğim şeyi tam olarak anlamak için birkaç cümle daha kurmalıyım.

Bir erkeğin kendisi gibi düşünmesini istediği kadından kasıt, onun, erkeğin bir kadından beklentisini algılaması ve gereğini yapmasıdır. Hayatı kendisi gibi yorumlaması, eşyaya aynı anlamı yüklemesi ve tabii ki erkeğe de ‘hakettiği’ payeyi vermesidir. Peki kadın?.. O da aynı şeyi erkekten beklemektedir; kendisi kadar duygusal, içerikten ziyade görüntüye önem veren, merhametinin adaletinin önüne geçtiği bir erkek tahayyül etmektedir. ‘Annesinin sözüyle’ değil karısının sözüyle hareket etmelidir. Tabi enteresan olan kendi çocuğu mevzu bahis olduğunda da bu zihniyet geliniyle çatışma yaratan olguların başında gelecektir.

Aslında bu sorun sadece erkek-kadın arasında da değildir. Örneğin bir babayla erkek evladı ve anneyle kız evladı arasında da benzer durumlar yaşanmaktadır. Bir baba kendi çocukluğunda babası tarafından dayatılan ve ‘hayatını zindana çeviren’ birçok beklentiyi kendi çocuğuna yansıtmaktadır, ha keza anne de kızına...

Peki olması gereken nedir?..

Bu noktada bir parantez açmakta fayda var sanırım. Bu tür yazılar okurken insanların aklına hemen türlü örnekler gelmekte ve çözüm olarak ileri sürülen tezlerin doğruluğu tartışılmaktadır. Elbette beşer ağzından çıkan her kelime tartışılabilir ancak lütfen bu tartışmaları istisnalar üzerinden değil, genellemeler üzerinden yapalım. Birazdan çizeceğimiz erkek ve kadın profilleri kendisini vasat ve dindar addeden insanlar içindir. Yoksa öyle kadın ve erkekler vardır ki, memnun ve mutlu olmaları zaten mümkün değildir. Yine öyle insanlar da vardır ki, normal insanların alındığı, üzüldüğü hadise ve cümleler onların huzurunu bozmamaktadır. Yani işin teorisi ortaya konur ancak uygulamalardaki sorunlar ayrı bir mevzudur. (Biz insanlar bu hatayı birçok konuda yaparız zaten; laik diye geçinenler dindar görünümlü ama insani ilişkilerinde hiç de takva sahibi olmayan insanlarla İslam’ı yargılarlar, dindar kesim de laik diye geçinen insanların uygulamaları yüzünden laikliği; oysa yargılamalar meselenin teorisi üzerinden yapılmalıdır. Uygulamadaki sorunlar ayrı mevzulardır.)

Olması gerekeni sormuştuk sanırım. Bir kere bakmamız gereken yere kafamızı çevirelim ki, almamız gerekeni alabilelim; modern paradigmalar ve savunucularını, gözümüzün ucuyla bile olsa görmeyelim. En azından zihnimizde bir temizlik yapana kadar kendimizi Peygamberimizin ve arkadaşlarının evlerine misafir edelim. Daha sonra yargılayabilmek ve tartışabilmek için feministleri bile dinleyebiliriz ama önce kendi kaynağımızın öğretilerini hıfzedelim.

İnsanların ikili ilişkilerinde durumları diğer kişiye göre değişir.

Örneğin bir kadın, hem anne, hem evlat, hem kardeş, arkadaş, eş, teyze, hala, babaanne, anneanne ve daha bir sürü kişilik olabiliyor. Erkek de ha keza. Şüphesiz bu farklı ilişkiler içinde ‘eş’ olma durumu çok daha ayrı, kapsamlı ve hassas bir konudur. İnsanların gerek ömürlerinin gerekse günlük yaşam sürelerinin çok büyük bir kısmı eşleriyle birlikte geçmektedir. Eşlerin ortaklıklarının ürünü olarak çocuklar meydana gelmektedir. Hangi yönüyle bakarsanız bakın, insanın hayatında en önemli varlığı eşidir ve şüphesiz en çok da ona karşı ve ondan dolayı sorumludur. Buradan hareketle bir eşin kendisine sorması gereken soru şudur: “Eşimin benden beklentisi nedir, ben eşimden ne beklemeliyim?” ayrıca, “Eşimin üzerinde ne tür haklara sahibim, eşim benim üzerimde hangi haklara sahip?” Bu noktada, önemine binaen belirteyim ki, kırılma işte bu sorularda yatan bir ayrıntıda gizli esasında. Nitekim bu sorulara cevap verebilmek için başvurulan referansların farklılığı ortaya apayrı iki tavır çıkarmaktadır; referansı Kur’an olan birinin tavrı ile aklı tek ölçü alanın tavrı...

Resulullah’ın örnekliğiyle Kur’an’ı referans olarak aldığını söyleyen insanların çoğu maalesef farkında olmadan onlara dayatılan modern öğretiyi dillendirmektedirler. Konuyu özellikle kadın yönüyle ele almaya karar vermem de işte bu konudaki naçizane bir tesbitimden kaynaklanmaktadır. Yukarıda işin teorisi ile uygulamalardaki yanlışlıklar hakkında yazılanları da dikkate alarak şunu söyleyebilirim ki, kadın-erkek arasındaki meselede erkeğin sorunu uygulamada, kadının sorunu ise teoridedir. Bunun sebebi ise modern dünyanın özellikle kapitalist mantığın kadın üzerindeki hesabıdır. İşte Müslüman kadının görmesi ve mücadelesini vermesi gereken sorun budur.

Erkeğin uygulamaya yönelik yanlışları belki müstakil bir makale olarak yazılabilir ancak başta da belirttiğim gibi bu yazı meseleyi sadece kadın yönüyle irdeleyecektir.

Modern dünya kadının erkeğine itaatini onur kırıcı bir durum olarak göstermeye çalışmakta ve bunda da başarılı olmaktadır. (Şüphesiz erkeklerin bazı yanlış uygulamaları da böyle bir sonucun doğmasında etkendir ancak bir yanlış başka bir yanlışla düzeltilemez bunu da unutmamak gerekmektedir.) Müslüman kadın itaatin aynı zamanda bir üstünlük belirleme ölçüsü olduğu yanlış zannıyla buna refleks göstermekte, teoride çok da karşı çıkamadığı bu duruma uygulamalarında muhalif davranmaktadır. (gidişat, teorik olarak da kadınların türlü te’villerle bu itaat mevzuunu reddetme noktasına doğru olmaktadır.)

İtaatin gerekliliği konusunu teorik olarak kabul eden kitlenin ise uygulamada şöyle bir problemi vardır ki bence son derece önemlidir. Ailede uygulanması gereken kararı, her ne kadar ‘aile reisi’ veriyor gibi görünse de çoğu kez konuşularak ortak kararlar verilir. Böyle bir durumda itaatten söz edilemez; nitekim kim kimin kararına itaat etmiş olacak ki?.. Yani bu cümleden kararların ortak alınması doğru değildir gibi sonuç anlaşılmasın lütfen. Keşke eşler sürekli aynı fikirde olsalar da tartışmalar olmasa. Nitekim ortak fikirle alınan kararlarda sorun olmayacaktır. Oysa itaat dediğimiz şey, kararın reis tarafından alınması ve bunun ailenin diğer bireylerinin veya en azından kadının hoşuna gitmemesine rağmen o karara uyulmasıdır. Daha da önemlisi erkeğe aldığı kararın bedelinin ödettirilmemesidir. Yani, “Evet tamam sana itaatle emredildim, sen de bunu kullandın, yapmak istemediğim (haram olmaması kaydı ile) halde benden istedin ama bunu yaptığına pişman da olacaksın,” türünden bir yaklaşım içerisine girmemeli ve kocasına eş ve kadın olma hususunda tabir yerindeyse yaptırım uygulamamalıdır.

Şimdi samimi konuşalım. Gerçekten de bazı erkekler bu tip yaptırımlar dolayısıyla karısının hoşuna gitmeyeceği bir istekte bulunmayabilir. Ama aynı erkekler, hoşuna gitmediği halde kocasından gülümsemesini esirgemeden itaat eden kadın için de aynı dikkati gösterebilir. İkisini arasındaki önemli farkı da söyleyelim mi?.. Birinde erkek karısının asık yüzünü ve sair yaptırımlarını görmemek için dikkatli davranır (ki her zaman da böyle olmaz, kavgalar da çoğu zaman böyle durumlarda çıkar) diğerinde ise, karısına karşı mahcubiyet ve saygı duyar; ona karşı içinde şefkat ve sevgi duyguları gelişir. Karısının hoşuna gitmeyeceği bir istekte bulunacağı zaman iki defa düşünür. Yani bir erkeğin, karısıyla kavga etmemek için ona, “ne halin varsa gör!” demesi, kadının zaferi midir sizce?...

Kilit cümle: Bir kadın üzüldüğü, ağladığı ve teselliye ihtiyaç duyduğu zaman başını dayayıp gözyaşlarını dökeceği bir omuz istiyorsa, o omuzun sahibinin yanında kendini güvende hissetmek istiyorsa iki söz fazla söyleme hakkını erkeğinden esirgememelidir. Yoksa o omuz işlevini kalmaz.....
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: