Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: imanın şartları  (Okunma Sayısı 33 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
*****

Karma: 0
Online Online

Mesaj Sayısı: 1217



« : Şubat 08, 2012, 03:57:32 ÖS »

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
İmanın Şartları
1 - -u Teâlâ'ya İman:
-u Teâlâ'nın her şeyin rabbi, meliki ve yaratıcısı olduğuna,
yaratıkları tek başına yarattığı gibi onların hayatlarını düzenlemek için kanun koyma hakkının tek sahibi O olduğuna,
namaz, oruç, dua, ummak, korkmak, küçüklüğünü kabul etmek, boyun eğmek, itaat etmek gibi bütün ibadetleri tek başına hak edenin O olduğuna,
kemal sıfatlara sahip olduğuna, sıfatlarının hiçbirisinde bir eksiklik bulunmadığına ve mahlukatın sıfatlarına benzemediğine,
O’nun benzeri hiçbir şey olmadığına,
her şeyi işiten ve bilen olduğuna kesin bir şekilde inanmaktır.
2 - Meleklere İman:
Meleklerin, -u Teâlâ'nın nurdan yarattığı kullar olduğunu, onların -u Teâlâ'nın vasfettiği gibi; "saygın kullar, hiç durmadan gece gündüz tesbih eden, onlara emrettiği şeylerde -u Teâlâ'ya isyan etmeyen, emredildiklerini yapan, -u Teâlâ'nın kendilerine emrettiği görevlerini sürekli olarak devam ettiren, nurani varlıklar olup insanın duyu organlarının hissettiği maddi bir cisim olmayan, insanlar gibi olmayan, yemeyen, uyumayan, evlenmeyen, kendilerinde erkeklik ve dişilik olmayan" varlıklar olduklarını tasdik etmektir.
Kur’an’ı Kerim’de ve sahih sünnette (Cebrail, Mikail, İsrafil, Rıdvan, Malik gibi...) ismi zikredilenlere isimleriyle ve her biri kendisine has arşı taşıma, koruma, yazma gibi özelliğe sahip olanlara ayrıntılı olarak iman gereklidir.
İsimleri zikredilmeyenlere ise; genel olarak iman etmek gerekir. Onların gerçek sayılarını -u Teâlâ bilir. O’ndan başka hiç kimse onları saymaya güç yetiremez.
3 - -u Teâlâ'nın Kitablarına İman:
-u Teâlâ'nın nebi ve rasullerine indirdiği kitablara, bu kitablardan bir kısmının ismini -u Teâlâ'nın Kur’an’da isimlendirdiğine, bir kısmını ise isimlendirmediğine, Yine -u Teâlâ'nın Tevrat’ı, İncil’i, Zebur’u ve İbrahim ve Musa Aleyhisselam’a indirdiği sahifeleri Kur’an’la haber verdiğine, kendilerine başka kitaplar indirilip de bu konuda bize isimleri hakkında bilgi verilmeyen rasuller ve kitaplar olduğuna, -u Teâlâ'nın bütün rasulleri kavimlerine o kitapları tebliğ etmeleri için gönderdiğini haber verdiğine inanmamızdır.
Aynı şekilde -u Teâlâ'nın bütün kitabları bir hak, bir nur, bir hidayet edici, Rububiyetinde, uluhiyetinde, isim ve sıfatlarında -u Teâlâ’yı tevhid edici olarak indirdiğine, bunlara ters düşen hallerin insanların tahrifi ve yaptığı şeyler olduğuna inanmamız gerekmektedir.
Kur’an dışında bütün kitabların tahrif edildiğine, Kur’an’ın ise değiştirme, tahrif edilme ve bozulmak gibi hallerden -u Teâlâ tarafından korunduğuna, Kur’anın -u Teâlâ'nın indirdiği son kitab olduğuna, hükmünün kıyamete kadar tahrif edilmeksizin, değiştirilmeksizin ve bozulmaksızın kalacağına, -u Teâlâ'nın onu, bütün insanlara ve cinlere indirdiğine, onun emrettiğine tabi olunması, yasakladığından kaçınılması, haber verdiğinin tasdik olunması ve küçük, büyük her meselede sadece ona muhakeme olunması gerektiğine inanmamızdır.
Kur’an’dan önce indirilen kitablara iman ise ancak onların -u Teâlâ katından indirildikleri tahrifsiz hallerine iman etmektir. Yoksa tahrif edildikten sonraki ortaya konulan hallerine iman etmek değildir. Son ortaya konulan hallerinde bulunan meselelerden hiçbir şeyin -u Teâlâ katından olduğuna inanmayız. Bu konularda ancak Kur’an’ın ve Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in açıkladıklarına iman ederiz.
4 - -u Teâlâ'nın Nebi ve Rasullerine İman Etmek:
-u Teâlâ'nın, insanları  yaşamlarında ve gidişatlarında doğruya iletmek için onlara rasul-ler gönderdiğini kesin bir şekilde tasdik etmektir.
Bu sebeple -u Teâlâ'nın Kur’an’da ve Rasulü’nün Sallallahu Aleyhi ve Sellem sünnetinde kendilerini isimlendirdiklerine ayrıntılı olarak inanmamız gerekmektedir.
Aynı şekilde -u Teâlâ'nın onlardan başka nebi ve rasuller de gönderdiğine inanmalıyız. Onların gerçek sayılarını ve isimlerini ancak -u Teâlâ bilir.
5 - Ahiret Gününe İman:
-u Teâlâ'nın ve Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisinden haber verdiği; ölümden sonra olan kabir sorgusu, azabı ve mükafatı, yeniden dirilme, haşr, iyiliklerin ve kötülüklerin yazıldığı sahifeler, hesap, mizan, sırat köprüsü, şefaat, cennet, cehennem gibi her şeye ve bunların hepsini -u Teâlâ'nın oranın halkı için hazırladığına dair iman etmektir.
6 - -u Teâlâ'nın Kazasına ve Hayrıyla ve Şerriyle Kaderine İman:
-u Teâlâ, kulun kaza ve kader konusundaki imanını ancak şu dört şeye iman etmesi halinde kabul eder:
Birincisi: -u Teâlâ'nın ezeli-kadim ilmine iman etmek. Zira -u Teâlâ kullarının amellerini, o amelleri yapmalarından önce bildi ve onları Levh’il mahfuzda yazdı.
İkincisi: -u Teâlâ'nın olmasını dilediği şeyin mutlaka olacağına, olmamasını dilediği şeyin ise mutlaka olmayacağına, göklerde ve yerdeki hareketlerin ve sessizliklerin -u Teâlâ'nın dilemesiyle olduğuna iman etmek.
Üçüncüsü: Bütün yaratıkları -u Teâlâ'nın yoktan varettiğine, kulların yaptıkları fiillerin hepsini -u Teâlâ'nın yarattığına, -u Teâlâ haricindeki her şeyin yaratılmış olduğuna, kainattaki her şeyin -u Teâlâ'nın takdiri ve yoktan varetmesiyle meydana geldiğine iman etmektir.
Dördüncüsü: Hayır ve şerrin -u Teâlâ'nın takdiriyle meydana geldiğine, bu sebeple bir kula isabet eden bir şerrin başkasına isabet edeceği halde bir hata sonucu ona isabet ettiğini zannetmeyerek veya ona isabet eden bir hayrın bir raslantı ya da tesadüf sonucu ona isabet ettiğine inanmayarak  kesin olarak iman etmektir.

-u Teâlâ kader hakkında şöyle buyuruyor:

إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ
Şüphesiz ki biz, her şeyi (önceden tesbit edilmiş) bir kaderle yarattık." (Kamer: 49)

Muhakkak ki her şey -u Teâlâ'nın kaza ve kaderiyledir. Kulların bütün fiillerini -u Teâlâ yaratmıştır. Fakat insan yaptığını tamamen kendi isteğiyle ve serbest iradesiyle yapmaktadır. Bu sebeple -u Teâlâ insanı yaptığı fiile göre hesaba çekecektir. Her kimin fiili hayır olursa onun için hayır, her kimin fiili şer olursa onun için şer olacaktır.
Zira -u Teâlâ insanda hayrı şerden, hakkı batıldan ayırtedebilme özelliği yarattı ve ona bunlardan birini seçme hürriyetini verdi.
-u Teâlâ bu konuda şöyle buyuruyor:

إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا
"Şüphesiz ki biz ona (doğru) yolu gösterdik. Ya şükreder ya da küfreder." (İnsan: 3)

-u Teâlâ'nın mülkünde meydana gelen her şey -u Teâlâ'nın dilemesiyle ve iradesiyledir. Fakat -u Teâlâ kulları için küfürden razı olmamış, onlara küfrü emretmemiş, bilakis onu kendilerine yasaklamıştır. Onlara sadece imanı emretmiş ve sadece imandan razı olmuştur.
Muhakkak ki -u Teâlâ, yeryüzünde ne olduğunu ve ne olacağını bildi. O’nun ilminde bir değiştirme ve bir değiştirilme kesinlikle olmaz. Şüphesiz ki O her şeyi bilendir. Bir şey daha olmadan önce nasıl olacağını ve ne zaman olacağını bilir.
-u Teâlâ'nın ilminde geçmiş zaman, şimdiki zaman ve gelecek zaman diye bir zaman kavramı yoktur. Zira her şeyin ilmi O’nun katındadır. Bu nedenle daha insanı yaratmadan önce onu yaratmasından sonra onun nasıl olacağını; iman mı edecek yoksa küfre mi girecek, iman üzere mi yoksa küfür üzere mi ölecek bilir. Öyle ki -u Teâlâ bu ilmini Korunmuş kitabında (Levhi’l Mahfuz’da) yazmıştır. Bu yazdığında ise asla değişme olmayacak ve her şey yazmış olduğu şekilde gerçekleşecektir.
Fakat -u Teâlâ'nın Levh’il Mahfuzda yazması kulu, iman üzere  ya da küfür üzere olmaya zorlaması manasında değildir.  Çünkü -u Teâlâ kula imanı seçme veya küfrü seçme hürriyeti vermiştir. Böylece onun bu seçimine göre onu hesaba çekecek ve onu ya cezalandıracak veya mükafatlandıracak.
İnsan imanı veya küfrü ancak -u Teâlâ'nın ona vermiş olduğu serbest iradesiyle seçer. -u Teâlâ'nın kulların yaratılmalarından ölümlerine kadar olan fiillerini onları yaratmadan önce ve o fiilleri yapmalarından önce yazmış olması bu fiilleri yapmaya onları zorlamış olması manasına gelmez. Zira -u Teâlâ her şeyi bilmektedir. Onun ilmi yeni bir ilim değildir. -u Teâlâ'nın ilminde geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman kavramı söz konusu değildir.
-u Teâlâ'nın kulların amellerini onlar yapmadan önce bilmesi onları zorlayıcı bir ilim değildir. Levh’il Mahfuz’da yazması ise kullarıyla ilgili bildiğini yazması olup onları zorlayıcı bir yazı değildir.
 -u Teâlâ'nın istediği İslam ve imanı, hiç bir karışıklık, hiç bir kapalılık ve hiç bir çarptırma olmaksızın açık bir şekilde açıkladıktan ve bunun için gerekli şartları belirttikten sonra bir önceki gibi gerçekten çok önemli olan bir başka mevzuya geçiyoruz.
Bu ise; mü’min bir kimsenin, -u Teâlâ'ya mü’min ve müslüman olarak kavuşabilmesi için bu imanı ve İslam’ı nasıl muhafaza edeceğidir.

 
Logged
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5731



« Yanıtla #1 : Şubat 14, 2012, 10:55:31 ÖS »

Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: