Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: HZ.HATİCE PEYGAMBER EFENDİMİZİN İLK EŞİ  (Okunma Sayısı 16750 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Faruk
Ziyaretçi
« : Kasım 16, 2008, 07:18:03 ÖS »

Hz. Hatice: Mesajın ve Risaletin İlk Tanığı
31.07.2008 02:09
İslâm tarihi, Hz. Muhammed (s)'in Yüce tarafından elçi olarak seçilmesi ve vahiy almasıyla başlar. Tarihe ve topluma, iletilen bir bildirimle gerçekleşen bu müdahale ve mücadelede, 40 yaşındaki elçinin yanı başında onurlu ve vakarlı bir kadın yer almıştır.
Hz. Muhammed'in Hira yolundaki azığını o hazırlamış, evdeki dinginlik ve güzelliği o besleyip büyütmüş, onun titreyen ellerini ilk önce o tutmuş, onun üstünü o örtmüş, onu uyandırıp donatarak davete o yollamış, onun yediği tekme tokatları ve küfürleri o savuşturmuş, onun yaralarını ağlayarak ilk önce o sarmış, onunla birlikte Kâbe'ye ilk kez o yürümüş, onun mesajını kadınlara ve karşılaştıklarına ilk kez o ulaştırmış, onun gözyaşlarına o eşlik etmiş, onun dualarına ilk kez ellerini o kaldırmış, onun çağrısına yönelen köleleri, mahrum ve müstezafları ilk kez o doyurmuş, Mekke'nin en zengin kadınıyken bütün varlığını harcayarak onunla birlikte karnına taşları ilk kez o bağlamış, bir yetim olarak başkalarının evinde büyüyen bir adamın içindeki yaraları ilk kez o görüp dinlemiş, tevhid mektebinde tertemiz bir çocuk olarak büyüyen Ali'ye ilk kez o kol kanat germiş, zorba müşriklere onurlu ve başı dik bir şekilde haykıran ilk kadın o olmuş, dahası âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberin ilk yâranı, yoldaşı ve bağlısı o olmuştur.
İkinci bir Hira'dır Hz. Hatice. Mektebin hazırlayıcısı, kurucusu ve aynı zamanda ilk hanım öğretmenidir.
Bir peygamber eşi olmasının yanında, bir kadın ve Müslüman olarak da değerli ve örnekliği sürdürülebilir vasıflara sahiptir. İyi yetişmiş, akıllı, dünyayı tarazlayan bakışlara sahip, kendi hayatını biçimlendirip anlamlandırabilen biridir. Kararlı, onurlu ve kurucu bir özne olmayı; hak edilmiş bir bilinç ve sezgiyle gerçekleştirebilen ideal bir kadın, örnek bir kişiliktir.
Kirli ve yozlaşmış Mekke ortamında kendisi olmayı başarmıştır. Ticaretle uğraşmış, kimseye yük olmamıştır. Dikkatli, donanımlı ve özgüven sahibidir. Kendisiyle evlenmek için can atan onca kibirli adamı reddetmesinin yanı sıra, izleyip güvendiği ve zamanla hayranlık ve sevgi duyduğu bir insana, itirazlara rağmen evlenme teklifini o götürmüştür. Ki tarih; o yetim, yoksul ve mahzun adamın çölün ortasındaki küçük bir evde büyüyüp çoğalan çığlık ve çağrısında, ona eşlik eden o güzel ve temiz simayı hâlâ örnek göstermekte ve adını saygıyla anmaktadır.
KISA BİYOGRAFİSİ
556 yılında Mekke'de doğduğu kabul edilmektedir. Birçok kaynakta, Kureyş eşrafından biri olarak kabul edilen babası Huveylid'in, Ficar savaşından önce öldüğü rivayet edilmektedir. Annesi, Fâtıma bint Zâide'dir.
Hz. Hatice, üstün iffetinden dolayı, Müslüman olmadan evvel "Tâhire" lakabıyla anılmış, "Kübrâ" sıfatı ise Rasulullah'ın en büyük hanımı olması nedeniyle sonraki dönemlerde kullanılmıştır.
Hatice evlilik çağına gelince, amcasının oğlu Varaka b. Nevfel ile evlendirilmek istenmiş; fakat bu gerçekleşmemiştir. Hz. Muhammed (s) ile evlenmeden önce iki evlilik yapmıştır. İlk olarak Ebu Hâle Hind b. Zürâre et-Temimî ile evlenmiş; bu evlilikten Hz. Peygamber (s)'in şemailine dair rivayetiyle tanınan ve onun terbiyesinde yetişen Hind adlı oğlu ve bir de kızı olmuştur. Daha sonra Atik b. Âbid el-Mahzumî ile evlenmiştir. İkinci kocasının ölümü üzerine, Kureyş'in ileri gelenlerinden bazıları, Mekke'nin en soylu, en zengin ve en güzel kadınlarından biri olan Hatice ile evlenmek istemiş; ancak o bunların hepsini geri çevirmiştir.
Hatice, güvendiği kimselerle ortaklaşa ticaret yaparak hayatını sürdürmüştür. Bu esnada, tanıdıklarının önerisi üzerine, çevresinde üstün ahlâk sahibi ve güvenilir bir genç olarak tanınan Hz. Muhammed ile bir ortaklık anlaşması yapmış ve kölesi Meysere'yi de hizmetine vererek Şam'a gitmesini istemiştir.  Dönüşte, Abdullah oğlu Muhammed'in, hem başarılı bir tacir hem de dürüst ve doğru sözlü bir insan olduğuna karar vermiştir. Bu konuda kendi gözlemleri ve yorumlarıyla yetinmeyen Hatice, kölesi Meysere'den de bu yeni ortağının ahlâkı ve davranışları hakkında ayrıntılı bilgi edinmiştir. Gözlemleri, izlenimleri ve soruşturmaları sonucunda, bu genç ve dürüst adama karşı hem bir hayranlık hem de içten içe bir sevgi duymaya başlayan Hatice; bir süre sonra ona evlenme teklif etmiş ve teklifinin kabul edilmesiyle büyük bir mutluluk duymuştur.
İleride, 'ın insanlar arasından seçtiği son elçi sıfatıyla tarihin akışını değiştirecek olan yirmi beş yaşındaki Muhammed, aldığı bu teklifi amcalarına götürmüş ve onların görüşünü de almak istemiştir. Ebu Talib ve kardeşleri bir toplantı yaparak evliliği uygun görmüş, 400 veya 500 dirhem (bazı kaynaklarda ise yirmi dişi deve) vererek, Hatice'nin amcası Amr b. Esed'in de katılımı ve tanıklığıyla, evliliğin gerçekleşmesine yardımcı olmuşlardır. Kimi kaynaklarda, Hatice'nin babası Huveylid'in bu evliliğe razı olmadığı, kızının Ebu Talib'in "çulsuz yetim"iyle evlenmesinin kendilerini küçük düşüreceğini söylediği; bu nedenle merasimden önce içki içirilerek sarhoş edildiği, daha sonra da Hatice tarafından ikna edildiği rivayetleri de yer almaktadır.
Bu evlilik sırasında Hatice'nin kırk yaşında olduğu genelgeçer bir kabul haline gelmiş durumdadır. Fakat onun bu sırada otuz yedi hatta yirmi sekiz yaşında olduğunu ileri süren rivayetler de vardır ve bunlar İbn Sad'ın Tabakat'ında zikredilmektedir. Bu rivayetler yabana atılmamalıdır; zira hepsi de İslamiyet'ten önce olmak üzere Hatice'nin bu evlilikten yedi çocuk sahibi oluşu gerçeğiyle daha çok bağdaştıkları görülmektedir.
Hz. Muhammed ile Hatice'nin ilk çocukları olan Kasım iki yaşında ölmüştür. Rasulullah, Ebu'l Kasım künyesini onun adından almıştır. En büyük çocuklarının Zeynep olduğunu söyleyenler de vardır. Daha sonra Rukıyye, Ümmü Külsûm ve ileride Hz. Ali ile evlenecek olan Fâtıma doğmuştur. Çocuklarından Tayyib (Abdullah) ile Tâhir, nübüvvetten önce vefat etmiştir. Belazurî, İbn Abdülber, Mizzî gibi bazı kaynaklarda Abdullah, Tâhir ve Tayyib'in aynı çocuk olduğu, İslâmiyet'ten sonra doğduğu için bu çocuğun Tayyib ve Tâhir lakabıyla anıldığı kaydedilmektedir.
İLK EŞ, İLK MÜSLÜMAN, İLK YOLDAŞ
Hatice'nin destek ve güveni, sahip olduğu itibar ve ekonomik güç, Hz. Muhammed'in hayatında dünyevi bir sükûnete ve manevi bir arayışa olanak sağlamıştır. Risaletten önce Hz. Muhammed'in Mekke'den uzakta, özellikle Hira'da tefekkür ve ibadet ettiği günlerde Hatice onunla hep meşgul olmuş, eve dönmesi geciktiği zamanlarda hizmetkârları aracılığıyla ona ulaşmıştır. Onun, Hz. Muhammed'in hayatındaki en önemli rollerinden biri, peygamberlik geldiği zaman kendisine herkesten önce inanması ve onu bütün varlığıyla eşini desteklemesidir.
Kaynaklarda, Hz. Muhammed'in Hira mağarasında Cebrail'le karşılaşması ve vahiy almasıyla ilgili aktarımlar farklı rivayetlerle işlense de hemen hemen tamamında Rasulullah'ın Hatice'ye yönelmesi ve şaşkınlığını hatta korkusunu onunla paylaşması benzer ifadelerle dile getirilmektedir. Hz. Hatice onu sakinleştirmeye çalışmış, güvenini ve inancını dile getirmiş, örnek alınacak bir eş ve yoldaş olgunluğuyla hareket etmiştir. Buhari ve Müslim başta olmak üzere birçok kaynakta geçen şu sözler, Hz. Hatice'nin eminliğini ve yüceliğini gösterdiği kadar Hz. Muhammed'in örnek kişiliğinin ve günlük hayat pratiğinin önemli ipuçlarını da barındırmaktadır:
 "Yemin ederim ki seni hiçbir zaman utandırıp üzmez. Çünkü sen akrabanı gözetirsin. Doğru konuşursun. İşini görmekten âciz kimselerin elinden tutarsın. Yoksulları kayırırsın. Misafirleri ağırlarsın. Haksızlığa uğrayan kimselere yardım edersin."
İnsanların Rasulullah'a vahyin mahiyetini ve ilk günlerde yaşadıklarını sorması muhtemeldir ve Kur'an'da da bu konuyla ilgili çok sayıda işaret söz konusudur. Yine muhtemeldir ki 'ın şerefli elçisi, ilk günlerde evde konuşulup yaşananları da arkadaşlarıyla paylaşmış ve Hz. Hatice'nin güzel ve huzur veren söz ve davranışlarından da söz etmiştir. Zamanla kimi değişmelere uğrama ihtimali olsa da Hz. Hatice'nin tavrı ve özlü sözleri çağlarüstü güzelliklerle doludur. "Güzel bir ahlâk" üzere olan Rasulullah'ı betimleyen bu sözler, sıradan bir siyer bilgisi olmasının ötesinde, ilk ve en büyük davetçinin yol azığını nelerin oluşturduğunu göstermesi açısından daima önemsenmeli ve güncelleştirilmelidir.
Buhari'nin Sahih'inde, Hatice'nin daha sonraki etkinliği hakkında da rivayetler yer almaktadır: Evdeki ilk teskin çabalarından sonra Hz. Peygamber (s)'i alıp amcasının oğlu Varaka b. Nevfel'e götürmüştür. İbranice bilen, Tevrat ve İncil'i okuyabilen, daha önceleri Hıristiyanlığı kabul etmiş olan bu âlim, Rasulullah'ı dinledikten sonra, ona görünen meleğin bütün peygamberlere vahiy getiren melek olduğunu söylemiştir.
Hz. Hatice, "Senin 'ın resulü olduğuna şehadet ederim." diyerek Müslümanlığı kabul etmiştir. Yeryüzünde sadece üç Müslümanın bulunduğu İslamiyet'in ilk günlerinde, Rasulullah ve Hz. Ali ile birlikte bazen Kâbe civarında, bazen de evinde ibadet etmiştir.
Rasulullah'ın ilk eşi ve İslâm'ın ilk inananı olan Hz. Hatice, müşriklerin zulüm ve zorbalıkları karşısında Hz. Muhammed (s)'i hiç yalnız bırakmamıştır. Sıkıntılara onunla birlikte göğüs germiş, onunla birlikte sevinmiş, onun gözyaşlarına eşlik etmiş, onunla birlikte davette bulunmuştur. Mekkeli müşriklerin Müslümanlara boykot uygulayıp kuşattıkları sürede de Hz. Peygamber (s) ile birlikte üç yıl boyunca muhasaraya göğüs germiştir. Servetini onun davası uğrunda harcamaktan da asla geri durmamıştır.
Hz. Hatice, kimi zaman hayatın getirdiği sıkıntılarla, kimi zaman da İslam düşmanlarının eziyetleriyle karşılaşan fakat daima örneklik ve mutlulukla pekişen yaklaşık yirmi beş yıllık bir evlilik hayatından sonra, hicretten üç yıl önce vefat etmiştir. Hz. Peygamber (s), onun vefatından üç gün önce amcası Ebu Talib'i de kaybettiği için iki büyük destekçisini yitirmiştir. Amcasından sonra eşini de kaybeden Hz. Muhammed (s)'in çok üzüldüğü, günlerce ağladığı ve bu yıla "hüzün yılı" dendiği, birçok kaynakta geçmektedir.
Siyer ve tarih müellifleri; Hz. Peygamber (s)'in, kendisinden sonra başka hanımlarla evlendiği halde Hz. Hatice'yi hiçbir zaman unutmadığını, ilk eşinin fedakârlığını ve dostluğunu her fırsatta dile getirdiğini aktarmaktadırlar. Hatta bizzat Hz. Âişe'nin kendi ağzından, onun Hz. Hatice'yi kıskandığını, bu vefa duygusunu ve sevgiyi hazmedemediğini aktaran rivayetler bulunmaktadır. Hz. Hatice'nin aleyhinde konuşulmasından rahatsız olan Rasulullah, Hz. Âişe'nin kendisini ondan hayırlı görmesini tasvip etmemiş, davasına kimsenin inanmadığı günlerde onun yanı başında olduğunu, halkın kendisini yalanladığı sırada onun tasdik ettiğini, hiç kimsenin kendisine bir şey vermediği bir dönemde onun İslâm davasını bütün varlığıyla desteklediğini, üstelik diğer eşlerinden çocuğu olmadığı halde 'ın kendisine ondan çocuk verdiğini söylemiştir. Onun, ümmetin en hayırlılarından olduğunu dile getiren Rasulullah, o hayatta iken bir başka kadınla evlenmemiştir.
Hz. Hatice, hangi mezhep ve meşrebe bağlı olursa olsun bütün Müslümanlar tarafından sevilip sayılmış, Arap olan ve olmayan İslam toplumlarında Hatice adı kız çocukları için yaygın bir isim haline gelmiştir.
ALİ DEĞİRMENCİ
Haksöz-Haber
Logged
güliçkimi
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : Ağustos 01, 2009, 09:11:16 ÖS »

 
Logged
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5947



« Yanıtla #2 : Ağustos 02, 2009, 10:22:16 ÖS »

 
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: